17

875 Kelimeler
Eşyaların hatıraları saklama gücü ve ruhu vardır. Dokunduğunuz, baktığınız ve sarıp sarmaladığınız her şeyle ince bir gönül bağı kurarsınız. Hem dikenleri hem çiçekleri olan bu bağ size derin bir nefes aldırdığı kadar, aynı yerden soluğunuzu da kesebilir. Size cennet olduğunu düşündüğünüz her ince dokunuş, cehennemin kudretli alevlerine açtığınız kapı olabilir. Melek, kapının önünde duran valizine baktı. Orta boy bir valiz ve bir karton kutu kapının önünde genç kızın eşyalarını kucaklamışlardı. Melek dolan gözlerle bakıyordu hayatına. Bu evdeki hacmi bu kadardı işte. Bir valiz kadar yer kaplıyordu ailesinin hayatında. Annesi salondaki koltuğun üzerinde göz yaşlarını siliyordu sessizce. Kızına "gitme" diyecek cesareti kendinde bulamamıştı. Kalsa hiçbir şeyin değişmeyeceğini de biliyordu. Yetmeyecekti, kafi gelmeyecekti. Kadının anneliği, kızını durduracak güçte değildi. Melek, gece Fırat uyurken vedalaşmıştı onunla. Usulca yanına yaklaşmış, karışan saçlarını okşamış, yanaklarından öpmüştü. Şartlar ne olursa olsun, ikisinin arasına hiçbir gücün girmeyeceğine söz vermişti. Ve tutacaktı da. İkisi de koltuğun bir ucuna oturmuş bekliyorlardı. Sessizce, aralarındaki o ince düğüm çözülmüş ve ikisini iki uca savurmuştu. Melek biliyordu ki bu kapı ona artık ömrünce açılmazdı. "Gitmekte bu kadar ısrarcı olacağını düşünmemiştim." Dedi annesi kucağındaki peçeteyle oynarken. Sesi ağladığı için boğuk çıkıyor, kelimeler tökezliyordu. "Kimse gitme demiyor." Melek ince, kırgın bir tebessümle annesinin yüzüne baktı ama kadın bakışlarını kızına çeviremiyordu. Çalan kapı zili ikisini de bu eziyetin içinden çekip çıkardı. Melek, gelenin kim olduğunu bildiğinden, yavaş adımlarla kapıya yöneldi. Pamir ince, insanın gövdesini ferahlatan bir tebessümle kapının önünde bekliyordu. "Hazır mısın?" Diye sordu sessizce. İşin aslı genç kız adamın buraya gelmesini hiç istememişti. Bu mahalledeki son gününde bile başkalarının düşüncesi Melek'in davranışlarına ket vuruyordu. Ama Pamir bu konuda netti. Genç kızın evden öylece kimsesiz gibi çıkmasına müsaade etmeyecekti. Kimsesizliğin insanın içinde hangi iklimleri soldurduğunu, insanın omurgasına hangi kara lekeleri sardığını çok iyi biliyordu. "İçeri gel de konuşalım biraz." Kadın konuşana kadar ikiside annesinin kapıya geldiğini fark etmemişlerdi. Pamir, Melek'e bakıp onayı ondan aldı. Genç adam ayakkabılarını çıkarıp sakince içeriye girdi. İçinden geçen, insanı olduğu yere çivileyen bir istekle duvardaki resimlere baktı. Tek bakışta duyabildiği beş resimden sadece birinde Melek vardı. O da oldukça kalabalık bir doğum günü resmiydi. Usulca bakışları Melek'e deyince genç kız menekşelerini yere indirdi. Çiçekleri soldu. Büşra'dan sonra bir tek Pamir şahit olmuştu bu kadar sevilmeyişine. "Beni yanlış anlama oğlum ama Melek'i burdan böyle alıp gitmen çok uygun değil. Küçük bir yer bu..." Kadın cümlesini bitirmemişti Pamir bakışlarını kadının yüzüne dikti. Kadın adamın bakışlarının kurşun gibi delip geçebileceğini anlamıştı. Sakinliğini korumak adına derin bir nefes aldı. "Uygun olan neydi ben size anlatayım. Kızınızın bu evde güvende olmasıydı. Ama görüyorum ki siz kızınızı güvende tutmaktan ziyade insanların ağzını kapalı tutmakla ilgileniyorsunuz." Pamir devam edecekti ki Melek'in yanağından çenesine inen ufak bir damlayı gördü. İçindekileri son bir cümle ile tamamlayıp kadına gülümsemeye çalıştı. "Siz de benim kusuruma bakmayın."  Pamir ayağa kalkıp, Melek'in valizine uzandığında evdeki kimsenin beklemediği bir şey oldu. Kapı açılıp, içeriye annesinin eşi Ahmet ağabey girdi. İlk şaşkınlık Melek'in yüzünden annesinin gözlerine korku olarak döküldü. Melek farkında olmadan kendini bir adım geriye çekmişti. Adamın bakışları önce Melek'i ve karısı arasında gidip geldi. Saniyeler içinde onlarca düşünce geçiyordu kafasından. Bugün eve erken gelmek gibi düşüncesi yoktu ama şimdi gelince üvey kızının kırdığı cevizleri gözüyle görmesi gerektiğini anlıyordu. Adamın düşünce yapısı inciten, kıran ve yok eden bir yapıya sahipti. "Noluyor burada? Kim bu herif?" Adamın öfkeyle söylediği cümleler Pamir'in yüzünde ucu keskin, ince bir tebessüm bıraktı. İşin aslı adamı kapıya çivilememek için kendisiyle mücadele etmesi gerekiyordu. O yüzden sakin kalabilmek adına sesli bir nefes aldı. "Erkek arkadaşıyım Melek'in, bozar mı seni?" Pamir'in ses tonu, odanın ortasında biyolojik silah etkisi gibi yayılmıştı. Sakinliği ile yakıyor, acımasızlığı ile yok ediyordu. "Sana mı sordum ben geri dur sen. " Ahmet, Pamir'e bulaşmadan geri durma niyetindeydi. Gücü kadına yeten adamlardandı Ahmet. Kuvvetli olmanın, kudret sahibi gibi davranmanın kadınların omuzlarında yükselerek olacağına inanıyordu. Ne zaman ki karşısına kendi dengi biri çıkıyordu aniden konuşarak anlaşabilen bir adam oluveriyordu. Adımlarını Melek'e çevirip ilerleyecekti ki Pamir bir dağ gibi önünde duruyordu. "Hayırdır, benle çözemeyecek misin sen meseleyi?" Pamir sesini asla yükseltmiyordu. Ancak içinde büyüyen öfkeyi hissedebiliyordu. Damarlarından kızgın kumlar yürüyor, gövdesinden derin lavlar akıtıyordu. Melek usulca koluna dokununca ona doğru döndü. "Hadi gidelim lütfen, lütfen." Diye mırıldandı genç kız. Bu evle arasındaki ince bağ artık kopmuştu. Kimse daha fazla yara alsın istemiyordu. Pamir vazgeçmemişti ama genç kızı kırmak istemiyordu. Melek'i onaylayıp adamdan uzaklaşmıştı Ahmet Melek'in kolunu kavradı sertçe. "Hadi namus desen esamesi yok da annenden kardeşinden utanmanda mı kalmadı senin?" Pamir için zamanın durduğu nadir zamanlardandı. Adamın kızın kolunu kavradığını, Melek'in acıyla yüzünü buruşturduğunu, ağzından dökülen zehrin ortaya saçıldığını izlerken orada değil gibiydi. Pamir sakin kalabilmek için verdiği bütün mücadeleyi kaybediyordu. Saniyeler içinde adamı boynundan tutup duvara yasladı. Farkında değildi ama parmakları adamın boynunu kavramış, baskı uyguluyordu. Adamın gözlerinin rengi değişiyordu. Melek ve annesinin sesini öyle uzaktan duyuyordu ki fark edemiyordu. Koluna dolanan ellerin yalvardığını, genç kızın yalvarışlarını uzak bir sisin arkasından hissediyordu. Adamın tırnakları Pamir'in kolunda izler bırakmıştı. Birkaç saniye sonra adamın gözündeki bulut kısa bir an dağılınca derin bir nefes alıp parmaklarını gevşetti. Ahmet, öksürerek yalvarırken Pamir dudaklarını adamın kulağına yaklaştırdı. Fısıltısı, insanı ortadan ikiye bölecek cinstendi. "Benim cezai ehliyetim yok biliyor musun? Bir kez daha bu dünya üzerinde yaşayan herhangi bir varlığa, insan demiyorum dikkat et, herhangi bir varlığa elini, o pis dilini uzatırsan yemin ederim seni öldürürüm. Cesedini saklamaya gerek bile duymam."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE