1.BÖLÜM
GÜNÜMÜZ
Sabah kapının çalmasıyla gözlerimi yeni güne açmak için ikna etmeye çalışırken,susmayan zille kendimi yataktan aşağı attım. Başımın ağrısından ayakta duramıyorken sürünerek koridoru aşıp,kapıya ulaştım. Sonunda zil susmuştu çünkü kapı açıldı!
“Anne günaydın” Beni her gün olduğu gibi baştan aşağı süzüp halime iç geçiren 1.60 lık kadının bakışları kendime getirdi.
“Öğlen oldu öğlen. Sen hala uyuyorsun. Akşam yatmak bilmiyorsun sabah kalmak bilmiyorsun.
Aile apartmanında yaşamanın zorlukları kadar güzelleri de vardı. Bizim aile apartmanımız müteahhit olan babam ile amcamın işlerinde en zirvede olduğu zamanlarda yapılmış, hepimize sıcak bir yuva olmuştu.
Amcam emekli olunca yengemle beraber köye yerleşmeye karar verdiler. Çocukları olmadığı içinde onların katı boş kaldı. Tatilden tatile geldiklerinde kullanmaları için hazırda bekliyordu. Diğer daire ise halamındı ancak eşiyle beraber trafik kazasında vefat edince dairesi hep boş kaldı.
Babam ile annem alt katta amcamın karşısındaki daireye geçtiklerinde ikinci kattaki halamın boş dairesinin karşısına mezun olunca ben yerleştim.
Kısacası Apartman bize kalmıştı… Yabancı istemedikleri için de kiraya vermeyi düşünmediler hiç.
Üç katlı olan aile apartmanının en sevdiğim yönü klasik türden olmayışıydı.
En sevdiğim mekan çatı katıydı.
Boydan camların ardındaki muhteşem deniz manzarası İstanbul’ın güzelliklerini önüme seriyordu. Bu konuda dünyanın en şanslı kişisi olabilirdim. Zamanında bu katı kendilerine hobi odası gibi düşünceyle yapıp sonrasında iş güç çocuk telaşına kapılınca dev bir kilere dönüşmesi kaçınılmaz olmuştu.
Ben üniversite yıllarımda olaya el atıp güzelce temizledikten sonra, çatı katını kendime ait özel bir alana çevirdim.
Çocukluk arkadaşım, ailelerimizin bizim bebekliğimizden beri evleneceğimizi düşünerek hayal kurduğu Deniz ile berebar yapmıştık. Bu odayı. Her şey de olduğu gibi burada da yardım etmişti bana.
Deniz ile ailemizin hayal ettiği şekilde ilişkimiz olmadı hiç. O benden birkaç yaş büyük olmasına rağmen daha çok “abicilik” oynamayı seviyordu.
“Sana da günaydın anne” ayaklarıma tam geçiremediğim terliklerimle sürünerek gidip kapıyı açmamla karşımda yine solundan uyanmış annemi görmemle yarı kapalı gözlerle zoraki gülümseyerek karşılık verdim.
Yüzünü buruşturarak bir süre beni süzdükten sonra telaşlı haline geri döndü. Gözüm karşıdaki evin kapısına kayarken annem bir adım yana kayıp parmaklarının ucunda yükselerek göz hizama gelmeye çalıştı.
“Elini yüzünü yıka kendine gel işimiz var çabuk!”
Kaşlarımı büzüştürürek be olduğunu anlamaya çalışırken karşı dairenin açık kapısına bakıp tekrar bana döndüğünde gülümsüyordu.
“Leman teyzen var ya hani gençlik yıllarından arkadaşım. Karşı daireye taşınıyor” demesiyle kaşlarım yavaşça şaşkınlıkla havalandı.
“Nasıl yani anne? Yıllardır kapısını dahi açtırtmadığınız daireye kiracı mı aldınız?” Annem heyecanını saklamadan başını aşağı yukarı sallarken artık sırıtıyordu.
“İyi peki bakalım. Geliyorum”
Banyoya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra,aynadaki bitkin görüntüme bir kaç saniye baktıktan sonra vedalaştım. Bugün Kardelen’i görmeye hastaneye uğrayacağım için güç toplamaydım. Bir yıldır çektiğim vicdan azabı beş yaş yaşlanmış gibi hissettiyor.
Yüzümü havluyla kurulayıp, havluyu kenara koyduktan sonra ağır adımlarla banyodan çıkıp koridorun sonundaki odama geçtim. Kış soğuğunun yerini ılık hava teslim almıştı. Mart ayının ortalarında bazen sert bazen ılık geçen günler bahçemizdeki erik ağacının filizlenmeye hazırlanan dalları, herşeye inat umut saçıyordu.
Dolaptan gelişi güzel aldığım siyah taytım ve bej sweatimi giydiğimde hazırdım. Saçımı tepeden toplayıp telefonumu elime alarak odadan ayrılıp mutfağa geçtim.
Kahve makinesini ayarladıktan sonra hazırlanmasını beklerken kalçamı tezgaha dayayıp, kollarımı göğsümde birleştirerek cam mutfak kapısının ardındaki balkonumun ardından süzülen güneşin, balkon sehpasına vurduğu kırık yansımaları izledim.
O olaydan sonra mesleğimi bırakmıştım. Al şu annemin ısrarlarına karşın orta yolu bulup sadece Barodan gelen davalara bakacağıma dair anlaşma yaparak mesleğimi icra ediyordum.
Bana kalsa mesleği tamamen bırkaıp küçük bir kasavaya yerleşecek, bir daha da buraya dönmeyecektim. Ama ailemi bırakmak kolay değildi. Evin büyük kızı olmanın getirdiği yazılı olmayan kurallar vardı. Bu hemen hemen her evde aynıdır.
Evin büyük kızı demek, ailenin ikinci annesi demektir. Bade geçmişte yaşadığı travmatik olaydan sonra,ailecek ona karşı dikkatli davranmaya özen gösterdik.
Bayram için o sene annemin memleketine gitmiştik. Bade henüz sekiz yaşındaydı; ben on iki, Mert ise on bir. Herkes bayramlaşmak için anneannemin evinde toplanmıştı. Kalabalığın curcunasından sıkılan Bade, oynamak için dışarı çıkmıştı. Normalde evden pek uzaklaşmaz, bizden ayrı durmazdı. Yaramazlığı bitmezdi ama gözümüzün önünden ayrılmayan bir çocuktu.
Dakikalar geçtikçe ortalık gerilmeye başladı. Bade’den hâlâ haber yoktu. Bir anda herkes sokağa döküldü; köyün ışık almayan arka sokaklarında fenerlerle aranmayan tek bir delik bile bırakılmadı. Annemin feryatları, babamın soğukkanlı görünmeye çalışan ama gözlerinden taşan korku hâlâ kulaklarımda…
Sonra bir anda kopan çığlıklar, koşuşturma, bağrışmalar… Eski bir köy evinin kapısından yaka paça çıkarılan bir adam… Bade’yi oraya götürüp söylemeye bile dilimin varmadığı şeyleri planlayan sapık! Üstelik uzaktan akrabamızın, otuz yaşındaki o iğrenç oğlu…
Bade şanslıydı. Bir şey olmadan kurtarıldı. Ama yaşadığı korku, içinden silinmeyecek bir iz bıraktı.
Kardelen… O Bade kadar şanslı değildi.
Keşke onu da kurtarabilseydik. Keşke elimden bir şey gelebilseydi.
Kahve makinesinin alarm sesiyle kendime gelip olduğum yerden doğrulup, bardağımı aldım.
Balkona geçip kahvemi içerken açıldığımı hissediyordum. Bu his… Yaşadığımı hissettiyordu.
Aşağıdan bağıran annemin sesiyle gerçek dünyaya hızla düşüş yaşadım.
“Devinn! Kahve keyfin bittiyse aşağı alalım sizi” ellerini havaya kaldırıp aşağı doğru indirirek yolu gösterirken, gözlerini bana dikmiş bakıyordu.
“İniyorum anne”
Evden çıkıp aşağı indiğimde annem ellerini beline atmış, aprtmanın önünde yola bakıyordu.
“Geldim” yanında durup onun gibi etrafa bakınmaya başladım. Sürü psikolojisi yaşıyorum şu an!
“Anne neyi bekliyoruz ?”
Gözlerini kısmış yolu kontrol ederken başını bana doğru hafifçe çevirip konuşmaya devam etti.
“Leman teyzen geliyor kızım. “
“Onu anladık da,niye sokağa döküldüğümü anlamadım?”
“Yavrum saf mısın ? Nakliye aracı gelecek,kadını karşılamayalım mı?”
Sakinlikle sordupu soruya cevap verdim.
“Tamam da biz mi taşıyacağız onca şeyi? Hem evde eşyalar var?”
“Dün sen adliyedeyken taşıttım onları, ihtiyaç sahibine gitti hepsi.”
“Leman teyze kimdi anne?”
“Kızım benim gençlikten mahalleden arkadaşım. Bizim arka mahallede oturuyorlardı. Melahat,Leman,Hasret ben çok yakın arkadaştık. “
“Hani şı arada görüntülü konuştuğun kadın mı Leman?”
“Heh aynen o! eşi öğretmen olduğu için tayinleri doğuya çıkmıştı, o zamandan beri görüşememiştik bir türlü. Çok şükür seneler sonra kavuşuyoruz “
Birbirlerine bağlılıklarına İmremdim…
“E onun oğlu yok muydu? O taşısın işte eşyalarını anne” bıkkın bir nefes verirken içtimaya çıkan asker gibi durmamıza anlam veremiyordum. Topuzu aşağı kayan saçımdaki lastik tokayı çıkarıp,elime geçirdim. Saçlarımı tekrar gelişi gğzel birleştirip tepeden topuz yaparak topladığımda annem bana dönüp memnuniyetsizce gözlerimi saçımda gezdirdi.
“Var kızım. Ama görevi gereği şehir dışında. Ataması İstanbula çıkmış gelecekmiş o da.”
“Neymiş ki görevi?” Annem tam cevap verecekken mahalleye giren nakliye kamyonu görmesiyle elini kaldırıp yerimizi belli etti. Yüzüme vuran güneşten kamaşan gözlerimi korumak için elimi alnıma kaşlarımın üzerine gölgelik gibi yerleştirip kısık gözlerle gelen araca bakarken annemin heyecanlı hallerine tebessüm ettim. Kaç yaşına gelirse gelsin içindeki yaşam enerjisi hiç tükenmeyeceğine emindim.
Nakliye aracının arkasından gelen taksi, yanaşıp durduğunda içinden inen kadının da annemden kalır yanı yoktu. Onların yaşı sayıdan ibaretti. İçlerindeki genç kadınlar asla yaşlanmayacaktı.
Taksiden inen kadın anneme doğru hızlı ama ölçülü adımlarla ilerlemeye başladı. Yeni boyandığı belli olan koyu kestane saçları omuz hizasında salınırken, ceketinin üzerine attığı şalı düzeltip, arkaya doğru dikkatli hareketlerle arkaya attı. Grubun kokuşu Leman teyzeymiş anlaşılan. Gerçi hepsi ayrı bir kokoş ama…
Kollarını açıp anneme hasretle bakarken gözleri dolan ikiilinin sarılmalarını kollarını göğsümde bağlarken izledim. Keşke tayt gitmeseydim. Yinki gram güneşi görünce gaza geldim. Bacaklarımın titremesini bastırmak için birbirne bastırdım. Eminim ki karşıdan bakan çişimin olduğunu düşünür.
“Asumm canım arkadaşımm” az daha zorlarlarsa beni bile ağlatabilirlerdi. Annemin adı aslında Asumandı ancak çok samimi oldukları ona Asum ya da Asu derlerdi.
“Ah Lemancımm. Bugünleri de gördük. Hoşgeldin canımm”
Uzun süren sarılmaları bitmişti neyse ki. Bir ara varlığımı unuttuklarını bile düşünmüştüm. Nakliyeciler araçtan eşyaları indirmeye başlamış, annem be Leman teyze ile mücadele ediyorlardı.
Beni de araya sıkıştırıp tanışmayı da ihmal etmemişlerdi.
“Asumm kızının maşallahı var. Pek güzel, en son attığın fotoğrafına göre epey büyümüş”
Bu esnada ekibin diğer üyesi de aramıza katılmıştı. Sokağın karşısından çığlıkla karışık attığı sevinç nidalarıyla gelişini belli eden Meloş (Melahat) teyzem de buradaydı.
Birlikte yukarı kata eşyaları yerleştiren adamların cehennemi olmak için çıkmış ve bunu başarmışlardı. Bu kadınları mahkeme salonunda hayal ettim de… Kazanmak için hakimin başını yer savcının kabusu olurlardı.
Meloş kavurucu yaz sıcağındaymışız gibi yelpazesini savururken kumral kıvırcık saçları yukarı aşağı hareket ediyordu. Üstten baktığı adamlara direktifler verirken sohbetten de geri kalmıyordu.
Benim bir bahane ile bu ortamdan kurtulmam gerekiyordu.
“Ooo altın kızlar toplanmış “ gelen tok erkek sesiyle Meloş cilveli ses tonunu ortaya çıkarıp cıvıldadı.
“Ayyy Denizcim hoşgeldin oğlum” buradan çıkış biletim gelmişti.
Deniz bu kadınların göz bebeği,ideal damat adayıydı.
“Size sıcak simit getirdim. Annem ablamın yanında gelemedi,çok selamı var” Deniz’in annesi Hale teyze kızı doğum yaptığı için onun yanındaydı.
“Sağolsun oğlum. Vala sende olmasan bizi düşünen yok” annemin ima dolu sesiyle beni taşlamasına aldırış etmedim.
“Ahh Deniz genç olsaydım seni asla kaçırmazdım” Meloş’un yelpazesini sallayarak daldığı rüyalardan Leman teyzenin sesi çıkardı.
“Ay Melahat sende. Bir insan hiç mi değişmez ayol”
“Deniz ben hazırlanayım,çıkalım” cevap beklemeden hızla karşı daireye geçip eve girdim. Bu kadınlar gerçekten çok tehlikeli,ayak üstü Deniz’e göz dikti.
Eve geçip hızlı bir duş aldıktan sonra saçlarımı tarayıp kuruttum. Bugün Barodan gelen bir boşanma davam için adliyeye gitmem gerekiyordu. Siyah etek ceket takımın içine krem rengi gömlek giyip, saçlarımı doğal dalga verdikten sonra hafif makyaj yapıp evden çıktım. Deniz aynı anda karşı dairenin kapısından çıkarken ağzına atmak üzere olduğu simit parçasıyla eli havada kaldı.
“Ooo sahalara dönmüşüz” üzerimdekileri süzerken, bende eğilip kıyafetimi kontrol ettim. Eskiden çok güzel giyinirdim. Özenirdim ancak bir senedir kendimi çok saldım. Bugün nedense içimde ayrı bir kıpırtı vardı. Daha özenli olmak istedim.
Kolunu uzatıp girmem için kaş göz yaptığında hızla koluna girdim. Deniz’in tepkisine kapıya çıkan hanımlardan da onay alınca merdivenleri inip kendimizi dışarıya attık.
Deniz benden 3 yaş büyüktü. Ben 27 Deniz 30 yaşımdaydı.Onun hayali hakim olmaktı ve hayaline kavuşmuştu. Ben hep avukat olmak istemiştim hiç farklı hayallerim olmamıştı.
Birlikte adliyeye doğru yola çıktığımızda eski günleri geride bırakıp, yeniden başlama ümidiyle hayatıma devam edecektim. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.