Sancılı bir geceydi...
Beden olarak değil, ruh olarak... Hatta öyle sancılıydı ki dayanamamış, ara ara ağlamıştım.
Yağmur damlalarının camdan tavana her vuruşunda kalbimden bir düğüm sökülüp Efe'nin saçlarına karışmıştı.
Yanımda sessizce hasta bir şekilde uyuyan adamla fiziksel olarak aramda yirmi santim vardı... Ancak olay metafizik boyuta geçtiğinde, binlerce kilometre... Hatta milyonlarca...
Ona olan sancılı hislerimin her zaman gün yüzüne çıkmasına izin vermezdim. Hatta çoğu zaman kalbimin derinliklerine gömüp unuturdum bile. Birlikte güler, kaldırımlarda yan yana dolaşır, onun veya benim evimin koltuğuna oturup herhangi bir konuda saatlerce tartışırdık. O zamanlar hızlanmazdı da yüreğim...
Ancak öyle geceler olurdu ki, kalbime söz geçiremez o hislerin meydana çıkmasına izin verirdim...
Uzun zamandır arkadaştık... Bir insan ömrünün dörtte biri kadar yaşamış, bu dörtte birin her anını onunla doldurmuştum.
O kadar alışkınım ki ona, görmediğim zamanlar içimde tuhaf bir rahatsızlık hissediyorum.
Bazen... Durup dururken bana takılı kalıyor gözleri... O zaman ölüyorum işte. Sonra gülümseyip başını çeviriyor.
Ama bir şey söyleyeyim mi?
Çok güzel gülüyor...
☁☁☁
"Yastığım niye ıslak?" Üzerimi değiştirip banyodan çıktığımda yatağında oturmuş yastığını da kucağına almıştı.
"Bilmem." Ancak biliyordum...
"Salyam mı aktı lan uyurken?" İstemsizce güldüm. Sonra Efe yastığı koklamaya başladığında yüzümü buruşturdum.
"Efe, iğrençleşme ya."
"Saçların gibi kokuyor." Durdum ve anlamaması için dua ederek elimdeki tişörtü katladım, "Neyse." dedi ve yastığı yatağa geri koyup yattı yeniden.
"Acıkmadın mı? Ben ölüyorum da açlıktan."
"Yok acıkmadım, sen ye güzellik."
"Ama ilaç içmen gerekiyor."
"Birazcık daha uyuyayım, bir şeyler yiyip içerim."
"Okula gelmeyecek misin?"
"Bugün dinleneyim... Yarın gelirim."
"Tamam... Okuldan sonra uğrarım."
"Tamam güzellik." Eğilip yanağına bir öpücük kondurduğum da gülümsedi. O esnada telefonu titremeye başladı.
"Kızıl şeytan." dedim ekrana bakarak. Yattığı yerde iyice yayıldı.
"Siktir et." Aramayı yine büyük bir zevkle reddedip, Efe'nin ip merdivenlerinden indim.
"Değiştir şunu artık ya!"
"Halledeceğim."
Aşağı indiğimde Can amca kahvaltı yapıyor, Yağmur teyze ise ekmek kızartıyordu.
"Başka yer misin canım?" diye sordu Yağmur teyze.
"Prensip olarak önüme ne koyarsan yiyorum bebeğim... Ooo... Mila hanım, günaydınlar."
"Günaydın Can amca." Yanındaki sandalyeyi çekti benim için.
"Hani benim eşek sıpası nerede?"
"Uyuyacakmış biraz daha." Yağmur teyze önüme kızarmış ekmek koydu.
"Hepsi bitecek." Saçlarımı okşadı gülümseyerek. Bende gülümsedim.
"Bakayım bir şu çocuğa... Olmazsa hastaneye gidelim."
"Az önce baktım, ateşi düşmüştü canım... Sende bir bak ama."
Can amca masadan kalktı ve mutfaktan çıktı.
"Okula gideceksin, değil mi tatlım?"
"Gideceğim teyze... Malum çok önemli bir yıldayız." Başını salladı.
"Bunların hepsi size olumlu şekilde geri dönüş yapacak."
Kendisi bildiğim kadarıyla lise sona giderken Efe'ye hamile kalınca son iki ay evden eğitim almış... Üç sene ara verip üniversite okumuştu. Şu anda da sosyoloji alanında doktora yapıyordu.
Annem beni doğurduktan sonra açıktan liseyi bitirmiş, daha sonra üniversite için başvuru yaparak işletme okumuştu. Sonra babamda annemin gazına gelip annemden bir alt sınıf olarak o da işletme okumuştu.
Can amcanın ise zaten üniversite kaydı varmış ancak dondurmuş. Bu okuma aşkını görünce kaydını açtırıp İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş. İşin edebiyat kısmı pek ilgisini çekmese de İngilizce konusunun barın işleri için çok yararlı olduğunu söylüyor.
☁☁☁
Okula Göktürk ile gelmiştim.
"Efe nasıl, hasta olduğunu duydum." dedi saate bakıp dersimin başlamasına biraz zaman olduğunu görünce.
Bende onun gibi arabaya yaslandım.
"Daha iyi... Biraz üşüttü sadece. Birkaç güne toparlar."
"Görmeyeli uzun zaman oldu."
"Evet... Görsen tanıyamazsın." Güldüm. O da güldü.
"Dersin başlayacak birazdan." Uzattığı çantamı aldım.
"Okul çıkışında yine beni alır mısın?"
"Alırım tabiki de. Hatta buralarda işlerim var... Erken çıkmak istersen mesaj at, gelirim."
Başımı salladım ve ona sarıldım.
"Dikkatli ol." Gülümsedi.
"Sen de, Mila." Tam yürümeye başlayacağım sırada seslendi, "Mila!" Yeniden ona döndüm.
"Efendim?"
"Boş musun?" Sırıttım.
"Sence babam boş gezmeme izin verir mi?"
Herhangi bir delici, kesici, oyucu, şok verici, yakıcı aletin yanımda olup olmadığını soruyordu ve kıyafetlerimin iç taraflarında, istediğimde rahatça ulaşabileceğim ceplerde hepsi mevcuttu.
"Araf abiye hayranım."
Yeniden güldüm ve dönüp okula girdim.
☁☁☁
"Efe yok bugün, yanıma otursana." dedim Hale'ye. Saçının önünü dikti ve boğazını temizledi.
"Bon yokkon Molo'non yonondoko yoromo otororson sono oyorom Holo."
"Ne?" dedim gülerek.
"Efe..." dedi ve saçını yeniden eski haline getirirken devam etti, "Ben yokken Mila'nın yanındaki yerime oturursan seni oyarım Hale, dedi."
"Ya saçmalama, gel otur yanıma."
"Duvara yaslanıyorum canım." Güldüm ve önüme döndüm.
O esnada dersin öğretmeni olan Kimyacı Tarık öğretmen ve sınıf öğretmeni olan Betül öğretmen içeri girdiler. Yanlarında bir erkek öğrenci vardı.
"Tarık hoca ve Betül hoca yan yana... Keşke bende kocamla aynı mesleği yapsam." diye mırıldandı Hale. Onlar evli olmalarına rağmen okulda birbirlerini tanımıyormuş gibi davranırlardı. Gülmemek için dudağımı ısırdım.
"Evet, gençler... Dinleyin bakalım burayı. Betül öğretmeniniz... HOP! dinlesene oğlum!" Gürültüyü bağırarak susturan Tarık hoca sözü karısına verdi.
"Arkadaşlar... Aranıza yeni bir arkadaşınız katıldı bugün. Kendisi buraya Ankara'dan gelmiş. Kendini tanıtır mısın canım?"
"Demir... Fazla bir şey bilmelerine gerek yok." Hafifçe kaşlarımı çatıp bu ismi nerden duyduğumu düşündüm.
Çocuğun gözleri bana değdiğinde ise bu gözler de tanıdık gelmeye başlamıştı.
"Pekala... Mila'nın yanı boş sanırım?"
"Efe oturuyor burada." dedim yerimde dikilerek.
"Başka boş yer yok, tatlım..." Çocuğa döndü, "Bugünlük otur, yarın senin için sıra getirtiriz."
Çocuk bir şey demeden oturduğunda hafif sigara kokusu da hafızamı zorlamıştı.
"Demir." dedi elini uzatarak. Kömür siyahı gözlerinde insanın içini ürperten bir ifade vardı.
"Mila." dedim ve kısaca elini sıktım. İyice duvara yapışmıştım.
"Güzel bir isim." dedi. Dudağının sağ köşesi hafifçe yukarı kalkmıştı.
"Teşekkür ederim."
"Hey, istersen yer değiştirebiliriz?" dedi Hale arka sıradan.
"Hayır, teşekkürler." Bedenini hiç Hale'ye çevirmemişti. Hatta göz ucuyla bile bakmamıştı.
Yutkundum ve bu hissettiğim gerginliğin, yeni biriyle tanıştığım için olduğunu düşündüm.
Çok garipti... Fazlasıyla garip.
Gözlerini üzerime dikiyor ve dakikalarca çekmiyordu.
Kız acaba vampir falan da Alacakaranlık'ta Edward'ın Bella'nın kokusunu beğendiği zaman ki gibi mi oldu? Aaayy... Ne romantik!
İç sesimin gözünden çıkan kalp şeklindeki baloncukları okla tek tek vurdum ve bunu yaparken inanılmaz zevk aldım.
Ayol bir kere, beni etrafımdaki koruyucu erkek çemberinden alabilecek vampir daha dönüşmedi.
Onlar yüzünden evde kalacaksın zaten. Baban, Can amcan, dayın, Ömer, Pars, Efe derken şimdi de Göktürk çıktı... Solup gidecek gençliğin, güzelliğin... Aaaaayyyy! Acaba Supernatural'de ki yaratıklardan biri mi? Mesela bir Şekil Değiştiren veya İntikamcı Hayalet çok havalı olmaz mıydı? Sonra Sam ve Dean gelir, bu elemanı avlar ve sen Dean'e ben de Sammy bebeğime aşık olurum. Düğün arabamız İmpala olur, balayını motellerde geçirip turta yeriz.
Beni babam da alabilecek bir avcı da daha doğmadı.
Aman sen de! Ya da American Horror Story'de ki sarışın yakışıklı? Hani ilk sezondaki... Pekte sarışın değil ama bu da kurtarır. Böyle senin cesedine kimseyi yaklaştırmaz ama ruhunla oynaşır... Ya da ikinci sezondaki o maskeli katil? Bu da havalı. Sende hep bir manyaklık sezmişimdir. Birlikte adam doğrarsınız falan... Ya da üçüncü sezondaki yan komşu? Sanki ailesi biraz tutucuydu ama halledersin sen... Aaahh.... Dördüncü sezona hastayım. O palyaçoya özenen katil çok hoştu. Keşke ölmeseydi.
Daha fazla devam edecekti ki kafasına vurup bayılttım.
"Mila, hadi kantine gidelim." Bakışlarımı Hale'ye çevirdim.
"Olur." Ayağa kalksam da Demir oturduğu yerden kalkmayıp bana bakmaya devam ettim.
"Geçebilir miyim?"
"Elbette." Ayağa kalktı ve geçebileceğim kadar yer açtı.
Acaba algılama problemi falan mı vardı?
"Çok garip biri." dedi Hale sınıftan çıktığımızda.
"Fazlasıyla... Bu gün bir an önce bitsin istiyorum."
"Nedense Efe ile çok kavga edeceklermiş gibi hissediyorum." Aynı his bende de vardı.
"Daha doğrusu Efe bulduğu her fırsattan ağzını burnunu kıracak gibi hissediyorum." dedim.
"Belki de dişli bir rakiptir. Kol kasları sporla uğraştığını gösteriyor."
Omuzlarımı kaldırdım.
Ancak içimden Efe ile baş edemeyeceğini biliyordum. Efe on dört yıldır dövüşe meraklıydı. Pardon dövüş dedim... Efe'nin tabiriyle "hadsizlere haddini bildirme sporu".
☁☁☁☁
Okul çıkışı Göktürk ile biraz vakit geçirip kahve içmiştik. Kitaplar hakkında engin bir arşivi vardı genç yaşına göre.
Sahaflarda bulamadığı bir çok klasiği babam sayesinde bulduğunu söylemişti.
Gülümsetmişti bu beni.
Ardından eve geçmeden önce biraz Efe'nin yanına uğramak istemiştim ve şimdi evlerinin kapısındaydım.
Zile bastığımda Yağmur teyze açtı kapıyı.
"Uyuyor mu Efe?"
"Yok tatlım, arkadaşı geldi. Salonda oturuyorlar."
Kesin kaykay grubundan biri gelmişti. Tam içeri girip Efe'nin aldığı kaykay hakkında sorular sıralamaya başlayacaktım ki kapının yanındaki askıda asılı simli çanta dikkatimi çekti. Hiç Yağmur teyzenin tarzı değildi.
Belki hoşuna girmiştir diye düşünüp salona gittim.
"Ben geldim."
Keşke... Gelmeseydim.
Kızıl şeytan dediğim İrem ve Efe yan yana oturmuş, İrem kolunu Efe'nin omzuna atmıştı ve televizyonda izledikleri bir şeye gülüyorlardı. Efe beni fark edince yüzündeki gülümseme arttı, ancak İrem hiçte hoşnut olmadığını belirten bir şekilde baktı.
"Hoşgeldin." Gülümsedim hafifçe.
Şimdi ağlayamazsın.
Efe oturduğu yerden kalktı ve bana sarıldı.
Şimdi ağlayamazsın.
"Sana ders notlarını getirmiştim." İrem'in yüzünden alaylı bir gülüş geçti.
"Teşekkür ederim güzellik." Çantamdan çıkardım ve ona uzattım.
"Nasıl oldun?"
Şimdi ağlayamazsın.
"Daha iyiyim... Otursana."
"Eve gideyim. Bizimkiler bekler, dün gece de burada kaldım zaten." Hafifçe gülümsedi. İrem göz devirdi.
"Peki... Bırakayım mı?"
"Göktürk kapıdaydı."
Şimdi... ağlayamazsın.
Sonra onunla vedalaşıp evden çıktım.
Ve çıktığım an, ağlamaya başladım...
❤ Bölüm Sonu ❤⭐
Sizce Demir nasıl birisi?
Peki... İrem?