9.AZİZE +18

2922 Kelimeler
Kahverengi iri gözleri yaşla dolu olan düşünceli şekilde etrafa bakan Bade, stresten bıyıkları ve yeni çıkmış siyah sakallarını kaşıyıp duran Giray, durmadan ard arda sigara içen ve bir pakedi açtığı gibi bitiren Araf, alnına sıkı bir şekilde yazma bağlayan, migreninden evde güneş gözlüğü ile oturan Umay, sessizliği birinin bozmasını bekleyerek başını elleri arasına almış, gözleri kapalı şekilde oturan Laila, bugün gördükleri duydukları şeylerin etkisinden henüz çıkamamışlardı. Yanlarına usulca gelen Barış, her şeyden habersiz şekilde onlara bakıp selam verdi. Ama hiç kimse cevap vermemişti. "Gençler, iyi misiniz? Hepinize ne oldu böyle?" Araf, "Sen de bu evin bir bireyisin ve sana da anlatmamız gereken şeyler var. Ama şimdi değil kanka, sonra." diyerek kalın sigarasını küllükte söndürdü ve içine çektiği son nefesi de üfledi. Barış anlayışlı bir şekilde kafasını salladı. Elindeki ilaç kutusunu Umay'a uzattı ve gülümsedi. "İç bunları iyi gelecektir sana. Bir ihtiyacınız olursa ben odamdayım. Sonra hep beraber konuşuruz." Umay ona teşekkür ettikten sonra Barış'ın yanlarından ayrılmasıyla, sessizlik yemini etmiş gibi oturma durumlarından ayrılıp toparlandılar. Konuyu ilk, Laila açtı. "Arkadaşlar, tarolog da 16 bıçak darbesiyle öldürüldü, tıpkı Sharon gibi. Sizce bir tesadüf mü bu?" Bade, "Asla tesadüf değil, bizi buldular, oraya gideceğimizi biliyorlardı." diyerek yaşaran gözlerini silip kuruttu. Giray, "Buna inanması zor ama bazen bazı şeyler açıklanamaz oluyor, henüz hiçbir şeyden emin değiliz." diye yanıtladı. Umay, sessizce dinliyordu. O, tarologun ölümünden sonra kendini kötü hissediyordu ve bunun nedenini tam olarak açıklayamıyordu. Araf, "Belki de bizimle alakası yoktur," dedi. "Ama yine de tedirgin edici bir durum." Laila, sessizce düşüncelere dalıyordu. Tarologun ölümünün bir anlamı olmalıydı. O, kendisiyle ilgili olduğuna inanıyordu ama bunun ne anlama geldiğini bilmiyordu. "Tam da rüyamda gördüğüm varlık bana onun aracılığı ile iletişime geçeceğini söylediği gecenin sabahı, tarologun öldüğünü öğreniyoruz. Hem de aynı şekilde. Bu tabii ki bir tesadüf değil, bir şeyler bizim bir sonra ki adımımıza kadar biliyor." Laila isyankar bir şekilde, hala daha bunun bir tesadüf olduğunu düşünenlere çıkıştı. Bu kadar iyimser olmalarından hoşlanmıyordu. Bade,"Rüyanda ki varlık nasıl bir şeydi?" diyerek ilgili bir şekilde kaşlarını çattı. "Bana benziyordu," dedi Laila, "Kızıl saçlı, kopuk kanatları olan periye benzer bir varlık. Tabii bana sonradan şeytan olduğunu itiraf etti ve beni koruması için boynumdaki bu kolyeyi verdi." Bade neredeyse atlayarak Laila'nın yanına geldi ve boynundaki kolyeye dokunup ucunu inceledi. İçinde semboller olduğu belliydi fakat onu görebilmek için ışık yeterli değildi. Laila'dan kolyeyi boynundan almak için izin isteyip usulca çıkardı ve Umay rahatsız olmasın diye kapattıkları perdeyi hızlıca açıp camın üstünden kolyeyi inceledi. Umay içeri giren ışıkla gözlerini kapatıp duvara doğru dönerken Bade, "Aman allahım!" diye bağırdı. Herkes aynı anda, "Ne, ne oldu?" gibi sorular sordu. Bade, Laila'ya kolyesini tekrardan uzattı. Sevinçli gibiydi. "Laila'yı koruyan ve bu kolyeyi veren varlık, Lilith!" Araf hızla lafa dalarak, "Lilith'i biliyorum ben, cenetten kaçan feministlerin idol aldığı dişi şeytani varlık değil mi? Ama bu bir mitoloji." dedi. Giray da aynı şekilde onu destekleyerek, "Evet bende biliyorum duymuştum. Lilith şimdi gerçek mi yani?" safça bir soru sordu. Umay alakasız şekilde, "Bade şu perdeyi kapatır mısın artık?" diyerek migrenin şiddetinin bu ilginç konunun bile önüne geçtiğini belli etti. Laila, bir anda üstündeki bluzu herkesin içinde çıkardı ve sütyeniyle kaldı. Herkes ona şaşkınca bakarken Laila sol omzunu onlara çevirdi ve dayanamayarak ağlamaya başladı. "Bu gördüğünüz omzundaki dövmem, Lilith sembolüydü. Ergenliğimde anlamını bilmeden yaptırmıştım, sonradan öğrenmiştim." Giray hızla yerinden kalkıp Laila'nın yanına geldi ve ona sımsıkı sarıldı. Laila, her şeyin bu kadar anlamlı ve ona yönelik şekilde dizayn edilmiş olmasını kaldıramamıştı. Tüm taşlar yerine hızlı bir şekilde oturuyordu. Giray, onun boynuna ufak bir öpücük bıraktı ve gözyaşlarını silmesine yardım etti. "Laila, Lilith çok güçlü bir şeytandır. Ona ulaşabilmek, iletişim kurabilmek için o kadar çok çalışma yaptım ki, ama sen rüyalarında iletişim ağını kurmuşsun. Bu çok büyük bir güç. Şimdi onunla, istediğin zaman iletişim kurabilme yolunu bulmamız lazım." Laila, yutkunarak "İşte tarolog ile iletişim kuracağını söyledi bana. Rüyama o kadar sık girmiyor ki. Ve ayağında zincir vardı bu ne anlama geliyor?" diye sordu. Bade derin bir nefes aldı. Anlatmaya başladı. "Lilith, yaratılmış Adem'in ilk karısıydı. Fakat Adem ona erkekliğin daha üstün olduğunu ve ona itaat etmesi gerektiğini söylüyordu. Lilith, ikimiz de aynı şeyden yaratıldık diyerek ona itaat etmeyi reddediyordu. Lilith, bir gün cennetten kaçarak dünyada bir mağaraya sığındı ve her gün cinlerden, şeytanlardan yüzlerce çocuk doğurmaya başladı. Ama Adem o gittiği için çok üzgündü ve yaratıcısına Lilith'i geri istediğini söylüyordu. Tanrı, Lilith'e meleklerini gönderdi ve dedi ki, "Eğer Adem'in yanına dönmezsen doğurduğun tüm çocuklarını öldüreceğim" Lilith Adem'in yanına dönmemekte kararlıydı. Dönmedi de. Fakat Tanrı da dediği gibi her gün yüz çocuğunu öldürüyordu Lilith'in. Ve Adem daha fazla üzülmesin diye de onun kaburga kemiğinden aynı Lilith tasvirinde Havva'yı yarattı. Havva Lilith'in aksine itaatkar bir kadındı. Tabii Lilith dünyada acılar içinde çocuklarının öldürülmesi acısı ile yaşamaya devam etti. Bu hikaye hepimizin bildiği bir mitolojik Lilith hikayesi. Şimdi burda sormamız gereken bir soru var, Laila, neden Lilith tarafından korunuyor? Çünkü, Lilith kendi çocukları öldürüldüğü için insanlara düşmandır. Hatta Türk mitolojsinde alkarısı diye de biliniyor. Yeni doğum yapmış lohusalara musallat gibi hikayeleri bile var. Yani Lilith, insanlardan bu kadar nefret ederken neden bir insanı korumaya çalışıyor?" **** BİR SÜRE ÖNCE BRAŞOV Genç adam, deri eldivenlerini etrafı kolaçan ederek sakince giydi. Cebinden çıkardığı katlanmış kar maskesini de aynı soğukkanlılıkla kafasına geçirdi. Ardından sırt çantasını açtı ve içinden bir gaz maskesi çıkardı. Gaz maskesini taktıktan sonra hazır olduğundan emin oldu. Genç adam, maskesi ve eldivenleriyle sessizce balkonun kenarına tırmandı. Kalın ve sert taşları hissederek ayaklarını sabitledi. Binanın dış cephesine tutunarak, zorlu bir şekilde bir sonraki balkona geçti. Yavaşça balkon kapısına yaklaştı ve kilidi işitmek için kulak kabarttı. Hiçbir ses yoktu. Dikkatle etrafına bakındıktan sonra, özel bir aletle balkon kapısını açtı ve hızla içeri girdi. Kalın perdelerin ardından ışığı hafifçe ayarlayan adam, karanlıkta yavaşça ilerleyerek bir odaya ulaştı. Etrafına dikkatle bakındı ve birkaç adım ilerledi. Yatakta pijamalarıyla yatan Laila, uykusunun derinliklerinde hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. Genç adam sessizce odanın köşesine geçti. Çantasını neredeyse komple kaplayan içinde bazı kimyasallarla karışık kloroform bulunan bayıltıcı gaz bombasını çıkardı ve Laila'ya yakın bir yere yerleştirdi. Yavaşça gaz bombasının ayarını açıp etrafa yayılması için yerinde kımıldamadan dakikalarca bekledi. Odayı sis bulutu gibi kaplayan bayıltıcı gaz, Laila'nın ciğerlerine haince doldu. Laila, hiçbir şeyden habersiz şekilde uykudan baygınlığa doğru geçiş yaptı. Genç adam, Laila'nın tamamen bayıldığına emin olacak kadar süre geçtikten sonra gaz bombasını kapatıp çantasına hızlı şekilde koydu. Odanın kapısını açıp evi sessizce kontrol etti. Laila'nın annesinin uyuduğuna emin olduktan sonra hızlı şekilde Laila'yı kucakladı. Kolayca taşıyabilmek için omzuna aldı. Sessizce odadan çıktı ve koridorda ilerlerken adımlarını mümkün olduğunca hafifletti. Dış kapıya kadar ulaştıktan sonra, kapıyı açarken bile kendi nefesini tuttu. Sonunda dışarı çıkmıştı ve Laila'yı bu sefer hızlıca aracına götürdü. Laila'nın baygın bedeni arka koltukta sessizce yatıyordu. Adam, gaz maskesini yüzünden çıkarıp yan koltuğa attı, dikiz aynasından Laila'yı kontrol ettikten sonra hızlıca arabayı çalıştırıp Monica'nın evinden uzaklaştı. Gecenin karanlığı, sadece aracın farlarından yansıyan ışıkla aydınlanıyordu. Yolun uzunluğu önemli değildi, çünkü yolda sadece bir hedefi vardı: Bran Kalesi. Ara sıra sert virajlar alarak ilerleyen araç, Boğaz Vadisi'ne doğru yaklaşırken yavaşladı. Yolun kenarında yükselen dağlar, kasvetli bir görüntü verirken, manzarayı süsleyen gökyüzündeki ayın ışığı her şeyi aydınlatıyordu. Genç adam, aracını daha da yavaşlatır ve Bran Kalesi'ne yaklaştığında gözleri görevi için gözünü karartmıştı. Aradan geçen yaklaşık yarım saatten sonra genç adam, arabasını bran kalesine yakın bir yerlerde durdurdu ve kimsenin olmadığına emin olduğu bir yerde karar kıldı. Genç adam arabayı durdurduktan sonra sessizce Laila'yı kucaklayarak arabadan indi. Adımlarını hafifletip, karanlık ormanın içinde ilerlemeye başladı. Yol boyunca, ayaklarının altında yaprakların hışıltısı ve gece kuşlarının çırpınışı dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Laila baygındı ve ne olduğunu hala tam olarak anlayamamıştı. Gözlerini açmaya çalışsa da başı dönmüştü ve gözleri sisliydi. Genç adam, Laila'yı kucakladığı gibi, biraz daha ilerleyerek, açık bir alana getirdi. Orada, gökyüzüne yükselen karpat dağları ve etrafı saran orman manzarası karşısında duraklamıştı. Birkaç dakika boyunca sessizce orada bekledi. Ardından genç adam, Laila'yı yavaşça yere bıraktı ve önünde durdu. Laila, karpat dağlarının eteklerinde yerde baygınca yatıyor, ve Barış gözlerini ayırmadan ona bakıyordu. Karşıdan gelen iki silueti görünce, gülümsedi ve yavaşça Laila'nın yanından bir kaç metre ayrıldı. Karşıdan gelen bir kadın ve bir erkek Barış'a zaferle gülümsedi. "Barış, getirmişsin kızı. Mükemmelsin!" Barış soğukkanlı gülümsemesini yüzünden sildi ve tekrardan Laila'nın yanına gelip ona doğru eğildi. "Gerçekten bu kızı şimdi ruhlar kapısı açılana kadar rehin mi tutacaksınız? Şimdi bitirin işini, neden o kadar süre bekliyoruz?" Barış'ın karşısındaki adam Laila'nın önünde çömelip dağılmış kırmızı saçlarını yüzünden çekti. "Şu an bu kızı öldürürsek sadece boşu boşuna cinayet işlemiş oluruz. Aynı Sharon gibi, ritüel ayiniyle ruhunu teslim etmemiz gerekiyor. Yani, 31 ekim cadılar bayramına kadar beklemek zorundayız." Kadın ardından ekledi. "Sharon'ı da müritlerimiz istediğimiz şekilde bize kurban ettiler, fakat ruhu bir şekilde reenkarne olmayı başardı. Bu sefer bu ruhu tamamen ortadan kaldırmamız gerekiyor, yoksa başımıza çok büyük bela açabilir." Barış onaylayarak kafasını salladı. Karşısındaki adam, Laila'nın güzelliğinden etkilenmiş görünüyordu. Saçlarına bir kez daha dokundu. Barış ona, "Çok güzel, değil mi?" diye alaycı şekilde sordu. Adam, kaşlarını çatarak "Evet, Sharon kadar güzel. Yazık olacak." dedi ve sakince düşüncelerine daldı. Genç kadın, yanındaki adama dönerek, "Benim başka bir fikrim var. Barış, beni iyi dinleyin." **** ŞİMDİKİ ZAMAN/ İSTANBUL BİR HAFTA SONRA Laila bilgisayarının başında oturmuş, gözleri ekrana kilitlenmiş durumdaydı. Parmakları hızla klavyenin tuşlarına dokunuyor ve metni dikkatlice çeviriyordu. Laila, on sekizli yaşlardan beri parasını çevirmenlik yaparak sağlıyordu. Normalde üniversitesini arkeoloji bölümünden bitirmişti fakat kendi mesleğini yapabilecek uygun bir pozisyon bulamamıştı ve evden bilgisayarıyla çevirmenlik yaparak iyi bir miktar kazanıyordu. Odanın sessizliği sadece klavyenin tıklamalarıyla bozuluyordu. Saçları dağılmış ve yüzüne konsantre bir ifade yerleşmişti. Karşı koltuğunda bilgisayarla e-ticaret ile uğraşan Araf'ı bile görmüyordu. Arada bir gözlüklerini düzeltiyor ve metnin anlamını tam olarak kavrayabilmek için cümleleri tekrar okuyordu. İşine odaklanmış ve dikkati çevirideki detaylara vermişti. Araf karşısında aynı Laila gibi oturuyordu fakat onun kadar dünyadan soyutlanmamıştı. Araf, en son işinden sıkılıp, bilgisayaranı kapattı ve Laila'ya sarmaya karar verdi. "Giray senin hristiyan olduğunu biliyor mu?" Laila, gözlüğünün üstünden ona saniyelik bir bakış atıp işine geri döndü. "Hayır, neden böyle bir soru sordun?" Araf, sigara pakedine uzandı, "Belki ayrı dinlere sahip olmanızdan dolayı senden soğuyacak ya da istemeyecek bence bir an evvel söylemelisin." içinden bir dal çıkartıp hızlıca yaktı. Laila, hiç bozuntuya vermeden, "Dinimiz ayrı diye benden ayrılacak adamla bırak sevgili olmayı, selam bile vermem. O öyle biri değil, boş konuşma." dedi ve işine devam etti. Araf sırıttı, "Şaka yapıyorum, Umay deistmiş, kız kardeşi inançsızken sevgilisine takması saçma olurdu zaten. Hem siz gerçekten, sevgili misiniz?" diyerek ciddileşti. "Sevgili olmamız için ne gibi kriterlere uymamız gerekiyor say bir bana ona göre sana söyleyeyim." Araf ayağa kalktı ve pencereyi açtı. Asıl sormak istediği, merak ettiği şeyi sordu. "Mesela, beraber oldunuz mu hiç?" Laila yazdığı metni kaydetti ve bilgisayarını kapattı. Alay ederek gülümsedi. "Sanane Araf? Ben sana kiminle yatıyorsun diye soruyor muyum?" Araf da ona karşılık gülümseyerek yavaşça onun yanına geldi ve oturdu. Elini Laila'nın şorttan açıkta kalan bacaklarına koydu. Laila, huzursuzlukla kıpırdanarak yavaşça yerinden kalkıp ona doğru eğildi. Araf, onun huzursuzlanmasına gerildi ve, "Rahatsız oluyorsan yapmam, yapma demen yeterli. Ama senden uzak kalamıyorum Laila." diyerek ona doğru yaklaştı. "Araf, bu sefer farklı diyorum sana yapma artık. " Araf bu sefer pişkin bir şekilde gülümsüyordu. İçinden, onu tutup kucağına çekmek geçmişti fakat salon kapısından gelen ses onu son anda durdurdu. "Laila?" Laila, duyduğu sesin etkisiyle yerinden sıçradı ve kapıya döndü. Giray'ın soru işareti dolu bakışlarıyla, kalbi son hızla atmaya başladı. "Bu çocuğu bir gün öldüreceğim gerçekten, tüm çevirdiğim makaleyi şaka olsun diye tekrar eski haline çevirmiş. İyi ki geldin, yoksa elimde kalacaktı." Laila, aklına bu aniden gelen yalanla Giray'ın asla ama asla Araf'la ne şimdi ne eskiden aralarından bir şeyler geçiyor olma ihtimalinden şüphelenmemesi için onu kötü düşüncelerden uzaklaştırmaya çalıştı. Ama zaten Giray, böyle bir şeyi asla düşünmemişti. "Araf fazla şakacıymış gerçekten. Hem sen, gözlük mü takıyordun ben ona şaşırdım." Laila derin bir nefes vererek Giray'a doğru yürüdü. "Evet, astigmatım var da benim bazı zamanlar kullanıyorum." Araf, ayağa kalkıp kendi bilgisayarını toparladı ve gülümsedi. "Merak etme, çevirdiklerini başka dosyaya aktardım bakarsan görürsün. Küçük bir şakaydı sadece. Ben odama geçiyorum, çıtır Bade gelirse haber edin ona da yapacağım şakalar birikti." Araf, gizli bir şekilde gerginleşen ortamdan hızla ayrıldıktan sonra Laila Giray'a sıkıca sarıldı. Giray, Laila'nın kollarına karşılık verdi ve onu sıkıca sardı. Laila'nın yüzündeki tebessüm Giray'a mutluluk vermişti ve o da gülümsedi. "Sana bir şey soracağım." dedi Laila sakince. "Tabii sor." "Benim annem yabancı biliyorsun babam Türk. Bende annemle büyüdüm ve hristiyan kültürüne sahibim inancım da bu şekilde. Senin için bir sıkıntı yaratır mı bu?" Giray tatlı bir şekilde gülümsemeye devam etti. "Bu tarz şeyler aramızda sorun olamaz ben de çok inançlı biri sayılmam zaten merak etme." Laila ona sevimli bir şekilde gülümsedi. Hayatında karşısına çıkabilecek en doğru adamın çıktığını düşünüyordu, yanılmak da istemiyordu. Aralarındaki bu sevimli anları bölen Laila'nın telefonu oldu. Laila "Pardon," diyerek Giray'dan uzaklaştı ve telefonuna baktı. Annesi Monica arıyordu. "Annem arıyor, garip." dedi telefonu açmadan hemen önce. Giray, "Selam söyle." diyerek gülümsedi ve koltuğa geçip oturdu. "Efendim anne?" Telefondan endişeli ve bir o kadar da tutuk bir ses geldi. "Laila, nasılsın kızım? İyi misin, konuşamıyoruz gittiğinden beri." Laila annesinin panik dolu sesini yatıştırmaya çalışarak, "Anne sakin ol, çok iyiyim hiçbir şeyim yok. Hatta Giray'la beraberiz sana çok selamı var. Ne oldu asıl sen iyi misin?" dedi ve annesinin bu meraklı ve endişeli halinin sebebini sorguladı. "Sende selamımı söyle canım. Aslında garip bir şey oldu, rüyamda tuhaf şeyler gördüm. Seni çok kötü bir durumda gördüm. Vücuduna iki tane simsiyah kocaman yılanlar dolanmıştı ve bir tane daha yılan geride duruyordu sadece izliyordu. Bir erkek vardı yanında yılanlardan seni kurtarmaya çalışıyordu fakat gücü yetmiyordu. Beni biraz etkiledi açıkçası, iyi olduğundan emin olmak istedim bebeğim." Laila annesinin konuşması boyunca tuttuğu nefesini sesli bir şekilde verdi. "Beni kurtarmaya çalışan erkeğin yüzünü gördün mü, nasıl biriydi?" Annesi düşünceli bir şekilde, "Yüzünü asla hatırlamıyorum ama vücudu yapılı uzun boylu bir erkekti." Laila, annesinin endişelerini azaltmak için, "Anladım anne, ama canını sıkmanı gerektiren bir rüya değil kabus görmüşsün. Ben çok iyiyim merak etme." dedi ama kendi içini bir endişe kaplamıştı. Ona saldıran iki yılan ve bir tanesi gerideydi. Üç düşmanı mı vardı? **** Giray, üstündeki onu sıcaktan bunaltan tişörtünü çıkartmaya karar verdi ve eşya dolabının kapağına astı. Kırmızı saçlı güzel sevgilisi Laila, yatakta ona arkası dönük şekilde uzanmıştı ve üstünde sadece iç çamaşıları ile yatıyordu. Giray'ın gözleri Laila'nın hafiften kalçasının arasına girmiş kiloduna kaydı. İçinde yükselen şeylere engel olamayarak Laila'nın yanına uzandı. Laila kıpırdanarak kolunu yastığın altına soktu. Uyumak üzereydi. Giray Laila'nın uyumadan ona tepki vermesi için onun çıplak beline dokundu ve yavaşça elini kalçasına indirdi. Laila hiçbir ses çıkarmadı ama kalçasını Giray'a doğru yavaşça ittirerek cevabını olumlu şekilde hissettirmeye çalıştı. Giray onun kilodunu tek eliyle yavaşça aşağı indirdi, Laila ayaklarının yardımıyla tamamen çıkardı. Ardından eli sütyenine gitti ve sakince kopçasını açıp yere bıraktı. Giray, Laila'nın belinden tutup onu yüz üstü yatar bir pozisyona getirdi. Kendi çamaşırından da hızla kurtulduktan sonra erkekliğini Laila'nın girişine getirdi fakat bir anda fikir değiştirip Laila'yı sırt üstü yatar pozisyona getirdi. Bacaklarını tuttu, kaldırdı ve yüzünü Laila'nın en sıcak yerine getirdi. Laila onun nefesini en hassas yerinde hissedince bacaklarını daha da çok araladı. Giray dudaklarını ona değdirdi ve diliyle dans etmeye başladı. Laila sesinin dışarıdan duyulmaması için yastığı göğüslerinin üstüne koydu ve köşesini dişledi. Giray onun memnun olmasından daha da çok isteklenerek dilini ve dudaklarını ritmik bir şekilde hareket ettirmeye devam etti, biraz süre geçtikten sonra parmaklarını da işin içine katarak Laila'nın derinlerine doğru bastırdı. Laila Giray'ın kafasını kadınlığına doğru daha sert hareket etmesi için bastırdı. Giray dil hareketlerini daha da sertleştirdi ve içinde olan parmağına bir parmağını daha ekledi. Laila, orgazma yaklaşmıştı ve tüm vücudu kan ter içindeydi. Kasıklarını ve ayak parmaklarını sıkarak gelmesini kolaylaştırmaya çalıştı. O sırada Giray vurucu bir darbe yaparak onu emmeye başladı. Laila sanki göğe yükseldiğini hissetti, titremeye başladı. Ayak uçlarına kadar kasıldı. Giray, ani bir hamleyle yüzünü geri çekti ve Laila'nın zevkten ıslanmış bacaklarını kendine çekerek erkekliğini onunla uzun zaman sonra tekrardan buluşturdu. Hırçın ve özlediği belli bir şekilde Laila'nın içinde gidip geliyordu Giray. Laila artık evde duyulacağını önemsemeden sesli bir şekilde inliyordu. Giray'ın boynundan tutup içine girip çıkmasına devam ederken onun dudaklarından da öpmeye başladı Aradan geçen hızlı dakikalardan sonra pozisyon değiştirdiler ve Laila Giray'ın kucağına çıkarak birleşmeye devam ettiler. Laila ona sıkıca sarılmıştı ve hareket etmek istiyordu ama Giray'ın vuruşları ona müsaade etmiyordu bile. Az önce Laila'nın yaşadığı zevkin aynısını Giray tatmaya çok yakındı. Nefes alıp vermesi arttı, ufak ufak iniltiler çıkartıyordu da. Laila ona destek vererek hareketlerinin sertleşmesine yardım etti. Giray ani bir hamleyle Laila'nın içinden çıkmak zorunda kaldı ve gözlerini kapattı. Aynı zevk dalgası onu da sarmıştı, boşalmıştı. Laila derin bir nefes çekerek kendini yatağa attı ve üstünü yorganla örterek gözlerini kapattı. Rahatlamıştı. Giray temizlenip onun yanına geldiğinde Laila'ya gülümseyerek baktı. Yanına uzandı ve yine arkasından sarıldı. "Laila, seni çok seviyorum." Laila bu sefer içi rahat bir şekilde seks sonrasında ilk defa bir erkeğe gerçekten sevgiyle dokundu ve, "Gerçekten bende seni çok seviyorum." dedikten sonra gözünden bir damla yaş geldi. İlk defa kaçmıyordu duygularından, emin davranıyordu. Laila, seslerinin diğerleri tarafından duyulup duyulmadığını düşündü. Araf'ın odası uzaktaydı duymayabilirdi ama Barış'ın odası yakındaydı. Ama o sırada Barış'ın odasının içinde de çok farklı şeyler olmuyordu. Umay, Barış'ın yatağında bacaklarını daha da aralayıp "Barış, hızlan!" diye küçük çığlıklar atıyordu. Barış, Umay'ın kalçasına hızlı hızlı tokatlar atıp en sert şekilde onun içine girip çıkıyordu En sonunda Umay'ın esmer tenini, kalçasını morartmıştı Barış. Umay'ın siyah gür saçlarını kavrayarak köpek pozisyonunda içine girip çıkmaya devam ediyordu. Umay, azgınlığından kirli konuşmalarına devam ediyordu ve en son "Hızlan!" diye bağırdı. İkisi de aynı anda titreye titreye boşaldığında Barış nefesinin düzenlenmesi için yatağa sırt üstü uzandı. Aradan geçen sessiz bir kaç dakikadan sonra Umay çırılçıplak şekilde Barış'ın tam karşısına geçti. Bacaklarını sonuna kadar aralayıp kendiyle oynamaya başladı. Gözlerini ondan ayırmıyordu. Barış, "Umay, bir daha yaparsak belini kıracağım." diyerek tısladı. "Bende onu istiyorumdur belki de. Hadi!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE