Baran:
Adar’la vakit geçirdikten sonra, nişan hakkında konuşmak için annemlerle birlikte tekrar kız evine gittik.
Annemler nişan hazırlıkları hakkında konuşurken, benim dikkatim Kardelen’e kaymıştı. O da bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz an, içimde garip bir his belirdi. O sırada annemin kulağına eğilip fısıldadım:
“Anne, Kardelen’in annesinden numarasını alabilir misin?”
Annem hafifçe gülümsedi ve “Tamam, sen dur! O iş bende.” diyerek Nurhayat Teyze’ye döndü.
Sohbet bir süre daha devam etti. Nihayet nişan tarihi kesinleşti—tam bir ay sonra olacaktı. Babamlar kalkmak için müsaade istediğinde, eve dönmek üzere yola koyulduk. Daha fazla sabredemeyerek anneme sordum:
“Anne, numarayı aldın mı?”
Annem hafifçe başını sallayarak “Aldım aldım, ne bu acele? Eve geçseydik bari.” dedi.
Sitemle iç çektim. “Yaw! Anne, iyi ki bir şey istedik!” dedim hafif gülümseyerek.
Annem başını iki yana sallayıp “Tamam oğlum, bir şey demedim.” diye karşılık verdi.
Telefonu elime alıp ekrana baktım. O anda hissettiğim şey neydi bilmiyordum ama bu numara, belki de kaderimizi belirleyecek ilk adım olacaktı…
Kardelen:
Misafirler gittikten sonra derin bir nefes aldım. Sonunda ev boşalmıştı. Artık dinlenebilirdim. Anneme odama çıkacağımı haber verip hızla yukarı çıktım. Telefonumu odada bırakmıştım. Elime aldığımda, Dilan’dan gelen ardı ardına cevapsız aramalar ve mesajlarla karşılaştım. Merakla mesajları açtım.
Dilan: “Kızım neredesin? Sabahtan beri arıyorum, cevap vermiyorsun! Nasıl geçti konuşma? Nişan için tarih aldılar mı? Ayyy! Meraktan ölüyorum, hadi cevap versene!”
Mesajları okumayı bitirdiğimde gülümseyerek Dilan’ı aradım. Telefon daha ilk çalışta açıldı.
“Alo!”
Dilan: “Kızım, niye cevap vermiyorsun ya! Meraktan öldürecek misin beni?”
“Allah korusun, öyle deme! Misafirler yeni gitti. Telefonumu odada bırakmıştım, şimdi gördüm aramalarını.”
Dilan: “Tamam tamam, sen geç konuya! Ne oldu, anlat hadi.”
“Ne olacak, nişan tarihi bir ay sonraya ayarlandı. Bir ay sonra Baran’la nişanlanıyoruz.”
Dilan: “Bir ay sonra mı? Ben bunlar kesin bir hafta içinde yapar diyordum. Yine iyi dayandılar.”
“Aynen, ben de öyle düşünmüştüm ama şaşırttılar.”
Dilan: “Peki, Baran’la hiç konuştunuz mu?”
“Yok, ne konuşması?”
Dilan: “Ah Kardelen! Bir ay sonra nişanlanacaksınız, birbirinizi biraz tanısanız bari.”
“Bilmiyorum Dilan, açıkçası ben de bunu düşündüm. Hem ona sormam gereken sorular var ama gidip buluşma teklifinde de bulunamam herhalde.”
Dilan: “Saçmalama, o teklif etsin! Gerçi, adamın ağzını bıçak açmıyor, iki defadır geliyor tık yok. Nasıl olacak, ben de bilemedim.”
Dilan’la biraz daha konuştuktan sonra telefonu kapattım. Derin bir nefes alıp yatağa uzandım. Aklımda birçok soru vardı. Tam gözlerimi kapatmışken telefonum titredi. Ekrana baktım. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.
“Merhaba, ben Baran. Numaranı annem aldı. Size yazmamda bir sakınca yoktur umarım. Eğer uygunsanız sizinle buluşmak ve bu durumu konuşmak isterim.”
Ekrana bakakaldım. Kalbim hızla atmaya başladı. Baran... benimle görüşmek mi istiyordu?
Gözlerime inanamıyordum. Baran benim numaramı almış ve benimle buluşmak istiyordu. Nasıl oldu bilmem ama artık zamanı gelmişti. Konuşmamız gereken çok şey vardı. Derin bir nefes alıp mesajına cevap yazdım.
"Estağfurullah, sorun yok."
Baran hemen cevap verdi: "Buluşma teklifime bir şey demediniz?"
"Olur, bir yerde oturup konuşabiliriz."
"Peki! Yarın seni evden alırım o zaman."
"Tamam."
"Yarın görüşürüz o zaman."
"Görüşürüz."
Telefonu elimde sıkıca tuttum. Kalbim hızla çarpıyordu. Yarın buluşacaktık. Baran’dan böyle bir adım beklemiyordum. Bu durum beni hem şaşırtmış hem de içimde garip bir his uyandırmıştı.
Neler oluyordu bilmiyorum ama artık olanlara şaşırmayı bıraktım. Çünkü beklemediğim ne varsa gerçekleşiyordu. O yüzden en iyisi her şeyi akışına bırakmaktı. Ne olacaksa olacaktı.
Telefon rehberini açıp Baran’ın numarasını kaydettim. "Karmaşık Bey" diye yazdım. Çünkü hayatımdaki en karmaşık insan oydu. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlamak imkansızdı.
Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Yarın nasıl geçecekti? Bunun cevabını ancak sabah öğrenebilirdim…
Ertesi Gün...
Sabah heyecandan erkenden uyanmıştım. Baran’a söyleyeceklerim vardı. Kabul ettiği şartımı yerine getirip, babama okula gidebileceğim konusunda konuşması gerekiyordu. Bu saçmalıklar yüzünden bir haftadır derslerimi aksatıyordum ve artık okula dönmeliydim. En kritik zamanda dersleri boşlamıştım. Neyse ki Dilan benim için de not tutuyordu. Ona minnettardım.
Düşünceler içinde kaybolmuşken, kapımın açıldığını fark ettim. Annem kapıya gelmişti. Beni uyanık ve yataktan çıkmış görünce şaşkınlıkla duraksadı.
"Kızım, sen böyle erken uyanır mıydın ya? Bugünlerde hep beni uğraştırıyordun, şaşırdım!" diye söylendi.
İçimden "Erken uyanıyorum, yine de söyleniyor benim güzel annem" diye geçirip hafifçe gülümsedim. Sonra ona döndüm:
"Aşk olsun anneciğim, ben hep erken uyanıyorum." dedim, masum bir ifadeyle.
Annem kaşını kaldırıp alaycı bir bakış attı. "Kızım, bunu ben niye göremiyorum?" diye sordu.
Gülerek cevap verdim: "Tamam tamam! Son günlerde biraz uykum ağırdı, kabul ediyorum. Ama bugün Baran benimle buluşmak istiyor. O yüzden pek uyuyamadım ve erken kalktım."
Annem kaşlarını çatıp, kollarını göğsünde bağladı. "Ne? Baran’la mı buluşacaksın? Daha nişana bir ay var, ne gerek var şimdi?" dedi, hafif endişeyle.
Derin bir nefes aldım. "Anne, onunla konuşmam gereken şeyler var. Bu evlilikte benim de söz hakkım olmalı. Üstelik babamla okula devam etmem konusunda konuşmasını istedim. Eğer sözünü tutacaksa, artık bir an önce okula dönmeliyim."
Annem bir an duraksadı, sonra başını sallayarak mutfağa yöneldi. "Aklın başında olsun. Geç kalma!" dedi, daha fazla sorgulamadan.
Onayını almış olmanın rahatlığıyla hazırlanmaya başladım. Dolabımı açıp, sade ama şık bir şeyler seçtim. Üzerime krem rengi, uzun kollu bir bluz ve koyu mavi bir kot pantolon giydim. Saçlarımı hafif dalgalandırıp doğal bıraktım. Hafif bir ruj sürdüm ve aynada kendime göz gezdirdim. Fena değil...
Tam hazırlandığım sırada telefonum çaldı. Ekrana baktım: "Karmaşık Bey Arıyor."
Telefonu açtım. "Alo?"
Baran’ın sesi sakin ve netti. "Ben geldim. Kapının önündeyim."
Derin bir nefes alıp çantamı aldım ve aşağı indim. Annem kapıda durmuş, gözleriyle beni takip ediyordu. Hafifçe gülümsedim. "Merak etme anne, erken döneceğim."
Kapıyı açıp dışarı çıktığımda, Baran arabasının yanında durmuş, bana bakıyordu. Göz göze geldiğimizde, içimde bir şeylerin değişmeye başladığını hissettim.
Bugün, sadece bir buluşma değil, belki de geleceğime dair önemli bir başlangıçtı...
Baran, "Günaydın!" dedi.
"Günaydın!" diye karşılık verdim.
Baran, "Çıkalım mı artık?" diye sordu.
"Olur," dedim kısa bir yanıtla.
Ona karşı hâlâ tereddütlerim vardı. Bu yüzden mesafeliydim. Bütün bunları neden yaptığını, bana neden bu kadar iyi davrandığını öğrenmek istiyordum.
Birlikte bir kafeye gittik. Baran, sandalyemi çekti. Teşekkür edip oturdum. O da kendi yerine geçti.
"Bir şeyler yiyelim mi? Kahvaltı yaptın mı?" diye sordu.
"Hayır ama aç da değilim," dedim.
Baran, gülümseyerek, "Öyleyse ortaya karışık bir kahvaltı istiyorum. Kahvaltılıkları görünce iştahın açılır belki, ne dersin?" dedi.
"Pek sanmıyorum ama yine de sen bilirsin," dedim.
Siparişlerimizi verdikten sonra bir süre sessizlik oldu. Bardaktaki suyla oynarken, merak ettiğim soruları sormaya karar verdim.
"Baran, neden böyle davranıyorsun?" diye sordum.
"Böyle derken?" dedi, gözlerime bakarak.
"Bana karşı… iyi davranıyorsun. Oysa ben senin düşmanın sayılırım, en azından ailen öyle düşünüyor. Ama sen farklısın. Neden?"
Baran bir süre sustu, ardından derin bir nefes alarak konuştu.
"Kardelen, ben her şeyin bizim dışımızda geliştiğini düşünüyorum. Evet, ailelerimiz birbirine düşman ama ben bu düşmanlığı devam ettirmek istemiyorum. Sen de istemiyorsun, değil mi?"
Haklıydı ama bu, onun bana neden bu kadar anlayışlı davrandığını açıklamıyordu.
"Peki, madem böyle düşünüyorsun, neden bu evliliğe razı oldun?"
Baran gözlerini kaçırdı. "Bazen seçimlerimizi kendimiz yapamayız," dedi. "Ama bu, her şeyi kabullendiğimiz anlamına da gelmez. Belki zamanla…"
"Sana güvenmemi mi bekliyorsun?"
"Hayır," dedi yavaşça. "Ama en azından beni tanımadan yargılama, olur mu?"
Cevapları mantıklıydı ama içimde hâlâ şüphe vardı. Baran gerçekten düşündüğüm gibi biri miydi, yoksa sadece iyi rol mü yapıyordu? Emin değildim.Bir süre sessizlik oldu. Önümüzdeki kahvaltılıklarla ilgileniyor gibi görünsek de aslında ikimiz de aklımızdakileri tartıyorduk. Baran, çayından bir yudum aldıktan sonra bana döndü.
"Kardelen, okula devam edecek misin?" diye sordu.
Bu soru karşısında bir an duraksadım. Ben konuyu nasıl açacağımı düşünürken, o açmıştı bile. Okul… bir hafta öncesinde hayatımın en önemli parçasıydı ama şimdi her şey değişmişti.
"Bilmiyorum," dedim dürüstçe. "Gitmek istiyorum ama… kolay olmayacak."
Baran başını salladı. "Haklısın. Ama eğer gitmek istiyorsan, buna engel olmam. Hatta sana yardım bile edebilirim."
Şaşkınlıkla ona baktım. "Gerçekten mi? Ailen bunu öğrense ne der? Sonuçta ne kadar sana bırakmış olsalar da istemedikleri yüzlerinden okunuyordu."
"Umurumda değil," dedi kararlı bir sesle. "Ben senin hayatının mahvolmasını istemiyorum, Kardelen. Eğer okuluna devam etmek istiyorsan, ne gerekiyorsa yaparım."
Bu sözleri söyleyişindeki samimiyeti hissetmiştim ama hâlâ ona tamamen güvenemiyordum. Bana iyi davranıyor, destek oluyordu ama neden? Gerçekten düşündüğüm gibi biri miydi, yoksa başka bir amacı mı vardı?
Gözlerimi kaçırıp önümüzdeki çay bardağına odaklandım. İçimdeki tereddütler dağılmıyordu. Baran’a güvenebilir miydim? Bilmiyordum…
Biraz daha sohbet ettikten sonra, Baran beni eve bıraktı. Bana "yarın tekrar buluşalım mı?" diye sordu. Bende"olur" dedim. Ayrıldıktan sonra odama geçtim ve gün hakkında biraz düşünürken uyuyakaldım.