Baran:
Sabah gözlerimi açtığımda güneş çoktan doğmuştu. Başım zonkluyordu, uykusuz geçen bir gecenin ardından yataktan kalkmak istemiyordum. Ama susmak bilmeyen telefonum buna izin vermiyordu. Derin bir nefes alıp ekrana baktım. Arayan Adar’dı. Ah, tabii ya! Bugün eve dönecekti, nasıl unutabilirdim? Tam telefonu açacakken arama kesildi. Hemen arama kaydına girip onu geri aradım. İkinci çalışta telefonu açtı.
"Alo!"
Adar’ın sesi her zamanki gibi sinirliydi: "Abi sen neredesin? Sabahın köründen beri kaç defa aradım seni! Telefonuna niye bakmıyorsun?"
Gözlerimi ovuşturup iç çektim. "Bağırma lan kulağımın dibinde! Açtık işte telefonu. Ne istiyorsun?"
Adar, her zamanki gibi sitem doluydu: "Hem suçlu hem güçlü. Beyefendiye bak sen! Ben sana demedim mi bugün dönüyorum diye? Niye benim arabayı göndermedin? Beni taksilerle mi uğraştırıyorsun? Ayrıca biricik ikizin gelmiş onca uzak yoldan, karşılamaya bile gelmiyorsun!" Sesi yalandan üzülmüş gibi çıkıyordu.
Kaşlarımı çatıp iç çektim. "Tamam, kısa kes! Zaten dünden beri başım zonkluyor, sen de daha çok ağrıttın. Hemen Ali’ye söylerim, getirir arabayı."
Adar kıkırdadı, sanki sabahın bu saatinde beni sinirlendirmekten keyif alıyordu. "Sağ ol abicim! Ama gerek kalmadı, şuan konağın önündeyim."
Yerimde doğrulup kaşlarımı çatarken gülümsedim. "Oğlum! Sen başıma belamısın? Madem gelmişsin, ne diye beni arıyorsun? Kapat şu telefonu, geliyorum yanına! Görürsün sen şimdi!" dedim ve konuşmasına fırsat vermeden telefonu kapattım.Telefonu kapatıp başımı geriye yasladım. Adar’ın gelişi eve hareket getirecekti, bu kesindi. İkizim, girdiği her ortama ya neşe ya da kaos getirirdi—genelde ikisini birden yapardı. Birkaç saniye daha yatakta oyalanıp derin bir nefes aldım, sonra kalkıp aynaya doğru yürüdüm.
Karşımda hafif dağınık saçları, uykusuz gözleri ve sert bakışlarıyla kendimi gördüm. Dünden beri başım ağrıyordu, bu da yetmezmiş gibi sabah sabah Adar’ın telefonuyla uyandırılmıştım. Hızlıca yüzümü yıkayıp üzerimi giydim, sonra odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.
Aşağı inerken dışarıdan gelen kahkaha sesleri duyuldu. Tabii ki Adar… Daha yeni gelmişti ama çoktan hizmetlilerle şakalaşmaya başlamıştı bile. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda, beni geniş bir gülümsemeyle karşıladı.
“Ne o abi, beni özlemedin mi?” dedi kollarını açarak.
Kollarımı göğsümde kavuşturup kaşlarımı çattım. “Özlemek mi? Daha çok başıma ne işler açacağını merak ediyorum.”
Adar kahkaha attı. Ben de farkında olmadan gülümsedim. Ne kadar sinir bozucu olsa da, onun enerjisi insana bulaşıyordu.
“Hadi bakalım, içeri geçelim. Belli ki anlatacak çok şeyin var.”
Adar göz kırpıp “Aynen öyle abiciğim. Ama önce güzel bir kahvaltı yapalım, sonra anlatacaklarım var.” dedi.
Başımı sallayıp kapıyı açtım. Adar’la birlikte içeriye adım attığımda içimi tuhaf bir his kapladı. Bugün sadece kardeşimle vakit geçirmekle kalmayacak, aynı zamanda nişan hazırlıkları için tekrardan kız evine gidecektik.
Kardelen:
Dünkü istemeden sonra heyecandan gözümü bile kırpmamıştım. Baran, benim isteğimi kabul etmişti. Oysa ben herkesin karşı çıkacağını, işlerin daha da çıkmaza gireceğini düşünüyordum. Umutsuzdum. Ama o… kabul etti. Neden peki? Bu soruyu düşünmeden edemiyorum. Baran neden kabul etti?
Düşüncelere dalmışken kapım çalındı. Gelen annemdi.
"Kızım, hâlâ kalkmadın mı? Bugün nişan hazırlıkları için gelecekler, biliyorsun! Neden beni uğraştırıyorsun? Bir kere de kendin kalkıp bir şeyler yapsan!" diye söylenerek içeri girdi.
Gözlerimi ovuşturup derin bir nefes aldım. "Tamam anneciğim, kalktım işte. Hazırlanıp geliyorum."
"Çabuk ol!" diyerek hızla aşağı indi.
Yatağımdan kalkıp hızlıca bir duş aldım. Sonra üstüme salaş bir şeyler geçirip saçlarımı yandan ördüm. Aynada kendime kısa bir bakış attıktan sonra aşağı indim.
Annem, her zamanki gibi mutfakta harikalar yaratıyordu. Onda doğuştan gelen bir yetenek vardı, ama ben? Mutfağa girdiğimde ancak ortalığı dağıtabilirdim. Yemek yapmayı hiç bilmiyorum. Ve… evleniyorum. İroniye bak! Derin bir nefes alıp mutfağa girdim. Annem, hamuru yoğururken bana kısa bir bakış attı, sonra gözlerini tekrar önündeki işe çevirdi. Mutfağa yayılan mis gibi kokular midemi guruldatmıştı ama garip bir huzursuzluk da hissediyordum.
"Masayı hazırla," dedi annem kısa ve net bir sesle.
İtiraz etmedim. Masayı kurarken düşüncelerim yine aynı noktaya dönüyordu. Baran neden kabul etti? Beni tanımıyordu bile. Ailesi bu evliliği zorla kabul ettirdiği için mi? Yoksa başka bir sebebi mi vardı?
"Ne o, aklın nerede senin?" diye sordu annem, tabakları masaya koyarken dalıp gittiğimi fark etmiş olmalıydı.
"Hiç… sadece biraz uykusuzum."
Annem kaşlarını çattı ama bir şey demedi. Babam, kardeşim ve diğer akrabalar kahvaltı için birer birer masaya oturduklarında mutfaktaki gergin hava daha da yoğunlaştı. Herkes, bugünün anlamını biliyordu. Bugün, nişan hazırlıkları için geleceklerdi. Bugün, hayatımın bambaşka bir yöne savrulacağı gündü.
Ama en çok merak ettiğim şey, Baran’ın bu sabah nasıl uyandığıydı. O ne hissediyordu? Evde bir telaş vardı. Annem sabahtan beri mutfakta, yengemler salonda ve bahçede… Herkes bir şeyler yapıyordu. Ama ben, en köşeye çekilmiş, olup biteni izliyordum. Ayaklarımın altındaki halıya bakarak düşüncelere dalmıştım. Baran’ın ailesi birazdan burada olacaktı. Midemde garip bir sıkışma vardı. Heyecan mıydı, korku mu, yoksa belirsizliğin verdiği huzursuzluk mu bilmiyorum.
"Kardelen, hadi kızım, gel bir üstünü başını düzelt!" Annemin sesiyle irkildim. Başımı kaldırdığımda, gözlerindeki acelecilik ve sertlik beni daha da gerdi.
"Anne, ne giyeceğim ki zaten?" diye mırıldandım ama annem kaşlarını çatarak beni kolumdan çekti.
"Misafir ağırlıyoruz Kardelen. Hem de senin müstakbel kayınvalideni. Düzgün giyinmek zorundasın."
Bir şey demedim, odama çıktım. Dolabı açıp elime geçen ilk sade elbiseyi giydim. Aynada kendime bakarken içimde kopan fırtınalara kulak verdim. Bunu gerçekten istiyor muydum? Baran beni bu evliliğe zorlamıyor muydu? Peki ya ailesi?
Tam o sırada dış kapının açıldığını duydum. Kalbim hızlandı. Geldiler.
Aşağı indiğimde, salonda ciddi yüzlü adamlar ve süslü giyinmiş kadınlar vardı. Baran’ın annesi olduğu belli olan kadın, oturduğu yerden gözleriyle beni süzdü. Babası sert bakışlarını üzerime dikmişti. Ama asıl dikkatimi çeken, barana benzeyen bir adam daha vardı!. Kimdi? Acaba!.
Sonra gözlerim baran'a kaydı.
Köşede, hafif kasılmış duruyordu. Bakışları benimkilerle kesiştiğinde, gözlerinde bir şeyler gördüm ama ne olduğunu anlayamadım. Öfke mi? Kabullenmişlik mi? Yoksa benden de büyük bir belirsizlik mi?
Annem, babam, büyükler konuşmaya başladı. Çaylar geldi, ikramlar yapıldı ama ben konuşulanları dinlemiyordum. Sadece Baran’ı izliyordum. O da beni…
Ve sonra, herkesin içinde annesi hafifçe öne eğildi ve "Bu iş kesinleşti, artık nişan tarihini belirleyelim," dedi.
İşte o an, içimde bir şeyler koptu. Bu iş gerçekten oluyordu. Bir ay sonra baran'la nişanlanacaktık!