Akşam yemeği yendikten sonra her zamanki gibi bu akşam da odama çekildim. Aziz bir an evvel arasında sesini, gülüşünü duyayım diye can atıyordum. Yatağıma uzanıp sevgili nişanlımın bana hediye ettiği telefondan müzik dinlemeye başladım. Çalan şarkının ritmi önce kulaklarımda, sonra kalbimde dans etmeye başladığında gözlerimi kapatıp düşünmeye koyuldum. Aziz'in bana sarılması geldi önce aklıma sonra onun o muazzam kokusu, nasıl olurdu acaba onun o güzel kokusu ve teninin sıcaklığında uyumak? Nasıl olurdu acaba kocamın kolları arasında uykunun en tatlı halini yaşamak?
Aziz gideli tam tamına dört hafta beş gün olmuştu, özlem duyan her insanın yaptığı gibi ben de haftaları, günleri ve hatta saatleri sayıyorum. Bana yıllar kadar uzun gelse de her geçen saniye, istiyorum ki: bir an evvel bu hasret son bulsun. Kalbim, bir an evvel efendisine kavuşsun.
Bundan haftalar önce birileri çıkıp da bana deseydi ki " Nisa bir adam çıkacak karşına, onu öyle çok seveceksin ki bu güne kadar seni kısıtlayan engelini dahi unutacaksın, o adam seni sana yeniden tanıtacak. İçinde senin bile varlığından haberdar olmadığın bir kadını gün yüzüne çıkarıp, engelsiz ve özgür hissetmeni sağlayacak " katıla, katıla aralıksız üç gün boyunca gülerdim sanırım. Ama şu an yaşadığım şey tam da buydu, Aziz sayesinde içimde varlığından haberdar olmadığım bir kadın çıkmıştı ortaya, bu zamana kadar olduğum bana nazaran daha özgür, daha mutlu, daha kendine güvenen, daha engelsiz. Bu kadar kısa zamanda bir adama bu denli aşık olunur mu? Bilmiyorum, ama ben oldum işte. Seviyorum bu adamı hem de öyle böyle değil. Telefonda konuşurken gülüşünü, sesini saatlerce aralıksız dinleyebilirim mesela. Ne uyku umurumda oluyor onun varlığını hissettiğim de ne de, dünyalık olan başka bir şey. Bir tek o oluyor o an için bedenimde ki her bir hücre de, gerisi yalan. Bir yabancıydı bu adam bana, tanımadığım, bilmediğim bir yabancı, mantık her ne kadar yabancı dese de işin içine kalp girince mantık ortadan kalkıyormuş, tıpkı benim mantığımın da kalbim karşısında sukuta büründüğü gibi. Aşk deliliktir derler ya hani, gerçekten aşk delilikmiş. Gül kurusu akşamlara gözlerini kapayıp, bahar renkli sabahlara tekrar açmakmış. Kısacası aşk başkaymış, anlatılması güç, yaşanması mükemmel olanmış.
Velhasıl kelam, ben artık o eski ben değildim. Aşıktım, seviyordum, mutluydum. Hayata bakış açım değişmişti yıllar sonra mutluluğun ne olduğunu anlamıştım. Öyle ki: hiçbir engel mutluluğumuzun önüne geçecek kadar büyük ve korkutucu gelmiyordu artık bana, göremiyor olmam bile...
Aziz'in giderken bana verdiği telefona istediği gibi oldukça alışmıştım, genellikle kardeşim Hasan'ın oyun oynamasına yarasada bana da bir şeyler öğretmişti Hani. Aziz'in de dediği gibi Talkback özelliği sayesinde bastığım her tuşu, girdiğim her yeri konuşarak söylüyor bu da kullanırken bana gerçekten de büyük kolaylık sağlıyordu. Tabii telefonu birkaç kez karıştırıp bozma seviyesine ulaştığım da göz ardı edilemez bir gerçekti, bu yüzden fazla kurcalamamakta fayda görüp sadece Aziz'i aramak ve müzik dinlemek için kullanmaya da karar vermiştim. Bu sıkıntı mı Aziz'e de söylediğimde onun tepkisi kesin ve net olmuştu " Telefonu bozup bozmaman önemli değil, sen iste on tane daha alayım yeter ki rahat bir şekilde kullanmayı öğren ." Sanki para basıyordu beyefendi, çevremde yeni evlenen çiftlerin borç harç içinde sıkıntı çektiklerini duyuyordum, o her ne kadar umursamaz davransa da ben davranmazdım. Ne demişlerdi hem? Yuvayı dişi kuş yapar. Ben dişi kuş olarak yuvam için tutumlu davranmayı şimdiden öğrenmeliydim borç içinde sıkıntı çekmektense telefon kullanmamayı tercih ederdim. Bir öğretmen maaşı ile zar zor ev geçindiren insanlar olduğu da ülkemizde bilinen bir gerçekti sonuçta.
Her ne kadar uzakta olsa bile, Aziz ile oldukça yakınlaşmıştık her telefon konuşmamız özellikle gece olanlar saatlerce sürebiliyordu. Aziz anneme söylediğim gibi kel göbekli değildi, üstelik otuz yaşında olan bir adama göre oldukça neşeli ve espritüeldi. Çocukluğunda nasıl da haylaz ve yaramaz olduğunu, annesini canından nasıl da bezdirdiğini defalarca ağaçtan, birkaç kere de damdan düştüğünü, okul yıllarında yaşadığı komik olayları, askerlik anlılarını, kısacası geçmişine dair ne varsa bana gülebileceğim şekilde anlatıyor kendini ve geçmişini güldürerek tanıtıyordu. Onu tanıdıkça bu adamı sevmemenin imkansız olduğuna da kanaat getirmiştim. Nasıl sevilmezdi ki bu adam? Hani bazı insanlar hayatınıza girdiğinde fark yaratır ya? İşte öyle biriydi Aziz de, sıradan hayatıma renk katıp, fark yaratmıştı iyikilerimin sebebi, keşkelerimin ismi olmuştu. İyi ki tanımıştım mesela, keşke daha önce tanımış olsaydım. İlk başlarda deli gibi korkan ben şimdilerde tüm benliğim ile mutluluğa kucak açmıştım. Ne tuhaftı kader dediğimiz şey, eksik yanınızı tamamlaması an meselesi olabiliyordu bazen. Bazen bir insanı çıkarıveriyordu karşımıza ve unutturuyordu eksik hissettiğiniz ne varsa.
Aziz gittikten sonra kayınvalidem Sevgi anne ve görümcem Sinem haftalık olarak mutlaka ziyaretimize gelir olmuşlardı. Aziz'in yanı sıra onlarda sanırım kendilerini bana tanıtma ve benimsetme yolunda çaba harcıyorlardı. Eh benimde onları benimseyip kabullendiğim gün gibi ortadaydı. En büyük etken Aziz'e olan sevgimdi belki ama onların da iyi insanlar olmasının etkisi göz ardı edilemezdi. Hele ki Sinem benim için farklıydı, belki de ağbisine benzetiyordum onu, belki de bu yüzden bu denli sever olmuştum iyi kızdı vesselam. Sevgi anne ise oldukça mülayim bir kadındı hacca gitmiş olmasımıdır sebep bilemem ama tıpkı babamın Allah adamı olduğu gibi, onun da bir Allah kadını olduğunu düşünüyordum. Hal böyle olunca en az annem kadar sevgi anneyi, kız kardeşlerim kadar da Sinem'i sevmiştim. Kısacası Aziz ve ailesi sayesinde sıradan ve monoton hayatım oldukça güzelleşmiş ve hareketlenmişti. İnsanların benim için çaba göstermeleri ise ayrı bir havaya sokuyordu beni mutluluğun nirvanasındaydım sanki.
Yarın Aziz dönüyordu, artık evliliğimiz kesinleşecekti, içim içime sığmazken yarın olup Aziz geldiğinde görüşeceğimizden emin olduğum için yine ve yeniden Sevgili kız kardeşim Nazlı'yı arayıp gelmesini rica ettim. Hazırlanmam için yardım etmesini istiyordum Aziz'in karşısına olabildiğince güzel çıkmaktı niyetim, kendimi göremediğim için, annem den yardım istemeye de utandığımdan bunu yapma işi ona kalmıştı her zamanki gibi. Nazlı bu gün gelip de heyecanımı gördüğünde ne kadar mutlu olduğu sesine yansıyordu, demiştim ya hani kız kardeş olmak böyle bir şeydi işte, biri mutlu olunca onun mutluluğunu misli ile yaşamak. Ailem mutluydu, ben mutluydum eh gerisine de teferruat demek hakkımdı sanıyorum. Bir kaç hafta öncesini düşündüğüm de sadece gülümseyebiliyordum. Şerife teyzeye mi dua etsem? Anneme mi? Yoksa beni bu kadar mükemmel olan oğluna layık gören Sevgi anne ye mi bilemeyerek. Zira bu denli mutlu olacağımı tahmin bile etmiyordum.
Hayat buydu!
Yaşamak buydu!
AŞK buydu!
Yirmi altı yıllık ömrümde biri gelip bana aşık olacağımı söylese, benimle alay ettiğini düşünür belki de ziyadesiyle üzülürdüm oysa şimdi bu yaşıma kadar aklımın ucuna dahi getirmediğim şeyi bire bir yaşıyordum, mükemmel ötesi nişanlım Aziz sayesinde.
Aziz hala aramamıştı, oysa şimdiye kadar çoktan aramış olması gerekiyordu, içimde bir huzursuzluk peyda olunca daha fazla beklemenin ve kendi kendime sıkılmanın bir manası olmadığını düşünüp kulağımda bilmem kaçıncı kere çalan şarkıyı kapatarak Aziz'i aramaya karar verdim. Kulağımda bulunan kulaklıktan telefonun her çalışında duyduğum itici ' Dıt' sesi bir türlü yerini sevdiğime bırakmazken huzursuzluğumda ikiye katlanmaya başlamıştı. İlk aradığımda açmayınca tekrar denedim, uzun çalışların ardından Aziz'in " Aşkım, ben seni arayacağım şimdi müsait değilim." Deyip telefonu suratıma kapatmasıyla dumura uğradım desem yeridir. Ben burada huzursuzluk ile çatlayıp ölürken adam müsait olmadığını üstelik neden müsait olmadığının - açıklamasını yapmaya bile gerek duymadan - söyleyip telefonu suratıma kapatmıştı. Ağzım kendiliğinden şaşkınlıkla aralandı önce, uğradığı şoku atlatan bedenim de ilk tepkiyi ellerim kulağımdaki kulaklığı sinirle çıkararak verdi. İki aydır ilk defa böyle bir şey yapmasımıydı sebebi bilmiyorum ama hem kırılmış hem de incinmiştim. Ne biçim nişanlıydı bu? İnsan nişanlısına bir açıklama yapmadan telefonu suratına kapatırmıydı? Hadi onu da geçtim müsait olduğunda haber vermezmiydi? Sinirle telefonu yatağın üzerine fırlatıp yastığa doğru yaslanarak ellerimi göğsümde bağladım. Sinirlenmiştim doğrusu oldukça fazla hem de, birazdan yola çıkacaktı ama benimle konuşma ihtiyacı bile duymuyordu.
' Kendi bilir! ' diye kendi kendime söylendikten sonra derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalıştım. Kendi bilirdi değil mi?
" Abla? Hayırdır ?" diyen Nazlı'nın sesini duyduğumda hiçbir şey olmamış gibi davrandım, yani en azından denedim.
" Ne oldu ki? "
" Ne bileyim kendi kendine konuşuyorsun da. Delirmenin sebebini merak ettim sadece."
Nazlı ne zamandır buradaydı? Onu da geçtim ben kendi kendime konuşmamıştım ki! Benimle dalga geçtiğini düşünüp suratımı buruşturarak adeta çemkirdim.
" Hadi oradan, uğraşma benimle."
" Kim o öküz? Dur, dur söyleme tahmin edeyim. Baş harfi Aziz."
" Ne diyorsun kız sen? Aziz'e niye öküz diyorsun? Ayıp değil mi?" Nazlı'nın Aziz'ime öküz demesi oldukça zoruma gitmişti doğrusu, daha ben bile ona öküz dememişken o nasıl diyebiliyordu?
" Abla valla ben demiyorum cancağızım, sen diyorsun. Hatta hödük de dedin, odun da. Onu bunu boş ver de ne yaptı onu de bana? "
" Ciddi misin?" diyerek gerçekten deyip demediğimi düşündüm, ben Aziz hakkın da nasıl böyle şeyler demiştim? Pekala ben sinirlenince pek iyi olmuyordu anlaşılan. Nazlı gelip yanıma oturarak ellerimi tuttu bir yandan da kıkırdayıp " Valla ciddiyim abla " diyordu.
" Ayıp etmişim." Diyerek derin bir nefes verdim. Sonrasında da ekledim. " Hak etti ama."
" Ne oldu anlatacakmısın? Valla meraktan orta yerimden çatlayacağım şimdi" diyen Nazlı'ya yüzümü dönüp anlatmaya başladım.
" Ya bacım, normalde yola çıkacak birazdan, her akşam yemekten sonra arıyordu bu, bu gün aramadı. Eh dayanamadım merak ettim ben aradım önce açmadı sonra da açıp müsait değilim diyerek telefonu suratıma kapattı. Olacak iş mi bu ya?" dedim.
" Hımm" diyerek düşündüğünü bana belli eden Nazlı " Ay abla ben de kötü bir şey oldu sandım buna mı taktın Allah aşkına? Yani kusura bakma da heybeden saydırmışsın adama ayıp etmişsin valla demek ki işi vardır, müsait değildir her gün aynı olmaz ki bir insan, belki kafası bozuktur." Deyince kendimden utanmadım desem yalan olur. Ben ne kadar da bencil olmuştum böyle?
" Haklısın sanırım." Diyerek onu onayladım haklıydı sonuçta. Nazlı çayın hazır olduğunu içeriye geçmemizi söyleyince Aziz'i de kendimi de rahat bırakmaya karar verip kardeşimle birlikte içeriye geçtim. Ailem her zaman ki gibiydi Babam sessiz sedasız Annemin izlediği diziyi istemeyerek de olsa izlemeye mecbur bırakılıyor, annem hararetli tv dizisini aynı hararetle izliyor arada dizide ki karakterlerin işine karışıyordu, kardeşlerim odalarına çekilmişlerdi bile ee malum ders beklemezdi. Nazlı ile ben de koyu bir sohbete koyulmuştuk, bebeğinin cinsiyeti ve ultrason da ki görüntüsünün nasıl da tatlı olduğu idi mevzumuz bu sohbet gecenin ilerleyen saatlerine doğru değişse de, sohbetin tadı değişmemişti. Saatler gece yarısını geçtiğinde tüm aile fertleri ile birlikte ben de yatağıma geçtim. Nazlı yine benim odam da yer yatağında yatacaktı garibim, yatağımı vermeyi teklif etmiştim sırf hamile diye ama inatla kabul etmemişti, yer yatağı bile benim taş gibi sert yatağımdan daha rahatmış hanımefendiye göre. Ona da ' Sen bilirsin." Deyip yatağıma uzandım.
Yatağa uzanmamla telefonumun çalması bir oldu, ben kalkarken yorganın altında kalan telefonumu güç bela bulup kulaklığı takarak cevap verdim. Aziz sonunda müsait olmuştu anlaşılan.
" Efendim?"
" Nisa? Nerdesin sen Allah aşkına? Sabahtan beri arıyorum neden açmıyorsun be gülüm?" konuşmaya başlarken gayet yüksek çıkan sesi sonlara doğru oldukça sakinleşmişti.
" Telefon odam da kalmış canım, aradığını duymadım, hem müsait değilim dememişmiydin sen bana? Ne işin vardıysa artık rahatsız etmek istemedim." Az önce trip atmıştım galiba ben sevgili nişanlıma, istemeden de olsa. Aziz derin bir soluk alıp bırakırken konuştu.
" Canım, seni arayacağımı da söyledim değil mi? Dur bir dakika, sen cidden alındın mı?"
" Alınmadım, ne alakası var? rahat bırakmak istedim işte... Neyse ne yapıyorsun?"
Aziz'in de tıpkı Nazlı gibi haklı çıkacağını anladığım an konuyu hızla değiştirmeye karar verdim, Nazlı gibi Aziz de konuşursa utanmak la kalmaz ölürdüm sanırım kahrımdan.
" Nisa'm?"
Sesini sevdiğimin sahiplenerek adımı kullanması öyle hoşuma gidiyordu ki, yüzümde bir gülümseme beliriverdi. Derin bir nefes ile yanıtladım yine " Efendim?"
" Ne yapıyorsun bakalım?"
Benim sorumu es geçince Aziz, onun sorduğu soruyu ben yanıtladım. " seninle konuşuyorum." Sanki bilmiyordu onunla konuştuğumu, sanki bilmiyordum hangi mana da sorduğunu ama hoşuma gidiyordu onunla bu şekilde konuşmak. Yine derin bir nefes alıp konuşunca içimden bir şeyler kopup gitti sanki.
" Seni çok özledim."
Söylediği sözle kalbim hem sevinç hem hüzün ile burkulurken " Ben de seni." Diyebildim, özlemiştim sevdiğimi, kısacık bir anlığına sarılmıştım ona, kısacık bir an çekmiştim kokusunu içime ve yine kısacık bir an hissetmiştim sevgi dolu sıcaklığını. Bana söylediği her güzel sözle sevinirken, onunla yaşayamadığım her an için de hüzünleniyordum vesselam.
" Hımm, ne kadar özledin?" muzip ses tonu ile sorusunu sorunca gırtlağımdan kopup gelen kıkırdamayı engelleyemedim. Çocuktu bu adam, gönlümün bebeği idi işte.
" Çok, kocaman!" diyerek yanıt verdim. Az önce girdiğim duygusallık yerini çocukça bir mutluluğa bırakırken.
" Şimdi yanında olsam ne yapardın?" sorduğu sorunun cevabını ciddi, ciddi bir süre düşündükten sonra cevaplayabildim. " Bu nasıl bir soru canım ya?" dedikten sonra ekledim. " Yola çıktın mı?" yarın yanıma geleceği için yanlış bir cümle kurmak istemiyordum, yoksa derdim ki: ' sarılırdım boynuna, öperdim güzel yanaklarını, kokunu doya, doya çekerdim içime.'Ama demedim, neden? Çünkü yapamazdım, o kadar da kendimi geliştirmemiştim henüz.
" Nisa'm?" yine soruma yanıt vermek yerine adımı telaffuz edince nefesimi dışarıya verirken " Efendim?" dedim. Ne olmuştu ki bu gün bu adama? Neden bu kadar tuhaf davranıyordu?
" Çok özledim ama." Dediğinde artık dayanamayarak sordum. " Aziz sen iyimisin?"
İyi değildi emindim ama sormadan da edememiştim, normal de böyle şeyler söylemezdi ki.
" İyiyim ama..." diyerek duraksadı, derin bir nefes aldıktan sonra devam etti beni şok eden o konuşmasına. " Yanıma gelsen daha iyi olurum."
" Yanına mı geleyim? Aziz sen iyi değilsin bak yola falan çıkma, çıktıysan bile geri dön kurban olduğum, bak Allah korusun bir şey olacak korkmaya başladım..." dedim telaş ile, bir şey olmuştu bu adam bu gün, apaçık ortadaydı. Ben kendi kendime evham yapmaya devam edecektim ki Aziz'in konuşmasıyla telaşem yerini paniğe bıraktı, tabii bolca şaşkınlık da yanındaydı.
" Sakin ol! Ben geldim memleketteyim, hatta senin kapının önündeyim."
" Ne!" diye bağırdım resmen, şaşkınlık diz boyuydu, ama sesime babamın uyanmış olması da büyük olasılıktı. Sesimi tekrar normal tona aldıktan sonra tekrarladım, " Nerdeyim dedin?" Bu arada sesime uyanan Nazlı da bir telaş ile sordu. " Abla yine ne oldu? Bak uykumu saçma bir mevzu için böldüysen, ben de seni bölerim. "
" Duydun işte, aşağıdayım." Bir kulağım ile Aziz'i diğer kulağım ile Nazlı'yı dinledikten sonra Aziz'e " Bir dakika bekle." Deyip Nazlı'ya cevap verdim sesimi olabildiğince kısarak. " Aziz aşağıdaymış, yanıma gel diyor." Ben sesimi kısadurayım Nazlı inadıma bağırdı. " Ney!?" sesli bir tövbe çekip elimi boşlukta sallayarak " Aferin! Anam babam uyanmadıysa bile sayen de uyanmışlardır, git onlara da de emi Nazlı?" dedim. Hayır bütün anormaller mi beni buluyordu yani? Bir aşağıdayım gel diyor, öbürü annemi babamı uyandırmak ister gibi bağırıyor.
" Pardon ablacığım, ama ne diyor dedin?"
İçeriden annem yada, babamın kalkıp yanımıza geldiğine dair bir ses duymayınca Nazlı'nın sorusunu yine sesimi kısarak yanıtladım.
" Aşağıdayım, yanıma gel diyor."
" Abla! Babam ikinizi de vurur biliyorsun değil mi?" tamam babamın ikimizi de vurabileceğini elbette biliyordum, hayır bu kız benim kör olduğum kadar salak da olduğumu falan mı düşünmeye başlamıştı acaba?
" Nazlı! Biliyorum herhalde." Dedim dişlerimi sıkarak, ateş basmıştı doğrusu, sinirden mi? Yoksa yine heyecandan mı bilemesem de, bedenim benden bağımsız bir devlet edasında hareketler sergilemeye başlamıştı her zaman ki gibi. Nazlı anlamış olacak ki sahte bir öksürük ile boğazını temizleyip " Pardon." Diyerek yanımdan kalktı, sesinden anlamam gereken şey ise gayet açıktı. Mahcubiyet utanmışlık aynı zamanda çokbilmişlik ortasında bir duyguydu bu, henüz tanımı yapılmamış, sevgili kardeşim Nazlı'ya has bir duygu. O yanımdan kalkar kalkmaz kulağımda nefesini duyabildiğim Nişanlıma döndüm.
" Gelemem, babam ikimizi de vurur." Babamın sağı solu belli olmazdı, maazallah benim gecenin bir yarısı her ne kadar nişanlı da olsak Aziz ile görüştüğümü değil görmek hissetmesi bile sinirlenmesine neden olabilirdi, evlenene kadar sabır edilmesi kesin kuraldı, ötesi yoktu olamazdı, onların gözetimi altında gerçekleşmeliydi her görüşme diğer türlüsü Allah muhafaza...
" Nisa'm beş dakika, vallahi özledim, bak sırf seni birkaç saat önce görmek için düştüm yollara, geldim kapına, çok görme bu beş dakikayı bana... Bak, ayaküstü şiir yazdım Sultanım sana. " Aziz'in dediği gibi ayaküstü yazdığı şiire gülmeden edemedim ama yine de o tehlikeyi göze alacak cesarete sahip değildim. Kibarca rettim bir kere daha.
" Teşekkür ederim canım ama kesinlikle olmaz"
Ne Aziz pes etti uzun bir süre ne de ben cesaretimi toplayıp da gittim yanına, en sonunda bizim bu ' olur ' ' olmaz ' muhabbetimizden sıkılmış olacak ki Nazlı oflaya poflaya yanıma gelip kulağımda ki kulaklığı çıkardı, ben daha ne oluyor diyemeden o Aziz ile konuşmaya başlamıştı.
" Bak enişte, pencereyi açıyorum oradan gir beş dakika gör nişanlını yoksa siz sabaha kadar böyle konuşup duracaksınız ben de uykusuz kalacağım." Ağzım kocaman açılırken hangi pencereden bahsettiği hakkında hiçbir fikrim yoktu Nazlı telefonu elime tutuştururken şaşkınlığımı anlamış olacak ki beni de aydınlattı.
" Merak etme ablacığım sıkıntı yok, Elif Oğuzhan ile ben de Ali ile birçok kez bu şekil de görüştük sakin ol, beni tehlikeye atma yeter, annemle babamın ruhu bile duymayacak emin ol." Nazlı gayet rahat konuşup daha itiraz etmeme bile fırsat vermeden yanımdan uzaklaşıp odadan çıkınca ağlasam mı? Gülsem mi? bilemedim. Ağlamam için bir sürü sebebim vardı, mesela Aziz beni darmadağınık saç baş ve belki de en çirkin halim ile görecekti, Anne ve babam yan oda da yatarken evime gelecekti ki: bu en kötüsüydü, kız kardeşlerim benden gizli ne cevizler kırmıştı da haberim yoktu meğer. Gülmek için sebebim mi? Aziz'ime kavuşacaktım!
Olan oldu deyip elimle saçımı başımı düzeltmeye çalıştım, yapacak bir şey yoktu artık oysa ben ne hayaller kurmuştum, Aziz'in karşısına güzel çıkmak için Nazlı'yı bile getirmiştim. Atalar boşa dememişti, evde ki hesap çarşıya uymaz diye. Benim hesabım da uymamıştı işte.
Birkaç dakika geçmemişti ki odamın kapısı yavaşça açıldı önce ve ardından aynı yavaşlık ta kapandı. " Nazlı?" diye sordum kısık bir sesle bir yandan da serçe parmağım ile oynuyordum fena halde stres yapmıştım kendime, Aziz'in geliyor olma sebebiyle yataktan kalkıp ayağa dikilmiştim dikildiğim yerde zangır, zangır titriyordu bedenim.
" Nisa'm " Aziz'in kollarını belime dolayıp burnunu ve dudaklarını boynuma gömdükten sonra önce bir öpücük ve ardından derin bir nefesle kokumu çalmasıyla korkarak irkildim. Hayır, görmediğimi unutmuştu anlaşılan, kalp krizinden öleyim istiyordu besbelli. İnsan bir ses verir ben geldim falan derdi değil mi? Ama yine de çok uzun sürmedi korkum ilk şoku atlatır atlatmaz ben de sıkıca sarıldım boynuna kıkırdamam da dahil olmuştu oyuna.
" Babam bizi öldürecek." Dedim gülücüklerimin arasından istemem yan cebime koy sözünün timsali gibiydim oysaki. Hem sıkı, sıkı sarılıyordum hem de babamın bizi öldüreceğini söylüyordum. Küçük sessiz bir kahkaha attıktan sonra " Olsun, şu anı yaşadım ya ölsem de gam yemem artık. Napalım kaderimiz de varsa ölümümüz kayınbabamızın elinden olsun." Diye yanıt verdi.
" Delisin biliyorsun değil mi?"
" Deli eden sağolsun!" diyerek bir kere daha sarıldığında kalbimin atış ritminin sesi annemleri bile uyandırabilirdi, öylesine kuvvetli, öylesine hızlıydı her atışı. Bir süre ayakta birbirimizin kollarında huzur bulduk, ne ben bırakmak istiyordum onu ne de o bırakmak için bir helme de bulunuyordu sonunda babam aklıma gelince ve ikimizi birden vurma ihtimali, istemeyerekte olsa yavaşça geriye doğru çekildim ve sonra dedim ki: " Beş dakika demiştin şairim, artık gitsen iyi olacak." İki elimi de tutup dudaklarına götürdü önce ve ardından tüm parmaklarımı tek, tek öperken konuştu. " Valla sultanım Nazlı iki saat müsaade etti, iki saatten bir dakika bile erken gitmem yanından, isterse baban gelsin."
" Halt etmiş o Nazlı, hadi o iki saatte Annemin odama geleceği tutarsa? O zaman ne yapacağız? Olmaz valla git artık." Diye itiraz ettim, bu Nazlı da çok olmuştu artık süre vermek neydi ya? Benim kendileri gibi cesur olmadığımı bilmiyormuydu sanki? Yada şanslı?
" Geleceği tutarsa elini öper Anne ben geldim derim, hem günler sonra karım olmayacakmısın? Karımı özledim geldim ne var ki bun da?"
" Sen Sinem'in eşini eve mi alıyordun gecenin bir yarısı? Nasıl olsa evlenecekler diye?"
" O başka, bu başka sultanım, hadi ama bak vaktimizi boşa harcıyorsun özledim seni." Konuyu değiştirmek istediğini anladığımda ellerimi göğsümde birleştirip kaşlarımı çattım. " Yaa nesi başkaymış bakalım?" diye sorarken. Aziz yine ellerini belime dolayıp beni kucağına alarak ayaklarımı yerden kestiğinde küçük bir çığlığı ağzımdan kaçırıverdim " Hışş" diye uyardıktan sonra beni yavaşça yatağıma yatırıp kendi de yanıma uzandı, nefesi yüzümü okşamaya başladığında kalbimin durabileceğini umursamadan nefesimi tuttum. Böyle bir hissi daha önce yaşamadığıma adım kadar emindim, heyecandan daha üstün bir histi bu bütün hücrelerimi ele geçiren bir his...
" Nisa'm" diye fısıldarken o, gözlerimi kapatıp sesinin etkisine bırakıverdim kendimi ve yaşadığım bu heyecan üstü duygunun güzelliğine. " Seni seviyorum." Yüzümde beliren gülümsemede neydi böyle? İlk defa beni sevdiğini söylediği için mi böyle gülümsüyordum yoksa? Yoksa onun beni sevdiğini belli etmesinin yanı sıra kelimelere dökmesinden mi hoşlanmıştım? Gözlerimi kocaman açtım o an, sanki bir mucize gerçekleşecekmiş de ben de onu görebilecekmişim gibi ama gördüğüm tek şey karanlıktı her zaman olduğu gibi ucu bucağı olmayan karanlık. Hayal kırıklığım yüzüme yansımadan hemen önce bu anı hiçbir şeyin bozmasına izin vermeyeceğim diye kendime söz verip " Ben de seni seviyorum... Hem de çok." Diye fısıldadım anlıma kondurduğu sıcacık buse kalbimle buluşurken gözlerimi yine kapattım, kör değilmişim de gözlerimi kapatıyormuşum gibi, saçlarımın kokusunu bir kere daha derince ciğerlerine doldurup nefesini yüzümden çekti ardından nazikçe başımı kaldırıp göğsüne yasladı. Ben de onun yaptığı gibi kendine has olan kokusunu derin, derin soludum uzun zamandır beklediğim, hasret kaldığım şeye kavuşmanın verdiği mutluluk ve huzurla. İkimiz de telefonda ki gibi değildik yan yanayken, daha bir suskunduk, daha bir sessiz belki de varlığımızı hissettiğimizden konuşma ihtiyacı duymuyor, sessizliğin huzurunda gideriyorduk özlemimizi kim bilir? Ama böylesi de hiç fena değildi hani...
İnsan mutluyken zamanın ne kadar hızlı aktığını fark etmez ya hani, benim durumum tamda oydu ilk başlarda deli gibi korkan ben şimdi zaman dursa da Aziz hep yanımda kalsa, kollarında uyusam diye geçiriyordum içimden, hem kim böylesine güzel bir duygudan ve sevdiğinin kollarından ayrılmak isterdi ki? Ben isteyeyim! Ama zamanın akıp gittiği gerçeği göz ardı edilemeyecek kadar büyüktü ve Aziz ile henüz evlenemeden ölmemesi için bir an evvel gitmesi gerekiyordu.
" Aziz" dedim sıkıntıyla " İki saat oldu... Artık gitmelisin."
Aziz'den ses gelmeyince tekrarladım ismini ama yine ses vermemişti, ne yani uyumuşmuydu? Tabii ki uyurdu, yol yorgunuydu canımın canı, ama yapacak da bir şey yoktu babam geldiğinde sonsuz uykunun tadına bakmaması için evine gidip rahat, rahat uyuması gerekiyordu. Göğsünden kalkmak için kıpırdadığımda sırtımda duran kollarını iyice sıkarak kalkma girişimimi engelledi ve dedi ki: " Nisa'm" uykusunda mı yoksa normal mi konuştuğunu anlayamadığımdan " Efendim? " diyerek cevap verdim.
" Sen sadece benimsin değil mi? Sırf benim? " Aziz'in sorduğu bu soruyu bir mana yükleyemezken cevaplayıp cevaplamamak arasında gidip geldim sonun da aklıma girecek her türlü fitneliği def ederek sorusunu içtenlikle yanıtladım.
" Sonsuza kadar seninim... Sırf senin!" Dedim kollarımı boynuna dolayıp, sıkı, sıkı sarılırken. Tam aklımı başımdan almıştı ki Aziz, telefonumun çalmasıyla hala baba evinde olduğumu ve nişanlımı gizlice eve hatta odama soktuğumu hatırlayıp korkuyla ve hızla doğruldum komidinin üzerinde duran telefonu telaşla alıp kulaklığı kulağıma takmam biraz zamanımı almış olsa da sonun da başardığımda Nazlı'nın fısıltısı kulaklarımı adeta tırmaladı.
" Abla yeter artık, bak annem kalkacak birazdan."
Nazlı'ya " Tamam " deyip telefonu kapatarak tekrar Aziz'e döndüm tam konuşmak için ağzımı açmıştım ki açtığım o ağzı Aziz'in dudakları kapattı. Varlığımı unuttuğum kısa bir zaman diliminde ben hareketsiz, şaşkın ne yapacağını bilmeden kalakalırken Aziz'in dudakları dudaklarımı esir aldı kendine. Dakika sürmeyecek kadar kısa bir ömür kadar uzun gelen bu öpüşün ardından dudaklarını çekerken o yanaklarımdan lavlar akıyor akarken benliğim dahil her şeyi yakıp küle çeviriyordu sanki, Yanaklarım avuçları arasında yanadursun Aziz anlını anlıma yaslayıp.
" Az kaldı ' Kadınım ' sadece benim olmana az kaldı." Dedi.
Ne bir şey söyleyebildim o an, ne de düşünebildim az önce yaşadığım şeyin etkisinde kalarak öylece bekledim. Bedenim işlevini yitirdiğinde Aziz de fark etmiş olsa gerek mahcubiyet ve telaş dolu bir sesle konuştu.
" Nisa'm... Ben... Özür dilerim seni incitmek istememiştim..."
" Git." Kelimesini zor da olsa çıkardı dudaklarım içimde yüzlerce kelime ile hapis olduğu yerden, Aziz ise bir şeyler söyleyecekmiş gibi nefes aldı önce ve ardından vazgeçip çıkıp gitti beni utancım, heyecanım, şaşkınlığım ve ürkekliğim ile baş başa bırakarak....
HAYAL DÜNYAM SINIRSIZ...
AMA KUSURSUZ DEĞİL..
HATALARIM VARSA Kİ MUTLAKA VARDIR AF OLA...
OY VE YORUMLARINIZI İHMAL ETMEYİN LÜTFEN...
BEGBENMENİZ DİLEĞİ İLE....
HADİ SELAMETLEEEEE:DDD