Vahşet

1624 Kelimeler
"Naz! Naz uyan! Hadi, acele etmeliyiz. Naz hadi ama, aç gözünü!" Kulaklarıma dolan sesler uğultudan farksızdı. Yerimde kıpırdanmak istedim. Her yerim kırılmış gibi hissediyordum. Derinden gelen öksürük seslerinden anladığım kadarıyla, öksüren kişinin boğazı parçalanacaktı. İnleyerek açtım gözlerimi. Biri koltuk altlarımdan sürüklüyordu beni. Ayaklarım yerlerdeki taşlara çarpa çarpa kayıyordu. Bu, beni biraz olsun kendime getirmişti. Güneş gözlerimi yakarken bedenim üşüyordu. İnleyerek, elimi gözüme gölge yapmak için kaldırdım. Buzlu bir camın ardındaydı sanki her yer. Öksürük sesleri arttığında, tanıdık gelen sese odaklandım. Rüya olduğunu anlar anlamaz fırlamak istedim boylu boyunca uzandığım sıcak taşlı kumun üzerinden. Yeltenmemle acıyla bağırmam eş zamanlı oldu. Başım öylesine ağrıyordu ki, üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum, genelde hayal kırıklığı yaşayanların hissettiğini söylediği türden. "Rüya!" dedim tekrar kalkmaya çalışırken. "İyi misin?" kolumdan tutmaya çalışıyordu bir çift el. Bora olduğunu fark eder etmez ittim var gücümle. Yakalandığımız telaşına varmadım değil. Etrafı kolaçan ettim gözlerimle. Görünürde kimse olmadığı gibi bileklerim de serbestti. Kaşlarımı çattım. Önce kelepçelemiş, sonra açmıştı. Derdi neydi bu adamın? "Kimse yok, ama şimdilik. Gitsek iyi olacak." "Sen benimle alay mı ediyorsun?" "Şimdi cevap aramanın sırası değil. Naz, biraz daha oyalanırsan eğer yakalanacaksın." Duraksadım. "Bana göre sen de katilsin." "Anlamadım?" dedi, anlamıştı. Çünkü birini öldürmek için elini kana bulamak gerekmiyor her zaman. Burnundan soludu. "Öfkeni sonraya sakla Naz, yakalanacaksın!" "İşine geleceğini düşünüyorum." "Neden öyle düşünüyorsun?" "Gerçekten soruyor musun bunu?" Hızla doğrulduktan sonra karşısına dikildim ve iki elimi de göğsüne vurdum sertçe. Bileklerimin gücünü emmiş gibi sadece olduğu yerde sarsıldı. "Çünkü seni öldürmemek için geçerli bir sebep bulamıyorum!" Bir süre bekledi öylece. Bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibi görünüyordu. Gözlerini kaçırdı. "Benim mesleğim bu. Ne bekliyorsun ki?" Mesafeli ve umursamazca söylediği bu söze karşın canım yanmıştı. Sinirlerim şahlandı. "İyi, sık karşılaşacağız demek." Gözlerimi kısıp tehditkar bir ifadeyle fısıldadım. "Kin tutarım çünkü. Yapım bu." Hiçbir şey söylemeden öylece yüzüme baktı. Ne kaşları çatıktı, ne yüzü gergin. Benim ateş topuna dönmüş yüzüm ona hiçbir şey ifade etmiyordu. Birden sesler duyduğumuzda panikledim. "Çabuk!" dedi Bora. "Saklanın, göndermeye çalışacağım." "Sana güvenmiyorum!" "Daha iyi bir seçeneğin var mı?" Dişlerimi sıktım haklı oluşuyla. "Hadi..." dedi sabırsızca, seslere doğru adımlarken. "Rüya!" diye seslendim endişeyle. "Kahretsin, tüm kemiklerim kırılmış gibi!" Rüya, acıyla inliyordu. Nefret ve kin dolu bakışlarımı uzun süre Bora'da tuttum. Ardından sırtımı döndüm ve Rüya'ya yöneldim. "Rüya, iyisin değil mi?" Dirseklerinin üzerinde doğrulurken başını arkaya attı. "Daha iyi günlerim olmuştu." Aramızdaki mesafeyi bir kaç adımda kapatıp kalkmasına yardımcı oldum. "Saklanmamız gerek, hadi!" Üzerini silkelerken derin bir nefes aldı. "Lanet olsun..." diye mırıldandı yaklaşan sesleri duyunca. Apar topar kayanın arkasına saklandık. Sesler tamamen yaklaştığında Bora konuştu. "Amirim neden atladınız? İyi misiniz?" Gözlerimi büyüttüm Rüya'ya bakarken. Arkamızdan atlamıştı demek. "Bu tarafta kimse yok, gölün diğer kıyısına geçin." dedi Bora onun sorusunu aldırmayarak. "Uygun görürseniz bir ekip de bu tarafa baksın amirim." "Dediğimi yapın. Boşa vakit kaybetmeyelim. Hadi toparlanın!" "Emredersiniz amirim." Nefesimi dahi tutmuştum. Ayak sesleri ve uğultulardan anlaşıldığı üzere gitmişlerdi. Ellerimle yüzümü sıvazladım. Bora az önce bizi ele vermemişti. Onu anlayamıyordum. Daha saatlerdir tanıdığım adam bana onlarca duyguyu aynı anda yaşatıyordu. Önce hayaller kurdurup, sonra hepsini tek kalemde yıkmıştı. Sabah beni mesleği gereği polise teslim edecekken şimdi ne değişmişti? "Temiz." diye fısıldadığında usulca yerimizden çıktık. Az önce onun hayatımdan çıkıp gitmesini istediğimi söylemiştim ama hayır, onun bu yaptıklarının bir sebebi olmalıydı ve ben bunun hesabını ona sormalıydım. "Benim canımı çok yaktın." dedim göğsüme hapsettiğim acıyı daha fazla içimde tutamayarak. Gözlerim dolmuş, sesim titremişti bunu söylerken. Kaşları hüzünle büküldü. Bana doğru bir adım atmıştı ki hışımla elimi kaldırdım. "Sakın!" dedim bastıra bastıra. Karşısında gördüğü çaresiz, küçük, zavallı kızın ona deli gibi sarılmak istediğini ve aynı anda onu öldürmek istediğini bilmiyordu. Hiçbir zaman da bilemeyecekti. "Hesaplaşacağımız günü bekle Bora Aydın!" Nefretle döndüm arkamı. "Seni bulacağım." dediğini duydum. "Yıldızları seyretmeyi unutma." Söyledikleri bir ok gibi yüreğime saplanırken derin bir nefes aldım. Onu hemen şimdi unutacaktım. Bütün bunlar karşısında kalbimi devre dışı bırakacak ve zamanı geldiğinde bedelini en iyi şekilde ödetecektim. Onu orada bırakıp hızla yürümeye koyulduk. "Afitap!" diye seslendi. "Bakmayacak mısın?" Arkamı döndüm kaşlarımı çatarak. Gözleri benim üzerimdeydi. Arkama, sağıma, soluma bakındım birini arar gibi. Sonra ona dönüp, "Naz ben?" dedim alayla. "Afitap sana daha çok yakışıyor." Bunu söylerken gözlerinin kısıldığını ve dudaklarının bir yay gibi kıvrıldığını görmüştüm. Yutkundum. Cevap vermemiştim, onun da bir cevap bekliyormuş gibi bir hali yoktu zaten. Uzun süre kusursuz yüzünde boy gösteren gözlerimi çekip sırtımı döndüm. "Göz alıcı, ışıltılı, ve bir o kadar da güçlü kadın anlamlarına geliyor. Tıpkı senin gibi." Sessizliği bozan Rüya'ya baktım. "Kral hareket." dedi gülerken. Sessiz kaldım. Onu andıkça, beni teslim edişi gitmiyordu gözümün önünden. Polise değil, kaderime teslim edişi. Bir insana verilebilecek en kötü ceza değil midir; hiçbir çaba sarf etmeden öylece kaderine terk etmek. Başımı sağa sola salladım kendi kendime. Böylelikle zihnimi sarsıp kuruntuları dökebileceğimi düşündüm. Ardından Rüya'nın koluna girdim ve ilerlemeye başladım. Saçlarımdan damlayan sular yere düşmeden kuruyordu. "Kimdi o?" "Hiç." dedim omuz silkerek. "Hiç kimse." En zayıf halimde sinmişti ruhu ruhuma. Öyle baktı ki, inandım biliyor musun? Bana gönderilmiş bir mucize olduğuna inandım. Omzumdan öptü, saçlarıma dokundu çünkü. Ben ona sırlarımı döktüm, yaramı gösterdim. İyileştirir sandım, yanıldım. Ardında oluk oluk kanayan bir yara bıraktı. "Bir şeyler yaşanmış belli, unutabileceğin türden, değil mi?" Güldüm alayla. "Ben kahvaltıda ne yediğimi unutuyorum, onu da iki güne kalmaz unuturum." "Kahvaltı yapmıyorsun." Gülmesine karşın gülerken aniden nefesim daraldı. Rüya olan biten hiç bir şeyi bilmiyordu. Nasıl anlatacaktım ona. "Rüya ben, birini öldürdüm." "Ne?" diye çığlık attığında elimi ağzına kapadım hemen. Elimden kurtulup "N-nasıl?" dedi fal taşı gibi açılmış gözleri kızarırken. "Saldırdı bana. Psikopat işte buldu beni. Zarar verecekti bana Rüya, mecbur kaldım." Gözlerim doluyor, kalbim ciddi anlamda sıkışıyordu o anı hatırladıkça. "Ben onu öldürmeseydim, o beni yaşayan bir ölüye çevirecekti. Bir kadının bedenine zorla sahip olmayı isteyecek kadar aşağılık biri. Hiçbir şey düşünemedim, çok korktum Rüya..." Tek nefeste söylemiştim bütün bunları. Sanki nefessiz kalmış gibi hıçkırıklara boğuldum. Rüya çekti kendine hemen. İncecik olmasına rağmen güvende hissettiren kollarını sardı bedenime. "Şş, tamam geçti. Şimdi bunları düşünemeyiz öyle değil mi? Ve inan bana, ölümü senin elinden olmasaydı göbek atabilirdim. Dünya bir pislikten daha kurtulmuş oldu." Akan göz yaşlarımı sildim ellerimin tersiyle. "Beni nasıl buldun?" Sorumu duymamış gibi bir tavırla söze girdi. "Bir yol bulmalıyız." Dudaklarımı ısırdım endişeyle. Sıkıntıyla soludum. "Burada duramayız." Ellerimi saçlarıma çıkardım telaşla. "Bilmiyorum, düşünemiyorum! Ne yapacağız?" "Ege," dedi hemen. "O bize yardım eder." "Nasıl?" dedim. "Ne gibi bir yardımı olacak ki?" "Kızım anla işte. Kimlik falan ayarlar anlıyor bu tür işlerden biliyorsun, gideriz buralardan." "Rüya..." diye fısıldadım içimi yakan gerçekle. "Okulumuz ne olacak?" Bu bir soru değildi aslında. Çünkü tüm gerçekliğiyle farkındaydım ki, geleceğimi dün gece yakmıştım. "Şimdi onu düşünemeyiz." dedi soğuk görünmeye çalışarak. Fakat uzun zamandır hayalimizdi bu. Mezun olacak ve her zamankinden daha sağlam basacaktık yere. Güvencemiz olacaktı. Para kazanacaktık ve belki de daha güzel bir eve çıkabilecektik. Buydu bizim hayatımız. Ufacık hayalleri için yıllarca çalışan, yılmayan iki küçük kızdık. "Avukatlık hayaliyle hapiste çürüyeceğim." diye mırıldandım. "Hapse girmeyeceksin, doğru Ege'ye gidiyoruz." "Ege'ye söylemeyeceğim." "Seçenek sunmadım sana, ki zaten sunacak seçeneğimiz yok maalesef." "Ben ondan kaçarken, ayaklarımla ona dönemem." "Bak, o adam ne yaparsan yap seni yargılamaz. Seni seviyor." Sustum, dudaklarımı ıslattım. Islak saçlarımı ellerimle karıştırdım. Güneş çoktan kurutmaya başlamıştı zaten. "Afitap, fena değilmiş aslında." dedi düşünür gibi. Gülümsedi ardından. "Saçmalama Rüya. O aptalın teki, fikirleri de kendisi gibi mide bulandırıcı." "Abartma Naz. Adam polis olmasına rağmen sana yardım ediyor. Düpedüz mesleğini tehlikeye atmak bu." "Biz, az önce beni elleriyle kelepçeleyip polise teslim eden adamdan bahsediyoruz değil mi? Yoksa kaçırdığım bir şey mi oldu?" Üfledi. "Uzatmayacağım, sinirlisin." Neredeyse saatlerdir yürüyorduk ve bu güneş ilk kez canımı sıkmaya başlamıştı. "Yola ulaştık sayılır, asıl mesele buradan sonra ne yapacağız?" "Birini çevirelim işte. Yolumuz uzun. En azından kalabalığa karıştıktan sonra ineriz." "Tehlikeli bu yaptığımız. Tanıyabilirler." "Daha kim, nereden tanıyacak? Hem artık yürüyemeyeceğim." Ayaklarımızın çalılara bastıkça çıkardığı çıtırtı sesinden başka bir ses duymuyorduk. Etraf oldukça sakindi. Tek tük geçen araba sesleri, biraz içimizi rahatlatıyordu. Yol kenarında yaklaşık 5 dakika durmamızın ardından görünen bir aracı çevirdik. Duracağını düşünmemiştim hiç. Orta yaşlı ve bıyıklı adam; hayata küskün bakışlarıyla aynadan süzdü bizi. Atıldı Rüya. "Aracımız bozuldu ileride, yardım arayalım derken kaybolduk. Bizi meydana çıkartır mısınız?" Ne onayladı, ne itiraz etti. Binmemizi bekleyip sürmeye devam etti kötü sayılmayan aracını. Gözlerini yoldan ayırmadan, bindiğimizde de açık olan radyoya bir eliyle uzandı. Bazı kanallar cızırtı sesleri çıkarırken bazıları ise asla neşesi bozulmayan radyo spikerlerini dinletiyordu. Yollarda neredeyse hiç araca rastlamamıştık. Dikiz aynasından sürekli bakışlarına denk geliyor oluşum huysuzlandırmıştı beni. Rüya'nın da aynı şeyi düşündüğünü huysuzca kıpırdayışından anlamıştım. Radyo! İçimden sürekli kapanmasını dilediğim radyo, hayatımla oynuyordu. Geçtiğimiz akşam üzeri sokak ortasında cesurca öldürülen gencin henüz kimliği tespit edilemedi. Katilinin kadın olduğu ise olay yerinde bulunan kişisel eşyalardan ve cesedin üzerinde bulunan saç tellerinden tespit edildi. Henüz izi sürülen zanlı, B.A. ekibinin takibinde olmakla birlikte bugün yakalanmanın eşiğinden döndü. Zanlının suç ortağının yine bir kadın olduğu öne sürüldü fakat, emin olmamakla birlikte büyük bir çete oldukları tahmin ediliyor. Zaten aynadan ayırmadığı gözleri artık tüm şüpheyle üstümüzdeydi adamın. Hiç bu kadar tedirgin olmamıştım. Olayın ciddiyetinin farkına varıyordum. "İnmeliyiz, işler kötüye saracak." diye fısıldadı Rüya. "Burada inersek tüm şüphesini doğrulamış oluruz. Rahat davranmaya çalış. Bir şey yapamaz." "Deli cesareti bu yaptığın." dedi dişlerinin arasından. Gülüyor gibi yaptım ona karşın. Farkındaydım. Yaklaşık 10 dakikanın ardından teşekkür edip, masum rolüyle birlikte indik arabadan. Rüya kolumu sımsıkı tutmuş bir şeyler söylüyordu. "Ege'yi bulmalıyız." Tam o anda telefonu çaldı. Israrla çalıyordu sanki, açmamayı düşündü Rüya. Bilinmeyen numara yazıyordu çünkü. Tereddütümüzü biten çağrı sonlandırdı. Derin bir nefes alıyorduk ki, duraksız tekrar çalmaya başladı. Arayan, aynıydı. "Açmalı mıyız?" Başımı sağa sola salladım huzursuzlukla. Ağaçların ılık rüzgarda sallantısı sonrası çıkan sesler tam anlamıyla huzurken, şimdi hiç iyi hissettirmiyorlardı. Suç onların değildi, ne olursa olsun iyi hissetmeyecektim. Sabaha karşı dörtte yıldızları seyretsem bile. Biten çağrı rahatlattı. Tekrar aramasını beklerken kısa süre sonra bildirim geldi. Rüya'nın ekrana yaklaşan parmakları titriyor gibiydi. Buz gibi olduğu da buradan belliydi, tıpkı benim gibi. 1 yeni mesaj ! "Her şeyi biliyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE