Bazı günler insanın içinde ılık bir meltem rüzgarı esiyordu. Acıların, göz yaşlarının hatta hayal kırıklıklarının üzerine ışıltılı bir gün doğumu seriyordu. İnsan, böyle günlerde hayatının dışında alevlenen cehennem azabını unutuyor olmalıydı. Böyle tasasız böyle güzel gülümsemenin başka anlamı olmayacağını düşündü Pamir.
Genç kız arabadan inmiş, ağaçların arasındaki patika yolu takip ediyor, birkaç saniyede bir arkasına dönüp "Burası çok güzel Pamir, cennet gibi." Diyordu. Adamın sorduğu soru, sorudan çok bir dilek bir dua gibi dökülmüştü dilinden, öylece aralarında asılı kalmıştı. Genç kız bunu hiç duymamış gibi yapıyor, Pamir ise sakince doğru zamanı bekliyordu. Genç kız sessiz kalabilirdi ama adamın kararı net ve derindi. Melek tekrar o eve girmeyecekti.
Melek etrafına bakıp ağaçların arasından süzülen güneş ışığına doğru elini uzattı. Parmakları güneşin sıcaklığı ile ısınınca uysal bir kıkırtı adamın kulaklarına doldu. Genç kıza doğru yaklaşıp bir elini beline koydu. Diğer eli ise genç kızın ğöğe uzanan elinin birkaç santimetre üstünde yerine aldı. Aynı güneş ışığı önce adamın parmaklarının arasından süzülüyor, ısıtıyor, izini bırakıyor hemen sonra da genç kızın ince parmaklarını sarmalıyordu. Melek aynı sıcaklığın onları ısıtıyor oluşuna gülümsemeden edemedi. Pamir başarıyordu. Adam usulca, kendine bile sezdirmeden sevebilme kabiliyeti kazanmıştı. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama bu durum ikisi içinde yeni bir mevsim açıyordu göğüs oluklarında.
"Ben ciddiyim." Dedi Pamir yumuşacık bir sesle. Adamın sesindeki o tını Melek'in tenini okşuyor, kaburgalarının o ince matemini sarıyordu.
"Pamir." Diye söze başlayacak oldu ancak adamın bakışlarındaki bir şey, ki kalbini bir kere de tekletmişti, genç kızın durup havadaki elini indirmesine yol açıyordu. Adam genç kızın elini indirmek üzere olduğunu fark edince kendi parmaklarını kızın ince bir yolu andıran parmaklarına kenetledi.
"Bu öylece verebileceğimiz bir karar değil Pamir, evde birkaç sorun yaşadım diye evi terk edip sana taşınamam." Dedi Melek. Sesi ikna edici olmak için son derece yumuşak çıkıyordu. Pamir farkında olmadan genç kızın elinin üstünü okşadı baş parmağı ile.
"Öylece bir sorun mu? O eve girmeyeceksin Melek. Bunun için ne yapılması gerekiyorsa yaparım." Pamir sesinin sert çıkmasını engelleyememişti. Nasıl olacağını düşünmek istemiyordu ama söylediği şey için herkesi karşısına alacak cesaretin damarlarında dolaştığını hissediyordu.
"Bu senin için de kolay değil ki, birbirimizi daha tanımıyoruz bile. Aynı evde yaşamak ikimiz için çok fazla."
Melek kafasını iki yana sallayıp, elini adamın parmaklarının arasından çekmek için bir hamlede bulundu. Ancak Pamir genç kızın parmaklarını daha kuvvetli bir şekilde tutmaya devam ediyordu. Bakışları delici, yok edici ve tüketiciydi. Melek içinde yükselen yutkunma isteğine bir türlü engel olamıyordu. "Lütfen. " diye mırıldandığı bir yakarış ikisinin arasında asılı kalınca Pamir aralarındaki kısa mesafenin tamamını bir kere de yok etti. Gövdesi, genç kızın gövdesini kuşatıyor, teni alacalı bir şekilde kıvılcım çakıyordu. Boşta olan eliyle kızın çenesini kaldırıp bakışlarını eşitledi. Adam farkında değildi ama inanç en büyük kumardı ve ikisini de hayatlarının kaybını henüz yaşamamışlardı.
"Halledeceğiz Melek, sen sadece bu zamana kadar beni ikna etmek gösterdiğin cesaretin yarısını göster yeter. Geri kalan her şeyi halledeceğiz.
*******
Melek, eve adım attığından beri odasının içinde dolanıyordu. Bu karar, insanı içinde eğip büken bir karardı, kızı derin bir endişe haline büründürmüş ve bunun altından kalkmanın bir yolunu arar olmuştu. En çok annesini ve kardeşini arkada bırakan olmak fikri genç kızın canını yakıyordu. Nedeni ne olursa olsun bu evin duvarları içinde kendi canına ait parçalar taşıyordu. Bu hayatının bu zamanına kadar vermiş olduğu en zor karar olacaktı şüphesiz.
İçerden gelen tabak çatal sesleri genç kızın kulağına dolunca yatağına oturup, başını ellerinin arasına aldı genç kız. İşin aslı ilk günden bu yana bu evde yerinin olmadığını biliyordu genç kız. Ama bilmek hiçbir zaman inanmak kadar etkili olmuyordu. Kapısı çalınıp annesi elinde bir tabakla içeri girdiğinde genç kız duruşunu bozmamıştı.
"Yemek getirdim sana, Ahmet ağabeyinin siniri geçmedi daha. Bir iki gün daha gözüne gözükme olur mu?" Sesi yumuşacıktı ama kelimelerin ağırlığı genç kızın kaburgalarını sızlatıyordu. Annesi öylece kızın canına kast eder gibi yatakta yanına oturmasaydı burda kalmak için bir neden bulurdu genç kız. Ama kadın her seferinde kızını aynı yerden vuruyor, kanatıyor, kökleri daha derine inen izler bırakıyordu.
"Gerçekten mi anne, gerçekten bu kadar görmezden mi geleceksin olanları?" Melek'in sesi sessiz ve kimsesiz çıkıyordu. Bu acı, damarlarını yerinden söken bu ıssızlık gövdesini kanla dolduruyordu. Annesi elini genç kızın yüzündeki izlere uzatmaya yeltenince Melek geri çekildi.
"Biraz alttan alsan, bu kadar dik başlı olmasan bu kadar kızmaz Ahmet ağabeyin belki." Dedi yere bakarak. Kadın cesaretini, hayata dair umutlarını yıllar önce giden bir adamın valizinin içine hapsetmişti. Şimdi kendi evlatları da dahil olmak üzere kimseye verecek umudu da, sevinci de kalmamıştı. Kadın kendi ömrünün bütün mutluluklarını harcamıştı. Kendinden geriye kalanlar ise kimseye yetmiyordu.
"Şaka yapıyorsun değil mi, şaka." Dedi Melek başını iki yana sallayarak. Farkında değildi ama ağlıyordu. Menekşe gözlerinden ılık yağmurlar yüzünü temizliyor ve genç kız bunu hissetmiyordu. Sonra annesinin beklemediği bir şey yaptı Melek. Kadının ayaklarına kapanıp hıçkırarak yalvarmaya başladı.
"Gidelim anne, sana yalvarırım. Yemin ederim bakarım ben size. Burda kalamam artık ben. Lütfen gidelim, lütfen. " Saniyeler ikisinin arasında ezilip giderken kadının eli, kızının başını okşadı. Elinin tersiyle gözündeki yaşları temizleyip usulca mırıldandı.
"Başka türlü yaşamayı biliyor olsaydım, yemin ederim yapardım ama bilmiyorum. Benim hayatım bu ev kadar, fazlası yok."
Melek vazgeçmemek adına kadının dizlerine bir öpücük bıraktı. Benden öylece vazgeçme dedi o öpücükle. Beni arkada bırakma. Bu toprağın altında ikimizi de nefessiz koyma. Ancak biliyordu ki Melek'in hayatı bugün, şu an farklı bir yola giriyordu. Genç kız farkında değildi ama hayatının en keskin dönemeci, en kanlı yolu, en derin sızısı bu kapının ardında onu bekliyordu.