15

1070 Kelimeler
Zamanın çok ötesinde, anın çok içinde insanlar var. Gözümüzün gördüğü, kulağımızın aleni bir şekilde işittiğinden çok daha fazlası olan, kalbimizi avuçlarının içinde tutabilen insanlar...           Öylece durduğu yerde yanımızda olabilen, ellerini uzatmadan parmaklarımızı ısıtabilen adamlar...       Yanında duran adama baktı Melek. Minnetle, derin bir sevgiyle. Pamir parmaklarını genç kızın narin parmaklarına kenetlemişti. İlk kez bırakıp giden değil de sahiplenen olmanın tadını çıkardı. Baş parmağı birkaç saniyede bir kızın elini okşuyordu. Adam bunun farkında değildi ama olsundu Melek'in kalbinin ritmi değişiyordu. Dün gece yaşanan cehennem genç kızın narin cildini hiç soldurmamış gibi sessiz bir soluk dolanıyordu aralarında. "Gitmek istediğin bir yer var mı?" Diye sordu Pamir yönünü Melek'e dönerek. Bu sırada ellerinin arasındaki mesafe azalmış ancak ikiside bırakmaya yeltenmemişti. "Olmak istediğim yerdeyim."     Melek'in sesindeki kırıntılar ikisi arasında ince, dikenli bir tel gibi uzadı. Nasıl olmuştu bilmiyordu ama bu tellerin arasından geçerek birbirlerine dolanmışlardı.       Pamir, genç kızla aralarındaki mesafeyi usulca kapattı. Saçlarını yavaşça  kulağının arkasına sıkıştırdı. Baş parmağı sanki emri başkasından alıyormuş gibi adam fark etmeden kadının göz kapaklarını okşamaya başlamıştı. Genç kız başarmış olmalıydı. Pamir, Melek'in yüzünden, teninden, gözlerinden başkasına körmüş gibi hissediyordu. "O zaman ben seni bir yere götüreyim. Sevdiğim bir yere."       Genç kız için adamın ne istediğinin hiçbir önemi yoktu. Pamir deseydi ki cehenneme gidelim, Melek sadece birbirine kenetlenen ellerini düşünürdü. Yaşadığı, eksik kaldığı, elini uzatmaktan korktuğu her şey genç kızı Pamir'e bağlıyordu.      Arabaya binene kadar genç kızın elini bırakmadı Pamir. Melek sadece ince parmaklarından ibaretmiş gibi sıkıca tuttu parmaklarını. Arabaya binmesine yardım ettikten sonra kızın bağlamadığı kemerine uzandı. "Ben bağlardım." Diye mırıldandı Melek. Ama işin aslı umrunda bile değildi. Onu hayata bağlayan şeyin ince, deri bir kemerden daha fazlası olduğunu düşünüyordu. "Ben yaparsam, daha iyi hissedeceğim."       Melek, bakışlarını kucağında birleştirdiği ellerinden kaldırıp; adamın  insanı bir kere de sarp kayalıklara çarpan gözlerine dikti. Pamir ona bakıyordu. Sanki daha önce hiç böyle bakmamıştı. Gözleri ince bir tebessümle ışıldamamıştı. Genç kız, suratında ışıldayan bir yara taşımıyor olsaydı mucize derdi bu ana. Şehir bir mucize yaşıyordu ve buna şahit olan tek kişi Melek olmuştu. "Bana acıyor musun?"      Melek, adam onun elini tuttuğundan beri bu alazlı soruyu kuyu ediniyordu kendine. Pamir ona bakıyor, genç kızın içinden nehirler taşıyordu. Elini tutuyor, kızın etrafında mevsimler ve şiirler dalgalanıyordu. Kızı öpüyor, Melek olduğu yerde küle dönüyordu. Ama bu soru güzel olan her şeyin üzerindeki ince bir cehennem ateşi gibiydi.     Pamir sorunun verdiği şaşkınlıkla gözlerini birkaç kez kırptı.  "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Böyle hissetmene neden olacak bir şey mi yaptım?" Diye sordu hızla. Garip, rahatsız edici bir panik dalgası parmak uçlarından bedenine yayılmıştı. "Hayır ama yine de acıyorsan bilmek isterim. "      Melek duyacağı cevaptan korkarak adamın yüzüne baktı. Gözleri solgun, tedirgin ama yine de iyi bir kelime duyma hevesiyle ışıl ışıldı. Pamir'in eli genç kızın yüzünü buldu. Dudağındaki izin üstüne ince, şifalı bir dokunuş bıraktı.  Derin bir nefes aldı. "Bu acımak mı bilmiyorum ama canım çok yanıyor Melek. Orda olamadığım, daha önce elini tutamadığım için çok üzgünüm."       Sanki olanlardan yara alan Melek değilmiş gibi ışıltılı bir tebessüm dolandı kızın dudaklarına. Nasıl olmuştu bilmiyordu ama adam ilk kez ona gelmişti. Ve bu kez sevilmek ihtiyacı ile yürümemişti yolu. Pamir bugün sevmenin tadını alıyordu.      Genç adam sakince kapıyı kapatıp direksiyonun başına geçti. Fark etmemişti ama kendi emniyet kemerini takmayı unutmuştu. Arabanın ısıtma sistemini çalıştırıp sakin, sessiz yolun tadını çıkardılar. Melek'in içindeki muharebeden konuşmaya dermanı olmadığından yalın bir sessizlik dolanıyordu arabanın içinde. Pamir birkaç kez konuşmaya yeltenmiş ama ağzından tek harf dökülmemişti.      İşin aslı, genç kızı en çok anladığı zaman dilimini yaşıyordu. İnsanı eksilten bu savaşların, sessizce göğüs oluğunda tortusu biriken haykırışların hiç yabancısı değildi. Pamir ve Melek ilk kez ortak bir yaraya sahip olmuşlardı. İsimleri ilk kez bir yaranın ucunda yan yana gelmişti. Pamir bunun ne kadar ezip geçici olduğunu biliyordu. "Eldivenlerin nerede?" Diye fark etmediği bir soru döküldü Pamir'in dudaklarından. Genç kız cevap vermeden önce durdukları yere baktı.     Kış mevsimi buraya uğramamış gibiydi. Ağaçların bir çoğu hâlâ yaprakların eşsiz rengine boyalıydı. Durdukları toprak yolun sonunda ahşap minik bir kulübe, hemen önünde ise ışıldayan küçük bir göl vardı. İnsan elinin kirletmekten korkacağı kadar güzel, eşsiz ve dokunaklıydı. " Çocukken dedemle buraya balığa gelirdim. Dedem masal anlatırdı oltaya balık gelmesini beklerken. O zamanlar çocuk aklı sıkıcı bulurdum ama şimdi anlıyorum. Aslında en huzurlu olduğum zamanlarmış." Diye mırıldandı Pamir. Dedesinin anlattığı masalları düşündü. Mutlu sonları, kurtarılmayı bekleyen güzel kadınları, vicdanı kör bir bıçakla oyulmuş kötü insanları... Hepsi tek tek genç adamın gözünün önünden geçti. Hayatı bir masal değildi şüphesiz ama şu an  genç kız için en güzel sonu yazmak istiyordu. "İnelim mi?" Diye ince bir tebessümle sordu Melek. Adama ait bir yere onsuz adım atmak istemiyordu. "Dışarısı soğuk, arabada kalsak olmaz mı? Çok sıkılırsan çıkarız sonra." Pamir genç kıza doğru eğilip yumuşacık bir sesle konuşuyordu. Melek böyle nadir zamanları kadife keselerde saklamak istediğini düşündü. Ona hayır diyemeyeceğini çok iyi bildiğinden uysal bir tavırla omuzlarını silkti. Sanki önceki akşam kara bir cehennem genç kızın omurgasını yakıp geçmemiş, gövdesini yerinden etmemiş gibi Pamir'in gözlerine bakıyordu. "Çantanda kitap var değil mi?" Diye sorunca Melek şaşırdı. "Kitap mı okuyayım istiyorsun?" "Yok bu kez ben sana kitap okuyayım istiyorum." Pamir'in cevabı genç kızın menekşe gözlerinin irileşmesine neden olmuştu. Adam ona kitap mı okuyacaktı? Kendi sesinden, kendi nefesini üfleyerek yaralarını mı saracaktı?     Pamir arka koltuğa uzanıp, genç kızın çantasını aldı. Melek'in kucağına çantayı bıraktıktan sonra hevesle beklemeye başladı. Bu durum garip bir şekilde içini titretmişti adamın.  Sanki ilk kez yüksek sesle konuşacak gibi tarazlanmıştı içi. Melek çantasından kitabı çıkarıp genç adamın kucağına bıraktı. Bunun tek bir saniyesini bile kaçırmak istemediğinden gözlerini bile kırpmıyordu. "Bunu daha önce okumamış mıydın?" Diye sordu Pamir elindeki kitabı incelerken. Melek yanmaya gönüllü olduğunu ortaya saçtığında okumuştu bu kitaptan satırları. Unutmamış olması en çok kendini şaşırtmıştı. "Bazı şeylerden kolay vazgeçilmiyor. Tekrar tekrar eline alıyorsun." Dedi Melek taçlanmış bir tebessümle.      Pamir gülümseyerek genç kızın kitabını araladı. Bunu yaptığına inanamıyordu ama kalbi derin bir gümbürtüyle sarsılıyordu. Heyecanlanan biri değildi ama sesi içinde büyüyüp yok oluyor gibi hissediyordu. Derin bir nefes alıp kızın daha önce altını çizdiği satırları okumaya başladı. "Üç nasip: kuyu, zindan, Züleyha Üç sınanma: kuyu, zindan, Züleyha Üç derinlik: kuyu, zindan, Züleyha Aşılırsa üç aydınlık: kuyu, zindan, Züleyha"*     Pamir kitaptan kafasını kaldırıp genç kızın ışıldayan gözlerine baktı. Melek dolan gözleriyle onun için yeni bir mevsim gibi bakıyordu adama. Daha önce fark etmediği bir aydınlanma yaşadı adam. Kendi sınanmasını, derinliği ve aydınlığını bulmuştu. Genç kızın ışıltılı güzelliği bütün zindanları ayağına sermişti adamın. Bütün kuyuları yerle bir etmişti. Cevabından korkarak ama yine de gür bir sesle kıza yaklaştı. "O eve dönme Melek, benimle yaşa." * Nazan Bekiroğlu
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE