9.BÖLÜM

1413 Kelimeler
Kokteyl çoktan bitmiş, salonun ışıltısı yerini yavaş yavaş sessizliğe bırakıyordu. İnsanlar, yorgun ama hala kulaktan kulağa fısıldayan heyecanlarıyla birer ikişer ayrılıyordu. Ben ise orada, kalabalığın gerisinde tek bir kişiye odaklanmıştım. İçimde tanımlayamadığım bir koruma dürtüsü vardı—kökü nereden geldiğini bilmediğim ama beni tamamen ele geçiren bir his. Dilek’i izliyordum. Üzerine çevrilen bakışlar, arkasından edilen laflar, önden gelen yargılar... Hiçbiri umrunda değildi. Sanki her adımını önceden planlamış gibiydi. Göz alıcıydı ama basit bir dikkat çekme çabası değil bu; meydan okuyan, hatta meydan okuyanlardan bir adım önde olan bir cesaretti onunki. Kendini gizleyecek değil, gösterecek bir hali vardı. Tüm salon onun etrafında dönüyordu artık. Yanımda duran kız koluma asılarak "Neler oluyor?" diye sorsa da onunla işim bitmişti. Omzundaki elini nazikçe sıyırıp uzaklaştım. Dilek’in duruşunu, yürüyüşünü, insanlarla kurduğu kısa ama keskin iletişimleri izlemeye başladım. Yeni gelen komşumuzun kim olduğu artık herkesin en büyük merakıydı. Kalabalığın içinden birer birer onun yanına yaklaşıyor, tanışmak için en gereksiz bahaneleri uyduruyorlardı. Ama beni asıl rahatsız eden gece sonunda gördüğüm adamdı. Yüzü yabancı değildi. Hafızamın karanlık köşelerinde bir dosyanın kapağı aralandı sanki. İsmi hâlâ bazı eski belgelerde geçiyordu; İsmail Gökdelen’in çevresinden. Sözüm ona ‘dost’ ama benim içgüdülerim alarm zillerini çalıyordu. O adamın gözlerinde bir niyet vardı. Dostça değildi. Soğuk ve sinsi bir bakış... Ama Dilek, tüm uyarılara sağırdı. Umursamazdı. Belki de umursar gibi yapmıyordu. Belki de her şeyin farkındaydı ama kendi savaşını kendi vermek istiyordu. Onu tehlikeden korumak istemem; yalnızca geçmişten gelen bir görev duygusu değildi. Açıklayamadığım bir bağ vardı. Görünmez, soyut ama fazlasıyla güçlü... Onun yakınında olmak istiyordum. Belki de istemekten öte, zorundaydım. Kimseye görünmeden evinin önüne gittim. Karanlıkta, bir köşeye saklandım. Adımlarımı duyan yoktu. Kalbimin atışlarını duyacak kadar sessizdi gece. Beklemeye başladım. Zaman ilerledi. O adam, Dilek’i evinin önüne kadar bırakmıştı. Sohbetleri hafif, ama rahatsız edici bir samimiyete sahipti. Vedalaşırken birlikte güldüler. İçimde bir şey kasıldı. Dişlerimi sıktım, yumruklarım istemsizce sıkıldı. Sonunda kendimi tutamadım. Gölgeden çıkarak bir anda karşısına dikildim. Beni gördüğünde ürktü. Gözleri açıldı, elleri refleksle ağzına gitti. “Sen… senin… ne işin var burada?” diye kekelemeye başladı. Bir süre konuşmadım. Sadece onu izledim. Tepkilerini, yüzündeki şaşkınlığı, kalp atışlarını izlemek ister gibiydim. Sonra yavaşça bana doğru adım attı. Artık aramızda neredeyse bir karışlık mesafe vardı. Gözlerini kıstı, cesaretini toparlamış gibiydi. “Bu saatte evimin önünde ne yapıyorsun?” dedi. Sözlerinde hesap sorma çabası vardı ama sesi titriyordu. Küçük bir farenin yürekliliği... Belki de en tehlikeli olan o yürekliliktir. Dudağımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Bu meydan okuyuşu hoşuma gitmişti. Bunu fark ettiğinde daha çok sinirlendi. Yüzüme doğru biraz daha yaklaştı. Artık nefesi yüzümdeydi. O nefes, tenimdeki bütün sinir uçlarını harekete geçirdi. Kontrol edemediğim bir dürtüyle vücudumun ona tepki verdiğini hissediyordum. Ama hâlâ sustum. Onu sadece izledim. Sonra ani bir dönüşle arkasını dönüp çantasına uzandı. “İyi geceler Demir abi,” dedi. Vurgulu, hatta kışkırtıcı bir şekilde. Anahtarını çıkarmak için çantasını karıştırırken dudaklarının kıyısında beliren alaycı gülümsemeyi yakaladım. “Abi mi?” dedim kendi kendime, alayla fısıldayarak. Küçük fare oyun oynamak istiyordu demek... O zaman biz de oyuna dahil olalım. Adımlarımı sessizce attım. Arkasına geçtim. Sarılacak gibi eğildim. Ellerim, beline uzanıp çantasını tuttu. Burnum boynuna değdi. Derin, tanıdık ve baştan çıkarıcı bir koku... Anahtarını çantasından usulca aldım. Kaskatı kesildi. Nefes almayı unuttu neredeyse. Yüzü kızarmaya başlamıştı. Bu çaresizliği ona yaşattığım için içten içe bir zafer hissiyle dolmuştum. Ama bir an... Sanki kendime dışarıdan baktım. Ne yapıyorum? Kendimi toparladım. Anahtarı alıp kapısını açtım. Gözlerimi ondan ayırmadan kapının eşiğinden döndüm. “İyi geceler, küçük fare,” dedim. Sakin ama içten bir tonla. Ardımda bıraktığım sessizlikte hâlâ olduğu yerde kaldığını görmek tuhaf bir tatmin verdi bana. Gecenin serinliği tenime işlerken, içimde başka bir sıcaklık vardı artık. Bu gece sadece bir başlangıçtı. Dilek' ten... Anahtarımı çantamdan çıkarmaya çalışıyordum ama ellerim titriyordu. Az önce olanlar… Dokunuşu, nefesi, sesindeki o alaycı sıcaklık… Hiçbirini anlayamıyordum. Ya da anlamak istemiyordum. "Ne yapmaya çalıştı o az önce? Sarılmadı ama... sarılmış gibi... Burnu boynumdaydı. O his hâlâ tenimde. Oysa sadece 'Demir abi' demiştim. Bu kadar büyütecek ne vardı ki?" Kendimi kandırmaya çalışıyordum, biliyordum. Ona ‘abi’ demem, içimde birikenleri bastırmak için yapılmış bir savunmaydı. Ama o savunma ters tepti. Gözlerinden kıvılcımlar çıkmıştı. Sessizce ama kararlı bir şekilde üzerime gelmişti. Beni korkutmamıştı, hayır… Ama hazırlıksız yakalamıştı. Yüzüm kızardı, nefesim kesildi. Hiçbir şey söyleyemedim. "Küçük fare dedi bana… Alaycıydı ama içinde bir şefkat gizliydi sanki. Kafam karıştı. Kalbim de öyle." Kapımı açıp içeri girdim. Ayakkabılarımı bile çıkarmadan sırtımı kapıya yasladım. Gözlerimi kapattım. Nefes almaya çalıştım ama kalbim hâlâ göğsümde çırpınan bir kuş gibi çarpıyordu. Ellerimle boynuma dokundum. Oraya… az önce dokunduğu yere. "Neden geldin Demir? Neden tam her şeyin normale döndüğünü sandığım anda yine karşımda belirdin? Senin varlığın bana eski yaraları hatırlatıyor. Aynı zamanda kendimi ilk defa güvende hissettiren tek şeysin. Ve ben birine güvenmekten çok korkuyorum..." Bir adım attım. Sonra aynaya baktım. Gözlerimde hem şaşkınlık, hem sitem, hem de... evet... hayranlık vardı. Her şeyi görüyordu gözlerim. Her şeyi inkâr ediyordu dudaklarım. "O adam tehlikeliydi, değil mi? Gözlerinde bir şey vardı. Ama ben görmemeyi seçtim. Çünkü o dünyaya ait değilim artık diyordum kendime. Ama sen… Sen gelip beni uyardığında bile seni tersledim. Oysa içten içe sesini duymayı bekliyordum." Yavaşça yere çöktüm. Ayaklarımı karnıma çektim. Başımı dizlerime yasladım. Hissediyordum… Kalbimin duvarları çatlamıştı. "Küçük fare..." O kelime hâlâ kulağımda yankılanıyordu. Kızmam gerekiyordu belki. Ama içimde bir yer, o ses tonunun altındaki şefkati tanımıştı. İlk defa biri bana emir vermeden, sahiplenmeden, şiddete başvurmadan... sadece kendi duygusuyla beni sahiplenmişti. "O zaman oyun başlasın Demir… Ama bu kez kim av, kim avcı; buna sen karar veremeyeceksin." Gözlerimi kapattım. İçimde bir savaş vardı ama ilk defa bu savaşta tek başıma olmadığımı hissettim. O geceden sonra, hiçbir şey aynı olmayacaktı. Gözlerimi araladığımda sabah çoktan gelmişti. Perdelerin arasından sızan ışık odama süzülüyor, yüzüme vuran güneş sinir bozucu bir ısrarla beni uyandırmaya çalışıyordu. Ama daha canımı sıkan şey, telefonun titreşimiydi. Yastığın altına gizlemeye çalıştığım telefon, pes etmeyen bir inatla tekrar tekrar çalıyordu. Ekrana baktığımda yine Duru arıyordu. Tabii ki… Dün geceki olayları öğrenmişti. Sitede dönen dedikoduların hızına yetişemeyen yoktu zaten. Herkesin dilindeydim. Bu da yetmezmiş gibi, Duru’nun sesi telefonda adeta patladı: “Hadi anlat, ne oldu dün gece?!” Gözlerimi ovuşturarak, sersem bir ses tonuyla cevap verdim. “Tamam tamam... Bize gel.” Söyleyeceği şeyi biliyordum. Muhtemelen "Yok sen gel," diyecekti. Ama sonra... Kısa bir sessizlik oldu. Abisi aklına gelmişti. Onun gölgesi, Duru’nun her kararının üstünde ağır bir perdeydi. Beklediğim gibi oldu, vazgeçti. “Peki o zaman, sen çay suyunu koy, ben bir şeyler getireceğim.” deyip telefonu kapattı. Telefon elimde, yüzüm yastığa gömülü halde bir iç çektim. "Hayır ya… Biraz daha uyuyamaz mıyım?" Çok geçmeden zil çaldı. Sürünerek yataktan çıktım. Kapıya yürürken içimden Duru’ya karşı saydırmaya başladım. Ama kapıyı açtığım anda elinde koca bir tepsiyle belirince o öfkem yerini şaşkınlığa bıraktı. “Sen hâlâ uyuyor musun?” dedi, kaşlarını çatıp tepki vererek. Çemkiriyordu ama o klasik Duru tonlamasıyla—sert ama sevgi dolu. Tepside her şey vardı: Zeytin, peynir, domates, hatta taze demlenmiş çay termosu bile. Hiç zaman kaybetmeden doğruca bahçeye çıktı ve verandadaki masayı hazırlamaya başladı. Ben hâlâ ayakta, dağınık saçlarımla kapının önünde öylece duruyordum. "Bu kadar acele neye? Çay içeceğiz, hesap sormaya gelmiş gibi..." Bahçedeki masa başında sesi yankılandı: “Ee anlat hadi! Ne oldu dün gece?!” Yavaşça sandalyeye oturdum. Elime fincanı aldım ama hâlâ gözlerim uykulu, aklım dün gecenin gölgesindeydi. “Köydeydim… Mete Bey aradı. Kokteyle katılıp katılmayacağımı sordu. Ben de hazırlanıp geldim.” Duru dudaklarını bükerek bana baktı. “Eee?” dedi sabırsızlıkla. Omuzlarımı silkerek çayımdan bir yudum aldım. “Ee'si bu işte.” Bir anlık sessizlik. Ama tabii ki Duru pes etmeyecekti. “Saçmalama Dilek. Abim de gelmişti. Hem de ilk defa site kokteyline!” Yüzümde fark etmeden beliren bir tebessüm oldu. Ama hemen ardından dudaklarımda donuk bir ifade belirdi. O kadını hatırlamıştım. Onunla birlikte katılmıştı o geceye. Gözümde tekrar canlandı o sahne. Yanındaki kadının bakışları, Demir’in o mesafeli hali… Başımı yere eğdim. “Yanında bir kız vardı. Birlikte katılmışlardı.. Konuşmadık bile.Gece sonunda yanıma gelip bana İsmail Gökdelen’in kızı olduğumu kimse öğrenmeden buradan gitmem gerektiğini söyledi.” Duru gözlerini büyütüp kaşlarını kaldırdı, “Oha! Saçmalama!” dedi hayretle. Kafamı salladım. “Evet. Öyle dedi.” Sonra, tepsiden bir salatalık aldım, ısırdım ve gülerek: “Ben de ona 'Demir abi' dedim.” dedim ağzım doluyken. Duru’nun gözleri neredeyse yerinden fırlayacaktı. “Ne dedin?! Ne dedin?” Kahvemi alıp ayağa kalktım, mutfağa doğru yürürken arkama bile bakmadan tekrar ettim: “Abi dedim. Demir abi.” Gülümsüyordum. İçim hâlâ karmakarışıktı, ama o ‘abi’ kelimesiyle oynamak bana iyi gelmişti. Dün gece yaşadıklarımı hafifletmese de, oyuna dahil olduğumu hissettirmişti. Ve bu oyun daha yeni başlıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE