1) Düğün, Yeni hayat.
Yazar'dan
“Kızım Hilal’im… Bugün hayatının en önemli günü. Bugün düğün günün, kızım. Seni güvendiğim, sevdiğim birine emanet ediyorum. Berat saygılıdır. Seni çok seviyor. Sen de onu seviyorsun, güzel kızım. Eğer birbirinizi sevdiğinizi görmeseydim, asla seni 18 yaşında evlendirmezdim. Sen benim başımın tacısın. İki erkek evlattan sonra gelen, en büyük hediyyesin bana. Her zaman evimin kapıları sana açık. Sakın unutma bunu. Sen Ferzan ağanın kızısın. Kimseye kendini ezdirme. Berat’tan yana hiçbir şüphem yok. Ama gideceğin ev, tam bir yılan yuvası. Firuz ne kadar benim kardeşim olsa da açgözlü birisi. Karısı, çocukları da kendisi gibi. Sakın kendini onlara ezdirme. İnsanları işlerine veya maddi imkânlarına göre yargılamayı sevmem. Ama bazı insanlara bunu yapman gerekir. Gideceğin evde de bu gerekiyor. Unutma, sen bir ağa kızısın. Asla seni ezmelerine, kendilerini senden üstün görmelerine izin verme. Sen HİLAL ATEŞ’SİN. Sen bu soyadı gelin gidip almıyorsun. Sen bu soyadla doğdun. Unutma bunu. Ben ve abilerin her zaman yanındayız.” dedi Ferzan ağa.
Hilal babasını dikkatle dinledi. Babasının onunla böyle konuşması, onun gücüydü. Babası Hilal’in her şeyiydi. Annesini bundan 5 sene önce kaybetmişti. Annesi öldüğünden beri yalnızca dört kişi onun için önemli oldu. Babası Ferzan ağa, abileri Mihran, Miran ve sevdiği Berat. Hem amca oğlu hem sevdiği. Berat’ı kendini bildi bileli sevdi. Ondan başkasını hiç düşünmedi. Berat kendisinden 6 yaş büyüktü. Babası başta Berat’la olmasını istememişti. Karısı öldükten sonra kızına, babadan çok arkadaş gibi yaklaşmıştı Ferzan ağa. Bu yüzden kızı ondan hiçbir şey saklamazdı. O diğer ağalar gibi değildi. Kız çocuklarına çok önem verirdi. Kız çocuğu onun için bir emanetti. Allah’ın emaneti… Nasıl Allah’ın emanetine hıyanet ederdi ki? O yüzden Ferzan ağa kızını çok sevdi. Ona hem baba hem arkadaş oldu. Kızı ondan asla korkmadı, çekinmedi. Her zaman sevgi ile baktı babasına. Berat kızını sevdiğini söylediğinde, babasının “olmaz” dediğini duymuştu Hilal. Bu yüzden babasının karşısına geçip;
“Baba, seviyorum.” demişti.
Kızı eğer bunu dememiş olsaydı, asla izin vermezdi evlenmelerine. Berat iyi çocuktu. Elinde büyümüştü Ferzan ağa’nın. Ama ailesi… Tam bir facia. Kardeşi paragöz biriydi. Karısı desen ondan beter. Tam bir yılan yuvasıydı kızının gittiği ev. O evde tek güvendiği Berat’tı. Kızını her zaman korurdu.
Ferzan ağa kızının geleceğini elbet garantiye almıştı. Kızına ailesinden bağımsız olarak kurup büyüttüğü şirketten yüzde elli bir hisse vermişti. Oğulları babalarının bu kararını memnuniyetle kabul etmişti. Yalnızca bir şartları vardı. O da Hilal’i Firuz ağanın ailesinden korumak için.
Hisseleri Hilal asla satamaz. Bir başkasına devredemez. Yalnızca 18 yaşlarında olduğunda kendi çocuklarına devredebilir. Aksi hâlde tüm hisseler Mihran ve Miran’ın üzerine geçecek. Ferzan ağa, oğullarının sözleşmeye eklediği bu maddeden memnundu. Çünkü biliyordu, kardeşi ne olursa olsun Hilal’in hisselerini almak isteyecekti. Zaten Firuz ağa’nın Hilal’i kabul etmesinin sebebi de abisinin servetiydi… Ama Ferzan ağa ve oğulları buna asla izin vermezdi. Berat da babasının niyetini iyi bildiğinden, üzerine olan her şeyi şimdiden Hilal’in üzerine yapmıştı. Buna yaşayacakları aile konağı da dâhil.✔️
Düğün başlamıştı. Tüm konuklar çok eğleniyordu. Hilal ve Berat’ın mutluluğu ise gözlerinden okunuyordu. Çok mutluydular. Sonunda bekledikleri, hayalini kurdukları günü yaşıyorlardı. Bu mutluluğun onlar için tarifi yoktu. Her şey çok güzeldi. Hilal… Gelinlikte bir kuğu gibiydi. Berat gözlerini Hilal’den alamıyordu. Berat ise tam bir beyefendiydi. Giydiği takımın içinde sanki bir film yıldızıydı. Hilal, Berat’ı gördüğünde bu gününe şükür etti. Sonunda sevdiğine kavuşacağı gündü. 16 yaşı olduğunda Berat ona sevdiğini söylemişti. O da Berat’ın itirafına, kendi itirafıyla karşılık vermişti. Ne de olsa Hilal kendini bildi bileli Berat’a aşıktı. Berat onun çocukluğu, genç kızlığı, Allah izin verirse de yaşlılığı olacaktı. Saatler ilerledi. Rüya gibi geçen düğünleri sona erdi. Artık ailelerle vedalaşma vaktiydi. Berat karısıyla 1 hafta yalnız kalacaktı. İki aileyle de düğün salonunun bahçesinde vedalaştılar. Berat kardeşi Beşir’e;
“Sen bizimkileri konağa götür koçum. Biz Hilal’le bağ evine gidiyoruz.” dedi.
Beşir şaşırdı. Çünkü Berat’ın bu planından kimsenin haberi yoktu. Berat bu planını dile getirmemişti. Çünkü biliyordu ki annesi bilse, engellemek için her şeyi yapacaktı. Berat da iyi tanıyordu ailesini. Doğduğun aileyi sen seçemiyorsun. Eğer seçme şansı olsaydı, böyle bir ailede doğmak istemezdi…
Kardeşi Beşir;
“Tamam abi.” dedi. Arabada oturan Hilal’e baktı. Ardından kardeşi Rüstem’e;
“Hadi arabalara binin. Konağa gidiyoruz.” diye bağırdı. Rüstem de abisini onayladı. Eşini de alıp arabalarına doğru gitti. Annesi Fitnat ise Beşir’in arabasına bindi… Herkes arabaya binip uzaklaşınca, Berat Hilal’le beraber bağ evinin yolunu tuttular. 1 buçuk saatlik yolculuk sonunda bitmişti. Nihayet bağ evine gelmişlerdi. Berat arabayı park edip kapıyı açtı. Hilal de Berat’la beraber arabadan indi. Berat’ın yanına gidip ellerini tuttu. Berat’la beraber bağ evinin kapısına geldiler. Berat kapıyı açınca, Hilal ilk olarak Berat’ın eve girmesini bekledi. Ama Berat, Hilal’i şaşırtarak onu kucağına aldı. Hilal bunu beklemediğinden ağzından ufak olmayacak bir çığlık çıktı. Sesinin bu kadar yüksek çıkmasından dolayı bir eliyle ağzını kapattı. Bir eliyle ise Berat’ın boynundan tuttu. Berat’a bakıp elini ağzından çekti.
✔️
“Ne yapıyorsun? Ödüm koptu.” dedi.
Berat gülerek;
“Adet yerini bulsun karıcım.” dedi.
Berat böyle söyleyince, Hilal’in yüzünde güller açtı. Çok seviyordu Berat’ı… Berat direkt yatak odasına gitti. Hilal’i yatağın yanında kucağından indirdi. Hilal, Berat’ın yatak odasına getirdiğini görünce biraz gerilmişti. Berat’ı çok seviyordu. Ama birazdan olacaklardan korkuyordu. Bu korkunun sevgisiyle alakası yoktu. Kim olsa korkardı. Bilmediği bir şeyi tecrübe edecekti. Korkması çok normaldi. Bunu Berat’la tecrübe edeceği için ise çok mutluydu. Berat, gelinliğin içinde kuğu gibi gözüken karısına baktı. Çok güzeldi…
“Duş almak ister misin sevgilim?” dedi.
Hilal, Berat’ın bu sorusuyla biraz rahatladığını hissetti.
“Çok iyi olur.” dedi.
Berat Hilal’e;
“Rahatına bak sevgilim. Ben bekliyorum.” dedi.
Hilal, Berat’a içten bir şekilde gülümsedi. Banyoya girip kapıyı kapattı. Berat, düğünden sonra buraya geleceklerini önceden söylemişti. Birkaç gün öncesinde Berat’la gelip birkaç parça giysisini bırakmıştı. Banyoya ise bugün için şarap kırmızısı bir gecelik saklamıştı. Hemen gelinliği çıkardı. Neyse ki gelinlik fermuarlıydı. Rahatça çıkarabildi. Hemen saçlarını tokalardan kurtardı. Hızlıca duşa girdi, en sevdiği portakallı duş jeliyle bir güzel yıkandı. Saçlarını kuruttu. Vücuduna banyoya sakladığı geceliği giydi. Gecelik bembeyaz vücuduna tam oturmuştu. Altına yine kırmızı bir tanga giydi. Saçlarını omzundan geriye attı. Derin nefes alıp banyodan çıktı. Banyo kapısı açılınca, Berat telefonundan başını kaldırdı. Yatakta oturmuş, sevgili karısını bekliyordu. Şimdi ise karşısındaki kadının karısı olduğuna inanmıyordu. Hilal, giydiği gecelik sayesinde bambaşka bir kadın olmuştu… Hilal biraz utansa da Berat’ın yanına geldi. Berat hâlâ yatakta oturuyordu. Hilal yanına geldiğinde kendine geldi. Ayağa kalkıp karısının elinden tuttu. İlk önce saçlarının üzerinden öptü. Hilal’in gözlerine bakıp;
“Eğer hazır değilsen, ben beklerim.” dedi.
Hilal, yine sevdiği adamın onu düşünmesinden mutlu oldu. Hilal, Berat’a yaklaşıp çenesine, sonra ise dudaklarına küçük öpücük kondurdu. Hilal, Berat’ın sorusuna bu şekilde karşılık verdi. Berat ise aldığı cevaptan çok mutlu oldu. Bu gece onların gecesiydi.
Berat, Hilal’in dudaklarına kondurduğu öpücüğe karşılık verdi. İki âşık tutku ile birbirini öpmeye başladılar. Birbirlerinin teninde nefes aldılar. Gecenin devamında birbirlerine sarılarak uyudular.
Sabah gözlerini ilk açan Berat oldu. Yatakta uyuyan karısına baktı. Çok şanslı bir adam olduğunu düşündü. Böyle güzel bir kadın, onun helaliydi.
Karısına kahvaltı hazırlamak için ise yataktan kalktı. Mutfağa gidip çok güzel bir kahvaltı hazırladı. Karısını uyandırmaya gitmek için arkasını döndüğünde, karısının onu izlediğini gördü. Hem de dün gece giydiği geceliğe benzer bir gecelikle. Berat, karısına bakıp yutkundu.
“Ben de seni uyandırmaya geliyordum sevgilim.” dedi.
Hilal ise çıplak ayaklarıyla Berat’a yaklaşıp sarıldı.
“Günaydın sevgilim.” dedi Berat’a.
Berat da karısının sarılışına karşılık verdi.
İki âşık kahvaltılarını yaptılar. Gün boyu film izleyip yemek yediler. Günün sonunda birbirlerinin vücudunda can buldular.
Günlerini birbirlerini severek geçiriyorlardı. Bağ evine geleli 3 gün olmuştu. Hilal, Berat salondaki koltukta oturmuş film izliyordu. Berat’ın telefonu çaldı. Berat, arayana bakınca ofladı. Arayan Beşir’di. Bu 3 günde sürekli bir işi bahane edip arıyordu. Berat ise her seferinde onu tersliyordu. Anlaşılan bir iş için arıyordu.
Berat;
“Efendim Beşir.” dedi bıkkınlıkla.
“Hayır gelmiyorum. Ben size 1 hafta yokum demedim mi? Neden sürekli arıyorsun… Hayır, gelmeyeceğim. Ya toplantıyı kendin hâllet ya da ben döndüğüm zamana ayarla.” deyip sinirle kapattı.
Hilal, kocasına bakıp;
“Yine iş için mi çağırıyor?” diye cevabını bildiği soruyu sordu.
“Evet. Kaç kere söyledim, arama. Dinlemiyor ki.” dedi sinirle.
Hilal, kocasının yanına gidip kucağına oturdu. Bir şey söylemeden dudaklarını öpmeye başladı.
Berat;
“Daha yeni çıktık yataktan. Böyle yaparsan, sonumuz yine yatak.” dedi imayla.
Hilal;
“Sonumuza razıyım.” dedi.
Berat ise aldığı cevaptan memnundu. Doymuyordu karısına. Karısının cevabıyla sonları yine yatak odası oldu…
4 gün sonra
Berat, Hilal’le 1 haftanın sonunda bağ evinden dönmüşlerdi. Şimdi ise el ele konağın kapısındaydılar. Hilal’de hiç heyecan yoktu. Düğünden sonra ilk defa görecekti kaynanası Fitnat’ı, kayınpederi Firuz’u. İçinde onları göreceği için sevinç vardı. Çünkü öğrenecekleri gerçekle çok sinirleneceklerdi. Onların sinirlenmesi, Hilal’i acayip bir şekilde mutlu ediyordu.
Berat’la el ele konağın kapısından içeri girdiler. Hilal’in tahmin ettiği gibi oldu. Bu saatte eve döneceklerini bildikleri hâlde ortalıkta hiç kimse yoktu. Hilal bu duruma sinirlenmedi. Dudağının kenarı, haklı olduğunu görünce kıvrıldı. Berat ise en doğru kararı verdiğini düşündü. Eğer bu evi Hilal’in üzerine yapmasaydı, Hilal’in üzerine gelmeye çalışacaklardı. Çift, düşüncelerine son verip avludan salona geçtiler. Kapıyı açınca, herkesin burada olduğunu gördü.
Annesi Fitnat oğlunu görünce gülümsedi. Gelinini görünce ise yüzünü ekşitti. Hilal ise hem yengesi hem de kaynanası olan kadına sahte bir gülümsemeyle baktı.
Fitnat;
“Hoş gelmişsiniz oğul.” deyip Berat’a sarıldı. Berat da annesinin sarılmasına karşılık verdi.
Hilal yengesine bakıp;
“Yengecim, bana sarılmayacak mısın?” dedi.
Fitnat Hanım oğlundan ayrılıp, Hilal’e yalandan sarıldı. Kollarını bir iki saniye Hilal’in vücuduna sarıp ayrıldı. Bir yabancıya bile daha içten sarılırdı Fitnat Hanım. Hilal bu sarılmayı kafasına takmadı bile. Herkes yerlerine geçip oturdu.
Fitnat Hanım;
“Gelin Hanım, tatili beğendin mi? Bir türlü dönemediniz bağ evinden.” dedi imayla.
Hilal gülümseyerek;
“Evet yengecim. Tatilimizi çok beğendim. Berat’ım elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmadı. Bebek gibi baktı bana.” dedi.
Fitnat Hanım’ın rengi mosmor oldu.
“Yenge değil, gelin hanım. Anne diyeceksin.” dedi Fitnat Hanım.
Hilal;
“Benim bir tane annem var. Onu da 5 yıl önce kaybettim. Ben yalnız ona anne dedim. Ondan başkasına da demem. Sen ise benim yengemsin. Yenge sıfatının yanına kaynana sıfatı da eklendi diye sana anne demeyeceğim.” dedi buz gibi sesiyle. Herkes dikkat ve şaşkınlıkla Hilal’i dinliyordu.
Fitnat Hanım;
“Oğlum, karına bir şey söyle. Görmüyor musun annenle nasıl konuşuyor?” dedi.
Berat;
“Karım ne söylüyorsa doğru. Annesi yıllar önce öldü. Allah rahmet eylesin. Başka birine anne demek zorunda değil.” dedi kararlılıkla.
Firuz Ağa;
“Annenle konuşuyorsun Berat. Sözlerine dikkat et.” diye uyardı oğlunu.
Hilal araya girerek;
“Nasıl konuşuyor amca? Bağırmıyor, küfürlü bir kelime çıkmıyor ağzından. Neden saygısızca konuştuğunu düşünüyorsunuz? Bir dakika, ben söyleyeyim. Karısının tarafında oldu diye mi?” dedi.
Firuz Ağa;
“Gelin hanım, benim çatımın altında bu şekilde konuşamazsın. Haddini bil.”
Hilal;
“Ben senin çatının altında böyle konuşmam. Merak etme. Ben kendi çatımın altındayım.” dedi.
Fitnat Hanım yerinde dikleşti.
“Ne demek bu?” diye sordu merakla.
“Şöyle ki yengecim. Canım kocam düğün hediyesi olarak bana bu konağı verdi. Tapusunu üzerime yaptı. Böyle olunca ben sizin çatınızın altında değil de siz benim çatımın altında yaşıyorsunuz. Ben kendi evimdeyim.” dedi gururla.
Firuz Ağa;
“BERAT! SEN NE YAPTIN? NASIL BU KIZA, SANA İLK EVLADIMSIN DİYE VERDİĞİM KONAĞI VERİRSİN?” diye bağırdı.
Berat normal bir konuşmaymış gibi;
“Sen bana konağı verdin. Ben de karıma verdim. Merak edecekseniz, tek konağı değil. Tüm servetimi Hilal’in üstüne yaptım. Benim neyim varsa hepsi Hilal’in.” dedi. Herkes şok olmuş vaziyette karı kocayı dinliyordu.
Hilal;
“Kocacım, yol yordu beni. Odamıza gidip dinlenelim.”
Berat;
“Gidelim sevgilim. Ben de yorgunum. Yemeği de odada yeriz.” deyip el ele salondan çıktılar. Arkalarında ise ağzı açık ev halkını bıraktılar.
2 Ay Sonra
Hilal’den
Bugün Berat işe gider gitmez evden çıktım. Bazı şüphelerim var. Hemen hastaneye geldim. Test yaptırdım. Şimdi ise sonuçların çıkmasını bekliyorum. Çok heyecanlıyım. Adımın söylendiğini duyunca doktorun odasına gittim. Doktor sonuçlara bakıp şüphelerimin doğru olduğunu söyledi.
“Tebrik ederim Hilal Hanım. Hamilesiniz.”
Çok mutlu oldum. Hamileydim. Sevdiğim adamdan bir can taşıyordum. Doktor diğer kontrolleri de yaptı. Ultrasona girdim. Her şey yolundaydı. Doktordan çıkınca bir mağazaya girdim. Beyaz bir patik alıp ultrason fotoğrafıyla hediye paketi yaptırdım.
Konağa gelince yengem beni kapıda karşıladı.
“Gelin hanım, kocan evden çıkar çıkmaz sen de çıkıp gittin. Neredeydin bu saate kadar? Kocanın haberi var mı?” diye sordu.
“Kocamın haberi yok ama gelince olacak. Ona sürpriz hazırladım.” deyip odama gittim. Arkama baktığımda yengem dikkatle bana bakıyordu.
Odamda ilk işim güzel bir banyo yapmak oldu. Banyodan çıkınca Berat’ı aradım. Bir saate evde olacağını söyledi. Güzelce bakımlarımı yapıp süslendim. Bakım yaparken bayağı zaman geçmişti. Berat’ın sesini duyunca aşağıya indim. Beni süslenmiş görünce dudağının kenarı kıvrıldı.
Hep beraber yemeğe oturduk. Berat ara ara kulağıma yaklaşıp;
“Çok güzel olmuşsun.” diyordu.
Sadece tebessüm etmekle yetindim. Yengemin bakışları sürekli bendeydi. Adım gibi biliyorum ki şüphelendi.
Yemekler yendikten sonra Berat’a;
“Odamıza çıkalım.” dedim.
Berat herkese yorgun olduğunu söyledi. Elimden tutup beni de kaldırdı.
Odaya geldiğimizde Berat koltuğa oturdu. Dolaptan hediye paketini aldım. Berat’a bakıp;
“Sevgilim, bugün sen işe gittikten sonra ben de evden çıktım.” dedim.
“İyi yapmışsın canım. Nereye gittin?” diye sordu.
“Bir mağazaya gittim. Orada ihtiyacımız olan bir şey gördüm. Hemen aldım.” dedim sevinçle.
“Allah Allah… Görüp almanla bu kadar sevineceğin ihtiyaç neymiş?”
“Al bak sevgilim. Sen de seveceksin.” deyip kutuyu ona uzattım.
Kutuyu açınca eline önce patiği aldı, sonra ultrason fotoğrafını. Bir onlara baktı, bir bana.
“Hamile misin?” diye sordu.
Kafamı sallayarak;
“Evet, hamileyim.” dedim sevinçle.
Ayağa kalkıp bana sarıldı. Sarılırken etrafımda dönmeye başladı.
“Şükürler olsun!” diyordu.
Sonra dışarı çıkıp bağırdı:
“DUYUN BENİ! BABA OLUYORUM!”
Bu hâllerini mutlulukla izliyordum.
9 Ay Sonra
Yazar’dan
Hilal hamileliğinin son günlerine girmişti. Aldığı kilolar ve belindeki ağrılar onu zorluyordu. Berat bu süreçte karısını yalnız bırakmıyordu. İşlerinin çoğunu evden hallediyordu. Günde iki üç saat işe gidiyor, günün geri kalanını evde geçiriyordu.
Bugün Hilal diğer günlere göre daha halsizdi. Yataktan çıkası yoktu. Güçlükle de olsa kalkmıştı. Bugün evde misafirler vardı. Berat’ın teyzeleri, gelinleri ve torunları gelecekti. Hilal hiç istemiyordu onları görmek. Yengesi neyse, kardeşleri de oydu.
Berat hazırlanmasında Hilal’e yardım etti. Birlikte aşağıya indiler. Misafirler sabahın erken saatlerinde gelmişti. Hep birlikte kahvaltı yaptılar. Hilal çok yorulmuştu. Kimse ona dikkat etmiyordu. Ayağa kalktı. Salonun kapısını açtığında 5 yaşındaki Süleyman’la karşılaştı. O an ufak bir sancı hissetti. Altında ıslaklık hissedince aşağıya baktı.
Süleyman;
“HİLAL YENGE ALTINA YAPTI!” diye bağırdı.
Hilal dehşetle baktı. Berat hemen yanına geldi.
" İyimisin ? " dedi.
“Suyum geldi, doğuruyorum.” dedi ağlamaklı sesle. Hilal'in suyunun geldiğini söyleyince
herkes hastanenin yolunu tuttu. Hilal doğuma alındı. 6 saat sonra doktor, kucağında bebekle çıktı.
“Karım nasıl?” diye sordu Berat.
“İyi, merak etmeyin. Kızımız biraz zorladı ama her şey yolunda.” dedi doktor.
“Kızım nasıl?” diye sordu.
“Çok sağlıklı.” dedi doktor. Duyduklarıyla derin bir nefes aldı, Berat.
Saatler sonra Hilal normal odaya alındı. Uyandığında ilk Berat’ı gördü.
“Kızımız?” dedi.
Berat karısına tebessüm ederek ;
“İyi. Bak burada.” dedi.
Berat;
“Herkesi eve yolladım. Dinlen diye.” Devam etti konuşmaya. Odaya bir hemşire gelince , ikiside sustu.
Hemşire bebeği beşiğinden alıp, Hilal'e verdi.
“Emzirme vakti.” dedi.
Hilal ;
" Daha sütüm gelmedi ki. Nasıl olacak ? " diye sordu.
Hemşire tebessüm ederek ;
" Merak etmeyin. Emeye başlasın, sütünüz gelecektir. " Dedi.
Hilal hemşireyi başıyla onayladı. Kızını göğüsüne yatırdı. Bir süre kızlarının, emek için verdiği mücadeleni izlediler. Kızlarını hayranıkla izlerken, kızları gözlerini açtı. Masmavi gözleriyle onlara baktı.
Berat;
“İsmi , Derya olsun mu?” dedi.
Hilal başını salladı.
“Derya’m… Canım kızım.” dedi.