Gökyüzü üzerine en koyu siyah paltosunu örtmüşken ben her gece karanlığın inatla siyaha boyadığı gökyüzüne bakmak yerine Övünç'ün gökyüzüne bakıyordum. Övünç'ün gözleri Güneş'in şefkatle ısıtıp aydınlattığı gökyüzüyle eş değerdi benim için. Yıldızları göremiyordum belki onun gözlerine bakarken ama yıldızlardan daha güzel bir şeyi, umudu görüyordum. Ben eski püskü paslı bir kafese koyulmuş kuştum. Yıllarca kanat çırpmak istemiştim gökyüzüne ama yapamamış esaretimin en önemli kanıtı olan demir parmaklıkların ardında hasretle bakmıştım gökyüzüne. Bazı zamanlar gökyüzü sanarak okyanusa kanat çırpmıştım ve sonu hüsran olmuştu. Kanatlarım ıslanmış, yaralanmıştı. Yaralarımı geçirmeyi başarmıştım başarmasına ama ardında bıraktığı izi hiç bir zaman geçirerememiştim. Övünç her geçen gün ruhumda ki

