4

1409 Kelimeler
Göktürk beni eve bıraktığında dahi hiçbir şey konuşmamıştık ancak ben arabadan inerken söylediği söz hala kulaklarımda çınlıyordu. "Bu yük insanı öldürür, Mila." ☁☁☁ Eve girdiğimde babamın evde olmadığını biliyordum. Tek problem annemi atlatıp geçmekti. "Bebeğim?" dedi kapının sesini duyup mutfaktan başını çıkararak. "Benim anneciğim." Kaşları hafifçe çatıldı. "Bak bakayım bana... Ağladın mı sen?" Ellerini üzerine taktığı önlüğe sildi ve tam karşımda durdu. "Yok anne ne ağlaması, yağmur altında fazla kaldım." Salak... Resmen yüz karasısın kız! Öyle yalan mı söylenir? "Arabayı gördüm pencereden." Hatun zeki. Ona yalan söylemek istemiyordum. "Üzerimi değiştirebilir miyim?" "Tamam... Sonra da hemen aşağı gel." Başımı hafifçe salladım ve ağır adımlarla odama çıktım. Anneme söyleyebileceğim mantıklı bir şeyler ararken üzerimdeki giysileri çıkardım ve tekmeleyerek banyoya attım. Duşa girerek zaman kazan. Aklıma gelen şeyi yapıp iç çamaşırlarımı çıkarttım ve banyoya gidip küvetin kenarına oturdum. Musluğu açtım ve suyun akışını izledim. Garip bir histi... Fazla garip. Musluğu izlemek değil, aşk. Ancak çok hayalperest bir insansanız bunu bile aşka benzetebilirdiniz. Musluktan akan su, sizin ona beslediğiniz hisleriniz ve ruhunuzda onun için açtığınız yerdi. Küvet ise kalbiniz. Sonuç ne olacaktı? Ya su küvetten taşıp ortalığı mahvedecekti ya da biri gelip gideri açacaktı. İkisi de birbirinden kötü iki son... Aşkta böyleydi. Hissettiğiniz sevgi kalbinizden taşacak ve bedeniniz yoğunluk altında patlayıp uzaya karışacak, bedenen dünyada olsanız bile ruhen uzay boşluğunda süzüleceksiniz ya da aşık olduğunuz kişi sizi ve duygularınızı hiçe sayıp gideri açacak ve siz de içi boş bir kabuğa dönüşecektiniz. Bunlardan birinin olması gerekirken neden konu Efe olunca hiçbiri olmuyordu? Neden aklımın sokaklarındaki her yol denize değil de, ona çıkıyordu? Neden lanet olasıcanın parfümü banyomdaydı? Suyu kapattım ve lacivert parfüm şişesini elime aldım. Tam kapağı açıp kokuyu içime çekecektim ki...- Kız! Oldu olacak çocuğun önünden geçerken yere mendil at! O ne öyle parfüm koklamak? Arabesk misin kızım sen? Haklısın bu sefer. Şimdi sakin oluyoruz... Efe kendisi kaybeder. Hem o kızıl şeytanın senden bir sürü eksiği var. Mesela kanka? Mesela sütyen bedeni otuz falan... Ama eksi otuz. O derece. Ama sen öyle misin? Kötü yerden başladın sanki? Hiçte bile. Mesela kızıllar eskiden cadılıkla suçlanıp yakılırmış... Şimdi bu kızı görünce adamlara hak vermiyor değilim de... Neyse. Ama bak sarışınlara. Her çağda sevilmişler, her çağda çiçekler. Hem çabuk yaşlanmıyorsun kızım, bak annene. Hatun hala sütun gibi. O esnada annemin aşağıda beni beklediğini hatırladım. İç sesimi yine bayıltıp etkisiz hale getirerek duş aldım ve ayıcıklı pijamalarımı giyip saçıma havlu sararak minnoş bir şehzade şeklinde aşağı indim. "Eee daha daha nasılsın anneciğim?" Annem tezgahın üzerindeki kupalardan birini önüme koydu, gereksiz neşeli girişimi umursamadan. "Anlat bakalım güzel kızım?" Omzumu kaldırdım. "Ne olsun anneciğim... Okul falan." O anda aklımda parlak bir ampul yandı, "Bale de düştüm, kolum incindi. Ondan ağladım." "Bu hafta çalışman yok." Ampul patladı ve dağılan parçalar götüme girdi. "Ha... Bağımsız şey yapıyordum ben ya." "Bağımsız şey yapamazsın bebeğim, salon tadilatta." "Aaa öyle miymiş bende diyorum bu göbekli göbekli amcalar da mı baleye yazılmış acaba?" Sanki çok komik bir şey söylemişim gibi güldüm. Oysaki komikliğime değil, salaklığıma gülüyordum. "Mila." dedi annem. Gülmemin durmasıyla yeniden ağlamaya başlamam bir oldu. Üstün seviye salaklıktan bilimsel deneylerde kobay olarak alacaklar seni, az kaldı. Ne ağladın be, gören de Efe beş çocukla kapına geldi sanacak. Bir şey söyleyeyim mi? Beş çocukla gelse yine kabul ederdim. Peki, ben bir şey söyleyeyim mi? O da senin salaklığın. ☁☁☁ Annem beni yatıştırıp elime korkuyla bir bardak su tutuşturmuştu. "Ay Mila, gideceğim kalpten." Salona oturduğunda dizine yattım. "Canım acıyor." Bir kaç saniye sessizlikten sonra parmaklarını saçlarımda hissettim, "Bana çok uzak biri var." Bir o kadar da yakın olduğunu söylemek istemedim. "Aşktan ağlıyorsun yani?" Ses tonu şefkatli bir hale büründü. "Aslında ağlamaya hakkım yok." "Nedenmiş o?" "O beni sevmiyor... Benim onu sevdiğimi bilmiyor bile. Bilse ne olur inan kestiremiyorum anneciğim. Arkadaşız biz. Ve arkadaşlar birbirlerini kıskanmazlar." Eğilip alnıma bir öpücük kondurdu. "Küçücük kalbine bu yük fazla değil mi?" "Onun yanında az bile anne." Al işte yine arabesk, yine arabesk. Nerde benim rakım? YouTube > arama > Neşet Ertaş - Neredesin Sen "Güzel mi bari?" Gülümsedi. "Onu sevmek mi?" başını salladı hafifçe, "Çok güzel... Fazla güzel. Sanki böyle babam saçımı okşuyor, sen kek yapmışsın gibi hissettiriyor... Ilık bir bahar sabahı gibi. Belki de nisan yağmuru?" O esnada kapı çaldı. "Babam mı?" dedim göz yaşlarımı silerek. "Bu akşam geç gelecek." Annem kalkıp kapıya bakmaya gitti, "Mila, gelir misin tatlım?" Yanına gittiğimde yağmur da ıslanmış bir adet Efe gördüm. "Efe?" dedim gözlerimi kocaman açarak. Gönlüüğğğmm hep seni arıyooooorrr, neredesiiiin seeen? "Naber?" dedi gülerek. "İyiyim, sen? Manyak mısın bu yağmurda? Gel içeri." "Yok gelmeyeyim... Eve gideceğim." Ne olduğunu anlamak ister gibi ona baktım. Bileğimi tutup beni kendisine çekti ve sarıldı. "Efe?" "Benim evden giderken vedalaşmadığımızı hatırladım. Borcum kalmasın." Uzunca bir sarılma... Fazla uzunca. Yetmişlik bitti laaaayynn... Hooğğğp usta! Bizi görsene bi be. "Sen iyi misin?" Burnunu çekti. "Hala hastayım." Bana bakarak gülümsedi ve alnıma bir öpücük kondurup yağmurun altında koşmaya başladı. ☁☁☁☁ Ölü gibi uyuduğum on üç saatlik uykuma devam edecektim ki babam kapıyı tıklayarak içeri girdi. "Yahu kocacığım, ben sana demedim mi öyle girme genç kız o diye?" Kafamı kaldırdığımda bir şey göremedim. Lan kör mü olduk? Sahte rakı mı verdiniz lan bana? Kolonya mı içtim? LAN KÖR OLDUK! Yüzüme gelen saçlarımı çektim ve babama baktım. "Ne oldu babacığım?" "Göktürk seni okula götürmek için geldi, prensesim. Güzellik uykunu biraz böleceğiz ama... Gelince uyursun, olur mu?" Yatağın içinde oturup mal mal etrafa bakındım. "Tamam baba... İçeri çağır, beklemesin çocuk dışarıda. Giyinip iniyorum." "Tamam balım." Saçlarımı hafifçe karıştırıp odadan çıktı. "Daha iyi misin bebeğim?" dedi annem babam duymasın diye fısıldayarak. "Bomba gibiyim." Gülümsedim ona. Sırf ben üzülüyorum diye onun da üzülmesini hiç ama hiç istemiyordum. "Harika o zaman." Güldü ve kapıyı arkasından çekerek odadan çıktı. Banyoya gidip yastıkla birleşmekten düğüm düğüm olmuş saçlarımı, kökünden koparırcasına taradım ve yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Göz altlarım yine Samanyolu Galaksisi'nin internette olan resimleri gibiydi. Odama dönüp okul eteğimi ve gömleği giydikten sonra makyaj masasının yanına çöküp beni insana benzetebilecek malzemeleri aramaya koyuldum. Yok kanka, sen bu saatten sonra iflah olmazsın. Sen bir sus be. Terbiyesiz. Yüzüme 'ben burdayım' diye bağırmayacak şekilde kapatıcı ve fondöten sürdükten sonra rimel de sürdüm ve çatlamış dudaklarım için nemlendirici aramaya koyuldum. Hah, işte burda. Onu da hafifçe sürüp, uyumadan önce hazırladığım çantamı aldım ve aşağı indim. "Nerde Göktürk?" dedim içeride göremeyince. "Arabada kalmayı tercih etti." Elime geçen ilk spor ayakkabıyı giydim. "Kapuşonlu da el bebeğim, hava serin." dedi annem. Babamın askıda asılı olan siyah kapuşonlusunu da elime aldım ve bana gülerek bakan babamın ve annemin yanaklarına birer öpücük kondurup evden çıktım. "Çok beklettim mi?" dedim arabadan çıkan Göktürk'e. "Bünyem alışık." dedi gülerek ve bana fırsat vermeden kapıyı açtı. "Hey, Göktürk bana ait." dedim ön koltukta telefonuyla oynayan Efe'ye. Bana bakıp güldü. "Göktürk burda olduğu sürece ikimizi götürecek, değil mi?" "Evet." Göktürk'ün güldü. Efe yeniden telefona gömüldüğünde başımı uzatıp baktım. "Ne yapıyorsun?" Saçma bir yarış oyunu oynuyordu. "Yarışıyorum." dedi. "Sıkıcı." Yerime yaslandım ve ben emniyet kemerini takmadan arabayı çalıştırmayı inatla reddeden Göktürk'ü tatmin etmek için gözüne soka soka kemerimi taktım. Dikiz aynasından bakarak gülümsedi ve arabayı çalıştırdı. ☁☁☁☁☁ "Ben acıktım." dedi Efe okula yeni girdiğimizde. "Kahvaltı yapmadın mı?" "Yaptım ama acıktım. Kantine gidiyorum. Geliyor musun?" Başımı iki yana salladım, "Sonra da özel ders için matematikçinin peşine düşeceğim. İlk derse gelmem." "Tamam... Görüşürüz sonra." "Görüşürüz güzellik." Ben merdivenlere tırmanmaya başlarken o sağ koridora saptı ve kantine ilerledi. Üç kat çıkıp kıçımdan nefes almaya başlayarak sınıfa girdim. "Bugün Efe geldi." dedim yanımdaki sıraya çoktan kurulmuş olan Demir'e. "Olabilir." dedi omuz silkerek ve geçmem için kalktı. "Efe yerine oturanlar konusunda çok aksi." dedi arka sırada oturan Hale. Demir yine aynı şekilde omuz silkti. Biz uyardık kanka, bu yakışıklı artık yakışıklı olmak istemiyor sanırım. Olabilir, çok mantıklı. Yerime yerleştim ve Hale'ye dönüp saçma konular hakkında sohbet etmeye başladım. ☁☁☁ "Şu zımbırtıyı anlamadım, anlatır mısın?" dedi Demir önünde rastgele karaladığı kağıdı işaret ederek. Gösterdiği şeyi tanıyıp kendi defterimde açtım ve ona yaklaştım. "Bak şimdi şöyle oluyor... Senin yükleme sorman gereken sorular var, tamam mı?" O esnada yüzüme hafif bir rüzgarın çarptığını hissettim ve başımı kaldırdım. Efe neden salak salak hareketler yapan matador görmüş boğa gibi bakıyor? "Haleciğim..." dedi Efe kendini gülümsemeye zorlayarak, "Yerime oturanlar konusunda ne demiştim?" Hale tam ağzını açıp bütün oyunculuk yetenekleriyle Efe'yi taklit edeceği sırada Demir güldü. "Sen Efe olmalısın." "He, Efe'yim ne olacak?" "Ben de Demir... Adımı ezberlesen iyi olacak. Çok sık duyacaksın... Tıpkı dünden beri senin adını sürekli duyduğum gibi." Demir hiç beklemediğim anda kalkıp yumruğunu Efe'ye savurduğunda yüreğim korkuyla ağzıma geldi. Efe gülerek hafif yana kaydı ve yumruğu boşa çıkarıp Demir'in kolunu tuttu ve ters çevirdi. Yemin ederim, kemik çatırtısını duymuştum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE