Gece yarısına doğru, şehrin sokakları neredeyse bomboştu. Elvan ve Kerem arabada sessizce oturuyordu. Yusuf’un odasında duydukları o tehdit dolu ses, hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Elvan kollarını kendine sarmış, başını cama yaslamıştı. İçinde bir huzursuzluk vardı. Sanki karanlık her köşeden üzerlerine doğru sızıyordu. Kerem direksiyon başında derin bir nefes aldı. — “O sesin Veysel’in adamlarından geldiğini ikimiz de biliyoruz. Bu demek oluyor ki, artık her adımımız izleniyor.” Elvan başını kaldırıp ona baktı. — “Biliyorum. Ama geri adım atamam Kerem. O çocuğun yaşadığını öğrendim, artık bırakamam. Şerife’yi bulmak zorundayız.” Kerem gözlerini yoldan ayırmadan, sakin bir kararlılıkla konuştu: — “O zaman yarın ilk iş, Zühre’nin ablası Şerife’nin kaydına bakacağız. Murat’tan aldığ

