Laila'nın iç dünyası tam bir kaos haline gelmişti. Zamanın nasıl geçtiğini bilmeden, hastane yatağında uzanmıştı ve sessizce düşüncelerine dalmıştı. Hiç kimseyle konuşmak istemiyordu.
Birdenbire, gözlerini kapadığında gördüğü anılar gözünün önünden geçmeye başladı. Sharon'ın hayatındaki en mutlu anları, sevdiği insanlarla geçirdiği anılar ve trajik sonu ile ilgili düşünceleri... Hepsi kafasında birbirine karışmıştı.
Odasının kapısı sakince açıldı, ve içeri iri kahve gözlü, uzun boylu ve saçlarını tepede sımsıkı atkuyruğu yapmış bir kız içeri girdi. Ona gülümsüyordu, ama Laila karşılık verecek kadar iyi hissetmemişti.
"Laila hanım, daha iyi misiniz?"
Laila gözlerini kırpıştırıp hafifçe kafa sallamakla yetindi. Genç kız, Laila'nın serumunu kontrol edip kapıya doğru yöneldi. Tam o sırada kapı açıldı ve içeri doktor önlüğü ile Umay girdi.
"Bade, sen çıkabilirsin Laila benim arkadaşım."
Bade, "Tabii doktor hanım." diyerek odadan ayrıldı.
Umay, Laila'nın baş ucuna oturup onu dikkatlice süzdü.
"Seni arkadaşının evine bıraktıktan sonra kapıda biraz durdum, abime geldiğini söylemem için seni ikna edecektim. O sırada arkadaşın seni baygın bir şekilde evden çıkartınca ben alıp seni buraya getirdim. Doktorum ben, burada çalışıyorum."
Laila, yaşaran gözlerini kolunun iç tarafı ile hızlıca sildi ki yüzüne akmasın. Kendini nasıl hissettiğini bilmiyordu.
"Teşekkür ederim. Çok, çok tuhaf bir şey öğrendim ben. Hayatım boyunca hiç bayılmamıştım aslında. Ama birden gözlerim karardı."
Umay, Laila'nın kolunu sıvazladı. Ve kaçamak bir şekilde ondan gözlerini kaçırdı.
"Burada olduğunu abim biliyor, ama ben söylemedim."
Laila, şu an duyabileceği en kötü şeyi duymuştu. Gözlerini sımsıkı kapattı ve kendine içinden lanet okudu.
"Nereden öğrendi peki?" Dedi dişlerinin arasından. Sinirliydi, ama Umay'a değil. Kendine.
"Ben seninle ilgilenirken telefonum stajyerim Bade'deydi. Abim arayınca açıp söylemiş, Laila adında arkadaşı fenalık geçirmiş onunla ilgileniyor diye."
"Böyle öğrenmesini asla istemezdim, tam da seninle konuşmuştuk. Sürpriz yapacaktım ben ona."
Umay gülümsedi, "Biliyorum, pişman olduğun için döndüğünü abim için geldiğini ona sürpriz yapacağını her şeyi bana anlattın zaten. Ben şahidim sonuçta, abime teker teker izah ederim sen merak etme." dedi.
Laila, Umay ona böyle sıcak davrandığı için çok mutlu oluyordu. Sanki uzun yıllardır arkadaşıymış gibi ona destek oluyordu.
"Ne diyeceğimi bilmiyorum, iyi ki tanışmışız seninle. Her şey için teşekkür ederim."
"Rica ederim ne demek. Kapıda bekleyen arkadaşına söyleyeyim girsin içeri, ben de kan tahlil sonuçlarını kontrol edeyim bir sıkıntı yoksa taburcu olabilirsin."
Laila kafasını salladı ve içinden artık kendine gelmesinin vakti olduğunu söyledi. Umay çıktıktan sonra Araf içeri girdi ve kapıyı kapattı.
"Dışarıda bir adam var adı Giray, o bahsettiğin kişi değil mi?"
Laila'nın kalbi güm güm atmaya başladı. Giray bir kaç metre ötesindeydi ve onun için gelmişti. O, Giray'ı terk etmişti ama Giray onun olduğunu duyduğu anda koşup gelmişti.
"Evet Araf, ne konuştunuz?"
Araf, Laila'nın yanındaki refakatçi koltuğuna oturup kollarını birleştirdi.
"Laila içeride mi' dedi, ben de 'siz kimsiniz' dedim o da 'Giray ben eski bir arkadaşıyım' dedi orada anladım zaten. Ben de 'evet içeride konuşmak isterseniz doktorun çıkmasını bekleyin sonra girersiniz' dedim. O da 'yok girmeyeceğim, sadece nasıl onu merak ettim' dedi. Ben iyi olduğunu sadece fenalık geçirip bayıldığını söyledim işte."
Laila, onun içeri girmemesini anlayabiliyordu, kalbi kırıktı ve onu görmek istemiyordu.
"Sonra ne yaptı peki?"
"Ne olduğunu falan sordu ben de bilmiyorum dedim. Sonra zaten doktor çıktı sarıldılar birbirlerine. Sevgili sandım da abi kardeşlermiş. Şu an ne yapıyor bilmiyorum, kapıda bekliyor olabilir."
Laila, ani bir atakla yatağından doğruldu. Serumuna baktı, bitmek üzereydi. Kolundan tutup çekti ve hızlıca çıkarmaya çalıştı. Becerebildikten sonra kapısını açıp etrafına bakındı, Giray arkasını dönmüş gidiyordu.
"Giray," dedi cılız ve korkak bir sesle.
Giray duyduğu ses ile arkasına döndü ve yaklaşık üç metre uzaklığında olan Laila'ya baktı. Bakışları Laila'yı saniyelik bile olsa yakıp kavurmuştu.
Koştu ve bir anda Giray'a sımsıkı sarıldı. Karşılık beklememişti, o da vermemişti zaten. Ama ittirmemişti de.
"Seni çok özledim," dedi Laila ağlamaklı bir ses tonuyla. Giray yine cevap vermedi.
Bir dakikayı aşan bir sarılmanın ardından Giray onu nazikçe ittirdi ve kendinden uzaklaştırdı.
"Gribim, çok yaklaşma. Sen iyi misin, neyin var?" Dedi soğuk ve katı bir tonla.
Laila, Umay'ın ona İstanbul'a onun için geldiğini anlatıp anlamadığını bilmiyordu ama anlattığı halde böyle davranıyorsa işim çok zor diye düşündü.
"Uzun hikaye, iyiyim. Umay sana anlattı mı?"
"Bir şeyler anlatacağını söyledi ama bir şey söyleyemeden gitmek zorunda kaldı. Onun yerine sen anlatabilirsin, kız kardeşimle bir olup neler çevirdiğini."
Laila, Giray'ın kollarından tuttu ve onun gözlerinin içine baktı.
"Bekle, buradan çıkalım. Hepsini anlatacağım."
****
Laila, Braşov'da Giray'ı engelledikten sonra bir kaç gün bile dayanamadan ilk uçak ile geri dönmüştü.
Umay'a ulaşıp buluştuktan sonra, İstanbul'a Giray için geldiğini, ona sürpriz yapıp kalbini tekrardan kazanmak istediğini ama ne yapacağını bilmediğini söylemişti. Umay ise en iyisinin, en kısa sürede abisinin karşısına çıkıp özür dilemesi olduğunu söylemişti.
Beraber ertesi günü için plan kurduklarını, o uyurken eve girip ona sürpriz yapacağını da Giray'a tek tek anlattı.
Giray, Laila'yı tamamen dinledikten sonra derin bir of çekti.
Laila, asıl söylemek istediği kısıma geldi. Hayatı boyunca o kadar sayılı özür dilemişti ki, diline çok zor geliyordu. Ama yaptı. Gerisi ise patır patır döküldü dilinden.
"Giray, özür dilerim. Ben bir an yapamayacağımı düşünüp senden kopmak istedim. Ama yapamadım. Bu kadar kısa süre içerisinde sana bağ geliştiremem diye düşünüyordum, ama hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı. Bir daha seni yarı yolda bırakmayacağım, elimden geleni yapacağım. Bizim için bir şans daha var mı?"
Giray, elindeki katlanmış selpağı bir kez daha açıp burnunu sildi. Artık burnu silinmekten yara olmuştu ama yapacağı bir şey de yoktu.
"Bilmiyorum Laila. Zamana bırakalım, bakalım gerçekten duygularınla mı hareket ediyorsun yoksa yine sonradan vazgeçeceğin kararlardan biri mi. Sana güvenmek zor."
Laila, Giray'ın elini nazikçe tuttu ve gülümsedi.
"Sen benim vazgeçebileceğim bir şey değilmişsin."
****
Laila'nın gönlünü alması gereken birisi daha vardı, Araf.
Onu hastanede bırakıp Giray'la gitmişti. Bir şey söylemeye fırsat bulamamıştı. Şimdi, Araf'ın gönlünü alıp hepsini bir yere toplayıp dörtlü bir buluşmaya ikna etmesi gerekiyordu, yani Laila, Araf, Giray ve Umay'la beraber.
Laila, çantasının gözünden çıkardığı anahtarı aldı ve Araf'ın kapısına geldi. Beraber yaşadıkları zamandan kalan anahtarı geri vermemişti, arada gelip gittiği için anahtar onda da duruyordu.
Evin kapısını açıp ayakkabılarını çıkardı ve Araf'a bakınmaya başladı. Ceketini koltuğun üzerinde görünce evde olduğunu anladı, dış kapıyı kapatıp Araf'ın odasına doğru ilerledi.
Her ihtimale karşı seslendi ama cevap alamadı. İyice merak edince Araf'ın odasına sakince girdi.
Araf üstünü değiştiriyordu ve Laila'nın içeri girdiğini fark edince derin bir nefes aldı. Yine ona bakmamıştı.

"Sana sesleniyorum neden cevap vermiyorsun?" Dedi Laila sitemkar bir tonla.
Araf, yarı çıplak bir şekilde Laila'ya döndü, suratı asıktı.
"Seninle konuşmamız gerek."
Laila, Araf'la ciddi konuşmaktan nefret ederdi. Bu yüzden cırlayarak cevap verdi.
"Ne konuşması yine neye triplendin sen ya?"
Araf çenesini sıktı ve Laila'yı bir anda belinden tutup kendine çekerek yeşil gözlerini ondan ayırmadı.
"Bizim hakkımızda, Laila."
Laila gülmesini engelleyemedi ve sırıttı. Ciddiyetsiz bir şekilde ellerini Araf'ın kollarının üstüne koydu.
"Ben her sevgili yaptığımda kıymete biniyorum ama ayrıldıktan sonra böyle hareketlerini göremiyoruz, Araf bey."
"Tam olarak öyle değil, ama gözümün önünde de başkasıyla aşk yaşamandan hoşlanmıyorum. Gerçi senin ilişkilerine de aşk denirse."
Laila, Araf'ı kendinden uzaklaştırıp ittirerek hafif yükselen siniriyle sesinin tonunu arttırdı.
"Bizim senle aramızda duygusal bir bağ hiçbir zaman olmayacak, evet arkadaş olarak birbirimizi çok seviyor değer veriyor olabiliriz ama, bizim seninle bir geleceğimiz yok Araf. Bırak da en azından başkalarıyla şansımı deneyeyim. Hem bu sefer Giray farklı, diğerleri gibi olmayacak."
Araf alaycı bir şekilde güldü.
"Ne yani illa birini sevmen için sana gelecek vaat ediyor mu olması lazım? Tüm isteğin gerçekten evlenmek yuva kurmak mı Laila?"
"Lafımı başka yerlere çekme evlenmekten bahsetmiyorum."
Laila biraz daha onunla tartışırsa manipülatif bir kova erkeği tarafından bir ton baskıya maruz kalacağı için bu konuşmayı sonlandırmak istedi.
"Her neyse, konu biz değiliz. Senden bir şey rica etmek için geldim."
Araf rahat bir şekilde altını da değiştirip giyinmeye tekrardan devam etti.
"İsteyebilirsin."
"Sen ben, Giray ve kardeşi Umay'la tanışmanı istiyorum. Bu akşam hepimiz bir yerde oturalım vakit geçirelim. Lütfen beni kırma."
Araf yine ani bir duygu değişimi ile Laila'ya gülümsedi, onun elini alıp öptü ve olumlu anlamda kafasını salladı.
"Olur sorun yok, buluşur tanışırız."
****
Umay ve Laila, kuruçeşme taraflarında deniz gören bir üçüncü nesil kahveciden, kahvelerini aldılar ve üst kata çıkıp kendilerine cam kenarında bir yer beğenip hızlıca oturdular.
Umay telaşla telefonuna baktı ve Laila'ya döndü.
"Laila, sana ayıp olmayacaksa benim bir stajyerim var Bade adı. Zaten görmüştün hastanede, aynı zamanda benim yakın arkadaşım sayılır. O da gelse üçümüz otursak sorun olur mu senin için?"
Laila şakayla karışık şekilde, "Beni Giray'a ispikleyen Bade mi?" dedi ve güldü.
Ardından, "Tabii ki gelebilir, zaten bir kaç saate benim yakın arkadaşım Araf da gelecek, Giray da onunla aynı zamanda gelir muhtemelen, kalabalık şekilde otururuz." dedi ve kahvesini pipetiyle karıştırdı.
Umay gülümseyerek telefonunu eline aldı ve karıştırmaya başladı. Aradan geçen bir kaç dakikadan sonra Umay, telefonunu Laila'ya çevirerek bir adamın i********: profilini gösterdi.
"Sence bu adam nasıl? Daha önce bir gece takıldık ama ondan sonra abimle Braşov'a tatile gittiğimiz için iletişimimiz koptu. Şimdi tekrardan istek atmış, ne yapmalıyım?"
Laila, adamın i********: profilini inceledi, "Fena sayılmazmış aslında, eğer hoşlandıysan ve düzgün biriyse neden olmasın?" diyerek arkadaşına destek verdi.
"Genelde tek gece takıldığım adamları engellerim ama ben şehirden ayrıldığım için devamı gelmedi diye düşündüm. Aman her neyse, bunu da engelleyeceğim gerek yok. Zaten o kadar da iyi değildi." Dedi ve kıkırdayarak adamı engelledi. Ardından Laila'ya bakmadan telefonla uğraşarak bir soru sordu.
"Senin oldu mu böyle bir defaya mahsus kaçamakların, yoksa uzun ve ciddi ilişkiden mi yanasın?"
Laila ona doğru tedirgin bir bakış attı ve biraz da gülümseyerek, "Giray'ın kız kardeşine mi yoksa Umay'a mı vermeliyim bu cevabı?" dedi.
Umay küçük bir kahkaha attı ve, "Tabii ki Umay'a! Hem abimin böyle şeylere takılacağını düşünmüyorum, ayrıca benden asla laf çıkmaz, yemin ederim."
Laila gülümsedi, hayatında sadece bir kere tek gecelik bir ilişkisi olmuştu o da berbattı.
Annesinin yanına sürekli gittiği için Rumencesini geliştirmesi gerekiyordu ve kendine özel bir öğretmen tutarak Rumence dersleri almıştı. Hocası, ondan yaşça bir hayli büyüktü ama aşırı derecede karizmatik bir adamdı. Bazı geceleri beraber aralarında duygusal bağ varmışçasına beraber geçirmişlerdi ama cinsel bir şey yaşamamıştı.
En sonunda bir gece beraber olduktan sonra, hocası onu asla aramamış ve ders için buluşma yerlerini kafeler olarak tercih etmeye başlamıştı. Bu Laila'nın gururuna dokunduğu için en sonunda onu her yerden silmiş ve hayatından çıkarmıştı.
Tüm bu aklından geçenleri Umay'a anlatmama kararı aldı, çünkü aklına geldikçe gururu kırılıyordu.
"Tek gecelik ilişkiler bana anlamsız geliyor, uzun süreli, eğlenebildiğim birisiyle genelde takılırdım." diyerek onu geçiştirmeye çalıştı.
O sırada, sade giyimi ve soğuk bakışlarıyla ile dikkat çeken Bade, hızlı adımlarla yanlarına geldi ve Umay'ın yanına oturdu.
"Merhaba, Bade ben," dedi gülümseyerek.
Laila ile tanıştıktan sonra soluklanıp çantasına baktı ve panikle ofladı.
"Allah kahretsin ya, telefonumu abimin arabasında unuttum."
Umay, ona sakin olmasını işaret ederek, "Abinin numarasını ver arayayım, getiriversin."
Bade, panikle numarayı söyledi ve hafif terleyen alnını elinin tersi ile sildi. Umay telefonda Bade'nin abisi ile konuşurken Laila ona döndü ve gülümsedi.
"Saçların ne kadar gür ve sağlıklı duruyor. Benimkiler boyamaktan keçe gibi oldu."
Bade tatlı bir mahcubiyetle ona gülümseyerek karşılık verdi.
"Senin masmavi gözlerinden güzel değiller. Ve kırmızı saçlarınla çok güzel taşıyorsun, genelde bu kadar cırtlak tonları kimseye yakıştıramam ama nazar değmesin."
Aralarında tatlı bir sohbet oluştuktan sonra Laila, Bade biraz büyük durduğu için yaşını sordu ve "22 bitmek üzere" cevabını aldı.
Bir kaç saniye sonra Bade, "Hah abim geldi," diyerek Laila'nın arkasından gelen uzun boylu karizmatik adama işaret etti.

Laila göz ucuyla Bade'nin abisine baktı ve az önce ki tebessüm eden suratı anında yok olmuştu.
Bade'nin abisinin de öyle.
Laila, delirmesi için hayatta karşısına çıkabilecek tüm kombinasyonların üzerinde denendiğini düşündü. Daha az önce aklından geçen Rumence öğretmeni Barış, Bade'nin abisi çıkmıştı.
Umay, ayağa kalkarak Barış ile tokalaştı ve tanıştı. Ardından onu masalarına davet ederek biraz oturup soluklanmasını söyledi.
Tek boş yer olan Laila'nın yanına oturarak Laila'ya baktı.
"Merhaba Barış bey, Laila bende."
Barış hiç bozuntuya vermeyerek Laila'nın elini sıktı ve memnun olduğunu söyledi.
Laila, karşısında oturan Bade ve Umay'a sırasıyla bakarak içinden, "İkinizin de abisiyle yattığım için üzgünüm, gerçekten ben adi biriyim." diye geçirdi.
Barış ise anlamsız bir şekilde onun dediklerini duymuşçasına Laila'ya bakarak gülümsedi. O da durumun komikliğine gülüyordu büyük ihtimalle diye düşündü Laila.
"Siz ne işle meşgulsünüz Barış bey, kız kardeşiniz yakında doktor olacak genelde aileden geçer doktorluk, siz de mi öyle?"
Umay, Barış'a ilgisini belli etmişti ve onu soru yağmuruna tutmaya kararlıydı.
"Yok ben dil öğretmeniyim. Özel ders veriyorum." diyerek yanıtını kısa tuttu Barış.
"Aaa öyle mi, İngilizce mi? Hangi dil?"
"Tabii İngilizce de veriyorum ama tek o değil. Macarca, Yunanca ve Rumence." Barış, bilerek Rumence kısmını bastırarak ve Laila'ya bakarak söylemişti.
Umay, Rumence'yi duyduğu anda ona daha Romanya'yadan yeni geldiklerini, ve Laila ile tanışmalarını anlatmaya başlamıştı. Laila bir an evvel bu adamın buradan gitmesini istiyordu.
Telefonunu aldı ve adamın numarasını bulmak için internetten onu aratıp kendi sitesine girdi. Numarayı bulduktan sonra ona bir sms yolladı.
"Bir an evvel buradan gidersen iyi olur, ayrıca kız kardeşine benden bahsetme lütfen. Rica ediyorum."
Barış'ın telefon bildirimi sesli bir şekilde çaldığında Laila telefonunu bırakmadan Umay'a gülümsedi.
Barış telefonunda bir kaç bir şey yazdıktan sonra ekranını kapatıp çekici bir şekilde Umay'a gülümsedi ve nazikçe gitmek için iznini istedi.
Laila, telefonuna gelen mesaja göz ucuyla baktı.
"Senden bahsedecek derecede bir durum yaşanmadı diye hatırlıyorum. Sorun yok, gidiyorum."
Barış vedalaşmak için elini Laila'ya uzattığında Laila ağlamamak için nefesini tutmuştu. Barış onun gözlerinin içine bakarak elini sanki tüm gücünü kullanarak sıktı.
Tokalaştıktan sonra arkasını dönüp gittiği anda Laila'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Hemen kafasını sola çevirip saçlarıyla yüzünü örttü ve çantasından bir şey arıyormuş gibi yaptı.
Adamın yazdığı mesaj çok zoruna gitmişti, ve kalbini kırmıştı. Onun için bir şey ifade eden birisi asla değildi, ama neden onu hor gördüğüne dair bir fikri de yoktu.
Bade sanki hissederek Laila'nın saçlarına uzandı ve yüzünden çekmeye çalıştı.
"Laila, iyi misin? Ağlıyorsun!"
Umay ne olduğunu anlamayarak Laila'ya baktı ama Laila gülümseyerek onlara döndü.
"Saçmalamayın ne ağlaması, benim gözlerim hep akar, şimdi hapşıracaktım hapşıramadım o yüzden gözlerim yaşardı makyajım akmasın diye telefondan bakarak silmeye çalışıyordum."
Umay ciddi bir şekilde, "Bu kadar uzun bir açıklama yaptığına göre yalan söylüyorsun. Ne oldu Laila?" dedi ve arkadaşına soru sorarcasına göz kırptı.
Laila, yalanını devam ettirmek istedi fakat yemeyeceğini anlamıştı. Farklı bir yalan söyledi.
"Bu aralar çok tuhaf ve kaldıramayacağım şeyler yaşıyorum. Bayıldığım zaman aklıma geldi, tutamadım kendimi."
Umay merakla, "Gerçekten, o zaman ne olduğunu hala söylemedin? Ne oldu da fenalaştın?" dedi ve arkadaşını pür dikkat izlemeye başladı.
Laila, "Geçmiş hayatımda Sharon Tate olduğumu öğrendim." diyemeyeceği için konuyu rafa kaldırarak, "Derin konular, sonradan daha sakin bir ortamda konuşmayı tercih ederim." diyerek kestirip attı.
Umay onu bu sefer sıkıştırmak istemedi ve anlayışla karşılamayı tercih etti. Bade, Umay'a dönerek,
"Umay, abim bence senden hoşlandı. Onu ilk defa böyle gördüm, gözlerini senden alamadı."
Umay dudaklarını büzerek sırıtmasını bastırmaya çalıştı.
"Hoş adam, ama yaş farkımız çok gibi sanki. Ben 27 yaşındayım ama yanımda abim gibi durur. Sence Laila?"
Laila, paniklese de belli etmeyerek, "Kesinlikle, yaşça çok büyük duruyor ve Bade senin abin sonuçta. Yani biraz tuhaf olur gibi." dedi ve onları bu fikirden vazgeçirmeye çalıştı.
"Sen de benim abimle berabersin canım, ne tuhaflığı olacak. Yani bilemedim ben şimdi."
Bade, daha çok Umay'a gaz vererek, "Abimin bu yaşına kadar hiç ciddi bir ilişkisi olmadı, ama seninle çok uyuşacağını düşünüyorum. Kesinlikle benden tam onay." dedi ve yandan örgülü saçlarında elini gezdirdi.
O sırada, Umay telefonuna gelen bir mesaja baktı ve heyecanla kızla döndü. Sesli bir şekilde okumaya başladı.
"Kız kardeşim senin gibi birinin yanında stajyerlik yaptığı için gerçekten çok şanslı. İstersen bir gün ikimiz bir yerde kahve içebiliriz, tabii senin için sorun olmazsa."
Laila içinden eski öğretmenine lanet okudu. Kendisine de.
****
Araf ve Giray, Laila'nın umduğundan daha iyi anlaşmıştı. Bolca sohbet ediyor ve gülüşüyorlardı. Laila kendini biraz kötü hissetse de bu duyguları elinin tersiyle itekleyip moralini iyi tutmaya çalışıyordu.
Laila Giray'a dönerek, "Aramız nasıl?" diye sevimli bir şekilde sordu.
Giray, Laila'nın kabarık saçlarını kulağının önünden çekti ve ona doğru eğildi.
"Bu gece benimle kal, konuşalım düzgünce."
Laila'nın nabzı hızlandı ve mutlu oldu. Giray'ın kahverengi gözlerinin içine bakarak gülümsedi. Kesinlikle bu gece tamamen barışacaklardı.
Laila, ona dokunmak ve tekrardan o unutamadığı anları yaşamak için sabırsızlanıyordu.
"Sende mi kalayım yani?"
Giray muzip bir şekilde yarım ağız gülümsedi ve onu başıyla onayladı.
Ardından geçen yarım saatten sonra yavaştan kalkmaya karar verdiler. Herkes birbirine veda ettikten sonra Araf, Laila'ya dönerek,
"İstersen ben seni bırakayım evlerimiz çok yakın." dedi.
Giray, "Yok Araf sağol, bende kalacak bu gece. Çözmemiz gereken şeyler var." diyerek Laila'ya kolunu attı ve omzundan tutarak yarım şekilde sarıldı.
Araf bozulmuştu ama bunu sadece Laila anlamıştı. Hayatının bu kadar karmaşık olmasından nefret ediyordu, ama bu kadar karmaşıklaştıran kişinin de kendisi olduğunun farkındaydı.
****
Laila ve Giray, arabayla eve giderlerken Giray'ın arabası arıza yapmıştı ve biraz ıssız sayılabilecek bir bölgedelerdi.
Laila, çözüm önerisi sunarak "Araf'ı arayayım yardıma gelsin, olmadı bizi eve bırakır arabaya sonra bakarız."
Giray olumsuz şekilde kafa salladı.
"Yok uğraştırma şimdi adamı, Umay'a haber ederim ben."
Laila tamam anlamında kafasını salladı. Çok tuvaleti vardı ve aynı zamanda susamıştı da. Telefonundan haritalara girip en yakın benzin istasyonuna baktı ve yaklaşık 700 metre ileride gözüküyordu.
"On dakikalık mesafede benzinlik var, oraya gidip geleyim ben çok tuvaletim geldi ve susadım."
Giray etrafına bakındı, "Buralar tenha yerler tek başına gecenin bir saati gitme. Hem yarım saate Umay gelecek zaten dişini sıkamaz mısın?"
Laila ısrarla, "Cidden çok susadım. Hem kısacık mesafe gidip gelirim hemen." dedi ve arabadan indi.
Ardından Giray da arkasından inip arabayı kilitledi.
"Tamam beraber gideriz."
Laila gülümseyerek Giray'ın koluna girdi. Ona yakın davranıyordu ki aralarındaki buzları hızlı bir şekilde eritebilsin.
Bir kaç dakika yürüdükten sonra yol tarifinin gösterdiği yere baktı ve ormanlık hiç de tekin bir yere benzemeyen ıssız bir yolu gösteriyordu. Laila duraksadı. İçinden bir ses oraya girmemesi gerektiğini ona söylüyordu.
"Giray, geri dönelim. Tehlikeli bir yere benziyor, kimse de yok zaten."
Giray, Laila'nın korkusunu pek de önemsemeyerek, "Ne olabilir ben varım yanında korkma. Gel geçelim geldik sayılır zaten." dedi ve Laila'yı ormanlık alana doğru sürükledi.
Laila derin bir nefes alarak onlara nerdeyse tek ışık sağlayan gökyüzündeki aya baktı. Tam dolunaydı.
Ormana adım atar atmaz ağaçların arasından bir gürültü koptu. Laila ve Giray gürültünün kaynağını anlayabilmek için etraflarına baktılar. Hiçbir şey yok gibiydi. Aniden onlara doğru hırsla koşan bir hayvan gözüktü ileriden. Laila korkuyla dona kalırken Giray onun elinden tutup hızlıca oradan uzaklaşmaya çalıştı.
Ama karanlıkta tam olarak seçemedikleri yırtıcı bir hayvan gibi gözüken şey saniyeler içinde yanlarında belirdi ve Laila'ya saldırmak için ağzıyla hamle yaptı.
Giray ayağı ile yakından bakınca anlayabilmişti, bu bir kurttu. Laila'ya hamle yaptığı anda ayağıyla hayvanın ağzına tekmeyle vurdu. Hayvan bir kaç saniye afallar gibi oldu ve Giray'ın gözlerinin içine baktı. Hayvanın siyah gözleri bir anda kırmızıya dönüştü.
Laila o an, o hayvanın normal bir hayvan olmadığını anladı. O, farklı bir varlıktı.
Saniyeler içerisinde hayvan pençelerini Giray'a geçirdi ve boynunu ısıracakken Giray hayvanın kafasını eliyle tutabildi.
Laila korkuyla çığlık atarken hayvanı oradan uzaklaştırmak için etrafına bakındı. İnce uzun bir odunu alıp sert bir şekilde hayvanın kafasına geçirdi fakat bu onu daha da sinirlendirerek Giray'ın ellerinden kafasını kurtarıp boynunu ısırdı.
Laila avazı çıktığı kadar çığlık atıp elindeki sopayı fırlattı ve hayvanı ittirmeye çalıştı.
Hayvana dokunduğu anda sanki elektrik çarpmışa dönen vahşi kurt, korkuyla Giray'ın boynunu bırakıp acıyla uludu. Laila gücünün farkında olmadan elini yumruk halinde sıkıp hayvanın suratına yapıştırdı. Havada sanki bir kırmızı dalga yayılmış, ve değişik bir güçle beraber ona vurmuştu.
Kurt, acılar içinde inleyerek oradan koşarak kaçtı.
Laila, Giray'ın yerde yatan cansız bedenine baktı. Boynu kanlar içindeydi.
Ağlamaya başladı.