Güney tek kelime dahi etmeden üzerime gelirken ben sanki yeni çimentolanmış zemine basmış gibi olduğum yere mıhlanmıştım. Ne halde diye anlamak için onu dikkatli incelememe gerek yoktu zira gözlerim kısa bir bakışla bile onun ruhunun tutunabildiği son dalında incelerek koptuğunu görebiliyordu. Açık renkte olmasına rağmen karanlığın en yoğun duygularla seviştiği okyanus gözleri kıpkırmızıydı. Öyleki kan çanağı bile Güney'in gözlerine baktığı zaman utanarak bakışlarını kaçırabilirdi. Aynı benim yapmak istediğim gibi. Yanıma yaklaştı ve aramızda tam üç adımlık oysa bana gökyüzüyle okyanus kadar gelen mesafe bıraktı. Gözlerimi kaçırmak, ona bakmamak istiyordum ama mümkün değildi. Öyle dikkatli bakıyordu ki gözleriniz sanki mıknatıs gibi çekiliyordu onun açık ama karanlık gözlerine. Gözleri

