Sabah gözlerimi araladığımda yatakta yalnızdım. Oysa dün gece onun varlığını hissettiğime emindim. Beraber uyumuştuk.
Sızlana sızlana doğrulurken dresuarın üstünde su hap ve küçük bir not gördüm. Dün gecenin kalıntıları vardır üzerinde güzelce duş al ve iç bunu iyi gelecek.
Gözlerim doldu. Sanki eski Efran'ı görüyordum karşımda. Boğazım düğümlendi. Ama bu imkansız olurdu.
"Aptal olma!" Notu buruşturup odanın bir köşesine fırlattığımda yataktan kalktım o hızla. Ancak gözüm karardığında kalktığım gibi oturdum. Seneler de geçse bende bıraktığın zarar hep aynı Efran.
"Yeşim kızım? Müsait misin?" Kapım aralandığında gelen Zehra ablaya gülümsedim. "Abla buyur gel."
"Feza Hanım aşağıda seni bekliyor."
Kaşlarım çatıldı. "Annem işe gitmedi mi?"
"Bugün cumartesi ya deli kız." Şaşkınlığım silinirken "Ha doğru ya." dedim. Kafa mı kalmıştı?
"Ben bir duşa gireceğim abla," dedim devam ederek. "Sonra gelirsin olur mu?"
"Tamam kızım ben haber veririm sen merak etme."
Zehra abla çıkar çıkmaz duşa girmiş yarım saatin ardından hazırlanıp odadan çıkmıştım. Ev fazla sessizdi. Haftasonu Aras abimler gelirdi ama kimse yoktu. Annemi havuzun başında telefonla gergince konuştuğunu görünce adımlarım yavaşladı merdivende. Kahvaltı sofrası bile yoktu. Klasik rutin bozulmuş muydu? Gözlerime inanamıyordum.
Dış kapı zili yankılanırken yardımcılardan biri açtı ve Tolga abimdi gelen. Selam verirken ben de antreye inmiştim. "Naber Yeşim?"
"Abi noluyor? Aras abimler de yok."
Abim iç çekti tam ağzını açacaktı ki peşinden gelen kişiye baktım. Babam.
"Baba?"
Tolga abime dönerken saçımı okşayıp öptükten sonra bizi yalnız bıraktı. Babama döndü. "Baba neler oluyor?" Babam annemle boşandıktan sonra ilk defa geliyordu eve.
"Nasılsın kızım?"
"İyiyim ben... De ya Allah aşkına neler oluyor söyleyecek misiniz?"
"Hadi gel."
Beraber havuz başına indiğimizde annem telefonu sinirle havuza attığında gözlerim irileşti. Kahverengi deri kalem eteği beyaz uzun kollu bluzu ve taktığı altın küpe ve kolye takılarıyla oldukça şıktı. Siyah saçları beline kadar geliyordu. Öz kızı olsam bu kadar benzerdim.
"Feza?"
Annem hızla bize dönerken sinirli bakışlarını bana uğratmadan babama çevirdi. "Neredesin sen kaç saattir Ekrem?"
"Feza sakin ol."
Annem gazeteyi alıp babama fırlatırken bağırdı. "Bu rezaletten haberin var mıydı senin ha?! Konuş susma!"
Babam gazeteyi tutmayıp yere düştüğünde ben eğildim. Elime alıp katı açarken kocaman manşetler yazan haberi okudum. Ekrem Mirali'nin ilk oğlu Aras Mirali bir gece kulubünde sarışın bir kız ile görüntülendi!
Gözlerim irileşirken Tolga abim şezlongun ucunda oturmuş avucunu yüzüne kapatmıştı. Babam sessizce annemi izliyordu.
"Rezil olduk! Mina'ya ne diyeceğim şimdi ben?!" Mina abimin eşiydi. Mina Başaran. Başaranlar uzun yıllardır hem ortağımız hem de aile dostumuzdu. "Boşanma olursa iş de yatar dostluk da yatar."
"Her zamanki gibi iş kısmı önemli senin için değil mi Feza? Oğlumuz ne halde umrunda bile değil!"
"Neyini umursayacağım ya?! Bir halt yemiş aferin oğlum mu diyeceğim! Hem Leyda'ya ne olacak?!" Leyda abimle yengemin tek kızlarıydı. Daha dört yaşındaydı.
Babam gergince yüzünü sıvazlarken annem ona sırtını döndü. Sessizdi herkes.
"Bu doğru mu..." diye fısıldadığımda abim dıymuştu beni. "Doğru Yeşim..."
"Ama Aras abim çok seviyordu Mina yengemi. Leyda sonra. Mutlulardı yani..." Tolga abim başını kaldırıp burukça baktı. "Sevmiyordu."
"Tolga sus!" Annem hızla araya girerken abim de parladı hemen. "Anne yeter. Görmüyor musun?! Biz senin rotana sahip değiliz. Batıyoruz bir bir. Benim sevdiğim kadınla evlenmeme izin vermedin. Aras'ınkine izin vermedin. Sırada şimdi Efran mı var?!" Tolga abim adım attı anneme. "Buna ben izin vermem. Eğer bir gün Efran sevdiği kızı elinden tutup bu eve getirirse düğünlerini ben yaparım!"
Abi...
Annem sinirleri bozulmuş gibi gülmeye başladı. "Oğullarım bir olmuş bana karşı duruyorlar öyle mi?!"
"Karşı değil anne. Olması gereken. Yıllarca bizi en iyi okullara gönderdin en iyi kıyafetleri aldın evleri arabaları en iyi tatillere götürdün en iyi dersleri aldırdın müzik resim heykel her şeyi yaptın anne sen bizim için ama tek bir şeyi unuttun." Tolga abimin sesi giderek yükseliyordu. "Sevgi. İlgi. Bizi Fransız dadılarla büyüttün de noldu?! Bizim bu saydıklarıma değil sana ihtiyacımız vardı! Ne oldu şimdi ha söylesene noldu! Her şeyin en iyisi olunca erdin mi göğe! Bir Mirali olduk mu! Mirali'lere yakıştık mı anne! Erdin mi göğe anne!" Abimin sağ yanağına inen tokat başını yere indirirken annem dik duruşundan taviz vermedi.
"Her şeyi ben sizin için yaptım. Nankör. Bu yaşımda bile çalışıyorsam sizin için."
Abim başını kaldırdı ama bakmadı. "Hayır bizim için değildi. Miraliler içindi. Onların soyu itibarı içindi."
Ardından Tolga abim çekip giderken babam alkış tuttu. "Aferin sana Feza. Bir an senden neden boşandığımı unutuyordum."
"Ha suçlusu ben oldum yani?!"
Babam da bir şey söylemeden çekip giderken annem sinirle topuğunu vurup arkasına döndü. "Anne..."
"Yeşim şimdi sırası değil."
Başımı salladığımda o bunu görmedi çünkü arkasını dönüp bana bakmamıştı. Gazeteyi de alıp içeri girerken babamla abimi antrede konuşurlarken duydum.
"Akşamki yemeği iptal edelim o halde."
"Neden baba?"
"Efran..."
Onun adı geçtiği an daha da dikkat kesilmiştim. Ne olmuştu Efran'a?
"Ne olmuş Efran'a?" Gülümsedim. Abim ya.
"Yemek ailecek bir yemek olmayacaktı oğlum. Bir misafirimiz var. Ve annen bir skandalı daha kaldıramaz."
"Ne skandalı baba?"
"Efran Londra'da evlendi Tolga. Bir karısı var. Bu akşam tanıştıracaktı bizle." Donakaldım. Bakışlarım boşluğa takılı kalırken sanki bedenim boşalmış gibiydi. Gazete yere düşerken yere yığıldım. Son duyduğum Tolga abimin sesiydi.
Gözlerimi araladığımda duyduğum konuşmalardan tek anladığım yemeğin iptal olmasıydı ve Aras abim gelmiş eve. Aşağıdaymış.
"Uyandın mı kuzum?"
"Zehra abla..." Sersemlemiş gibiydim. "Noldu bana?"
"Kalkma kalkma. Bayıldın kızım. Ama doktor bey iyi olduğunu söyledi." Başımı okşadı. "Ah kızım niye dikkat etmiyorsun kendine?!"
Doğruldum sırtımı bazaya yasladım. Saçlarımı geriye attım. "Kahvaltı yapmamıştım. Açlıktan oldu." Hayır olmamıştı. Efran yüzünden olmuştu.
Efran... evlenmişti.
O evliydi.
Zehra abla bana sarıldığında gözlerim dolmuştu. Çarşafı sıkarken kapı açıldı. Gelen Efran'dı. "Zehra abla..." Ona bakmadım asla. "Bizi Yeşim'le yalnız bırakır mısın?"
"Tabii oğlum." Zehra abla yataktan kalkarken son kez bana gülümseyerek odadan çıktı. Siyah takım elbisesi içinde elleri cebinde Zehra ablanın çıkışını izleyen Efran'a baktım. Kapıyı peşinden kapatırken bana döndü bense bakışlarımı kaçırdım.
"İyi misin sen?"
Tepki vermedim. Bakışlarım penceredeydi.
"Yeşim?"
"Adımı ağzına alma." Sesim kısık ama öfkeli çıkmıştı. Ona döndüm çatık kaşlarla baktım. "Hem sen hangi yüzle odama gelebiliyorsun? Adımı söyleyebiliyorsun? Yüzüme bakabiliyorsun?" Efran sert bakışlarını yüzümde gezdirirken duruşunu bozmayarak adım attı. "Sakın. Yaklaşma bana."
Durdu. "Şirketten doktor istediklerinde senin için nasıl paniklediğimi anlayamazsın."
"Sen?" Tek kaşımı kaldırdım. "Paniklemek ve sen?! Senin benim için endişelenmeye hakkın yok Efran."
Sinirle çenesi kasıldı. İç çekerek burnunu tuttu ardından bana baktığında onun da gözleri ateşti. "Ne oluyor Yeşim? Ne bu haller? Ben döndüğüm için mi böylesin?!"
"Her şeyi kendi üstüne alınman ne hoş." Dişlerimi sıktım. "Belki erkek arkadaşım vardır. Belki aramız bozuk diye kötüyümdür. Ölüyorumdur aşkından!
"Yeşim! Beni kışkırtma." Sert ses tonundan zerre etkilenmedim daha da üzerine gittim. Yatakta dizlerimin üzerinde doğruldum. Başımda dikilen uzun boyuna başımı kaldırarak dik dik baktım. "Ne kışkırtması? Ben olanı söylüyorum. Bir sevgilim var ve sevgimden ölüyorum." Aniden boynuma sarılıp üzerime eğildiğinde yüzlerimiz arasındaki mesafe nerdeyse yok denecek kadar azdı. Gözlerime yanağıma kaşıma kirpiğime her bir zerremi izlediğini fark ettim. "Sen benim yokluğumu bilip sevgili yaptın? Birini sevdin öyle mi?"
"Evet."
Suratı gerildi. Sakalları her zamanki gibiydi. Esmer kaşları, kirpiği... Sert mizacı. Her zamanki Efran. "Sen birini sevemezsin. Birini severken başkasını sevemezsin." Gözleri üzerimde titrerken boynuma yaklaştığında diğer elini belimde hissettiğimde titredim. Bedenini kokusunu sesini nefesini uzun zaman sonra ilk defa bu kadar yakın hissediyordum. Saçlarıma dokunurken gözlerimi yumdum. "Kalbin doluyken başkasıyla dolduramazsın." Tehditvari diline sinirlenip onu üzerimden iteklediğimde beni zorlamayarak geriye adımladı. Öfkeyle yüzüne baktım. "Sen... Bana böyle konuşamazsın." Parmağımı salladım. "Şimdi çık odadan."
Bakışları kısıldı.
Bir şey söylemeden son kez bakıp çıktığında kapıyı sertçe kapattı.
O ana kadar tuttuğum içimi bırakıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
&
Boğaz ışıklarla dolu durgun deniziyle muhteşem görünüyordu.
Saatler sonra annemin zoruyla yemeğe geldiğimizde herkes sus pusdu. Muhtemel mekan çıkışında bizi karşılayacak gazetecilere ropörtaj verecekti. Bilerek ayarladığına o kadar emindim ki.
Çatalımla balığı deşerken çaprazımda oturan Efran'ı görmezden gelmeye çalışıyordum. Çatalını her ağzına aldığında bana kaçamak bakışlar attığını hissediyordum. Karşımda babam yanımda annem annemin yanında Tolga abim onun karşısında Efran, babamın yanında da Aras abim vardı. Yengem ve Leyda yoktu. Gelmek istemediklerini söylemişti Aras abim. Aramızda en sessiz olanı oydu.
"Karın ve kızını yalnız bıraktığın için sana ne demeliyim Aras?" Annem peçetesiyle ağzının kenarını silerek dirseklerini masaya koyarak ellerini birleştirmişti. Diktatör edasıyla abimi izliyordu.
Abim onu takmadan şarabını yudumlarken babam araya girdi. "Feza tamam yeter."
"Yetmez Ekrem!" Annem elini indirip yine suçlayıcı bir şekilde konuşmaya başlamıştı bile. "Bu gece sıradan bir yemek yiyor olabilirdik. Ama senin oğlun başımıza ne işler açtı?!"
"Senin oğlun deyip durma. İkimizin oğlu."
"Babam haklı anne." Aras abim ilk defa konuşmuştu. "Beni evladından saymıyor musun yoksa?"
"Dün yaptığın kepazelikten sonra saymıyorum Aras!"
"Anne abimin üzerine gitme. Bu gece yine sıradan bir gece olabilir. Tabii paparazzileri çekersen." Efran'ın sert ve tok sesi annemin duraksamasına yeterken hiç bir şey söylemedi yemeğine odaklandı ardından onun bakışları bana döndü göz göze geldik. Yutkundum. Ben de bakışlarımı kaçırıp yemeğe odaklanırken birden midem bulandı. Kusacağımı hissettiğim için müsaade isteyip lavaboya gittim.
Kaç kez su çarptım suratıma kaç dakika baktım aynadan kendime bilmiyordum ama kapı sesi duyunca kendimi toparlayıp lavabodan çıktığımda bir bedenle pardon aynı bedenle yeniden çarpıştım. Elleri belimi bulurken üstten bana bakan bakışlarına karşılık verdim. Anlık birbirimize bakakalırken bunu bozan ben oldum.
"Bırak beni." geriye adım atarak kollarından kurtuldum.
"İyi görünmüyordun."
"Kıyamam sen beni merak ediyor musun hala?!"
"Yeşim!" Artık sabrının taştığını görebiliyordum. "Bana iğneleyici sesle konuşma!" Bu tavrı sinirlerimi daha da bozarken bardağı taşıran son damlaydı.
"Benin senin karın değilim. Bana emir vermeyi kes!"