Melek, cama vuran yağmur damlalarını izlerken derin bir nefes aldı. Üzerinde hırkası vardı ama o çok üşüyordu. Gövdesinde günlerdir kanlı bir fırtına dönüyordu. Kemiklerini süpürüyor, kaburgalarını un ufak ediyor, kanatlarını kırıyordu. Hayatındaki renklerin bir kapı çarpması ardından teker teker döküldüğünü hissediyordu. Bahar dalları kırılmıştı, çiçekleri köksüz kalmış, papatya falları yanılmıştı. Günlerdir kendi için bulduğu bu yeni aparttan gerekmedikçe çıkmamış, bu pencerenin önünde sokağı izleyip durmuştu. Hayatının nasıl ayaklarının dibine böyle bir hızla yığılmış olduğuna inanamıyordu. Halbuki nasıl inanmıştı pamuk şekerden yapılma mutluluğa. Cehennem gövdesine yağana kadar nasıl emin olmuştu parmaklarının ucunda dünyanın döndüğüne. "Sen ağlıyor musun yine?" Melek'in oda arkadaşı

