Araba eve doğru ilerlerken şehir yavaş yavaş akşamın karanlığına gömülüyordu. Sokak lambaları tek tek yanıyor, vitrinler ışıldıyor, insanlar günlük hayatlarına devam ediyordu. Ama benim için şehir artık başka bir şey ifade ediyordu. Baran sahneye çıkmıştı. Ve sahneye çıkan adam ya kazanır ya ölür. Ortası yoktur. Direksiyona yaslanmış şekilde oturuyordum ama zihnim durmadan çalışıyordu. Baran’ın fabrikadaki davranışı tesadüf değildi. Beni görmek istemişti. Bana kendini göstermek istemişti. Bu bir tehdit değildi sadece… aynı zamanda bir ölçmeydi. Beni ölçtü. Ben de onu ölçtüm. Ama o bir hata yaptı. En büyük hatayı. Ela’ya gitti. Murat yan koltukta oturuyordu. Bir süre sessizlik oldu. Sonra sonunda dayanamadı. “Abi… gerçekten eve mi gidiyoruz?” Başımı hafifçe ona çevirdim. “Evet.” “

