BİRİNCİ BÖLÜM
Ürkütücü bir mart sabahıydı. Şafak yeni sökerken ufuklardan güneşin yeni doğmuş ışınları güne 'Merhaba!' diyordu. Sert rüzgarın sesi güneşin doğuşuyla pusuya yatmış bir edayla geri çekilirken sabah olmasının en güzel yanının uykularından yeni uyanmış kuşlar tarafından etrafına neşe saçarak ortak olmasıydı.
Sokaklardaki gece lambaları teker teker sönerken ortam artık kendisini sabahın huzurlu kollarına bırakmaya hazırlanıyordu.
Uykularından uyananlar yavaş yavaş evlerinden sevdikleri tarafından uğurlanırken hepsinin yüzünde mutluluk akıyordu. Arkalarından bakan aileleri her biriyle ayrı bir gurur duyarken mutlulukla iç çekişleri birbirlerine karışıyordu.
Sıradan ve normalden daha sessiz bir mahalle olmalarına rağmen bir çok olayın ve anının tatlısıyla, tuzlusuyla, acısıyla atlatıldığı bu mahalle uzun ince ve çıkmaz bir şekilde uzanıyordu.
Yavaş yavaş uyananlar işine ve okuluna gitmek için tatlı bir telaşa girmişlerdi.
Genç kız evinde hâla sıcak ve çikolata kolulu yatağında huzurla uyuyordu. Camına konup kaçan serçeler ona bir kez bakıp kaçıyorlardı. Arada gelip genç kızın, camının önüne ufaladığı ekmek parçalarından kendilerince ziyafet çekip yavrularına götürüyorlardı.
Genç kız gözlerini açmıştı sonunda.
Elanın yeşile çalan tonu...
Bir cam misali parlıyordu, yüzündeki huzuru
paylaşmayı çok seven genç kız uyuşuklanarak doğruldu. İstemeyerekten üzerindeki battaniyeyi hafif yana kaydırdı fakat vücuduna değen hafif soğukla ürperdi. Sessizce yatağının yanındaki telefonunu alıp onu huzurlu uykusundan mahrum bırakan telefonundaki alarmı kapattı. Gözlerini cama konup kaçan tatlı küçük şeylere çevirdi.
Yine gelip ufaladığı ekmek kırıklarını yemeleri ve birbirlerinden kaçırmaları çok tatlıydı. Ona huzur veriyordu. Yardım ettiği için hep huzur buluyordu.
Ne de mutlulardı ama. Aynı kendisi gibi.
....Damla' dan....
Sabah yine erkenden kalkıp o küçük tatlı melekleri izlemek hoşuma gitmişti.
Cama konup kaçmaları arada tekrar gelip kırıkları alıp gitmeleri yaptığım iyiliğin bir ödülü olarak huzur ve mutluluk veriyordu. Sevimli dostlarım her sabah buraya uğrardılar.
Doğrularak üzerimdeki battaniyeyi yavaşça çektim.
Çekmemle vücudumu esir alan soğuk bedenime hızla bir iğne batırmış ve geri çekmiş gibi hissettirdi.
Ürpermiştim...
Yatağımın hemen dibindeki iki raflı dolabın üzerinde elimi gezdirip çalan telefonumu aldım ve alarmı kapattım. Fazla dinç hissediyordum ve bu olayda pencereme konan ufak sevimli dostlarımın parmağı vardı.
Ayağa kalkıp güzelce esnedikten sonra aynaya doğru yaklaştım.
Saçlarım karmakarışıktı ellerimle hızla düzelttim ve odamın içinde gözlerimi gezdirdim. Aradığım şeyin ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu açıkçası.
Uyku sersemliğini atlattıktan sonra odamın içine dolan yemek kokularıyla kendime geldim. Odamın kapısına yanaşıp usulca kapının kolunu kavrayıp açtım ve salona çıktım. Sonuçta ses çıkararak kimseyi rahatsız edemezdim.
Salonda ilerleyip sol tarafa döndüm ve mutfağın girişinden annemin doğradığı salatalık gözüme ilişti. Dikkatini dağıttırıp elini kesmemesi için hızla mutfağa gidip mutlulukla anneme "Günaydın anne." dedim. Gözlerini salatalıktan çekip bana döndüren annem de aynı şekilde gülerek "Günaydın yavrum!" dedi.
"Sabah sabah bu enerjiyi kime borçluyuz küçük cadı?"
Mutfağa giren kardeşime gözlerimi devirdim. Tek kaşını kaldırmış hafif sırıtıyordu. Saçları karışmış ama nedense bu şekil de ona yakışmıştı. Onun da enerjisi yerindeydi ama nedense beni sadece sinir etmek için kullanıyordu.
"Sevimli dostlarıma borçluyuz. Malesef ki sen bu enerjik halimden nasibini alamazsın!"
'Hadi canım," dercesine baktı ve göz kırptı.
Neden şimdi göz kırptı ki?
"Amanın da amanın gönlümün sultanı! Bana kahvaltı mı hazırlıyormuş? Senin o bana kahvaltı hazırlayan ellerini öperim canım annem benim!"
Annem ona imalı imalı bakmaya başlayınca bende ona imalı imalı bakmaya başladım. Kim bilir yine ne diyecekti?
Dinlemenin faydası olmayacağını anlayınca arkamı dönüp tam lavaboya gidecektim ki
Güzelim, evde ekmek kalmamış. Var aslında ama bayat. Bakkaldan iki ekmek alıp gelir misin? Masanın üzerinde parası duruyordu en son." annemin bana bakarak sorduğu soruyla hemen kendime geldim.
"Tabi, ama hava soğuk anne Altan gitse?"
Altan gözlerini büyüterek bana baktı annemin arkasında kaldığı için annem onu görmüyordu kafasını aşağı yukarı 'Sen görürsün, bittin!' dercesine salladı. Açıkçası bu halleri çok hoşuma gidiyordu sinir etmeyi seviyordum.
"Gönlümün sultanı! Evimin huzur kokan papatyası biricik kraliçem. Benim biraz başım ağrıyor ve ateşim var. Eğer dışarı çıkarsam kesin hasta olurum, rüzgar çarpar. Ablam gitsin olmaz mı? Yoksa hasta olacağım!"
Hasta numarası yaparak anneme yalakalıp yapıyordu işte. Her sabah yapmasından gına gelmişti.
Annem ise telaşlanıp hemen arkasını döndü ve elini
altanın alnına dayadı. Anlamamış olacak ki tutup kendisine eğdi ve alnını öptü.
Hadi ama! Bu kadar boy fazla değil mi? Ikimiz de aynı besinlerle beslenirken hem de...
"Yok kuzum ateşin. Ay beni de telaşlandırdın yavrum ya.
Halsiz misin?"
Ah be anne! Hasta değil uyduruyor. Amacı beni bakkala göndermek beyfendinin karizması çizilir bakkala giderse!
"Anne sen Altan'a bak ben de bakkala gideyim olur mu?
Ben gelince zaten Altan iyileşmiş olur merak etme yani."
Kafasını benden tarafa çevirerek minnetle gülümsedi.
Sırf şu gülümseme için bile bir hafta boyunca bakkala
gitmeye razıydım.
Altan'ın arkadan dil çıkartarak sessizce sırıtması ne kadar sinirimi bozsa da sesimi çıkartmadım. Bunu başka şekilde ona ödeteceğimi biliyordu ama işte
'Yenilen pehlivan güreşe doymaz, dedikleri bu olsa gerek bir türlü vaz geçemiyordu.
"Tamam kızım o zaman ben işime devam edeyim.
Dikkatli ol yollarda tamam mı canım?"
Tamam anlamında kafamı salladım ve lavaboya dogru adımladım.
İşlerimi hallettikten sonra lavabodan aceleyle çıktım.
Çabuk gidip gelmem gerekiyordu.
Annemin koyduğu paraları alıp çıkış kapısının yanına
geldim. Üzerimi sıkıca giyinerek montumun önünü kapattım. Mart ayı olmasına rağmen hava hâla soğuktu.
Ayakkabılarımı da egilip giydikten sonra hazırdım.
Elimdeki paraları cebime atıp telefonumu da
sıkıştırdıktan sonra kapıyı açtım. Açmamla soğuk havanın yüzümü adeta yalamasıyla gözlerim açıldı.
Bu kadar soğuk olması ve acımasızca Altan'ın beni
bakkala inatla göndermesi ona yapacağım haince planlarımı daha da acımasızca planlamamı tetikliyordu.
Hızla çıkıp ardımdan kapıyı kapattım ve kendimi sokağa attım. Tahmin ettiğim gibi ağaçların dalları kendi halinde sağa ve sola savruluyordu. Rüzgar yine kendini gösteriyordu.
Mahalleden çıkmak için adımlamaya başladım. Soğuk rüzgar benim tam zıttıma estiği için kıpkırmızı olduğumu hissediyordum. Ellerim buz tutmuştu fakat ceplerim dolu olduğu için koyamadım.
Caddeye çıktıktan sonra sağıma soluma bakarak karşı tarafa geçtim. Soğuk havayı aldırmadan bakkala varma çabam hüsrandı.
'Altan yine yaptı yapacağını! Hep de kabulleniyorsun Iç sesime kulak verdim doğru söylüyordu. Hep böyle yapıyordu fakat bundan sonra asla çıkmayacaktım!
'En son da böyle demiştin lakin sonuç ortada! Yine bakkala sen gidiyorsun ve Altan'a karşı çıkmak yerine kabulleniyorsun bu durumu! Çok safsın Damla çok..'
Yok canım bundan sonra asla bakkala gitmeyecegim.
Ozellikle de Altan'a inat asla çıkmayacağım.
Karizmaymış….. Peh! Çizilirse çizilsin. Bundan sonra o gidecek bakkala!
'Asla, asla deme!'
-Of, tamam sus artık sabah sabah uğraşamam!
'Senin için diyorum takan kim! Ne yaparsan yap.'
- Tamam.
Aklımı kurcalayan başka olaylara dalmaya başladım. En ince ayrıntısına kadar bazı şeyleri düşünürken cebimde hissettiğim ani titreşimle ellerim direk cebime ulaştı.
Düşüncelerimden anında uzaklaşırken korkmuştum.
Fazla dalmış olmalıydım.
Cebimden telefonumu çıkarıp gelen mesaja girecek
iken bakkalın kapısında olduğumu gördüm. Şimdi sifreyle hic uğraşamazdım o yüzden tekrar telefonu cebime koydum ve bakkala girdim.
Kenan abi masasında çayını içip aynı zamanda
haberlere dalmış bir şekilde televizyondaki şeyi dikkatle izliyordu. Ekmek dolabının üzerindeki televizyon küçük ama boyutuna göre çıkan ses oldukça yüksekti.
Dolabın kapağını açıp içinden ekmekleri alacak iken
birkaç ekmek yan yattı. Onları düzenlerken bende habere arada bakıyordum.
Haber az dikkatimi çekince dinledim.
'Son bir kaç yılda olan cinayetlerin ortak noktasını
sonunda polisler bir olay yeri inceleme sırasında buldu.
Otopsiye göre vücutları bir çok parçaya bölünerek gömülmüş.
Ayrıca üzerlerinde bir damga var. K.S.K. olarak damgalanmışlar. Kurbanların ölmeden önce bir çok çeşitli yollardan işkence çektikleri kanısına varıldı.
Açıklamayı haber memuru Duru Sarın'dan hep beraber
dinleyeceğiz.'
Haberde beliren sarışın kadının konuşmasını pür dikkat
dinlemeye başladım. Yüzündeki dehşete düşmüş ifadeyle dinleyicinin dikkatini çok iyi bir şekilde üzerine çekiyordu.
'Aynı tür cinayetler bir kaç yıl öncesinden beri olmakta. Fakat polislerin her yerde bu cinayetin kim veya kimler
tatafından işlendigine dair en ufak bir ipucu bulamadılar.
Geçenlerde olan aynı tür cinayetle ilgili ihbar alan
cinayet büro ekipleri olay yerine vardıklarında
parçalanmış erkek cesetini incelediler.
Bir polis memurunun gözünden kaçmayan ufak bir
ayrıntı belki de en büyük ipucunu ortaya çıkardı. Katil arkasında iz bırakıyor!
Ya bulunmak isiyor ki bu çok saçma polislerin yaptığı açıklamaya göre bu damga bir tür mesaj veya uyarı olabilirmiş.
Bu tür cinayetlerin üzerinde aynı yerde ve aynı şekilde
K.S.K. damgası bulunuyor.
Bu cinayeti işleyen kesinlikle bir seri katil!
Yardım aldığı çok belli işledigi cinayetlerden hiç
etkilenmemesi ve ardında en ufak delil bırakmaması
tüm cinayet büro ekiplerini çıldırtacak düzeyde.
En yakında bu cinayetlerin bitmesi ve katilin
yakalanması için polisler ellerinden geldigi şekilde
çalışmalarını olağan bir hızla sürdürüyorlar.'
Haber spikeri başka habere geçince televizyondan
kafamı çektim. Son bir kaç yılda hep olan cinayetlerdi bunlar. Artık şaşırmıyordum. Ama insanın içini korkutacak ve iğrendirecek derecede kurbanlarını parçalara bölmesi soğuk kanlılığın zirvesinde olması gereken bir durumdu.
Katilin kim olduğu ise hala bulunamamıştı!
Neyse polisler zaten uğraşıyor diyerek arkamı döndüm.
Kenan abi elindeki çayı bitirmişti. Adımlarımı ona yöneltip ekmekleri uzattığı poşete koydum. Parasını verdim ve para üstünü bekledim.
"Hâla bulunamadı. Yaşlı biri olabilir ya da mafya hani merdiven altı işler yasa dışı kaçakçılık falan. Insan korkar be!"
Kenan abinin korkuyla söylediği şeylere sırıttım.
"Tabi korkar ama mafyaymış falan sanmıyorum. Mafya dönemlerini geçtik. Seri katil her kimse fazla soğuk kanlı ve yardım aldığı bariz ortada. Tek başına bunları yapamaz. Iki veya daha fazlalar eğer ikiden fazlalarsa bu durum da bunların çete olduğunu gösterir. Polisler hâla peşlerinde ama sonuç hüsran daha en ufak bir ip ucu bile bulunamadı. Tabi şu damga olayını saymazsak."
Kenan abi ilgiyle dinledi beni. Kafasını her dedigimde onaylarcasına salladı.
"Haklısın!" dedi para üstünü masaya bırakırken. "En
iyisi dua edelim de bizi bulmasın böle hadiseler. Aklımı kaçırabilirim yani," gülmesiyle ben de gülmeye başladım ve parayı almak için elimi uzattım. " Yok daha neler bu cinayetlerin sadece üç tanesi bizim bu ilçede oldu tabi yakında olmaları kötü ama işte ne diyebilirim ki? "' dedim ve parayı aldım. Cebime soktum. " Valla abicim sen de az değilsin he! Nasıl korkmuyorsun ben izlerken donuyor kanım sende en ufak bi mimik yok.
Tanımasam sen yapıyorsun sanacağım!" kahkaha
atarak söylediklerine bende gülmeye başladım.
"Biliyorsun bayadır bu haberler var alıştım artık. Hem ben konuyu en yakından takip etmeyi seviyorum. 1 yılım kaldı sonra akademiye! Tabi kazanırsam." dedim.
Ellerimle telefonu çıkardım ve saate baktım geç
olmadan dönmem lazımdı." Neyse hadi görüşürüz hayırlı işler Kenan abi." deyip elimi görüşürüz dercesine kaldırdım. "Sağol,görüşürüz." dedi sıkıntıyla. İşleri bu aralar biraz durgundu. Zor geçindigi belliydi üstelik yakında evlenecek ve paraya ihyacı vardı. Çok temiz ve iyi insandı.
Yolda yine hızlı hızlı yürümeye başladım. Caddeyi geçip mahalleye dogru girince adımlarımı daha da hızlandırdım. Kapıya gelince açıp içeri girdim.
Ayakkabılarımı ve montumu çıkardıktan sonra mutfağa yoneldim.
Para üstünü ve ekmekleri masanın üzerine koyup
anneme geldigimi söyledim. Tamam anlamında kafa sallayınca tanımadığım numaradan gelen mesaja bakmadığım aklıma geldi.Elime telefonu alıp mesaja baktım mesaj aynen şöyleydi.
Gönderen"05********"!
Yakında görüşeceğiz küçüğüm!
İçimden ya yanlış numara ya da birinin eşek şakasıdır
diye geçirdim.
Bana bu mesaji gönderen kişiyi engelledim içimde az da
olsa bir korku veya tedirginlik olduğunu hissettim tuhaftı. Annemin bana "Hadi Damla kahvaltı hazır kızım." demesiyle bu düşüncelerden kendimi uzaklaştırdım.
Kahvaltıya oturup yemegimi yemeye koyuldum.
Neredeyse yarım saattir yemegimi yiyordum.Annem bana bakarak "Hadi yeni okuluna daha ilk gününden geç kalıcaksın kızım unuttun mu?" demesiyle yediğim
zeytini yutuverdim.
Aklıma lanetler okuyup bu günün yeni okulun ilk günü
oldugunu nasıl unuttuğumu düşündüm.
Allah'tan her şeyi 1 hafta önceden hazırlamıştım.
Sofradan kalkıp lavaboya ilerledim ve ellerimi yıkayıp çıktım.
Odama girip dolabımın yanına gittim ve dolabımı açtım. İçindeki okul formalarını alıp hızlıca üzerime geçirdim. Saçlarımı da sıkıca topladıktan sonra hazırdım.
Odadan çıkıp elimdeki çantamı sırtıma geçirdim ve
evden çıkmadan anneme sarılıp öptüm.
Yol biraz uzundu o yüzden hızlı gitmem gerektiğini düşündüm. Hava çok soğuktu bir de bu soğuk havaya rağmen koşturuyordum.
Okula varınca yüzümde bir mutluluk belirdi çünkü karşımda küçüklük arkadaşım olan Merve vardı.
Küçüklüğümden beri hep aynı mahalledeydik ve benim
O, sırdaşımdı ne zaman ağlasam gülsem hep yanımda can dostum vardı.
Bana doğru geldi ve sımsıcacık sarıldı bende ona aynı
şekilde karşılık verdim.
Benden bir yaş küçüktü sadece. Bana göre çok masumdu ve mutlu olmayı hak ediyordu.
Sarılmamız bittikten sonra Merve ile vedalaşıp sınıfıma gittim.
12/A sınıfa vardığımda kendime bir yer bulup oturdum.
13
Koskoca üç yılımı bitirdigim okuldan ayrılıp son yılımı başka lisede okuyordum. Derslerim iyiydi fakat bazen tembellik yapıp ders çalışmıyordum ama bu da nadiren oluyordu.
Birkaç dakika sonra da yanıma tanımadığım bir çocuk
oturdu. Yeni çocuk olmalıydı daha geçen seneden beri gelecegi tüm okulda duyulmuştu. Merve de heo bahsederdi. Aynı anda geleceksiniz diye.
Bana hızlıca elini uzatıp "Ben Ferman ya sen? " dedi sertçe.
"Bende Damla," dedim kısık sesimle. Ferman da yine aynı sertlikle "Tanıştığıma memnun oldum," dedi.
Bende aynen anlamında kafa salladım. Çocuğa biraz dikkatle baktığımda yüzü pürüzsüzdü. Nerdeyse tam kelimeyle harikaydı. Fakat yüzündeki o korkutucu ifade bir türlü gitmiyordu. Biriyle tanışırken bile bir insan nasıl sinirli gözükebilir ki?
Ne kadar temiz yüzlü olsa da benim kesinlikle dikkatimi
çekmemişti. Ona baktığımı farketmesin diye önüme döndüm. Ne diye bakıyorsam zaten banane!
Ders zili çaldığında sınıfa hoca girdi bizi bir süre
süzdükten sonra sınıfa bakıp "Hepinize yer ayarlayacağım ve artık bu şekilde oturacaksınız," dedi.
Yavaş yavaş yer ayarladı herkese. Bir çok 'Of!' sesi duymuştum. Bu hocaya herkes sinir oluyormuş!
Sıra bana geldi ve hoca adını bilmedigim bir erkegin
yanını gösterdi bu çocuk geçen sene gelmiş o an Merve
söyledi telefondan ona yazıyordum fakat hiç tanışmamıştım. Başka sınıftaymış bu yıl bizim sınıfa
geçmış.
Bende tam kalkacakken Ferman kolumdan sıkıca tuttu
gözlerim şaşkınlıkla aralanırken " Hiçbir yere
gitmiyorsun!" dedi sertçe.
Sesi tıslama gibi çıkmıştı.Ama ben hem korkuyor
hemde kolumun acısıyla ona baktım.
Ne oluyordu acaba da bana böle diyor? Tamam ondan şu andan itibaren tırstım.
Tabikide oturmuycaktım sen kimsin? Hocaya dönüp, "Hocam sizinle özel birşey konuşabilir miyim?" dedi daha sert bir ifadeyle. Bu çocuk hiç mi büyügüne saygılı olmaz?
Ben hala olayın şokundaydım. Sınıfa bakınca herkes bana bakıyordu. Bende olsam kendime bakardım.
Kafamı aşağıya egdim istemsizce ve yerime oturdum.
Ferman'a baktığımda hocayla dışarı çıktığını görmüştüm. Bir kaç dakika sonra Ferman ve hoca sınıfa girdi.
Hocanın yüzü kıpkırmızıydı.
Hoca bana bakıp " Damla'cım bundan sonra Ferman ile
oturacaksın," dedi sesi bitkin çıkıyordu. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Acaba rica mı etmiști ki! Üstelik istemiyordum burda oturmak.
Bunca yıldır oturma planlarında en sert olan hocayı birkaç dakika içinde süt dökmüş kediye benzemişti.
Ben de el mecbur tamam anlamında kafamı
sallamıştım. Boşuna polemiğe gerek yok.
Derse başlamıştık ama benim hâla içimde bir kuşku
vardı daha fazla dayanamayıp Ferman'a dönüp " Hocayla ne konuştunuz da böyle süt dökmüş kediye benzedi." dedim sabırsızca. Bu dedigime belli belirsiz sırıtan Ferman bir süre sonra
bana bakıp " Onemli değildi," dedi. Hadi ama söyleseydin ya!
Oysa ben meraktan çalıyordum.
*
Bir süre sonra son ders zili çalmıştı. Çantamı hızlıca toplayıp sınıftan çıktım. Çünkü daha yeni okulun ilk gününden rahatsız olmuştum. Neyden olduğumu bilmiyorum ama içimdeki his beni daraltıyordu.
Okuldan çıktıktan sonra arkamdan birinin koştuğunu
duydum ve arkamı döndüm . Arkamda Merve'yi görmüştüm. Bana yetişmek için onca yolu koşmuştu.
Yanıma varınca soluklandı bir kaç dakika.
Bana bakıp gülümseyerek "Naber, nasılsın görüşmeyeli?" dedi merakla halbuki 3 dakikadır ayrıydık sadece.
Bense bugün olan biten her şeyi Merve'ye ayrıntısız
tekrar anlattım bir şey atlamayalım diye.
Merve ise ben olayı anlatmayı bitirince , Oha Damla neler olmuş. Kızım kesin yanındaki o çocuk bence seni seviyor hemde baya kıskanıyor. Ben olsam kaçırmam." dedi gülerek. Ferman'ın adını vermek istememiştim nedensizce. Adını duymak ve kullanmak istemememden kaynaklı olabilirdi.
Ben de Merve'ye pis bir bakış attım. Merve ise sadece kıkırdıyordu. İçimden ona neler saydırıyordum bir bilse... Sonunda uzun bir türüyüşten sonra eve gelmiştim. Merve ile bir kaç mahalle ötede ayrılmıştık.
'İşim var.' deyip gitmişti.
Eve girip annemle 'hoş geldin.' faslını geçtikten sonra
kendimi odama attım.
Çok yorgun olduğumu hissettim. Daha yeni okulun ilk günü böyle bir olay yaşamayı hiç tahmin etmiyordum.
Yatağa doğru ilerledim tam yatıcaktım ki telefonuma
mesaj geldi. Telefonu elime alınca tanımadığım bir numara olduğunu görmüştüm.
Aklıma sabahki olay geldi. Bir ara açmak istedim ama sanki içimi bir tedirginlik bürüyordu.
En sonunda dayanamayıp açtım. Mesajda şu yazıyordu.
GÖNDEREN:05********
Beni diger numaradan engellemiş olabilirsin ama
hâla peşindeyim
BENİMSİN!!!
Yazıyordu ister istemez tadirgin oldum ne yapcağımı bilemedim. Eşşek şakası olma ihtimali artık bana saçma gelmeye başlamıştı. Ne oluyordu böyle veya bu mesajı atan bir ergen miydi?
Sıcakladığımı hissettim ve balkona çıktım. Biraz hava iyi gelir diye düşündüm.
Serin ve soğuk hava beni kendime getirmişti fakat
altımdaki kısa şort beni dondurmuştu.
Birkaç dakika sonra telefonuma yine mesaj gelmişti.
Gönderen yine aynı numaraydı. Sakin olmam gerektigini kendime defalarca tekrarladım.
Bana fotograf yollamıştı. Fotoğrafa bakınca aklımı kaçıracağımı sandım. Fotoğrafta benim şu an durduğum balkandaki resmim vardı ayağa kalkıp etrafa bakındım kimseyi göremiyordum. Artık iyiden iyiye korkmaya başlamıştım ne yapcağımı bilemez halde şaşkın şaşkın etrafa bakınırken telefonuma yine mesaj geldi artık ne olursa olsun açıp mesajlarına bakmayacaktım. Yoksa aklımı kaçıracak gibi oluyordum ve bu benim bünyeme fazlaydı.
Bir kaç dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi bana mesaj atan kişiydi açıp açmamak arasında ikilimde kaldım ve korkarak telefonu açtım.
Telefonu tutan elim titriyordu. Ne diyeceğimi bile bilemiyordum. Içime derin bir nefes alarak direk söze girdim.
-Birdaha beni rahatsız etme!Bıktım senden kimsin sen ya.
Telefondaki kişinin sinirli nefes alıp verişleri
duyuluyordu. Neden etrafimdaki herkes sinirliydi?
-Bana bak kızım gir içeri ve bundan sonra attığım
mesajlara bakacaksın. Korkmana gerek yok. Ben sana zarar vermeyeceğim. Tabi uslu durursan eğer uslu durmazsan...
Birden susmuştu.Bende cümlenin devamını dinlemek
istedigim için derin bir nefes aldım.
-Eee, uslu durmazsam ne yaparsın ?
Kendime inanamıyordum. Bu aralar bir özgüven patlaması yaşıyordum sanki. Hangi cesaretle zaten bu telefonu açtıysam. Keşke açmasaydım. Telefondaki kişi birden bağırdı. Bana aynen söyle diyordu.
-Bu kadar merak edicegini bilseydim önceden arardım.
Ben ne yapıcağımı düşünürken bidaha konuşmaya
başladı. Tabi ben sadece dinliyordum.
-Benim dediklerimi yapa-
Dediginde sinirle telefonu yüzüne kapattım. Allahım ne günah işlemiştim de bana böyle bir ceza vermişti.
Neredeyse sinirden ağlayacaktım. Acaba olan biteni anneme anlatmalımıydım? Șu an hiçbir fikrim yoktu.
Kafam kazan gibiydi tek ihtiyacım olan uykuydu.
Düşünmek istemiyordum şu an. Ama kimsenin özelliklede peşimde olan gizemli kişinin beni rahatsız etmemesi için telefonumu tamamen kapattım.Şimdi rahat uyuyabilirdim. Bu uyuma süresinde de anneme anlatıp anlatmayacağımı iç sesimle tartışırken uykuya dalmıştım.