Araba durduğunda geldiğimiz yere baktım. Burası bir uçurum kenarıydı ve tüm Mardin ayaklarımızın altındaydı. "Neden geldik buraya?"
Beni uçurumdan atar mı diye düşündüm bir kaç saniye... Ama bu benim işime gelirdi. Bu yüzden çok da sorun olmazdı yani.
Asaf'a döndüm. Cevap vermeyip koltuğunun ayarıyla oynayıp arkaya doğru yatırdı. Başını yaslayıp gözlerini kapattı. "Beni eve götürür müsün lütfen?"
"Baban seni dövsün diye mi götüreceğim?" gözleri kapalıyken mırıldandı.
"Senin de istediğin bu değil mi zaten? Acı çekmem?"
Gözlerini açıp doğruldu. "Evet, Alya. Haklısın. Acı çekmeni istiyorum. Ama benden, bir başkasından değil."
"Ben sana hiçbir şey yapmadım. Biliyorsun değil mi?"
Gülüp tekrar uzandı. "Akdemir'ler yeterince şey yaptı. Ona sayarsın küçük Akdemir..."
Nefesimi bırakıp kollarımı bağlayıp arkamı yaslandım. Yok, bu benim kaderimdi. Canımı yakacak tüm erkeklerle yaşamak benim kaderimdi. Babam, abilerim ve şimdi de müstakbel eşim... Bundan kurtuluşum yoktu.
Arkamı yaslanıp kollarımı bağladım. Buraya uyumak için gelmişti resmen. Ben de burada öylece onun uyanmasını mı bekleyecektim şimdi?
Dakikalar geçtikçe sıkıntı kat sayım giderek artıyordu. Başımı çevirip Asaf Boran'a baktım. Onun keyfi yerindeydi tabi.
Uyuduğundan emin olunca yavaşça kemerimi açtım. Sessizce kapı kulpunu açıp tekrar Asaf'a baktım. Uyanmamıştı.
Dışarı çıkıp kapıyı yavaşça kapattım ve arabanın kaputuna oturup manzarayı seyrettim. Mardin'de sevdiğim tek şey buydu. Mardin'in taa kendisi... Muazzam bir şehirdi. Güzelliğine her seferinde hayran kalıyordum ama insanları için aynı şeyi söyleyemeyecektim. Gerçi bu genel bir tabirdi ama tanıdığım çoğu insan böyleydi işte. Kadına değer vermeyen bir sürü insan...
Derin bir nefes alıp kollarımı bağladım. Hava giderek soğuyordu ama üşümek iyi gelmişti. Yaşadığımı hissettiriyordu. Ama ince giyindiğim için titremeye başladığımda mecburen arabaya geri döndüm.
Asaf hâlâ uyuduğu için şanslıydım. Bir de onunla kavga etmek istemiyordum çünkü. Ama arabanın içi çok soğuktu. Klimayı açmak için eğilip hangi tuşa basmam gerektiğine bakındım. Arabası çok lükstü ve hangi tuşun klimayı çalıştırdığını anlayamamıştım.
Sanırım bu. Düğmeye bastığımda radyo gürültülü bir şekilde açıldığında hızla tekrar bastım aynı düğmeye ama kapanmadı.
"Ne yapıyorsun?"
Başımı çevirip Asaf'a baktım. "Ben şey, klimayı..." elimi çekip radyoyu kapatacak düğmeye bastı.
Ses kesildiğinde başka bir düğmeye daha bastı. Klima olduğunu düşünmüştüm ama içerisi hiç ısınmadı. "Nesi var bunun ya? Yoksa bozdun mu?"
"Ona hiç dokunmadım."
Bir kaç saniye tuşlara defalarca bastı ama çalışmayınca nefesini bırakıp geri çekildi. "Çalışmıyor."
Pes edip arkasına yaslandığında ben de arkama yaslanıp kollarımı bağladım. "O halde neden eve gitmiyoruz hala?"
Babamdan da korkum yoktu. Biraz kızar eder ama gece yine kendime çekilirdim. Kendimle yalnız kalırdım. Bana sadece bir kaç dakika da yeterdi. Sadece yalnız kalıp ağlamak istiyordum.
"Çok mu üşüyorsun?"
Bir şey demedim. Kalkıp da ona ne kadar üşüdüğümü anlatmayacaktım elbette.
Oflayıp koltuğunu düzeltip kemerini taktığında ben de gideceğiz diye kemerimi taktım. Arabayı çalıştırdığında arkamı yaslanıp kollarımı birleştirdim. Manzaradan uzaklaşıp toprak yola çıktığımızda yolu izlemeye başladım. Burada ışıklar yoktu, sadece arabanın farları aydınlatıyordu yolu.
Derin bir nefes aldığımda arabayı durdurdu. Kemerini çözerken ona bakıyordum. Ne yapıyordu bu adam?
Üzerinden ceketini çıkarıp üzerime attı. "Al şunu giy. Titreyip durma karşımda."
Ceketini tekrar ona uzattım. "Gerek yok."
Umursamadı. Kemerini takıp arabasını çalıştırdı. "Giy."
"İstemez." sözde beni cehenneminde yakacaktı ama şimdi üşüdüğüm için ceketini veriyordu.
"O halde titremeyi kes. Dikkatimi dağıtıyorsun."
O dediği şey benim kontrolümdeydi sanki.
Derin bir nefes alıp kendimi tutmaya çalıştım. Buna bir süre daha dayanabilirdim. Sonuçta evimiz buraya yakındı. "Benden nefret ediyorsan benimle neden evleniyorsun ki?"
"Tam olarak bu yüzden olabilir mi acaba?"
"Ne?"
"Senden nefret ettiğim için evleniyorum. Hayatını daha çekilemez bir hale getireceğim."
"Zaten öyleydi. Benim için hiçbir şey değişmeyecek."
Başımı çevirip ona baktığımda o da bana döndü. "İnan bana Alya, babanın evine gitmek için yalvaracaksın."
Bir gün birini öldürmek isterse bunu bakışlarıyla bile yapabilirdi. Bakışları o kadar sert ve keskindi ki biraz daha ona bakarsam zarar görebilirmişim gibi hissettim kendimi. Bu tuhaftı.
Önüme dönüp derin bir nefes aldığımda evimizi geçtiğimizi fark ettim. "Bekle, dur. Evi geçtin."
"Size gitmiyoruz."
"Hayır. Hayır, bize gidiyoruz. Berdeli kabul etmiş olabilirsin ama ben senin henüz karın değilim. Olmam gereken yer babamın evi. Şimdi beni oraya götür."
"Sen gerçekten çıldırmışsın."
Ona döndüm. "Neden? Ha babam dövmüş ha senin yanında hakaret işitmişim? Ne farkı var ki benim için?"
"Pekala." arabayı u dönüşü yapıp evime doğru sürmeye başladı. Çok uzaklaşmadığımız için bir kaç dakika içinde evimizin önünde olmuştuk.
Kemerimi açıp arabadan indiğimde Asaf da indi ve kapıları açtı. Benden önce avluya girdiğinde ben de peşinden içeri girdim. Merdivenleri çıkarken ne zaman gideceğini düşünüp duruyordum.
Nihayet terasa geldiğimizde Yasemin odasından çıktı. "Abla!"
Koşarak yanımıza geldiğinde sıkıca sarıldı. "Merak ettim seni. Bir anda nereye kayboldun?"
Benden uzaklaşıp Asaf'a bakıp gülümsedi. "Biz biraz dışarı çıkıp gezdik. Uzun zamandır gelmediğim için Asaf bana Mardin'i gezdirdi." göz ucuyla Asaf'a baktım. Umarım yalanıma ortak olurdu.
"Vay, sizi romantikler... Şuna baş başa kalmak istedik desenize ya." Yasemin göz kırptığında gülümseyip Asaf'a baktım. Güzel, en azından sessiz olması da işime geliyordu.
"Hadi sen odana geç Yasemin. Ben de birazdan geleceğim."
"Tamam ablacım."
Yasemin uzaklaşırken Asaf'a döndüm. "O hiçbir şey bilmiyor. Sen de ona hiçbir şey söyleme lütfen. Bırak bizim aşk evliliği yaptığımızı düşünsün."
Ellerini arkada birleştirdi. "Neden?"
"Ne neden?"
"Kardeşin gerçekleri önünde sonunda öğrenecek. Ona neden yalan söylüyorsun?"
Güldüm. "Birimizin hayatı mahvoluyor zaten. Diğerinin bunu bilmesine gerek yok."
Derin bir nefes alıp çenesini sıktı. "Pekala, madem bunu istiyorsun yapacağım. Ama sen de karşılığında ben ne istiyorsam onu yapacaksın."
Güzel, en azından bu dediğiyle bana istemediğim bir şey yaptıramayacağını anlamıştım. "Ne istiyorsun ki?"
"Şimdi değil, bunu sana daha sonra söyleyeceğim." dudaklarını ıslattı. "Şimdi odana geç. Ben babanla konuşurum. Sana dokunmaz. Ha dokunursa da gelip bana söylersin. Ondan korkma."
"Senden? Senden korkmalı mıyım?"
Gülümsedi. "Elbette Alya. Benden her zaman kork. Çünkü sana ne zaman ne yapacağımı kestiremiyorum."
Akdemir'lere olan nefretinin sebebini çok iyi anlıyordum. Ama bana karşı olan bu kini nedendi işte onu anlamış değildim. Üstüne de gitmedim. Bu konuşmayı hızlıca sonlandırıp arkamı döndüm ve Yasemin'in odasına geçtim.
"Ay abla, eniştem çok yakışıklı. Yemin ederim taş gibi."
Gülümsedim. "Sevdin mi bari?"
"Pek konuşamadık tabi ama sevdim ben ya. Olur ondan."
Dolabı açtım. Kıyafetlerimi yerleştirmişti Yasemin. "Benim çok uykum var. Üzerimi değiştirip uyuyacağım."
"Tabi uyursun, yarın resmen evleniyorsun ya. Rüya gibi."
Elime aldığım pijamalarımla ona döndüm. "Ne?"
"Ne ne?"
"Ne evliliği Yasemin?"
"Bilmiyor musun? Asaf abi sana söylemedi mi? Yarın düğün olacak. İçeride öyle kararlaştırmışlar senden önce."
İşte bunu beklemiyordum. Elbette, evlenecektik. Ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum.
Yasemin sinsice gülümsedi. "Öpüşüp koklaşmaktan söylemeyi unutmuştur tabi. "
Elimdeki pijamayı Yasemin'e fırlattım. " Çok ayıp. "
" Ne? Yalan mı? "
Güldü. Yalan demeyi çok isterdim ama diyemedim. Bir uçurum kenarına gittik ve beni bolca tehdit etti. Bunu söyleyemezdim ya.
Elbisemi indirip pijamalarımı giydikten sonra Yasemin'in yanına uzandım. "Çok uykum var, sana iyi geceler. "
"İyi geceler gelin hanım."
"Yasemin!"
"Tamam tamam sustum."
Arkamı dönüp gözlerimi kapattım. Bu aile evinde uyuduğum son geceydi demek ki...
~ ~ ~ ~ ~