" Abla? Ne oldu? " Nazlı'nın oldukça telaşlı çıkan sesi daldığım düşünce aleminden çekip çıkarırken beni " Hiç" diye yanıt verdim, ne diyeceğimi bilmeden, oldukça tuhaftı içimde oluşan hisler, bir çizgide asılı kalmıştı bedenim, karmakarışık bir hal almıştı vücudumun gösterebileceği bütün tepkiler, kızgınlık ile mutluluk arasında gidip geliyordum. Kızgındım! İnsan öperken bir haber vermez mi? Diye. Mutluydum ama işte onun sebebi muamma idi. Alışık değildim ki ben böyle şeylere eh doğal olarak her şeye yavaş, yavaş alıştırıldığım gibi buna da yavaş alıştırılmamdı isteğim.
" Abla olmuş bir şeyle... Tövbe Estağfurullah kız bana bak! Evlenmeden yapmadınız dimi? "
Ben ne dert de idim kız kardeşim ne fitnelik peşinde, hayır bir tek benim kardeşimin mi aklı böyle çalışıyordu? Yoksa bütün kız kardeşler en az Nazlı kadar fitne ve fesatmıydı?
" Saçmalama be!" dedim suratımı buruştururken, bu defa cidden saçmalamıştı ben daha öpüşmeyi kaldıramazken o nasıl başka bir şeyleri yapabileceğimi düşünebilirdi?
" Olmadı bir şey!"
" Onca yıllık ablamsın. Bir şeylerin olup olmadığını yüzündeki mimiklerden anlayabilirim değil mi? Şimdi! söyle bakalım ne oldu?" Yüzüm alev alıp yanarken dizlerimi kapatan yorganı sıkıca kavrayıp utana sıkıla " Öptü beni " dedim ve ardından avuçladığım yorganı kafama kadar çekerken kendimi yatağa adeta gömdüm, olanı söylemiştim söylemesine ama yüzümdeki bu gülümseme de neydi böyle? Alt dudağımı dişlerim arasına alıp gözlerimi sıkabildiğim kadar sıkarak kapattım.
" Ne yani sen onu öpmedin mi?" Nazlı'nın söylediği sözler ile gözlerimi kocaman açarken kafama çektiğim yorganı hızla kaldırıp tekrar oturdum.
" Kızım manyakmısın? Ben ne anlarım öpüşmekten? Hem görmüyormusun nasıl kızgınım?"
Nazlı oldukça büyük bir kahkaha atınca ne söylediğimi düşünmedim değil, komik bir cümle kurmamama rağmen deli gibi gülen kardeşime de sinirlenip kendimi tekrar gömdüm yatağa, sorun ya bendeydi yada Nazlı'da. Annem gelip ne gülüyorsun diye sorunca ne diyecekti acaba?
" Ay abla Allah iyiliğini versin emi? Kızgınmış(!) hasbam, yüzündeki aptal gülümseme ne o zaman? " Hain kardeşimin imasını göz ardı edip konuyu asıl meseleye getirdim yatağa gömdüğüm bedenimi bir nebze bile oynatmadan.
" Ayrıca sen ve Elif benimle konuşmayın bundan sonra."
Az önce dalga geçen kardeşimin sesi bir anda ciddileşirken ne oldu diye sordu içtenlikle ve ben de aynı içtenlikle yanıtladım bu gerekli soruyu. " Siz nişanlılarınızı gizli, gizli eve alın ve bunu bana söylemeyin, anlamış oldum bana ne kadar güvendiğinizi."
" Ablam canım, bak tamamen yanlış anladın, yeminle öyle düşünmedik..." Nazlı konuşmaya devam edecekti ki odamın kapısı bir anda açıldı annemin her zaman ki bıkkın sesi yankılanırken ben Aziz gittiği için şükürler ediyordum.
" Kız sabah oldu ne işiniz var hala ayakta? Çabuk yatın! Akşam yatmaz, sabah kalkmazlar sizi!"
Nazlı anneme tamam dese de yatmadan önce bana biraz daha dil döktü tabii ben umursadım mı? Kesinlikle hayır!
" Abla? Sana diyorum ya! Yapma böyle bak üzülüyorum." Ben yatakta kıpırtısız yatmaya devam edince eh birazda annemin korkusundan pes edip yerine geçti Nazlı, yaptıkları şeye cidden kırılmıştı kalbimin bir yanı neden bana söylememişlerdi ki? Bana olan güvenleri bu kadarmıydı? Telefonumun bir kere daha çalınca Nazlı ve Elif'e olan kırgınlığımı bir kenara bırakıp ana odaklandım, arayanın Aziz olduğunu biliyordum da telefonu açmak konusunda oldukça büyük endişelerim vardı. Nasıl konuşacaktım şimdi ben bu adamla? Utanırdım ki ben! Neyse ki birkaç çalış sonrası kapanmıştı telefon uyuduğumu düşünmüştü besbelli Aziz, bu geceyi bu şekilde atlatmıştım peki ya yarın geldiklerinde?
Uyku gözlerime gelmemekte inat etmeye devam ederken saat de sabahın altısını gösterdi, güne en erken başlayan aile ferdi olarak yataktan çıkıp mutfağa geçtim önce çayı koydum sonrasında her zamanki gibi dolaptan kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. Genelde evde en erken kalkan isim olan Annem uyanıp beni mutfakta kahvaltı hazırlarken gördüğünde şaşkınlığını gizleyemeyen bir ses ile konuştu.
" Nisa? Kızım hayırdır evleneceğin zaman mı gün göstermeye karar verdin?" bir insan şaşırdığı anda bile laf sokabiliyor ise bilin ki o kişiye ANNE deniyordur! Azcık sitem ile hem takılan hem de alttan, alttan laf sokan Anneme kocaman gülümseyip kollarımı boynuna doladım. Yanaklarına birer öpücük kondururken de ekledim.
" Eh, beni başından attığında aslında ne kaybettiğini anla istiyorum Halide sultan."
Yine başından atmak ile ilgili konuştuğum için sinirlenince mevzuyu uzatmadan kıkırdayıp odama döndüm. Tam Nazlı'yı uyandırma kararı almıştım ki gece öğrendiğim ve beni kıran şey aklıma gelince vazgeçip gerisin geri mutfağa gidip kahvaltıyı hazırlamaya devam ettim. Yaklaşık bir saatin sonunda Annem evde kim var kim yok ise dikmişti ayağa ee bugün hısımları gelecekti vesselam, bunun temizliği vardı, hazırlığı vardı herkes sabahın köründe kalkmalıydı.
Nazlı uyanır uyanmaz mutfağa gelip arkamdan sarılırken olabildiğince umursamaz görünmeye çalışıp yüz bile vermedim. Yaptıkları şeyin benim için ne kadar kırıcı olduğunu anlasın istiyordum.
" Ablaların en güzeli? Ne yapıyorsun bakalım?" diye sorduğunda duymazlıktan gelip anneme seslendim.
" Anne! Herkes kalktı mı? Açayım mı sofrayı?"
" Abla bak ayıp ediyorsun vallahi üzülüyorum, bana acımıyorsun hadi yeğenine de mi acımıyorsun? Ben üzülünce o da üzülüyor."
Yaptığı duygu sömürüsüne tepkisiz kalamayarak " Yeğenimi bu işe karıştırma!" dedim.
" Tamam, sen de bana küsme o zaman, hem hepsi Elif'in suçu o dedi ablamı bu işe bulaştırmayalım diye."
Nazlı'nın belime doladığı kollarından kurtulup çekmeceyi açarak sofrayı aldım, adımlarımı içeriye yöneltirken yüzümü buruşturup söylendim.
" Satıcı pislik!"
" Abla!" diye bağırarak peşimden gelen Nazlı içeriye ulaştığımda beni koltuğa doğru sürükleyip yatırdı ve ardından resmen üzerime oturup gıdıklamaya başladı bir yandan da özür diliyor affedip etmediğimi soruyordu. Ben ise hem gülüyor hem de " Hayır!" diye haykırıyordum sesimiz evi doldururken Annem de duymuş olacak ki kapı ağzından bağırdı.
" Eşek kadar oldunuz, biriniz evli biriniz evlenmek üzere, şu halinizi Allah'tan görücüleriniz görmüyor başıma kalırdınız vallahi kimse de almazdı. Terliği elime aldırmayın sabah, sabah!" Annemin hoşuna gidiyordu bu hallerimiz, bunu hepimiz gibi kendisi de biliyordu ama şımartmamak için olsa gerek dile getirmiyordu.
Küçüklüğümüzden beridir kızlar ile her kavgamızda annemden duyduğumuz şeyler belirli idi.
" Bir evde iki kız biri iğne, biri biz ben de dört tane var. El deliye hasret ben akıllıya, bıktım sizden Bıktım!" olurdu ve ardından o muhteşem terlikleri ile bizi ayırırdı. Annelik işte...
Nazlı Elif ve benim aramızda pek bir yaş farkı olmadığından özellikle ergenlik dönemimiz fazlasıyla şiddet içerikli geçmişti bir türlü anlaşamıyorduk üçümüzde ama o ikisi evden ayrıldıklarında okula bile gitseler yarım kalıyordum resmen. Ergenlik dönemi kadar şiddetli olmasa da sonralara doğru kavgalar azalsa da tamamen bitmiş değildi tıpkı şimdi olduğu gibi...
Nazlı annemin uyarısı ile gıdıklamayı bıraktığında altından kalkıp hala elimde sıkı sıkya tuttuğum sofrayı serdim " O iler o kadar kolay değil." Derken. Nazlı derin bir of çektikten sonra " Ne istiyorsun affetmek için? Söyle ne istersen yapacağım!" diye yalvarmaya başladı. Bir şey istemiyordum aslında sadece biraz süründürmekti niyetim bu yüzden omuz silkip mutfakta duran hazırladığım tepsiyi getirdim. Nazlı oflayıp poflamaya devam ededursun maaile kahvaltı sofrasına kurulmuştuk bile. Yine bol sohbetli
, Nazlı'nın barışma çabaları ile dolu neşeli bir kahvaltı sonrası Annemin talimatı üzerine evi temizlemeye başladık. Anlamadığım şeyler arasında ilk sıraya yerleşenlerden biri de Annemin sürekli temizlik yapmasına rağmen bir misafir geleceği zaman evi yeniden baştan aşağı kaldırıp indirmesiydi. Misafir davet ettiğinde bir gün önce temizlik yapmış bile olsa Annemin ' Aman ev temiz bu gün de temizlik yapmayalım ' dediğine şahit olmamıştım bu güne kadar. Tuhaftı benim Annem ama yapacakta bir şey yoktu hani, Annedir ne yapsa yeridir hesabı. Elif olmayınca benimde onlara yardım etmem gerektiğini düşünüp ufak tefek yapabildiğim kadarıyla iş yaptım, ikindiye yakın bitirebilmiştik temizliği tabii bu sırada Nazlı'yı da affetmiştim hem ne kadar küs kalabilirdi ki kardeş kardeşe değil mi? Sabahtan öğlene kadar süründürmüştüm bence bu ona fazlasıyla yeterliydi. Temizliğin ardından birer yorgunluk kahvesi içip akşam yemeğini hazırlamaya koyulduk, Aziz ve ailesi yemeğe gelmiyorlardı bu yüzden hafif bir yemekle geçiştirilecekti bu günün akşam yemeği. Akşam olup babam eve geldiğinde hızlı bir şekilde yemek yendi Nazlı ve ben bulaşıkları Esra'ya yıkıp hazırlanmak için odama geçtik.
Havalar ufaktan soğumaya yüz tuttuğundan Nazlı kot pantolon ince bir sweet ve hırka giydirmenin mantıklı olacağını düşündü on birinci aydaydık fakat neredeyse kar yağacakmış gibi ayaz vardı havada. Sonunda Nazlı bir şeyleri yakıştırıp kombine ettiği kıyafetlere uygunda bir makyaj yaptıktan sonra saçlarımı açık bıraktı. Tabii ben toplamak istemedim değil ama bir daha bana yardım etmemek ile tehdit edince el mahkum sus pus istediğini yapmasına izin verdim. Sonuçta daha bir çok kez işim düşebilirdi benim fırsatçı kardeşime.
Sonunda beni tamamı ile hazırladığından emin olduğunda kendisi de eşofmanlarını çıkarıp kıyafetlerini giyindi, tüm aile hazırlandıktan sonra oturma odasında toplanıp gelecek olan misafirlerimizi beklemeye koyulduk. İçim kıpı, kıpır olurken Aziz ile utanmadan nasıl konuşabileceğimi düşünüyordum. Duvarda duran saatin ritmi kulaklarımı tırmalarken kalbimin atış ritmi değişmişti zaman yaklaşıyordu Aziz gelecekti ve ben ne yapacağımı bilmez bir halde idim.
Sonunda saat 20:00 civarıydı sanırım kapı zili çaldı, işte o an kaburgalarımın altında atması gereken kalbim gırtlağıma tırmanıp kendine bir yer bulduktan sonra orada saatte 300 km ile atmaya başladı. Önde babam olmak üzere maaile karşılama komitesi gibi, kapıya ilerledik bana gelince sabah küs olduğum kız kardeşim Nazlı'nın koluna girmiş kendimi saklayabildiğim kadar saklamaya çalışıyordum. Kapı açıldı ve neyse ki erkekler fazla oyalanmadan içeriye geçti derin bir nefes verip şimdilik kurtulduğumu düşünerek Sevgi annemin elini öptüm ve her zaman olduğu gibi Sinem ile sarıldık. Annem ve Sevgi annemi de içeriye yolladıktan sonra biz kızlarla birlikte mekanımız mutfağa yöneldik. Sinem'de öğrenmişti artık mutfağın kızlar mekanı olduğunu ki davet etmemize gerek kalmadan en önde o gidiyordu.
Nazlı ve Sinem çayı koyarken bir yandan da bana soru sorarken laf çakıyorlardı.
" Kız abla? Seninki geldi gördün mü?" diyen Nazlı'ya " Ay ne çok özlemiştir bunlar birbirlerini " diyen Sinem eşlik etti. Pekala bunların ikisi de birbirinden edepsizdi daha fazla dayanamayıp " He bacım, gördüm. Pek bir yakışıklı göründü gözüme. " dedim alaycı bir sesle onlar utanmıyordu madem ben neden utanacaktım ki değil mi? Nazlı ufak kıkırtılar ile verdiğim cevabı sindirirken ben yüzümü Sinem'in sesinin geldiği yöne çevirip " Ay hiç sorma Sinem. Hasretinden ölüyorum, şu an bi gelse bi sarılsam nasıl rahatlayacağım anlatamam." Dedim aynı alaycı sesimi kullanarak.
" Kıyamam ben sana biricik yengem, hiç merak etme ben birazdan görüştüreceğim sizi." Derken Sinem ardından Nazlı konuşmayı üstlendi.
" Sinem bacım bu kız kurusu kudurmuş, bak! Ağbinle bunu sakın yalnız bırakma evlenmeden çocuk olur maazallah, ben şu an gördüm o potansiyeli gözlerinde." Diyen kız kardeşim olacak şırfıntıya yüzümü buruşturdum. Bir insan ancak bu kadar hain olurdu başka da olamazdı vesselam. Sinem ile Nazlı kahkahalara boğulurken sesleri içeriye gitmesin diye de oldukça çaba harcıyorlardı. Etrafında kim var kim yok ise kendine benzetiyordu Nazlı, Hoş! Sinem'in de ondan kalır yanı yoktu bu yüzden böylesi muhteşem ikili olmuştu ya bunlar.
Daha fazla uzatmayıp konuyu değiştirdim zira ikisi de söylediğim her sözden farklı manalar çıkarıyorlardı, ben dün gece yaşadığım şeyin hezimeti altında ezilirken bunların dertleri apayrıydı.
" Ee Sinem? Benim için gelinlik baktın mı?" dediğimde konu benimle Aziz'den tamamen uzaklaşmış gündem yaratmıştı resmen. Zira ikisi de gelinlik bakmadıkları için dövünmeye başlamışlardı bile. Onlar kendi aralarında koyu bir sohbete tutuşadursunlar ben birazdan Aziz ile nasıl görüşeceğimi düşünüyordum. Niye yapmıştı ki sanki bunu? Ben bu utanç ile nasıl duracaktım onun yanında? Sarılmak, yanaktan öpmek neyse de dudaktan öpmek için çok erkendi be en azından sorması gerekliydi, damdan düşer gibi dudaklarıma abanmak da neydi?
Çaylar hazır olunca Sinem ve Nazlı ikramlıkları da hazırlayıp içeriye geçtiler, aile büyükleriyle konuşmadığı için Aziz benimle evlilik tarihimize dair bir şey paylaşmamıştı bu gün o tarih belirlenecekti ve ben utanç içinde kıvranıyordum lakin ziyadesiyle de merak ediyordum düğünümüzün olacağı günü.
Sinem Nazlı ile kafa kafaya verip Annemden, Annem ise babamdan müsaade aldıktan sonra Aziz yine benim odamda buluştuk. Dün gece yaşadıklarım aklıma geldikçe iki büklüm olup duruyordum, ağzımı tabiri caizse bıçak açmıyordu Aziz'in de benden farkı yoktu. Bir süre sessiz, sessiz oturduk. Aziz ilk tanıştığımızda olduğu gibi sandalyeye oturmayı tercih etmişti bu defa, iyi de olmuştu hani ben bu kadar utanç içindeyken yanıma otursa kalp krizinden ölürdüm sanırım. Sonunda Aziz derin bir nefes alıp " Off " diye bıraktı ne yani benim konuşmamı falan mı bekliyordu? Üstelik o yaptığı şeyden sonra? Oturduğu yerden kalkıp yanıma yani yatağıma oturdu birkaç kez konuşmak için ağzını açıp nefes alsa da her seferinde başarısız oldu, ben mi? Başımı eğebildiğim kadar eğmiş utancımın verdiği ezikliği sonuna kadar yaşamakla meşguldüm.
" Küsmüsün bana?"
Sonunda bana soru sorarken Aziz, yüreğimin en derinini titretmeye yetmişti sesi sessiz bir " Cık" ile cevap verdim. Zira küs değildim. Konuşacak yüzüm yoktu sadece.
" Nerede o zaman benim Nisa'm?"
Sevdiğim benden kelimeler beklerken dilim lal olmuştu o an sustum ben de, dilimin lal oluşuna sonuna kadar saygı gösterip sustum bilmiyordum ki bu durumda ne denir, ne söylenir...
" Özür dilerim... Dünde söyledim seni incitmek değildi niyetim tutamadım kendimi güzel gözlüm affetsen olmaz mı?"
Aziz'in sesindeki masumiyeti elimi kaldırsam tutacaktım sanki, gün içinde Nazlı ile de konuşmuştuk bu durumu " Öpüşmek aşkın en büyük göstergesidir abla." Demişti. Lakin gel gör ki elimde değildi utanmamak.
" Affedilecek bir şey yapmadın biliyorum ben..." dediysem de devamı gelmedi sözcüklerin, insan neden bu denli çekinirdi ki utancını dile getirmekten?
" Sorun ne o zaman sultanım? Neden dünden beri sesinden bile mahrum ediyorsun beni? Neden bir gülüşünü çok görüyorsun? Ben İzmir de iken aramızda kilometreler vardı ama benden bu denli uzak değildin, sırf öptüm diye mi benimle arana ördüğün bu duvar? Gerekirse sana dokunmam bile ama benden böylesine uzaklaşma ne olur."
Aziz'in söylediği her söz bir ok misali kalbime saplanırken acısını ciğerlerime kadar hissettim, ne mesafesinden bahsediyordu ki? Ne duvarından? Onunla bir saniye bile ayrı kalmak istemezken ben, nasıl düşünebiliyordu bunu?
" Saçmalama!" diye itiraz ettim eğdiğim başımı kaldırırken, ellerimin yardımı ile yüzünü bulup avuçlarım arasına alırken de ekledim. " Nasıl düşünürsün bunu? Benim seninle arama mesafe koyduğumu, yada duvar ördüğümü nasıl düşünürsün? Utanç benimkisi Aziz sadece utanç, bilmiyorum ben böyle şeyleri, daha önce yaşamadım, seninle yaşadığım her ne varsa benim için ilk anlıyormusun? Ben seninle tecrübe ediyorum bazı şeyleri ve benim tecrübe edişlerim diğer insanlardan farklı, bilmediğim bir şeye dokunurken korkuyorum birinin bana onun zararlı olmadığını anlatmasına ihtiyacım var. Yaptığın şeye zararlı demiyorum ama yeni ve ilk defa tecrübe ettiğim bir şey, korktum, ürktüm, utandım sessizliğim bu yüzden yüzümü kaldıramıyorum neden korktuğumu da bilmiyorum yada neden utandığımı bilinçsizliğimi, bilmeyişimi böyle yorumlaman zoruma gider... Yapma!" Sonlara doğru kısıldıkça kısıldı sesim, parçalanan kalbimin her bir parçası tekrar parçalandı, gözümde biriken ve akmak için can atan gözyaşlarımı serbest bıraktım, içimin acısı başkaydı besbelli ama dile getirişim? O bambaşkaydı acıyı nasıl anlatırdı ki insan? Hele ki içinde oluşan gözle görülmeyen bir yaranın acısını? Ellerimi yavaşça çektim yüzünden, tekrar başımı öne eğerken doladı huzur bulduğum kollarını belime, beni kendine çekip sıkı, sıkı sarılırken Aziz, kulağıma doğru fısıldadı " Özür dilerim" daha bir aktı gözyaşlarım özrü karşısında, daha bir acıdı canım. Ne için özür diliyordu sevdiğim benden? Ne içindi sesindeki üzüntü? Sırf eksikliğimdi bizi bu hale koyan, sırf eksik oluşum. Bedenimi ondan uzaklaştırıp doğruldum.
" Asıl ben özür dilerim, sana bunları yaşatmaya hakkım yok biliyorum, belki de annem haklıdır...
Beklide evlenmeden önce biraz daha..."
" Sakın!" dedi Aziz sesinde ilk defa hissettiğim bir sinirle.
" Bana asıl bunu yapmaya hakkın yok be kadın! Bu kadar kolay mı yani? Biz en başında konuşmadık mı seninle? Her şeyde hemen böyle pes edeceksek işimiz var. Bilinçsiz olan sen değilsin benim, birazcık sabırlı olman gerekiyor zamanla öğreneceğim bende, hem bir kadın kocasına karşı sabırlı olmalıymış öyle duydum ben."
Sesindeki sinir her kelimesinde yerini sakinliğe sonunda ise espriye bırakırken bir kere daha sarıldı göğsüne yasladığı başımdan saçlarımı öperken bir eli ile de akan gözyaşlarımı siliyordu
" Ağlama lütfen, affet olur mu? Senin kadar narin bir çiçekle daha önce karşılaşmadım cahilim bu konuda ve oldukça bilinçsiz, seni incitmek en son isteyeceğim şey ama neticede insanım elbette hatalarım olacaktır, daha dikkatli olacağım yemin ederim ama beni sensizlikle sınamayı aklına getirme. Hem ne dedim ben sana? Gerekirse kaçırırım biliyorsun değil mi?" son söylediği kelimeye elimde olmadan gülümsedim, ben ne kadar eksik hissediyorsam o da o kadar eksik hissediyordu kendini burada bir sorun vardı sanki, sanki kör olan ben değil de oymuş gibi konuşuyordu yüzümde oluşan gülümsememi genişletip sarıldım aşık olduğum kokusunu derin bir nefesle ciğerlerime doldururken.
" Kusura bakma ama babam seni vurur beni kaçıracak olursan." Dedim.
" Peki sen ölmemi, yada babanın beni vurmasını istermisin?"
" Tabii ki hayır!"
" Tamam o zaman, gelecek ayın on ikisinde benim tescilli karım oluyorsun."
Bu gün düğün tarihini belirlemek için geldikleri tamamen çıkmıştı aklımdan. " Gerçekten mi?" diye sordum beline doladığım kollarımı biraz daha sıkarken.
" Buraya gelmeden önce bizimkiler ile düğün tarihi hakkında konuştum, gelecek ayın on beşinde tekrar işe dönmüş olmam gerekiyor ve düğün tarihini on ikisi olarak ayarlamayı düşünüyorum tabii senin bir itirazın olmaz ise (ki: umarım itiraz etmezsin.)"
" Sen nasıl istersen öyle olsun." Diye yanıt verdim burnumu çekerken, o kadar ağladıktan sonra doğal olarak burnum akıyormuş gibi hissediyordum.
" Harika! "Deyip saçlarımı öptü Aziz bir süre sessizce oturduktan sonra düşünceli bir sesle sordu.
" Nisa'm şimdi benim ne yapmam gerekiyor?"
Ne demek istediğini anlamadığımdan kucağında bulunan bedenimi kaldırıp kaşlarımı çatarak " Hangi konuda?" diye sorusuna soru ile yanıt verdim.
" Seni öpmeden önce?"
Yanaklarıma lavlar hücum ederken Nazlı'nın sözlerini içimden tekrarladım. ' Öpüşmek aşkın en büyük göstergesidir.' Utana sıkıla biraz çaba harcamamın sonrasında dudaklarımı dudaklarına değdirip küçük bir öpücük bıraktım. " Bir kadın kocasını mutlu etmeliymiş, ben öyle duydum." Deyip gülümsedim. Aziz de fırsat bu Fırsat diye aklından geçirmiş olacak ki en uzun ve en romantik ilk öpüşmemizi gerçekleştirmek üzere mühürledi dudaklarını dudaklarıma...
HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ AMA KUSRUSUZ DEĞİL...
HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AFFOLA...
OY VE YORUMLARINIZI İHMAL ETMEYİN LÜTFEN..
BEĞENMENİZ DİLEĞİ İLE...
HADİ SELAMETLEEE :D:D:D