Laila uzun süredir içinde hissettiği rahatsızlığı ve yabancılaşmayı bir türlü anlamlandıramıyordu. Bir gün, kendini tarot kartlarına bıraktı ve uzun bir seans yaptı. Korkunç görüntüler, karanlık semboller ve ürpertici hisler beynini istila etti. Laila, bu durumunun ardındaki nedeni anlamak için daha da çaresiz hale geldi.
Birkaç gün sonra, Laila annesi Monica ile konuşurken, içindeki kötülük hakkında bahsetti. "Anlamıyorum, anne. İçimde bir şey var, ama ne olduğunu bilmiyorum. Kötü hissediyorum, ama nedenini anlamıyorum. Neden her zaman kendimi yalnız ve yabancılaşmış hissediyorum?"
Monica:"Ah güzel kızım, derin şeyler yaşıyorsun. Geçmişini kartlar aracılığı ile görmeye başladın, sen özel birisin. Elbette ki bunun sana yansıması can sıkıcı olacaktı."
Laila, annesini de gerçekten ona tamamen inandırmıştı. Çünkü, kartlar aracılığı ile gördüğü şeyleri artık bir başkasına aktarabiliyordu.
Rüyasına gelen kadın ona kendinden bir yetenek bahşedeceğini söylediğinde başta anlamamıştı, fakat sonradan yeteneğini istemeden kullanmıştı.
Bir kaç gün önce
"Ellerimiz bir daha ayrılmayacak, değil mi Laila?"
"Yan yana olduğumuz sürece, evet."
Giray, Laila'nın yüzünü eliyle sıkıp onu avcuna hapsetti. Laila hızlıca onun avuçlarından sıyrıldı.
"Neden seni üç aylık uzak mesafe ilişkisine ikna edemiyorum? Sadece üç ay ayrı kalacağız sonra hep beraberiz."
Laila derin bir iç çekti. Bu konuları konuşmak istemiyordu. Giray Braşov'dan ayrıldığı gün ilişkileri de bitecekti.
"Giray, o kadar basit değil. Ben, kendime güvenmiyorum. Nasıl anlatacağıma emin değilim, ama galiba senin için doğru bir insan değilim."
Giray kaşlarını çattı ve kızgın bir ifadeyle Laila'nın gözlerinin içine baktı. Laila gerildi.
"Beni aldatmaktan mı korkuyorsun? Laila, eskiden ne yaşadın? Bu güvensizliğinin sebebi ne anlat bana. Çözebiliriz..."
Giray'ın Laila'nın laflarına alınmasına rağmen çabalamaya çalışması takdir edilesiydi. Laila'nın gözleri hafifçe dolmuştu ve sakince Giray'ın ellerini tuttu. Gözlerinin içine bakarak içinden ona söylemek istediği ama asla söyleyemeceği şeyleri geçirdi. "Ben tüm sevgililerimi aldattım, iyi bir kadın değilim. Uzak dur benden lütfen, seni sevsem bile zarar veririm."
Giray sanki onu duymuşçasına ellerini birden bıraktı ve, "Şaka mı bu?" diye sesini yükseltti.
"Ne, ne yaptım?"
Giray bir anda bağırmaya başladı, ama kızgınlık bağırması değildi. Yaşadığı şeyin şokuyla bağırıyordu. "Laila, aklından geçenleri duydum. Tüm sevgililerimi aldattım dedin. Yemin ederim duydum! Bu nasıl olur!?"
Laila'nın yüzü utançla kızardı. Giray odanın içinde şaşkınlıkla volta atarken Laila bir anda kalktı ve Giray'a yaklaştı.
"Giray, gözlerimin içine bak. Sana içimden bir cümle daha söyleyeceğim hepsini söyle."
Giray kem küm ederek ne olduğunu anlamadığını söylüyordu. O sırada Laila aklından bir şeyler geçirdi ve Giray yine Laila'nın ellerini hızla bırakıp kahkaha attı.
"Şaka gibi, yemin ederim şaka gibi. Bunu da duydum! Aklındaki ses bana fısıldıyor resmen. Nasıl olabilir bu? Laila, büyüyle mi uğraşıyorsun?"
Laila, "Ne dedim Giray?" diyerek kendini doğrulamaya çalıştı.
"Özür diledin."
Laila'nın kan şekeri iyice düşmüştü ve koltuğa oturup ellerini şakakları arasına aldı.
"Büyüyle ilgili bir durum değil. Otur karşıma sana yaşadığım her şeyi bir bir göstereceğim."
Şimdiki zaman
Laila biraz talihsiz bir şekilde de olsa yaşadığı görüntüleri veya da aklından geçen şeyleri karşısındaki insanın ellerini tutup gözlerinin içine bakarak ve aklından geçirerek söyleyebiliyordu.
Annesine de bu sayede her şeyi gösterebilmişti. Giray ve Monica ona inanıyorlardı, ve ona sonsuz manevi destek sağlıyorlardı.
Laila'nın bir anda telefonu çalınca düşünce akışı dağıldı. Araf arıyordu. Geldiğinden beri sadece bir kaç kez mesajlaşabilmişti. Telefonu açıp yanıtladı.
"Efendim?"
"Laila, napıyorsun?"
"Evdeyim, annemle oturuyoruz. Sen napıyorsun, nasılsın?"
"Ben iyiyim de seni merak ettim görüşemedik. Ne zaman döneceksin, seni çok özledim."
Laila gülümsedi, ve annesinin yanından yavaşça uzaklaştı. Duymasını istemiyordu.
"Bende seni özledim, ama daha dönmeme çok var biliyorsun. Ve sana bir haberim var."
"Ne haberi?"
"Ben biriyle tanıştım, İstanbul'da yaşıyor buraya tatile gelmiş bir turist. Onunla sevgiliyiz galiba."
Araf bıkkınlıkla üfledi.
"Ya hayatım, sen neden sevgili yapmadan duramıyorsun? Yani seni hiç anlayamıyorum bazen."
Laila Araf'ın ona böyle bir tepki göstermesini beklememişti. Biraz üzüldü, ve sakince yanıtladı.
"Niye böyle diyorsun, üzülüyorum. Beni en iyi sen tanıyorsun, ama yine de kalbimi kırmaktan geri kalmıyorsun. Neyse ya kapatıyorum ben, sonra konuşalım."
Laila içine sinmese de telefonu Araf'ın yüzüne kapattı. Kendini kötü hissetmişti. Ama Araf onu bir kere daha aradı. Laila başta açmak istemedi ama, son çalışında cevapladı.
"Ne oldu?"
"Seni kırdıysam özür dilerim. Saçma sapan insanları hayatına alıp üzülme diye tepki gösteriyorum, yoksa her koşulda yanındayım biliyorsun."
"Çok düzgün birisi, ve eğer ben gelene kadar devam ediyor olursak tanıştırırım sizi."
Araf yine gergin bir şekilde konuştu.
"Yok gerek yok o kadarına."
Laila bu sefer sinirlenerek sesini yükseltti.
"Sen bugün ters günündesin belli, ama ben senin kız arkadaşlarınla tanışıyordum biliyorsun değil mi? Hatta yan odadan sesinizi duymuşluğum da vardı."
Araf gülerek konuyu yavaşça kendine çekerek kapatmaya çalıştı.
"Tamam tamam bir şey demedim. Tanışırız canım ne olacak, sen önce gel de bakarız."
Sohbetleri tatlıya bağlandıktan sonra Araf Laila'ya tarolog kadın muhabbetinden sonra hayatında mistik gelişmeler olup olmadığını sordu. Laila ona bazı şeyleri anlatıp bazılarını gelince direkt göstereceğini söyledi. Araf çok merak etmiş ve kafası karışmıştı.
Uzun bir süre daha telefonda konuştuktan sonra kapatıp Laila bir duşa girmeye karar verdi.
Duşta saçlarını suyun altına soktuktan sonra fark etti ki bir gram boya akmıyordu. Saçları artık doğal bir kırmızı olmuştu ama bunun neyden kaynaklandığını henüz çözememişti.
******
Ayrılık günü gelip çatmıştı ve ikisi de birbirlerinin gözlerinin içine hüzünle bakıyordu. Giray biraz olsun umutluydu ondan, ama Laila hala kendine inanmıyordu. Bir ilişkinin içinde nasıl olabileceğine dair bir fikri bile yoktu.
Laila, Giray'ın İstanbul'a dönmesi gerektiğini anlıyor, ama yine de ondan ayrılmak istemiyordu. İlişkilerinin uzaktan yürümesine inanmadığından, Giray'ın gitmesine üzülüyor ve içinde bir boşluk hissediyordu.
Giray da ondan ayrılmak istemiyor, ama gitmek zorunda olduğunu biliyordu ve bu onu düşündürüyordu. Bakışlarında derin bir hüzün ve inançsızlık vardı. Göz temasından kaçıyorlar ve sessizce yan yana duruyorlar, iç dünyaları birbirinden tamamen farklıydı. Bir süre öylece kalmaya devam ettiler ama hiç konuşadılar. Sadece sessizce birbirlerine bakıp, içlerindeki hislerle baş başa kaldılar.
Giray, Laila'nın yanında durdu ve elini sıkıca tuttu. "Seni çok özleyeceğim Laila, ama inan senden bir saniye bile ayrılmak istemiyorum" dedi.
Laila, onun sözlerine gülümseyerek cevap verdi. "Ben de çok özleyeceğim Giray, ama sen İstanbul'a dönüp hayatına devam etmelisin."
Giray, başını eğdi ve "Ama bizim aramızdaki şey bitmiyor, değil mi? İkimiz de biliyoruz ki bu sadece başlangıçtı," dedi. Laila, ondan gözlerini kaçırdığında Giray onu çenesinden tutup kendisine bakmasını sağladı.
"Daha önce kime ne yaptığın umrumda değil, ben sana güvenmeyi tercih ediyorum ve biliyorum ki aramızdaki duygulara sadık kalacaksın. Senden bir söz de istemiyorum. Yanıma geldiğinde her şeyi yüz yüze konuşuruz."
Laila'nın içindeki duygular kabardı ve Giray'ın gözlerinin içine baktı. Gülümsedi.
"İletişimde kalacağız, bakalım uzaktan ilişki nasıl oluyormuş."
Giray duyduğu cümleyle rahatladı ve derin bir oh çekti. Sonunda bunu ona kabul ettirebilmişti. Laila'nın yüzünü avuçlarının içine alıp dudaklarına ufak bir öpücük bıraktı ve fısıldadı.
"İnan bana biz birbirimiz için yaratıldık, seni asla bırakmayacağım."
İkisi de birbirini son kez öpüp kokladı. Giray yanından ayrılıp uçağına doğru gitti. Laila karmaşık duygular içindeydi ve ne yapacağını bilmiyordu. Bir tarafı hayır diyordu yapma, Giray'ı harcama, bir tarafı bir dene belki Giray'a aşık olursun.
Telefonuna Giray'dan gelen mesajı görünce üstüne tıkladı.
"Ben uçağa bindim, şimdi uçak moduna alıyorum. İndikten sonra yazacağım. Aklım ve kalbim seninle."
Laila olduğu yere çömeldi, derin bir nefes aldı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Yine şeytanın tarafını seçti.
Giray'ı her yerden engelledi.
******
1 HAFTA SONRA
Laila, gözlerini açar açmaz havanın güneşli olduğunu fark etti. Yatağında bir kaç esneme hareketi yapıp gerindi.
Yataktan kalkıp bannyoya doğru yöneldi ve yüzünü yıkadı. Su soğuktu, ancak yüzünü canlandırdığını hissedebiliyordu. Sonra makyaj malzemelerini aldı ve yüzüne hafif bir fondöten sürdü. Daha sonra maskarasını, allığını ve kahverengi tonlarındaki rujunu uyguladı.
Gardırobuna doğru yürüyüp güne hangi kıyafetiyle başlayacağına karar verdi. Bugün için rahat ve şık bir kombin seçti. Siyah bir pantolon, üstüne haki yeşili bir straplez korse bluz giydi. Tamamlandıktan sonra, çantasını aldı ve bugünkü planlarına devam etmek için odasından çıktı.
Salondan gelen kahve kokusu canını çektirmişti. Aşağı indikten sonra ona kahve hazırlayan erkeğe bakıp gülümsedi.
"Günaydın, naber?"
Laila Araf'ın yanağına teşekkür anlamında bir öpücük bıraktı ve kahvesini ondan teslim alarak koltuğa yerleşti.
"Günaydın, güzel uyandım bugün. Sen nasılsın?"
"Belli güzel uyandığın süslenmişsin yine. Nereye böyle?"
Laila, kahvesinin tatsız olduğuna karar vererek kalktı ve içine biraz daha beyaz çikolata şurubu koydu.
"Halletmem gereken işlerim var, boşuna mı erken geldim İstanbul'a."
Araf, "Gerçekten beklemiyordum bu kadar erken gelmeni, beni çok şaşırttın." dedi ve kendine ufak bir sandviç hazırlamaya başladı. Ve ona da sordu.
"Sandviç yer misin?"
Laila sandviçi görünce bir an boğazına bir yumru takıldığını hissetti. Gözleri dolar gibi oldu ama hemen toparlandı, ağlamak şu an yapmak isteyeceği en son şeydi. Yaptığı seçimlerin bedelini ödemek zorundaydı.
*****
Bitkinlik, hayal kırıklığı ve tavuk çorbası... Sinüslerinde yayılan iltihabın etkisiyle kızaran gözleri...
Ateş düşürücü ilaçlar işe yaramıştı, ateşi hafiflemişti ama yaklaşık yarım saat üstünden akıttığı sıcak su Giray'ın vücut sıcaklığını tekrar yükseltmeye yetti. Banyodan çıktığında havluyla kısaca kurulandı, eline aldığı bornozu giymeden çıplak bir şekilde banyodan çıktı.
Koridorda kendi odasına doğru yürürken önünden geçtiği aynada üzerinden çıkan buharlara, sıcak suyun ve ateşinin etkisiyle iyice kızarmış suratına baktı. Islak saçlarından damlayan sular önce omuzlarına, oradan da kayıp göğüslerinin arasından, kenarından ince bir iz bırakarak vücuduna akıyordu.
Vücudu o kadar sıcaktı ki, suyun bıraktığı ince iz anında buharlaşıp yok oluyordu. Giray bir tane daha ateş düşürücü almaya karar verdi. Ama önce hemen bir şeyler yemeliydi yoksa ilaçları hazmetmesi imkansızdı, kusacaktı.
Onu bu hale getiren şeyin büyük bir ihtimalle hava değişimi olduğunu düşünüyordu. Braşov'daki serin havaya vücudu hemen alışmıştı fakat tekrardan İstanbul'a dönünce vücudu tepki vererek onu hasta etmişti.
Çıplak bir şekilde salona gitti, tabakta yarım bıraktığı çorbaya bir parça ekmek bandırarak ağzına attı. Hiçbir tat almıyordu, görevini yerine getiren bir asker gibi ikinci ekmek parçasını da çorbayla ıslattı ve ağzına tıktı. Kulakları da basınçla başına ağrı olarak dönüyordu. Korkunç bir halde hissediyordu.
Kapı çaldığında ağzında hâlâ yutmaya çalıştığı lokmayla çırılçıplak salonun ortasındaydı. Yatak odasına fırlayıp üzerine hızla bir atlet ve gri komik bir iç çamaşırı geçirebilmişti. Koridorda kapıya doğru ilerlerken aceleyle pijamasının altını geçirip kapıya vardı.
Kapı deliğinden kimin geldiğine baktı, görünce derin bir oh çekti ve kapıyı açtı.
Siyah saçları, hafif esmer teni ve uzun boylu güzel kız kardeşi Umay, içeri girmeden önce Giray'ın bitkin halini süzdü. Kızarmış yüzü ve baygın bakışları hasta olduğunu ele veriyordu. Giray hoşgeldin demeye bile mecali olmadığı için tekrar salona döndü.
"Abi iyi misin bu halin ne?"
Umay onun kapatmadığı kapıyı ittirip arkasından salona doğru gitti. Gözlerinin önüne gelen kalın telli saçlarını kulak arkasına sıkıştırıp içerisinin sıkıcı sıcağıyla şimdiden bunaldığını hissetti.
"Çok kötü hasta oldum. Hava değişiminden büyük ihtimalle, geçer bir iki güne."
Giray, ekmeğin içini çıkardı ve bir kez daha soğumaya yüz tutmuş çorbasına bandı. Ağzına atıp, tadını alamadığı şeyi çiğnedi.
"Doktora gidelim mi? En azından serum falan takarlar, daha çabuk toparlanırsın."
Giray sıkıntıyla sıcak nefesini verdi. Umay yavaş yavaş terlediğini hissedince kalkıp, camı biraz araladı.
"Yok Umay gerek yok, sadece yatıp dinlenmek istiyorum. Kafamı toparlamak istiyorum, hem psikolojik hem bedensel olarak iyi değilim."
Giray bu çorbanın ekmekle bitmeyeceğine kanaât getirerek hiç kullanmadığı kaşığı çorbaya batırdı.
Kız kardeşi, üzülerek abisine baktı. Bu konuyu açmayı pek de istemiyordu ama, dayanamadı.
"Laila, bir daha geri dönmedi sana değil mi?"
Giray, kız kardeşinin yüzüne bakmadan hızlı bir şekilde yanıtladı.
"Dönmedi, dönmesin de gerek yok. Ben elimden geleni yaptım, ama o beni istemedi."
Umay, "Onunla iletişime geçmemi ister misin? Belki bir açıklaması vardır?" diyerek biraz olsun arabuluculuk yapmak istedi.
"Hayır, asla. O kendi tercihini yaptı, daha fazla zorlamaya gerek yok."
Giray biraz daha bu konuyu kardeşiyle konuşursa dayanamayıp onun gözleri önünde ağlamaktan korktu ve, "Ben odamdayım, biraz dinlenmek istiyorum. Sonra konuşuruz." diyerek oradan kaçarcasına uzaklaştı.
Umay abisinin kalbinin kırıldığını en derinlerinde hissedebiliyordu. Onu bu halde görmek onu çok üzüyordu. Bir şeyler yapmalıyım diye düşündü, telefonunu alıp sosyal medyadan Laila'yı arattı. Bulması çok uzun sürmemişti, hesabına ulaştıktan sonra mesaj kısmına girdi ve ne yazacağını düşünmeye başladı.
Elleri klavyenin üstünde gezinirken aniden klavyesi kapandı ve mesaj isteğini kabul et seçeneği çıktı karşısına. Laila ona tam o anda mesaj atmıştı. Umay'ın kalbi hızla çarpmaya başladı.
"Umay, ben Laila. Braşov'dan. Numaramı atıyorum sana, Giray'ın haberi olmasın lütfen. Gördüğün anda beni arar mısın?"
Umay, abisinin odasından olabildiğince uzaklaştı ve Laila'nın verdiği numarayı hızlıca tuşladı. Telefon bir çalmadan sonra hemen açılmıştı.
"Laila, mesajını gördüm. Umay ben."
"Umay, beni aradığın için çok teşekkür ederim. Sana anlatmam ve konuşmam gereken şeyler var. İstanbul'da mısın?"
Umay gergin bir tonla, "Evet" dedi. Telefondan bile Laila'nın mahcubiyetini hissedebiliyordu.
"O zaman, bir saate kadar buluşabilir miyiz? Ben İstanbul'a geldim."
Umay, Laila'nın İstanbul'da olduğunu duyunca içini tatlı bir sevinç kapladı. Abisinin bunu duyunca çok sevineceğini biliyordu, onlar için bir şans daha vardı.
"Gerçekten mi? Tamam olur buluşalım. Abimi de getireyim mi sürpriz yapmış olursun!"
"Hayır, asla. Giray'ın burda olduğumdan bile haberi olmasın Umay, lütfen."
****
Araf, Laila'nın yokluğunda seri katil belgeselleri izlemeye başlamıştı. Arkadaşı yanında yokken aşırı sarıyor ve vakit geçirmesini sağlıyordu. Jeffrey Dahmer belgeselini yeni bitirmişti ve onun hakkında tüm bilgilere sahipti.
Şimdi Charles Manson belgeseli izlemek istiyordu ve onun için sağlam bir film-belgesel aramaya başladı.
Helter Skelter adlı Charles Manson'ın cinayetlerini anlatan bir film bulduğunda izlemeye karar verdi. Filmi başlatıp kendine yiyecek bir şeyler hazırlamaya başladı.
Film uzundu fakat sıkılacağını düşünmüyordu. Mısır patlattı, içine tuz yerine karamel koydu. Laila bunun iğrenç olduğunu düşünüyordu ama o seviyordu, değişik bir tattı.
Donmuş pizzayı mikrodalgaya atmadan önce üzerine biraz rendelenmiş mozarella ve haşlanmış mısır koydu ve dolaptan mango ice tea çıkartıp büyük bardağa doldurdu.
Laila ile beş altı ay öncesine kadar ev arkadaşıydı ve bu adımları genelde o yapardı. Fakat Araf'ın muhafazakar ailesi onu görmeye sık sık gelmeye başlamıştı ve Laila ile beraber yaşadıklarını fark ettikten sonra aralarında büyük bir kriz çıkmıştı. Laila evleri ayırmaya karar vererek yeni eve çıkmıştı, biraz araları bozulmuştu ama zamanla gönlünü almıştı. Şimdi onu tekrardan kendine taşınması için ikna etmeye çalışıyordu ama Laila sadece laf sokup konuyu kapatıyordu.
Araf, kendine hazırladığı her şeyi koltuğunun üstüne koyup ayaklarını uzattı ve filmi dikkatle izlemeye başladı.
Üç saatlik filmin neredeyse yarısına geldiğinde evinin kapısı sesli bir şekilde vuruldu, Araf irkilerek filmi durdurmadan panikle kapıya doğru yürüdü. Kapı deliğinden baktığında kırmızı saçı gördüğü anda kapıyı açtı. Laila'nın makyajı akmıştı ve rimeli ağlamaktan göz altlarına bulaşmıştı, gözleri hala doluydu. Araf panikle ona baktı.
"İyi misin ne oldu? Geç içeri. Biri bir şey mi yaptı?"
Laila içeri geçtikten sonra Araf'a nazikçe sarıldı. Araf onun başını hafifçe okşadı ve geriye çekilerek ne olduğunu merak eder şekilde tekrardan yüzüne baktı.
"İyiyim, sadece kalp kırıklığı. Önemli bir şey değil, anlatmak istemiyorum."
Araf Laila'nın aşk ilişkileriye ilgilenmeyi pek sevmediğinden sorgulamak da istemedi.
"Tamam madem, anlatmak isteyince anlatırsın. Salona gel, seri katil filmi izliyordum, beraber izleyelim."
Laila onu kafasıyla onaylayıp montunu çıkardı ve astı. Araf'ın arkasından salona girdi ve televizyona göz ucuyla baktı.
Kafasını televizyondan çevirdiği anda tekrardan baktı, fakat bu sefer kitlenmişti. Charles Manson ve müritlerinin Tate-LaBianca cinayetlerini gösteriyordu.
Charles Manson'ı adeta bir mesih gibi gören müritleri, 1969 yılında onun emriyle bir eve girip oradaki tüm insanları öldürün emri almıştı. Ve onu da acımasızca uyguluyorlardı.
Araf, Laila'nın donmuş gibi TV'ye kitlenmesini anlayamamıştı, o da TV'yi dikkatlice izlemeye başladı.
Adı Susan Atkins olan Charles Manson müritlerinden cani kadın, sarışın, 8 buçuk aylık hamile Sharon Tate'i "Sana asla merhamet etmeyeceğim" dedikten sonra 16 defa bıçakladı.
Laila dizlerinin üzerine çöktüğünde Araf "İnanmıyorum!" Diye bağırıyordu.
Laila donmuş gibi hareket edemiyor ve nefes bile alamıyordu. Dizlerinin üstünde yere ellerini koydu ve gözlerini kapattı. Araf'ın şaşkınlık bağırışları kulağını tırmalasa da Laila kadar büyük bir şok yaşamadığı kesindi.
Laila, geçmiş yaşamında ünlü Hollywood yıldızı Sharon Tate idi.
Tüm o vizyonunda gördüğü sarışın kadın oydu. Hatta Araf ile izlediği son film olan Piyanist in yönetmeni ise Roman Polanski idi.
Roman Polanski, Sharon Tate'in 8 buçuk aylık çocuğunun babası, ve kocasıydı.
Tarolog kadın haklıydı