Elvan, Kerem’in arabasının ön koltuğunda oturuyordu. Yol boyunca sessizdi; aklında Hacer Ana’nın sözleri dönüp duruyordu. “Dayısının adı Halil’di.” “Bir ablası vardı, Şerife.” Bu iki isim, yıllardır saklanan sırrın kilidini açacak anahtar gibiydi. Ama aynı zamanda büyük bir tehlikenin kapısını da aralıyordu. Çünkü Veysel onların peşindeydi, Elvan bunu iliklerine kadar hissediyordu. Kerem direksiyona sıkı sıkı tutunmuştu. Gözleri yoldaydı ama zihni çok daha başka bir yerde. Bir an önce şehre dönüp, arşivlerde daha net bilgiler bulmak istiyordu. Yine de Elvan’ın sessizliğini bozmak için yumuşak bir sesle konuştu: — “Kafanda çok şey dönüyor, biliyorum. Ama merak etme. İzleri kaybetmeyeceğiz.” Elvan gözlerini camdan dışarıya dikmişti, karlı dağların ardından kaybolan köyün siluetini seyr

