Zaman insanların üzerinden geçiyordu. Ezerek, parçalayarak kimi zaman da yeniden bir araya getirerek. İnsan üzerinden akıp giden tüm bu anların, hatıraların ortasında yitmemek için unutuyordu. Her şeyi, herkesi zihninden bir bir çıkarıyordu.
Pamir, uyandığından beri unutması gereken, unutmak zorunda olduğu insanları düşündü. Annesini öyle zamansız öyle acımasız kaybetmişti ki kadının aklında kalan tek görüntüsü son anları olmuştu. Adam yıllardır yaşadıkları tek an oymuş gibi geri kalan her şeyi unutmuş, o acımasız anın içinde dönüp durmuştu.
İlk kez bugün, Melek bu eve adım atınca, Pamir hafiflemiş hissetmişti. Omzundaki o kanlı kambur ilk kez sırtından inmişte, adam ilk kez omurgasını dik tutabilmişti.
Çıplak ayaklarını zemine temas ettirip ayağa kalktı. Yatak odasını Melek'e bıraktığından, salondaki koltuk ona kalmıştı. İşin aslı aldıkları, Pamir'in ısrarcı olduğu bu karar Melek kadar adamı da korkutuyordu. Pamir aralarından kalkan her sınırın, her perdenin nasıl kanlı bir manzaraya açılacağını biliyordu. Ancak bilmek adamın durmasına, kadına giden tüm yolları bir papatya bahçesinde yürür gibi yürümesine mani olmuyordu.
Yatak odasının kapısını sessizce açıp birkaç saniye duvara yaslanarak, genç kızın yataktaki narin bedenini süzdü. Kalın yorganın altından çıkmış küçük ayakları adamı gülümsetti. Usulca yatağın ucuna oturup önce ayaklarını örttü genç kızın, hemen sonra da yüzünü gölgeleyen saçlarına uzandı eli. Ancak dokunmadı. Kuş uykusuyla bezenmiş yüzünde kaşları öylece çatılıvermişti.
Melek, Pamir'in hayatına öyle bir dokunmuştu ki adam ömrünün bahar mevsimini tatmıştı. Tüm fırtınalı iklimleri, kızın menekşe gözleri gibi çiçek açmıştı. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama Melek ona sevilmenin el değmemiş büyüsüyle dokunmuş, öpmüştü. Adam, kızın çatılan kaşlarını düzeltmek için yüzüne bir elinin parmağıyla usulca, bir papatya yaprağını sever gibi dokundu. Sanki Melek bunu bekliyormuş gibi gözlerini açınca telaşla elini çekti.
"Uyandırdım değil mi?" Dedi fısıltılı bir sesle. Melek gözlerini birkaç kez kırpıp ne olduğunu, nereye geldiğini anlamak ister gibi adamın yüzüne baktı. Yüzünde fark etmediği telaşlı bir ifade olduğundan Pamir kıza doğru eğilip açıkta olan omzuna pijamasının üstünden bir öpücük kondurdu. Bu Melek'i kendine getirmişti.
"Sakin ol, evdesin, güvendesin, ben yanındayım. "
"Koltukta uyuyamadın mı? Yerinden ettim seni de, sen gel ben içeriye geçeyim." Deyip yataktan doğrulmaya çalışınca Pamir kızı kolundan tutarak kendine çekti. Aralarındaki mesafe öyle azalmıştı ki Melek adama tutunmaktan başka bir yol bulamamıştı. Pamir, kızla aralarındaki birkaç saç telini usulca kenara çekti.
"Sen içeriye geçme, ben de geçmeyeyim. Burası ikimize de yetmez mi?"
Adamın kelimeleri Melek'in aralık dudaklarından içeriye dökülüyor, göğüs boşluğunda alevden bir düğüm oluyordu. Cevap vermek için aldığı nefesler, o düğüme dolanıyor genç kızın gövdesini kül ediyordu.
Pamir, genç kızın tek bir tereddüt kelimesinde, bakışında, soluğunda yataktan kalkmaya niyetliydi ama bir şey, ki bu canını yakmaya başlamıştı, onu yatağa, kızın hemen bir soluk ötesine mıhlamıştı.
"Yeter." Diye mırıldandı Melek. Zihni, bedeni başka bir kelime söyleyebilir miydi, bilmiyordu. Aynı evde yaşamanın, adamın dünyasının en merkezine hızlı bir giriş olduğunu biliyordu. Ona daha yakın olmanın gövdesinde filizlendirdiği bu mevsim genç kıza alevden taçlar taktırıyordu. Melek yatakta biraz kayıp genç adam için yer açtı.
Pamir, sanki yuvası orası gibi hemen kendi için açılan yere uzanıp Melek'e doğru sokuldu. Genç kıza dokunmak için yanıp tutuşsa da ellerini kendi gövdesinin üzerinde tutup Melek'e doğru döndü.
"Eğer bu durum seni rahatsız ediyorsa söyleyebilirsin, aynı evde yaşıyor oluşumuz sınırların olmayacağı anlamına gelmiyor." Pamir, bu cümleyi genç kız kendini daha rahat hissetsin, bu evin ona yuva olmasını dilediğinden kurmuştu. Ama verebileceği kötü bir cevabı, genç kızın ondan rahatsız olabilme ihtimali adamı korkutuyordu.
"Hayır, ben. " deyip durakladı Melek. Hâlâ kelimeleri kuruyan dudaklarından çıkarmakta güçlük çekiyordu. "Rahatsız olmuyorum, sadece alışık değilim." Deyip omzunu bir çocuk gibi silkti.
Pamir önce derin bir nefes aldı. Genç kızın bu hali, öyle doğal öyle kendiliğinden adamın gövdesini titretmişti ki kendi kelimeleri kendi gövdesine yük olmuştu. Bedeni zihninin kontrol alanından çıkıp Melek'e yaklaştığında genç kız gözlerini kapattı.
Dudakları usul, aidiyet dolu bir ritimle birbirini buldu. Pamir öldüren bir yavaşlıkla kızı öpüyordu. Kendi içinde büyüyen bu his ikisini de aynı ritmin sahibi yapıyordu. Melek, adama eşlik etmenin büyüsü ile, öpücüğün verdiği iç titretici hissin arasında derin bir savaş veriyordu. Kendi bedeninin geldiği bu nokta, ikisi arasında büyük bir yangına neden oluyordu.
Saniyeler ikisi arasında akıp giderken Pamir güçlükle kızın dudaklarından ayrıldı. Ve ilk fark ettiği genç kızın narin bedeninin, kendi bedeni altında kıvrıldığı olmuştu. Pamir derin bir nefes alıp alnını genç kızın kışkırtıcı bir sıcaklık yayan alnına yasladı.
"Nefes al Melek, nefes al." Genç kızın nefesini tuttuğunu anlaması birkaç saniyeden fazla sürmüştü. Eğer kendinde o gücü bulsaydı, Melek'in bedeninin üzerinden kalkacaktı. Hızla genç kızın yüzünü tarayıp, onu üzecek bir şey yapıp yapmadığını anlamaya çalıştı. Ama Melek gözlerini sıkıca kapatmış, aralık dudaklarından sesli nefes almaya başlamıştı.
"Melek?" Diye seslenip kızın üzerinden uzaklaştı Pamir. Genç kız, ismini duysa da cevap verecek gücü kendinde bulamadığından gözlerini açtı usulca. Pamir'in endişelendiğini dahası pişmanlık duyabileceğini düşündüğünden yastıktan doğrulmaya çalıştı.
"Özür dilerim, ben seni incittim mi?" Deyip kızın ellerine uzandı ama tutmadı. Melek, adamın kendinden uzaklaştığını fark edince derin birkaç nefes alıp kendine gelmeye çalıştı. Yatağın üzerindeki eline uzanıp parmaklarını adamın parmaklarının üzerine kapadı.
"Hayır hayır ben gerçekten... Yani nasıl anlatayım bilmiyorum ama benim için her şey yeni bir tecrübe. Nefesim kesiliyor sanırım." Genç kız hissettiklerini bütün çıplaklığı ile anlatırken boşta olan elini yüzüne kapadı. Yanakları kızarmış, şeker pembesi bir utanç göz bebeklerine yerleşmişti. Genç kızın bu hali Pamir' i gülümsetti. Melek'in yüzündeki elini alıp avuç içine sesli bir öpücük bıraktı.
"Biliyorum ve bu çok hoşuma gidiyor biliyor musun? Kendimle ilgili fark etmediğim şeyleri fark etmemi sağlıyorsun." Melek'in merakla ışıldayan göz bebeklerini görünce devam etme isteğine engel olamadı. Söyledikleri hissettiklerinden çok olmasını diledikleriydi.
"Hayatımın öyle bir yerindesin ki olmasan her şey dağılacak sanki. Bak Melek, kendimi tanıyorsam seni illa ki kıracağım ama sen bana böyle bakmayı bırakma olur mu? Benim tek sığınağım onlar."