İnsanın bir başka insana alışıp, onu ömrüne teğellemesi kabullenmesi de vazgeçmesi de en zor olan hatıralardan biriydi. Öyle ya insan teğellendiği yerden ince bir iplik gibi sökülebilirdi. Pamir, genç kızın kendi hayatına ilmek ilmek işlendiğini fark ediyordu. Kızın renkleri, menekşe gözlerinden başlamıştı, adamın ömründe bir yol gibi uzuyor adamı çoğu zaman susuz bir iklime kıyı ediyordu.
Birlikte yaşamaya başladıklarından beri, ki bir haftayı birkaç gün geçmişti, Pamir'in ilk fark ettiği aralarındaki ilişkinin derin bir yangınla ikisini de kül edeceği olmuştu. İnkar edecek değildi, kızı damarlarını yakan derin bir sızıyla istiyordu. Ona baktıkça, elinin bir rüzgar gibi aralarında uzandığını fark ettikçe Pamir genç kızdan başka bir şey düşünemiyor hâle geliyordu. Bu durumun sonunu tahmin ediyordu. Bir şekilde ikisi de aynı yangına alev olacaklardı ama Pamir bunun Melek için en büyük sınır ihlali olacağını da görebiliyordu. Melek eve geldiğinden beri özellikle adamı tahrik edecek davranışlardan kaçınmaya çalışıyordu. Uzun kollu gecelikler, günlük konuşmalar hatta genç kızın adam evdeyken duş almaktan kaçınması bu sınırı adama hatırlatıyordu ve bu onun daha derin bir kıvılcımı avuçlarında taşımasına neden oluyordu. Pamir inkar ederse ateşe düşerdi, kız insanı bir kere de toz edecek kadar güzeldi.
Aralarındaki ilk kriz, aslında adamın çok hoşuna gitmişti, genç kızın kira ödeme teklifiydi. Pamir buna dakikalarca gülmüştü. Melek, sinirlenmiş, kaşlarını çatmış ve adama yastık fırlatmıştı.
"Ciddiyim ben Pamir, ne gülüyorsun?"
"Ev benim biliyorsun değil mi?" Dedi Pamir yastığı suratına yemeden birkaç saniye önce.
"Bende kirayı sana ödeyeceğim işte." Genç kızın inatla söylediği cümle Pamir' i daha çok güldürünce, Melek güçsüz bir öfkeyle adamın üstüne yürümüş yastığı suratına basmıştı. Saniyeler içinde Pamir'in gülümsemesinin yerini derin bir nefes alınca Melek panikle yastığı çekmişti adamın yüzünden. Ancak adamın derin nefeslerinin nedeni yüzüne zayıf bir baskı yapan yastık değildi. Melek, adamın kucağına oturmuş, bacakları ile adamın gövdesini sıkıştırmıştı.
Melek, adamın gözlerinin saniyeler içinde ıssız bir laciverte döndüğüne yemin edebilirdi. Genç kız görüyordu, Pamir ona bir bakıyordu Melek tüm kimliğinden soyunuyordu. Eti, kemiği, içinde kafes kuran serçe kuşları bir bir kanat çırpıp gövdesine çarpıyordu.
Genç kızın üzerinden nasıl panikle nasıl kalktığını şu an, halbuki birkaç gün geçmişti, bile çok iyi hatırlıyordu Pamir. Melek o günden sonra daha ihtiyatlı davranmaya başlamıştı. Pamir buna anlayış göstermek istiyordu ama içinde kendinin bile yeni öğrendiği bir düğüm ince ince sızlıyordu. Melek'in ona güvenmediğini düşünmüyordu ancak adamın canı yanıyordu.
"Pamir, hazırım çıkalım mı?" Genç kızın ışıltılı sesi adamın kulaklarına dolunca zihnine dolan anı hızla yerini bugünün berrak güzelliğine bırakmıştı. Melek üstüne çektiği siyah eşofman takımının fermuarını çekerek karşısında durduğunda işinin hiçte kolay olmayacağını anlamıştı.
"Spor yapma konusunda ısrarcısın yani?" Melek bir haftadır okula ve işe gitmeyi reddettiğinden, ki adam buna saygı duyuyordu, evde temizlenecek her şeyi temizlemiş, yapılabilecek bütün değişikleri yapmış, ders notlarının üstünden ikinci kez geçmişti. Kendine birkaç gün daha izin verdiğinden bu kez Pamir ile beraber spor salonuna gitmeyi teklif etmişti.
"Hantal mı diyorsun sen bana?" Deyip gözlerini kısarak adama baktı Melek. Sahte kızgınlığı adamın dudaklarının kenarında ince bir tebessüm olmuştu.
"Basketboldan anladığının yarısını anlasan yeter bize." Deyip kızın boğazına kadar çektiği fermuar uzandı. Sakin bir ifadeyle fermuarı birkaç santim aşağıya indirirken genç kızın nefesini tuttuğunu fark etmişti.
"Bunu da buraya kadar çekmene gerek yok ayrıca."
Melek sahte bir kızgınlıkla adamın gözlerine baktı. Yalan söylemeyecekti, Pamir onu el üstünde tutuyor, gözünden sakınıyordu. "Seviyorum" demiyordu ama bakışları iki kelimeden daha kıymetliydi.
"Dalga mı geçiyorsun sen benimle." Adamın gövdesine küçük yumruğu ile vuracaktı ki Pamir kızın elini bedeninden bir milim ötede yakaladı.
"O minik yumruğunu spor salonuna sakla, ihtiyacın olacak." Deyip kızın yumruğunu dudaklarına yaklaştırdı. Öpecekti ki kızın parmaklarının titrediğini fark etti. Gülümseyerek öpmekten vazgeçerek avucunun içine hapsetti.
"Evde olmam seni geriyor mu?" Dedi bir kere de. Esasında bunu sormayı planlanmıyor dahası istemiyordu bile. Ancak genç kız kendinden uzaklaşır diye içine düştüğü panik kuyusu onu bazen düşünmekten alıkoyuyordu.
"Ne, ne demek geriyor mu, nasıl yani?" Melek soruları arka arkaya sorup adamın elini sıktı.
"Sakin ol, soruyorum sadece. Yakınlaşmamız seni geriyorsa bilmem gerek. Durmam gereken yeri öğrenmeliyim. " dedi Pamir yumuşacık bir sesle. Melek derin bir nefes aldı önce. Adama hissettiği bu aşk, genç kızı nedenlerden çok uzaklaştırmıştı. Bazen, Pamir bir yere dalıp gittiğinde adamın bakışlarının okşadığı yer olmak istiyordu.
"Hayır hayır ben. " Dedikten sonra durakladı genç kız. Doğru kelimeleri seçemeyecek kadar kalbi göğsünde büyümüştü. "Sadece ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Daha önce bunu düşünmem gerekmemişti."
"Neyi düşünmen gerekmemişti?"
"Biriyle ne kadar yakınlaşırım, ne yaparım falan işte." Dedi genç kız omuzlarını çekerek. Bu konuşmanın onu utandırdığını anlamış garip bir keyif bile almıştı. Pamir hayatının hiçbir döneminde böyle bir adam olmamıştı ama genç kız kendi içinde tanımadığı birini ortaya çıkarmaya başlamıştı. Bunun ikisi içinde tehlikeli olmamasını umdu. Pamir'in gülümseyen yüzünü gören Melek kaşlarını çatıp bakışlarını adamdan kaçırdı.
"Beni utandırıyorsun." Pamir kızın yüzünü kendine çevirip bakışlarını eşitlediğinde ince bir kıvılcımla mırıldandı.
"Çok hoşuma gidiyor." Yanağına ince bir dokunuş bahşettikten sonra Melek'in kızaran yüzüyle ondan uzaklaşmasını izledi keyifle.
"Hadi spora geç kalmayalım, çok hazırım çünkü ben." Dedi Melek hızla kapıdan çıkarken. Pamir, kızın arkasından bakarken uzun zamandır hissetmediği bir şeyin damarlarını yakaladığını hissediyordu.
******
Spor salonunun kapısının önüne geldiklerinde Melek ondan önce davranıp arabadan inmişti. Ancak adamı olduğu yerde durduran Melek'in heyecanı değildi. Kapının önünde elleri cebinde onları bekleyen Onur'un bakışları adamı olduğu yere çivilemişti.
"Okul neyle çalkalanıyor bilemezsiniz." Deyip Melek'e döndü. "Merhaba Melek." Onur'un sesi yumuşaktı ama ikisi de altında yatan öfkeyi görebiliyordu.
"Ne işin var senin burda?" Dedi Pamir öfkeyle. Adımları fark etmeden Onur'a yönelince, Melek ikisinin arasına girme ihtiyacı hissetmişti.
"Bende buraya yazıldım. Büyük bir spor salonu, hepimize yeter." Hemen yanında Pamir'in soluklandığını, öfkesiyle savaştığını görebiliyordu. Adam Melek'i arkasında bırakıp Onur'un üstüne yürüdü. Eski dostunu tanıyorsa buraya öylece spor yapmaya gelmemişti. Nedeni her neyse bunu adamın o suratında parçalamaya niyetliydi ki Onur sakin bir tebessümle sordu.
"Arkamı dönüp gidecektim ama durmayacaksın anladım. Onu da üzeceksin, sevmeyi bilmiyorsun oğlum sen. Tanıyorum seni Pamir onu da kıracaksın. Söyledin mi kıza, ben uyuşturucu bağımlısıyım leş gibi bir hayatım var dedin mi?"