İBLİSİN SON DANSI
Bin bir gecenin ardında bir gece.
Bin gecenin kiini.
İblisin ölü parmakları bir kan çukuruna can varecekti.
Kehanetin ardındaki kıyamatin kapıları bir gece açılmaya mahkum bırakıldı.
Yedi can.
Yedi kan.
Yedi ölü ruh.
Soğuk esen rüzgar tenlerini üşütmeye devam ediyordu.Ardından gelen karanlık ormanın ıssız uğultusu kemiklerine işlerken yağmurun altında onu beklemeye devam ediyordu.
Alışık olduğu kanın demirsi kokusu çiğerlerini hapsederken onun uyanmasını bekliyordu.168 Saat bir ölünün uyanmasını beklemek nasıl bir duyguydu? asırlarca ölü kehaneti beklerken yaşamayı nasıl göze alabilirdi.
Geleceği saliselerine kadar bilirken,bir ölünün ruhunun çekilişini izlemeyi seçerken bir ölününün yaşamını yedi gün bekleyebilir miydi?
Bin bir gecenin ardında bir gece.
Bin bir gecenin kiini.
İblisin ölü parmakları bir kan çukuruna can verecekti.
Tan vaktiydi tenlerini ince ince kesen rüzgar çiğ halinde yere düşerken,o karanlıkda ondan gözlerini ayırmadan izlemeye devam ediyordu.Alev kızılına çalan sarı gözleri onu bir direnişe davet ederken yok olmamasını bin bir defa dilemeye kendini mahkum bırakmıştı.
Soluk beyaz teninde kurumuş kan damlaları onu yaşatmaya devam ediyordu.Yaşamı bir nefes kadar uzağında olmasına rağmen hep ölmeyi dileyen sarhoş bir ruha sahipti.Karanlık ormanın ortasına yedi metre eni yedi metre uzunluğa ait olan kan çukurunda uyumaya devam eden,ölü bir kraliçe.
İblis son figürlerini oyunun başında göstermeye devam edecekti.Kanla yıkanan teni herşeye aykırı bir ruh gibiydi.Soluk teni,dökülmüş saçları,incelmiş vücudu ve rahminde büyümeye devam eden,bin bir gecenin kiini.
Kehanet gerçekleşmişti.
Karanlık büyümeye devam ederken kehanetin son evresine doğru çığ gibi büyüyen bir felaket vardı.
"Efendim."dedi Samira kan çukurunu izlemeye devam ederken."Kehanetler bir bir gerçekleşiyor."Parmaklarıyla sıkmaya devam ettiği kalın küçük defteri okumaya başlamıştı.
"Çevremizdeki yedi orman kül olmak üzere yanmaya devamedecek,gezegenlerdeki yedi okyanus kuruyacak,yedi büyük ordunuz kan kusarak öldürülecek,binlerce anne bebeğini kaybedecek,yedi büyük ülke felakete uğrayacak,yedi farklı uyrukdan yedi kadın aynı saatte idam edilecek ve sonra kehanet gerçekleşecek."Samira Lorda uzun bir süre sessiz kalırken Lord beş kehanetin gerçekleştiğini biliyordu.
"Ve son kehanet."
"Son kehanet onun doğması olacak Samira."Lord buruk bir şekilde kan dolu çukura bakmaya devam ederken gülümsemişti.
"Efendim bu kehaneti gerçekleştirmemeniz sizin elinizde."
Lordun bedeni gerilmişti.Bu kehanet gezegenlerine ,halkına ,ordularına ,
ülkelerine zarar vermeye devam ediyordu.Ama Lord kehanetin bir bir gerçekleşeceğini asırlar öncesinden biliyordu.
"Kehanetin gerçekleşmesini ben istedim Samira.Benim kehanetim."
"Halkınızı bir kez daha mı katliama sürükleyeceksiniz sayın Lordum?"
"Halkımı katlederken senin canını bağışlayan'da bendim Samira."Samira sesiz kalmayı seçmişti.Asırlar önce bağışlanmış Samira Lorduna ihanet edemezdi.Tarih ilk defa bir lordun halkını katledişini yazmıştı.
Karanlık ormandan gelen hayvan uğultuları yaklaşmaya devam ediyordu.Her canlının zihnine girerek onları kontrol ediyor,bölge sınırları içine girmemeleri için emir vermeye devam ediyordu.Kan kokusunu alan yırtıcı varlıklar zihinlerine girmeye devam eden,onları kontrol altına alan iblisin akıl almaz güçleriyle uzaklaşıyorlardı.
Kan çukuru dört büyük element büyüsü ile yapılmış,yedi gün güneş doğmaması için sınırlar çizilmişti.O diğer ruhların kanında hayat bulurken,iblis kehanetinde hayat bulacaktı.
Islanmış saçları asla kırpmadığı aleve çalan gözleri,etrafı kontrol etmeye devam ediyordu.Dört bir yanı büyük elementlerle kaplıydı sağ tarafında ateş vardı.' Yedi büyük orman yanmıştı.'Sol tarafında su.'sonsuzluğa uğurlanan bir şelale.'Ayak uçlarında ise toprak'kuruyan okyanuslardan geriye kalan toprak yığıntısı.'Dört büyük elementi hayatta tutan tek şey havaydı hava baş kısmına bakmaya devam ediyordu.Yedi metre enine yedi metre uzunluğunda karanlık bir uçurum kenarında iblisin ölü parmaklarında hayat bulacak bir kehanet. Ona zarar verecek bir canlı yoktu.Ona uzak kalan kulübeden gelen sesleri işitebiliyordu.Samira ağaçdan yapılmış tahta kulübede gece yarısına hazırlık yapmaya devam ediyor kahya ise ona yardım ediyordu.
Alnına düşmüş nemli saçlarıyla kan çukuruna yaklaştı.Bütün çıplaklığıyla sıvılaştırılmış kanın içinde yatıyordu.Kurumuş pembe dudakları hayat bulmayı bekleyen dökülümüş katran karası saçları,kirpikleri bile dökülerek ona son bencilliğini yapmış gibiydi.
Lord üzerindeki pelerinini çıkararak çiseleyen yağmurun ona dokunmasına izin verdi.Adımlarını ona yaklaştırırken yavaşca son kalan saçlarına dokunmuş avuç içinde iz bırakmıştı.Kurumuş dudağına damlayan ufak kan damlalarını baş parmağıyla silerek ona daha çok yaklaşmıştı.
Tüm çıplaklığıyla kanın içinde yatmaya devam ediyordu.Günler ve saatler ilerledikce ona ait olmaya devam ediyordu.Her zerresi ona benzerken,onun kehanetinin Esved olacağını bin bir gecenin ardından biliyordu.
Yavaşca kanın içinde ilerledi parmak uçlarına dokunarak yavaşca kolunu kaldırmıştı.Kanı çekilmiş gibi beyaz teni ölü bir bedeni hatırlatıyordu.
Belirginleşen mavi damarları alt bölgerinde daha yaygınken büyümeye devam eden karnı oldukca ona sızı veriyor,bedenine ızdırap çektiriyor gibiydi.Kana damlayan ufak yağmur damlaları soluk tenine çarpıyor bir tepki vermiyordu.
Ona daha çok yaklaşmışdı.Kızıla çalan gözleriyle son defa süzerek parmak uçlarını kehanetine götürmüştü.Nefes alış verişleri o kadar hızlıydı ki onu uzaktan duyabiliyordu.Büyümekte olan rahmi bedenine dar geliyor gibiydi.Çıplak bedeninde göğsünde ve bir çok bölgesinde belirgin damarları bir labirent gibi sadece karnında birleşmişti.Parmaklarıyla soğuk tenine yavaşca dokundu bir çelik gibi hareketsiz ve soğuktu.Baygın bedene inat rahminde büyümeye devam eden küçük kehanet oldukca hareketliydi fakat bu süreç en çok da o'nun canını yakıyor gibiydi.
Soluk teninin ardında nefes alışverişleri oldukca hızlıyken yavaşca parmaklarıyla karnına dokunmuştu.
Çok hareketliydi.Asla yerinde durmayışı ona zarar vermeye devam ederken onun küçük mucizesi gerçekleşmişti.
Parmaklarının altında yavaşca dinlenmiş gibiydi.Hareket etmeden salisesini geçirmemişti fakat Lordun parmaklarının ardında usulca dinlenmişti.Onu hissetmişti.
Günlerdir kan çukurunda ince acı verici bir ızdırabın içinde hoyratca nefes alan ciğerleri sessizleşerek ona izin vermişti.Canı artık acımıyor gibiydi düzene girmiş nefes alış verişleri onu şaşırtmıştı.Saatlerce yağmurun altında kan çukurunda elini karnından çekmemiş onun acısını azaltmıştı.
Yağmur şiddetini arttırırken dört büyük element kendini korumaya devam ediyordu.Titreyen vucudu ufak bir tepki göstermişti.Karanlığın ardında onun buğulanmış gözlerini gördü.Günlerdir açılmayan yosun yeşili gözleri yavaşca aralanmış ve onunla göz göze gelmişti.
Onun gibiydi.Gözleri onun gibiydi dna'ları kanında gezmeye devam ederken gözlerinin dönüştüğünü görmüştü.Kısa süreliğine aralanan kızıl gözleri ona kendini hatırlatmıştı.Kanında gezen kanı kendine bir örgü gibi işlemeye devam edecekti.Sağ elini usulca soğuk boynuna götürerek nabzını hissetmek istedi.Birazda olsa ısınmış teni soğuk kana aykırı gibiydi.Dolgun şekilli dudaklarından eşsiz kelimelerini onun zihnine nakşetmişti."Bu öyle bir kehanet ki,kıyameti biz olacağız.Sen benim kehanetimsin Esved."
Lord onun zihnine girmek istemedi.Eğer onun zihnine girerse çıkamayacağını biliyordu.Güçsüzleşen beden tepkisizce bir kan çukurunda uyumaya devam ediyordu.Ölüden farsızdı.Karanlık tüm kasvetiyle yayılırken dağların ardından koyu sis kendini belli etmişti.Kendini onu ve bazı askerlerini görünmez kılmıştı.
Kokuyu seziyorlar ,yaklaşıyorlar ama bir tepki veremeden kaçmayı başarıyorlardı.
Saatler ilerlemeye devam ediyor,gün doğmuyordu.O karanlıkta kalmayı yeğlerdi.Parmaklarını asla kaldırmamış ve sürekli onu izlemeye devam etmişti.Hissizdi soğukdu gecelerin onu kovalayacağını asırlar öncesinden bilmesi ona yardım ediyordu.
"Kehanetler bir bir gerçekleşiyor lordum."Kahya parmakları arasında sıkıştırdığı yıllanmış şarabı Lorda uzatmıştı.
Parmaklarını kaldırmadan diğer eliyle uzatılan şarabı yudumlayarak içmeye devam ediyordu.Bronz teninden süzülen yağmur damlaları kana karışmaya devam ederken şarabının son yudumlarının genzini yakmasına izin vermişti.
"Buradan gitmemiz için son bir sebep kaldı lordum."Geniş omuzlarının ardında kalan ondan oldukca ufak kalan kahya Samira'nın yanından geliyordu.Uzun boyu bronz teniyle oldukca heybetli bir duruşa sahipti.Büründüğü kişiliği ve bedeni oldukca dikkat çekiciydi.
"Dokuz saat var.Dokuz saat sonra buradan gitmiş olacağız."Birşeylerin ters gideceğini biliyordu gerilen bedeni olayları hiçbir zaman unutmayacaktı.
Uzaktan gelen gürültüyü işitmişlerdi.
Karanlık sisli ormandan gelen iniltili hayvan sesleri bir yakarış içindeydi.
Ormandan gelen ses bir boz ayıya aitiken bir tuzağa yakalandığının farkına varmıştı.Uyuşturulmuş bedeni ıslak toprağa bir kum torbası gibi yığılmıştı.Avcılar oldukca mutluydu bu durumdan fakat bu duruma daha fazla izin vermeyen Lord onların neşesini yarıda kesmişti.
Onun zihnine girmiş ve zincirleri kısa süre içinde kırmıştı.Beş avcı tarafından yakalanmıştı fakat artık av ve avcı rol değiştirmişti.Boz ayının kurtulduğunu gören avcılar kaçmaya çalışsa da bu imkansız bir süreçti.
Penceleriyle onlara saldırarak ağır yaralar bırakmıştı.Avcılar dakilar içinde ölürken Lord bu durumdan oldukca keyif almış ve etrafda dolaşan yırtıcı hayvanlara uzun bir süre yetecek yemeği onlara sunmuştu.Zincirlerden kurtulan boz ayı uzun bir süre koşmuş ve aldığı yaralarla kendini inine kapatmıştı.
Parmaklarının altında bir sıcaklık hissetmişti.İstemsizce hareketlenen parmakları onun valığını hatırlatıyordu.Tarifsiz bir duygunun tadına varmıştı.Günler sonra onun ilk defa sesini duymuştu.Acıyla inlemişti parmaklarının ardında,ara sıra açılan şişkin göz kapakları hep onu buluyor tek kelime dahi edemeden ona bakışlarıyla veda etmeyi başarıyordu.
Kahya son selamını vererek Samira'nın yanına kulübeye ilerlemişti.Kahya Samiranın endişeli hallerine alışmıştı.Şarap şişesini kafasına dikerken Lordunu buğulu pencereden izlemeye devam etti.
"Korkuyorsun Samira?"Samira onu dinlememişti.
Son hazırlıkları defalarca kontol etmeye devam ediyordu.Sadece son iki kehanetin gerçekleşmesi evrenin tüm dengesiyle oynayacaktı.Henüz beş büyük kehanet gerçekleşmişti fakat normal şeyler yaşanmamıştı.Kırallığı katlediliyordu ama o burada kan çukurunda kalmayı tercih etmişti.Çünkü hiç bir zaman durduramayacaktı.
Samira onu dinlememişti,dinlememeyi tercih etmişti.Olacaklar Lordu endişelendirmez iken Samirayı bir yokuşa sürüklemeye devam ediyordu.
Kâhyâ Lordu bir süre izlemeye devam etmişti.Tüm soğuk kanlılığıyla yağmur yağmasına rağmen kan çukurunda beklemeye devam ediyordu.Bu süreç onu dışardan halkıyla ve oluşan kehanetlerle sarsa da onu sadece kendi kehaneti sarsacaktı.Fakat herşeyin geleceğini görmeye devam eden Lord kendi geleceğini göremeyecekti.
Samira'nın endişesi dinmez iken bazı kitapları okuyarak kendini zorlamaya devam ediyordu.Ağaçtan yapılma tahta kulübe'nin içinde mum ışığının cılız yansımasıyla tüm çabasını gösteriyordu.Dağılmış uzun sarı saçları göz alıcı mavi gözleri yaşlanmayan beyaz teni ile oldukca çarpıcı bir güzelliği barındırıyordu.
Kâhyâ buğulu camdan gözlerini ayırarak Samira'nın kitaplarına odaklanmıştı.
"Samira."dedi oldukca şaşkın bir ses tonuyla."Ya hehanet gerçekleşmez ve o kadın orada boğulursa taşlar yerine oturur mu?"
"Hayır."dedi net bir yanıt vererek."Asıl kıyameti o zaman yaşarsın."
Kâhya ıslanmış saçlarını eliyle geriye tarayarak kahverengi gözlerini kitaplara kitledi,kitapları kurcalamaya devam etti bir süre.
Kitapların arasıda bulunan eski çizimler bir takım mektuplar ve belli başlı işaretler ve semboller.Kâhya ya oldukca tuhaf gelen bu sembolleri boşka bir kitapda da görmdüğünü hatırladı.Sembolde nasırlı parmak uçlarını gezdirmişti.Yedi kuryruklu dev bir yıldız gece vaktine bu konumda gözlenmekteydi.
Parmak uçlarının ince sızı halinde yandığını hissettiği için kitabı kapatarak diğer kitaplara odaklandı.Sanki her kitap kayıp parçaları gibiydi.toplamda yedi kitap olması onu daha da şaşkına uğratmış iken üzerinde doğum/ölüm tarihleri'nin bir bir aynı olması ve her kitabın kendine özgü birer sembolü olması,kanını ürpertmeye devam ediyordu.
İki kitap rafa kaldırılmıştı.O kitapların sembolü ise iki yarım sayılardan ibaret kırmızı kapaklı kitaplardı.
Yedi küçük kitap belli bir aralıklarla dizayn edilmiş gibiydi.Kulübe'nin tavanından vuran ay ışığı kitaplara her dokunuşunda bazı sembolleri parıldamaya devam ediyordu.
Kırmızı kitaplara ilerlediği anda kapının sertce açıldığını farketti.Sert açılan kapı sesiyle Samira kulübenin içine dalarak henüz yanmamış meşaleleri kucağına hızla ilerlemeye devam etti.
"Yardım et."dedi düzensiz bir nefes vererek.
"O burada,geliyorlar."
Hızla kulübeyi terketmişti Samira.
Şiddettli hayvan sesleri kendini belli ederken yavaş adımlarla kâhya kulübeden dışarıya adımladı.Gök yüzü kasvetini korurken yağmur şiddetini korumaya devam ediyordu.Uğultulu ormandan gelen rüzgar sesleri unutulmaz uğultular vermeye devam ediyor dört büyük element kendini korumaya devam ediyordu.
Samira yüksek sesle konuşarak kan çukurunun etrafına bazı çizimler yapıyorduDoga üstü varlıklarla konuşarak iletişim kurması kâhyayı şaşırtmamıştı.Arada ellerini açıp tanrıdan af diler gibi soluksuz bağırmaya devam ediyor Lord bir tepki vermiyordu.Kâhya yavaşca ilerleyerek Samiraya yaklaştı.
Kan çukurunun etrafına konuşarak çizmeye devam ettiği bir semboldü.Oldukca ustaca çizilmiş olan Yedi kuyruklu yıldızı tamamlamıştı.Samira elindeki sopayı
kâhyaya fırlatarak"Yaklaşma."Tüm gücüyle ona bağırmaya devam ediyordu.Henüz yanmamış meşaleleri tek tek toprağa çığlık atarak dikmeye ve yakmaya devam etti Samira.Bu olaya şaşkınlıkla bakan kâhya ormana yakın bir yerde siyah örtüyle kapatılmış bir araç gözlerine takılmıştı.
Samira meşaleleri yakmış ve o siyah araca ilerlemişti.Arac yaklaştıkca şöförün ölü bir insan olduğu ve onu Lordun kontrol ettiği tüm şeffafığıyla ortadaydı.
Samira stop etmiş araçtan siyah örtüyü kaldırarak derin bir nefes verdi.Aracın kapıları açıldı ve Samiradan o ses duyuldu."Yedi kadın."dedi nefes vererek."İdamla cezalandırılan kadınlar getirildi Lordum."
Samira zaman kaybetmeden yavaşca onları getirmeye başlamıştı."Gel buraya aptal herif."Samira'nın öfkeli sesi kâhya'nın kulaklarında yankılanırken kâhya kısa süre donuklaşırken bir kaç dakika'nın ardından olayı anlamştı.
Yedi farklı uyruktan yedi farklı kadın sırasıyla yedi kuyruklu yıldızın uç kısımlarına yerleştirilmişti.Kâhya Samiraya yaklaşarak son meşaleleri toprağa dikmekte yardım etderken aklından geçen o soruyu sordu."Bu kadınların neden cezalandırıldı Samira?"
"Kötülük iyilik için yaşar Arora."
"Nasıl yani?" dedi kâhya anlamayan gözlerle ona bakmaya devam ederken.
"Her bir kadın."Her birini parmak ucuyla işaret etmişti."Neden her birinin bir uzuvu yok biliyormusun."
"Hayır."
"Yeni bir insan için."dikatlice mavi gözleriyle yıldızın içine bakmaya devam eden Samira herşeyin yolunda olduğunun farkındaydı."O kadının bacağı yok ,diğerinin kolu diğerinin başı bir diğerinin göğüsleri kesilerek iç organları çıkartılmış sayamacağım bir sürü uzuvlar Kâhya."
Kâhya olaya şaşkınlıkla bakarken Samira oradan uzaklaşmıştı.Hızlı adımlarla kan çukurunun etrafındaki kadınları inceledi.Her birinin bazı uzuvları yoktu.Kesilmiş uzuvları'nın içinde bir insana ait olabilecek tüm organlar kan çukurunda toplanmıştı.
Kötülük iyilik için yaşar.Uzuvları koparılmıs her bir kadın geçmiş hayatlarında masum kadınlar şuan ki hayatlarında bir ruh yaratmaya mahkumlardı.Yıldızın yedi ucuna taşınmış yedi kadın kanlar içinde tüm çıplaklıklarıyla yatmaya devam ediyordu.Samira taşımakta zorlandığı sembollü defterleri her birnin kendi uyğruğuna göre baş ucuna yerleştirmişti.
Samira Lorda bakarken,"Zamanı geldi efendim."Lord saliseler öncesinde kolları arasına aldığı solgun bedeni yedi kuyruklu yıldızın ortasına tüm çıplaklığıyla bırakacaktı.
Karanlık gök kubbeden yayılan buğulu ay ışığının ardında yedi yıldız belirmişti beliren her bir yıldıldız çarpıcı keskin göz alıcı gölgeleri her bir deftere yansıyarak yedi kuyruklu yıldız elde etmişti.
Gök yüzünde beliren semboller onun bedenini gölgeliyordu.Sembollerin her biri vucuduna yerleşiyor farklı anlamlar yürütüyordu.Burnundan ince çizgiler halinde kan süzülmeye başlamıştı.Gök kubbeden duyulan ses evreni sustururken onların yaşamını sağlayacaktı.Lord kanların içinden onu kolları arasına alarak tüm çıplaklığıyla kan çukurundan çıkarmıştı.Güçsüz kalan bedeniyle başını bir bebek gibi tutamıyor kolları kendine ait değilmiş gibi savruluyordu.Meşalenin ateşleri uzayarak etrafa ışık saçıyor,defterlerin sayfaları savrularak uğultuları yükseliyordu.
Bütün oklar onun bedenini gösterirken o sadece yansımaların farkındaydı.Gök kubbeden süzülen yıldızlar toprağa çizilmiş yıldızı işaretleyerek onu otasına almışlardı.
Kızıla çalan gözlerinin yavaşca aralandığına şahit olmuştu lord.Gözleriyle buluşan gözleri kan akışını hızlandırırken kurumuş dudaklarından zehirli sözcükler döküldü.
"Buradasın."dedi güçlükle nefes alarak, kurumuş dudaklarını ıslattı.Derin bakan buğulu gözleri bir arayış içinde olmaması onu yorgunluğuyla sınamaya devam ediyordu.
"Ka."dedi tok bir sesle."Adım Ka ALAR.Kehanetin bekcisi.
Asırlardır hep gölgendim,tekrar kaybedemem."
Ölü kraliçe kanlar içindeyken solgun bedenine mahkum kalarak onun kolları arasına hapsolmuştu.