Bir hatıra, bir anı, bir an genç kadın ailesinden geriye kalanların bunlar olduğunu artık biliyordu. Canı hâlâ bırakıp gittiği, uzaklaştığı, yok sayıldığı o evin duvarlarında atıyordu. Bununla yaşamayı öğrenmek insanın kalbinin ortasında paslı bir makasla yaşamaya çalışması gibiydi. Siz unutmaya meyil ettikçe bir el makası kalbinizin içinde acımadan çeviriyordu.
O makas ilk kez Pamir'in evine adım attığında girmişti kalbine. Yabancılık iliklerine kadar işlemiş genç kızın bedenini usulca sarmıştı. Pamir genç kızın kapıda öylece durup beklediğini görünce elini uzattı ona.
"Gel lütfen." Diye mırıldandı. Melek gözleri dolsa da o adımı attı, o eli tuttu. Hem de hiç bırakmayacak kadar emindi kendinden. Genç adam kızın elini bir saniye bile bırakmadan salona yönlendirdi onu. Melek, odaya girdiğinde daha önce orda olmadığını bildiği şeyleri saniyeler içinde fark etti. Biliyordu çünkü adamla ilgili her şeyi içine hapsetmişti.
"Kitaplığım yatak odasındaydı ama buraya aldım. Birkaç rafı senin için boşalttım muhtemelen sana yetmeyecektir." Melek, adamın heyecanla anlattıklarını dinlemeye çalışıyordu ama aklı onun için ayrılan raflara takılmıştı. Pamir'in kitaplarının yanında kendi kitapları olacaktı. Böyle mucizeler insan ömrüne çok az uğrardı.
"Beni dinlemiyorsun?" Pamir genç kıza yaklaşıp dikkatini tekrar çekmeye çalıştı.
"Özür dilerim ben daldım bir an, ama bütün kitaplarımı getiremedim zaten." Diye omzunu silkti.
"Bana okuyacaklarını getirmiş olsan yeter."
Melek uzun zamandır böyle hissetmiyordu. Genç kız hayatının ilk kez bu döneminde, şu birkaç gündür sevilmenin ne ilahi bir güç olduğunu anlıyordu. Adam ona öyle bir gelmişti ki, Melek'in daha önce yürüyemeyeceğine emin olduğu bütün yolları bir kere de koşmuştu.
Birbirlerine gülümseyerek, severek ve bunu hissettirmekten bir an bile şikayet etmeden kitapları raflara yerleştirdiler. Bazı kitaplar ile ilgili sohbet ettiler. Herkes gibi aynı şeylerden keyif almayı, farklı fikirleri eleştirebilmeyi öğrendiler. Genç kız, ilk kez evinde kendi rafına kendi kitaplarını yerleştiriyor gibi hissetmişti. Bu genç kız için büyük yanılgı olmalıydı ancak gözleri şu an sadece Pamir'i görüyordu. Belki yere çakılacak, çarpılacak ve dağılacaktı. Ama şu an genç kız için bunların hepsi uzak bir ihtimalin ardındaydı. Ah, inanç ne büyük kumardı.
"Kıyafetlerin içinde yeni bir dolap aldım. Kitaplığı buraya geçirince rahat rahat sığdı yatak odasına." Pamir öyle doğal bir sesle anlatıyordu ki yaptıklarını sanki yıllardır Melek bu evin bir parçasıydı. Genç kız yanına taşınacak diye tüm evi temizlemiş, ona yer açmak için kitaplarının ve kıyafetlerinin bir kısmını arkadaşının deposuna kaldırmıştı.
Genç kız, adamın yatak odasına baktığında gözleri kamaştı. Daha önce bu odayı inceleme fırsatı olmamıştı o yüzden şimdi her kareyi içer gibi zihnine hapsediyordu. Adamın bahsettiği dolapta yatakta bembeyazdı. Genç kız içine dolan gülümseme isteğini bastırmaya çalışmadı. Yatağın kenarında duran kitaplar hayatında ilk kez birinin de ona kitap okuma ihtimali olduğunu söylüyordu.
"Sen baya hazırlık yapmışsın." Deyip Pamir'e döndü. Öyle ya adam ona yeni bir yol açmış gel benimle el ele yürü demişti.
Pamir kapının önünde genç kıza doğru dönüp ona yaklaştı. Elleri hızla genç kızın yüzünü buldu. Melek'e böyle, bunca yaranın ardından baktıkça içinde büyüyen o boşluk onu yutuyordu. Parmak uçları bir kez daha genç kızın yüzünü, izi sol göğsündeki paslı yaralarını tavaf etti.
"Daha fazlasını yapmam gerekirdi. Çok daha fazlasını yapabiliyor olmalıydım." Diye mırıldandı. Genç kızın parmak ucuna ulaşan minik bir damlayı hızla sildi. Pamir genç kızın kapı önündeki valizini almak için ondan uzaklaştığında çalan zil aynı anda birbirlerine bakmalarına neden oldu.
"Birini mi bekliyordun?" Dedi Melek incecik tedirgin bir sesle.
"Beklemiyordum ama kimin geldiğini tahmin etmek zor değil."
Genç kız, Pamir'in arkasından bakarken adamın aldığı derin nefesle omuzlarının sarsıldığını fark etmişti.
"Siz kafayı mı yediniz?" Büşra'nın öfkeli sesi evin içinde yankılanınca Pamir geri çekilip ellerini göğsünde birleştirdi. Melek, birkaç gündür isli bir toz bulutunun içindeydi. Değil Büşra'yı aramak, genç kızın Büşra'nın ismini ferahlıkla anacak küçük bir anı bile olmamıştı. Ama belli ki Pamir, Gökalp ile konuşmuş ve olay saniyeler içinde Büşra' nın kulağına ulaşmıştı. Büşra onu mahvedecek, canına okuyacaktı.
"Hoş geldin Büşra. Bende çok iyiyim, gelsene. " Pamir'in yüzündeki yapay gülümseme Büşra'yı daha çok sinirlendirmişti.
"Çekil önümden sinirim tepemde zaten, çakmayayım ağzının üstüne." Pamir ince bir tebessümle kapının önünden tamamen çekilip yolu genç kıza açtı. Büşra içeri girer girmez büyümüş gözleri ile kendisine bakan arkadaşını gördü. Korkmuş görünüyordu. Korksa iyiydi çünkü Büşra, kızın o güzel kahverengi saçlarını tek tek yolma niyetindeydi.
"Bu muhteşem fikir hanginizden çıktı?" Deyip salonun ortasında kollarını göğsünde birleştirdi.
"Ve günün sorusu ailesinden habersiz evlilik kararı alan kız arkadaştan geliyor." Pamir rahatça duvara yaslanıp ellerini cebine soktu. Allah biliyor Büşra'nın arkadaşlığına tanıştığı ilk günden beri hayranlık duyuyordu. Birbirlerine siper olan bu hâlleri adamı büyülüyordu ama bu işleri kolaylaştıracağı anlamına gelmiyordu.
"Evet ailemden sakladım ama ilk Melek'e söyledim. Senin bunu anlayabileceğini hiç sanmıyorum." Pamir Büşra ile tartışabilirdi, Melek ile aldığı bu kararın her bir kelimesini savunabilirdi. Ama genç kızın menekşe gözlerinde bir boyun eğme görünce teslim olur gibi ellerini havaya kaldırıp Büşra'ya yaklaştı.
"Tamam ben içerdeyim. Ama onu üzecek bir şey söyleme artık yeterince üzüldü." Pamir sesini sona doğru özellikle kısık tuttuğundan olsa gerek Büşra ilk kez adamın gözlerine bakma ihtiyacı hissetti. Onu tanımıyor aksine bunu istemiyordu bile ama ilk kez adamın gözlerinde Melek'in menekşelerini görebiliyordu. Adamın tavrı Büşra' nın sakinleşmesini dahası geriye çekilmesini sağlamıştı.
"Merak etme ben de onu düşünüyorum." Dedi sakince. Pamir yatak odasına geçmeden Melek'in hemen önünde durup ellerini kızın elleriyle birleştirdi. Bu durum genç kızı hâlâ titretiyordu ve Pamir bundan doyumsuz bir keyif alıyordu.
"Kalmamı istersen?"
"Büşra beni yemez, yani öyle umuyorum en azından." Melek'in gülümseyen yüzü adamı da gülümsetmişti. Farkında değildi ama daha şimdiden Melek evin duvarlarına sinmiş, kokusuna bulaşmıştı. Adamın en büyük sınavı işte bu yüzden olacaktı. Pamir kapıyı kapattıktan sonra Melek, koltuğa oturdu, arkadaşının yanına. Büşra buraya gelmeden önce o kadar öfkeliydi ki kendini sağlam bir kavgaya hazırlamıştı. Ama şimdi sarsıldığı birden fazla gerçek karşısına çıkmıştı.
"Başka çarem yoktu. O evde kalamazdım Büşra. Artık değil." Büşra' nın fark ettiği ilk gerçek bu olmuştu. Arkadaşının gerçekten başka çaresi kalmamış olmalıydı. Bunu yüzünde neredeyse yok olmak üzere olan izlerden de anlayabiliyordu. Melek'in önünde diz çöküp arkadaşının yüzünü okşadı.
"Çok yandı mı canın?" Diye sordu. Öfkesi, kırgınlığı buraya kadardı. O evde ne yaşadıysa arkadaşı buna mecbur kalmıştı. Büşra'yı asıl korkutan bundan sonra ki olacaklardı. Melek ve Pamir arasındaki bu dikenli tel, onları bağlıyor, kenetliyordu. Ancak öyle bir zaman gelecekti ki aynı bağın onları kanatacağını düşünüyordu.
"Pamir ile aynı evde..." Büşra duraklayıp, derin bir nefes aldı. " Çok zor Melek, boğulacaksın bu işin sonunda diye korkuyorum." Melek arkadaşının ellerini tutup ona minnetle gülümsedi. Biliyordu ki Büşra bugünde yarında, canı her yandığında yanında olurdu ve olacaktı.
Büşra bir sonraki gerçekliği en çıplak haliyle görmüştü. Melek vazgeçmeyecekti. Pamir onu kırana, elinde eğip bükene, omurgasını bedeninden sıyırana kadar adamı sevmekten vazgeçmeyecekti. Ve Melek'in söylediği sözler bunun yeminini eder gibiydi.
" Sonunda boğulmak olsa da benim o denizde yüzmem gerek."