12.BÖLÜM

731 Kelimeler
Duru biraz düşündü, sonra gözlerini kaçırarak, “Tamam... ama abim izin vermez ki,” dedi. Omuzlarım aşağı düştü. İlk defa birinden izin almak bu kadar aciz hissettirmişti beni. Birilerine bağlı olma hissi, içimde taşıdığım özgürlüğe ters düşüyordu. “Durucuğum…” dedim kısık bir sesle, “Abini arayıp bana verir misin?” Tereddüt etmeden başını salladı. Telefonunu uzattı. Demir’i aradığımda ikinci çalmada açtı. Hemen, “Söyle Duru,” dedi. Derin bir nefes alıp, dik durmaya çalışarak konuştum: “Imm… şey… ben Dilek.” Sanki adımı söylerken omuzlarım biraz dikleşmişti. Demir’in sesi yumuşamıştı: “Bir şey mi oldu?” Sakin ama meraklı bir ton… belki de içinde kaygı gizliydi. “Yok, olmadı. Ama… yarın köye gitmem gerekiyor. Bir daha da gelmem. Kimse bulamaz beni orada…” Kelimeler ağzımdan bir nevi vedayla döküldü. Sessizlik oldu. Sadece nefes sesini duyuyordum. Sonra usulca konuştu: “Tamam, küçük fare… nasıl istersen.” Ve kapattı. İçimde bir anda yeşeren tomurcuklar, onun bu kadar kolay ‘tamam’ demesiyle sönüverdi. Ne beklediğimi bilmiyordum ama… bu değildi. Bir kararsızlığın, bir belirsizliğin tam ortasında sıkışıp kalmıştım. Kafamda bin bir soru dolanıyordu. Kim neden beni kaçırmak istesin? Benden ne isterlerdi? Bu geçmişin gölgesi mi, yoksa yeni bir düşman mı? Bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı; burada durursam daha çok zarar görecektim. O sırada Duru omzuma hafifçe dokunarak beni düşüncelerimden çekip çıkardı. “Ne dedi?” diye sordu. “Tamam, gidiyorum,” dedim yavaşça. Odamın kapısına yönelmiştim ki arkamdan seslendi: “Peki ben?” Başımı iki yana sallayarak, ona bakmadan söyledim: “Seni sormadım.” “Niye ama? Seni gönderiyorsa beni de gönderir,” dediğinde arkamı döndüm. Gözlerinde çocukça bir umut vardı. Dik durmaya çalışarak yutkundum. “Duru… sen onun kardeşisin. Ben hiçbir şeyi değilim. Neden beni burda tutsun? Neden beni kendine yük etsin?” Odamın kapısını yavaşça kapattım. Sonra valizimi çıkardım, kıyafetleri usulca yerleştirmeye başladım. O sırada dış kapının kapanma sesi yankılandı evde. Duru da gitmişti. Ve ben… sonunda gerçekten yalnız kalmıştım. --- DEMİR ' den.. Site güvenliği beni arayıp durumu anlattığında önce Duru için korktum. Nöbet geçirmesinden endişelendim. Ama olayın asıl mağdurunun Dilek olduğunu duyduğumda… beynimde bir şey şimşek gibi çaktı. Öfkem, korkumu bastırdı. Direksiyona nasıl geçtiğimi bile hatırlamadan kendimi evin kapısında buldum. İçeri girdim. Duru’yu hemen odasına gönderdim. Böyle şeylerden etkilenmemesi mümkün değildi. Dilek’le yalnız kalmam gerekiyordu. Onun gözlerine baktım. Yüzü bembeyazdı. Titriyordu ama dik duruyordu. Kendini güçlü göstermek istiyordu, ama ben fark ediyordum. O an… bir adım atsam, sarılsam, belki her şey değişebilirdi. Ama yapamazdım. Duygusal bir bağ kurmak istemesem de... Dilek’e çekildiğimi biliyordum. O gece ona “git” dememe rağmen kalmıştı. Her “Demir abi” dediğinde kendine mesafe koyuyordu. Ama gözleri… gözleri bana her şeyi anlatıyordu. Konuşmamız bitince ortam biraz yumuşamıştı ki Duru içeri girdi. Olayı espriye vurarak gerginliği dağıttı. Dilek’in iyi olduğunu anladığım an telefonuma mesaj geldi. Ekrana baktığımda Aslan’dan gelmişti. “Abi, çocuğu konuşturduk. O adam Dilek Hanım’ı Harun’un yanına götürmek için gelmiş.” Elim titredi. Harun… Annesinin eski sevgilisi. Yıllar önce hayatlarından çıkan, ama hep bir gölge gibi arkalarında kalan o pislik… Dilek’in annesini kullandığı gibi şimdi onu da kullanmak mı istiyordu? İçimden Dilek’e kızsam da bu iş bizzat benim işimdi. “Tamam Aslan,” yazdım. “Yarın Asaf Bey’le görüştükten sonra çocuğu şirkete getir. Bakalım kadını kolundan tutup sürüklemenin ne demek olduğunu göstereceğiz.” Bu sırada başka bir öfke daha yükseldi içimde. Dilek’in bir zamanlar sevgilisi olduğunu öğrenmek… tuhaftı. Beni ilgilendirmezdi belki ama yine de rahatsız olmuştum. Son bir kez ona bakıp hiçbir şey söylemeden çıktım. Kapıdan çıkarken de arkamdan seslenmeden söyledim: “Bundan sonra bana haber vermeden dışarı çıkmak yok.” Bu kadar işin arasında bir de eski sevgili hikâyeleriyle uğraşacak hâlim yoktu. Arabaya bindim. Eve geçip yatağa uzandım. Tam dalmak üzereyken Duru tekrar aradı. Bir şey mi oldu diye panikle açtım. Bu kez arayan Dilek’ti. Köye gideceğini söyledi. Sessizce dinledim. Buradan uzaklaşması belki iyi bile olacaktı. Kafasını toparlar, uzak kalır… belki güvende olurdu. “Tamam, küçük fare… nasıl istersen,” dedim. Söz dilimden kayıverdi, tutamadım. Telefonu kapatıp hızla banyoya geçtim. Duşun altında düşüncelerimle baş başaydım artık. Yarın büyük bir toplantım vardı. Asaf Bey’le… Silah kaçakçılığı yapan ama lojistik şirketi kılığına giren bu herif, masaya girmek istiyordu. Ama bu kadar açık oynamak… bizim işimize gölge düşürürdü. İstanbul’un güvenliğini sağlarken kimse bizim adımızı kolay kolay ağzına alamazdı. Ama o Harun… Onun adını bile duymak midemi bulandırıyordu. Bu sefer işin içinde başka bir şey mi vardı. Dilek’le hesapları olan herkesin… önce benden geçmesi gerekecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE