10.SAVAŞ ARABASI

2153 Kelimeler
Benim güzel Laila'm, seni tekrardan gördüğüme o kadar mutluyum ki..." Lilith'in şefkatli sözlerinin yerini bir anda hiddet ve öfke aldı. "Aracı olan tarolog kadını katlettiler, seni görmemin tek yolu senin rüyaların artık Laila! Sakın dediklerimin tek bir harfini unutma, seni ben aydınlatacağım." Laila, onu çok kızdırmak istemese de içindeki o soruyu sordu. "Sen, Lilith'sin. Adem'e baş kaldıran, insanoğlundan nefret eden Lilith. Bana neden yardım ediyorsun?" Lilith, tüm heybetiyle Laila'ya yaklaştı ve yine onun yüzünü elleri arasına aldı. Şeytani gözleri mutluluktan parlıyordu. "Tek yapman gereken bu soruyu sormaktı ve yaptın! Laila'm bu sorunun cevabını bulursan ayağımdaki zincirleri kırabilirim. İyi düşün, sana neden yardım ediyorum?" Laila, biraz korkarak yanıtladı. "Beni seçtin ve sana yardım etmemi istiyorsun, değil mi?" Lilith adeta kırılmış gibiydi. Gözlerinde insancıl bir duygu gözüktü. Kırılmıştı. "Hayır." Dedi net bir şekilde. Ardından arkasını döndü ve, "Cevabı bul." dedi. Laila uyandığında yanında Giray'ı göremedi. Yatakta biraz gerinip kalktı ve üstünü giyindi. Yüzüne nemlendirici sürdü ve hafif bir makyaj yapmayı tercih etti. Aşağı arkadaşlarının yanına inmeye karar verdi. Hem rüyasını anlatmak hem de onlarla fikir alışverişinde bulunmak istedi. Sessiz adımlarla salona indiğinde ilk görüş açısında beraber telefondan aynı oyunu oynayan Araf ve Bade vardı. İkisinin yakınlaşmasına engel olamayacağını hissediyordu. Gülümsemeye çalıştı. "Günaydın," Bade kabarık saçlarını kafa hareketiyle arkaya atmaya çalıştı ve gülümseyerek Laila'ya karşılık verdi. "Günaydın, nasılsın?" "İyiyim ama yine bir rüya gördüm. Lilith'i gördüm." Bade merakla telefonu elinden bıraktı ve Laila'ya döndü. Araf sinirle, "Kızım öldük senin yüzünden niye çıkıyorsun oyundan!" diye bağırdı. Bade Araf'ı duymamazlıktan gelerek, "Anlat hemen." dedi. Laila, gördüğü şeyi harfi harfine anlattı. Bade kafası karışmış bir şekilde sorunun cevabını düşündü. Araf, zaten bulamayacağını bildiğinden hiç düşünmedi bile. Laila, sessizlik olunca umutsuzluğa kapılarak Bade'nin yanına oturdu ve ofladı. O sırada bir ses duyuldu. "Ben cevabı sanırım çözdüm." Dedi Barış gülümseyerek. Laila onun dalga geçeceğinden emin bir şekilde, "Kesin çözmüşsündür." dedi ve önüne döndü. Barış, ciddiyetle salonun ortasına geldi ve ellerini cebine soktu. "Lilith, Adem'e itaat etmeyi kabul etmedi ve dünyaya kaçtı. Yüzlerce çocuk doğurdu. Ama Tanrı doğan çocukların hepsini öldürdü. Biri hariç." Laila dona kaldı. Araf telefonu kilitledi ve şokla Barış'a baktı. Bade ise çığlık attı. "Nasıl yani? Lilith'in çocuğu olduğumu mu söylüyorsun? Nasıl, nasıl anladın?" Barış odadaki herkes tarafından pür dikkat dinlenmeye başladı. Yukarıdan inen Umay ve evden içeri giren Giray da bu konuşmaya tanık oldu. "Lilith'in bir çocuğunun ruhu, Lilith'e aşık olan bir seraf sayesinde dünyaya insan şeklinde gönderildi, bu ruh ilk olarak Sharon Tate olarak beden buldu ve Lilith sayesinde üne, şöhrete kavuştu. Fakat bu ruhun insan ruhu olmadığı, Lilith'in kızı olduğu ortaya çıktı. Sharon'ın doğumuna iki hafta kalmıştı, bir de Lilith'in soyu devam edemezdi. Bu yüzden öldürüldü. Ama sen Laila, tekrardan beden bulmayı başardın ve tekrar dünyaya geldin. Ve büyük ihtimalle senden yine haberdarlar ve bir ritüel cinayeti ile yine öldürüleceksin. Çünkü sen Lilith'in kızısın." Laila'nın nefesi kesildi. Gerçekten nefes alamıyordu. Can çekişmeye başladı. Ağzından nefes almaya çalıştı yine olmadı. Barış hariç evdeki herkes ona yardım etmek için koştu ve nefes almaya çalışması için uğraştılar. Laila bir anda etrafa yayılan kırmızı sihirsel bir dalgayla ölmeye çok yakınken ciğerlerini havayla doldurarak son anda ölmekten kurtuldu. Etrafa Laila'dan yayılan kırmızı sihir dalgası ile Giray ve Umay geriye doğru sıçradılar. Araf ve Bade'ye bir zararı olmamıştı, yerlerinde aynı şekilde duruyorlardı. Laila öfkeyle ayağa kalktı. Zihni artık normal insandan iki kat daha hızlıydı. Barış'a dönerek bağırdı. "Bütün bunları bildiğine göre düşmanı çok da uzaklarda aramama gerek yokmuş demek ki. Her şeyi sen planladın. Beni sen öldüreceksin, değil mi?" Barış şoka uğramış gibi herkese sırayla baktı. Tüm oyunculuk yeteneklerini sergilemeye hazırdı. "Saçmalama! Bunları öğrenmek için ölüyordum az daha. Her şeyi tarolog kadından öğrendim, ama ben oradayken kadını öldürmeye geldiler ve zor kaçtım. Canım pahasına bu bilgilere eriştim. Normalde söylemeyecektim sırf bu şekilde davranacağını bildiğim için ama yine de kardeşimi böyle karmaşık ve tehlikeli bir olayın içinde belirsiz bırakmak istemedim." Giray, sakince Laila'nın elini tuttu. Onu sakinleştirmek istiyordu. "Bebeğim, Barış doğru söylüyor olabilir. O da bizim arkadaşımız sonuçta, bu şekilde bilmeden suçlayamayız." Umay da abisine destek vererek, "Barış'ın kötü biri olmadığına eminim, ben yanılmam Laila. İnan bana." dedi. Bade, abisini savunma iç güdüsüyle "Evet Laila, abim asla kötü biri değil. Öyle bir şey olsa ben hissederdim." dedi ama içindeki ses hiç de öyle demiyordu. Araf, soğukkanlı bir şekilde Barış'a döndü, "Peki sen tarolog kadına neden gittin? Neden Laila'nın özel işlerine burnunu sokmayı tercih ettin?" dedikten sonra çenesini sıktı. Barış'tan şüphelenmişti. "Laila ile tanıştığımızdan beri yıldızlarımız barışmadı ve az çok sizin olaylarınıza Bade sayesinde aşinayım. Yardım etmek istedim, ve kendimi kanıtlamak istedim." Laila, Barış'a inanmak istedi. Ama bir tarafı hala ondan nefret ediyordu. "Kendini kanıtlaman gereken daha çok şey olacak Barış, bu şekilde güven sağlayamazsın. Başka bildiğin şey varsa anlat hemen." Barış, yavaşça bir zafer gülümsemesi taktı yüzüne istemsizce. "Aklıma geldikçe anlatırım. Çok konuşamadım zaten kadınla." **** Araf, Laila'yı mutfağa soktuktan sonra kapıyı kapattı. Yüzü düşünceli ve meraklıydı. Laila'ya doğru eğildi ve fısıldadı. "Laila, sen kırmızı bir sihir dalgası yaydığında Giray ve Umay geriye doğru sıçradılar. Barış uzaktaydı ona o yüzden etki etmemiş olabilir ama bana ve Bade'ye etki etmedi. Bunu fark ettin mi?" Laila Araf'la aynı şeye kafası takıldığından mutlu oldu. Gerçekten bunun anlamını çözememişti. "Evet, Giray'a kurt saldırdığında da bu sihir ortaya çıkmıştı ve kurt bu şekilde kaçmıştı. Neden size etki etmedi de Giray ve Umay'a etki etti anlamadım." Araf, Laila'nın ellerini tutarak ona içten bir şekilde baktı. "Laila, üçüne güvenme. Bak sana çok ciddi söylüyorum üçüne de güvenmiyorum. Bade saf hiçbir şeyden haberi yok ama Umay ve Giray'a da dikkat etmek lazım." Laila sinirlenerek Araf'ın ellerini savurdu. "Ne saçmalıyorsun sen, Giray benim sevgilim. Benim için canını tehlikeye attı bana deliler gibi aşık ben de onu seviyorum. Tabii ki ona güveniyorum. Umay zaten içi dışı bir olan bir kız. Burada güvenilmeyecek tek biri var, o da Barış. O kart horoz bir şeyler saklıyor. Ama diğerlerine en az kendim kadar güveniyorum. " Araf tam ağzını açacakken, Laila ekledi. "Tabii sen Bade'ye yanaştığın için onu saf buluyorsun, kıskançlığından Giray'ı kötülüyorsun ama sakın bu konuda yapma Araf. Seni çok sevdiğimi biliyorsun, ama beni tercih yapmak zorunda bırakma." Araf gülümsedi. Dudakları tek çizgi halini almıştı. "Kıskandığım doğru, ama beni hiç kimseye değişemezsin Laila. Bunu unutma." ***** "Umay, müsait misin? Sana bir şey soracaktım da." Bade, gergin bir şekilde Umay'ın odasının önünde durdu. Umay elindeki telefonu bırakıp ona gülümsedi. "Tabii müsaitim, gel hayatım." Bade, içeri geçip odanın kapısını sakince kapattı ve yatağın köşesine rahatsızca oturup düşünceli bir şekilde sordu. "Araf'la Laila, çok yakın arkadaşlar değil mi?" Umay bu sorudan sonra ne geleceğini merak ederek olumlu anlamda kafasını salladı. "Evet öyleler, ne oldu ki?" Bade, gözlerini kaçırdı. "Çok güzel bir arkadaşlıkları var bence de, ama galiba Giray biraz bundan rahatsız oluyor gibi geldi bana." Umay bir anda ciddileşti, gerildi. "Neden böyle düşündün? Abim asla böyle bir duruma gerilecek birisi değil." Bade, hafif bir nefes vererek, "Bugün abimle Giray'ı konuşurken duydum, Araf'ın her şeyi bozacağını falan söylüyorlardı. Galiba Giray ilişkilerinin bozulacağını düşünüyor bu yüzden. Laila ile konuşup uyaralım mı, araları bozulmasın." diyerek söylediği şeylerle Umay'da bir bomba etkisi yarattı. Umay'ın başından aşağı kaynar sular döküldü. Gerginliği dışarıdan görülür hale gelmişti bile. "Ay yok artık!" dedi sinirlenerek. Ve ekledi, "Hiç Laila ile konuşma hayatım, ben önce abime çaktırmadan sorayım öğreneyim öyle bir düşüncesi varsa bile ben onu ikna ederim. Ayrıca Araf senden hoşlanıyor bu çok belli, ne Laila'sı saçmalamasınlar!" Bade utangaç bir şekilde gülümsedi. "Hoşlansaydı şu zamana kadar bir adım atardı, tanışalı iki ay olacak hala arkadaşıymışım gibi dalga geçiyor benimle." Umay, "Şu zamana kadar Araf'ın sevdiğiyle uğraşmaktan zevk aldığını anlayamadın mı gerçekten? Çocuk alay ederek dünyadan zevk alıyor. Görmüyor musun bir seninle bir de Laila ile uğraşıyor sadece. Laila yakın arkadaşı, ama sen yakını değilsin. Bir düşün." diyerek gülümsedi. Bade gülümsedi ve gerçekten heyecanlandı. Araf'tan gerçekten hoşlanıyordu ve içindeki kıpırtılar aynı lise zamanındaki platonik aşkını gördüğünde oluşan şeyler gibiydi. Umay, Bade ile sevimli aşk dolu sohbetini sonlandırdıktan sonra üstünü değiştirip evin verandasına çıkmaya karar verdi. Merdivenlerden indikten sonra önce kendine mutfaktan içecek bir şeyler almaya karar verdi. Sakince mutfağa girdi. Barış, mutfak tezgahının yanında durmuş, kahve fincanını tutarken derin düşüncelere dalmış gibiydi. İçten içe bir şeyler düşünürken kaşları hafifçe çatılmıştı. Umay, sessiz adımlarla mutfak zeminine doğru ilerlerken onun sakinliğini ve dikkatini fark edebiliyordu. Mutfak, hafif bir kahve kokusuyla doluydu. Güneş ışığı, pencereden içeri sızarak odanın her köşesini aydınlatıyordu. Umay, mutfağın sessizliğini kırmak için hafifçe öksürdü. Barış, hızla başını kaldırdı ve Umay'ı fark etti. İkisinin gözleri sıcak bir şekilde buluştu ve bir an için sevimli bir bakışma gerçekleşti. Umay, yüzünde sıcak bir tebessümle Barış'a yaklaştı. "Eee biz şimdi neyiz" dedi Umay şakacı bir tavırla gülerek. Barış onun gülümsemesine aynı şekilde karşılık verdi. "Laila ile aramda neler olduğunu bildiğini biliyorum ve buna rağmen bana güvendiğin için teşekkür ederim. Sen benim için değerlisin, ve eğer istersen bir ilişkiye başlayabiliriz de. Çünkü senden gerçekten çok etkileniyorum." Umay sırıttı. Aralarında haftalardır gergin bir cinsel çekim vardı ve dün gece en sonunda bomba gibi patlayıp kendilerini bir anda yatakta buluvermişlerdi. "İlişki yapılacak bir adam mısın önce bunu gözlemlemem gerekiyor, ve belki de ilk gecemiz olduğu için bu kadar iyiydin ya bundan sonra nasıl olsa sevgiliyiz diye sadece beş dakikada bitirirsen?" İkisi de Umay'ın bu dediğine kahkaha attı. Barış, ukala bir şekilde gülümsedi. "Dün gece çok hazırlıksız yakalandım aslında, hazırlıklı olduğum bir gece odana uğrarsam büyük ihtimalle öğlene doğru uyuyabiliriz." **** İstanbul'un en güzel yerlerinden, boğaza yakın bir otelin restoranında altı kişilik arkadaş grubu ilk defa bu kadar keyifli ve mutlu bir şekilde birbirlerine sorun çıkartmadan vakit geçirebiliyorlardı. Hatta Laila ile Barış şakalaşmaya bile başlamışlardı. Laila, biraz garip hissetse de aralarındaki bu saçma problemin bitmiş olmasına seviniyordu. Barış, otel restoranının barına doğru geçen kızıl saçlı bir kadını hafifçe işaret etti ve hemen Laila'ya döndü. "Şu barın oradaki kızıl saçlı kadını görüyor musunuz, asla Laila'ya yakıştığı gibi yakışmamış." Laila, hem şaşkın hem utangaç bir şekilde gülümsedi. Masadaki herkes Barış'ı onaylayarak Laila'yı daha da utandırdılar. Barış'tan bu şekilde bir iltifat asla beklemiyordu. "Teşekkür ederim çok naziksiniz. Ama Barış, sendeki bu değişimin sebebi ne acaba kafana taş mı düştü?" Barış hiç tereddüt etmeden, "Bade benim bir tanecik kız kardeşim ve onun yakın arkadaşlarını en başta gözümün tutması gerekiyor. Seni de tutmadı. Ama önyargılı davrandığımın farkına vardım ve orta yolu bulmaya çalışıyorum. Merak etme, bundan sonra hep böyle olacak." dedi ve Bade'nin elini tutup öptü. Kız kardeşine çok değer verdiği her halinden belli oluyordu. Masanın ortasında yer alan muhteşem bir yemek sunumu ve göz alıcı renklere sahip meze tabağı vardı. Renkli sebzeler, taze yeşillikler ve çeşitli soslarla süslenmiş, birbirinden lezzetli meze çeşitleri masayı şenlendiriyordu. Laila, gözleri ışıldayan bir şekilde tabaktaki mezelere yaklaştı. Çatalını kullanarak dikkatlice tabağına biraz aldı. Giray, yanında duran balık tabağını inceledi. İnce dilimlenmiş ve özenle marine edilmiş balıklar, taze baharatlarla süslenmiş, gözleri ve damakları şenlendirecek bir görüntü sunuyordu. Barış, et tabağına odaklanmıştı. Özenle pişirilmiş ve mükemmel bir şekilde sunulmuş et parçaları, üzerine dökülen lezzetli soslarla tamamlanıyordu. Barış, çatalını uzatarak eti kesti ve ağzına götürürken lezzetin tadını en çok o çıkarıyordu. Umay, yanında duran sebzeli risotto tabağına göz attı. İnce pirinçler, taze sebzeler ve özenle seçilmiş baharatlarla birleşerek renkli bir görüntü oluşturuyordu. Umay, çatalını alıp risottoyu nazikçe karıştırdıktan sonra tadına baktı. Araf, yemek masasında otururken gözleri istemsizce Bade ve Laila'nın üzerinde dolaşıyordu. Bade'nin masumiyeti ve içtenliği, onda derin bir sempati uyandırıyordu. Gözleri, Bade'nin pürüzsüz yüzünde bir tebessüm yaratmıştı. Ona baktığını fark edince Bade'de ona gülümseyerek tatlı bir tebessümle karşılık verdi. Ancak Laila'nın yanındayken, Araf'ın kalbi farklı bir ritme geçiyordu. Laila onun için bambaşkaydı. Anlamlandıramadığı bir çekim hissediyordu ona karşı. Laila'nın şeytani zekası ve kurnazlığı, onda her zaman bir hayranlık oluşturuyordu. Gözleri, Laila'nın Giray ile konuşurken ettiği o tatlı tebessüme takıldı. Giray'a o kadar güzel bakıyordu ki, içinde büyüyen kıskançlığa engel olmak mümkün değildi. Derin bir nefes aldı ve şampanyasından bir yudum aldı. Bade, Araf'ın eline nazikçe dokunarak, "İyi misin, yüzün kızardı biraz." dedi ve endişeli bir şekilde suratını ekşitti. "İçerisi sıcak olunca alkol çarptı herhalde." diyerek geçiştirdi onu. Araf her zaman böyle dengesiz davranmayı huy haline getirmişti. Laila yalnızken onunla ilgilenmiyor, hatta çekici bulmuyordu fakat hayatına birisi girince bir anda kıymete bindirip onu tekrardan kendine bağlamaya çalışıyordu. Laila, Giray'ın yanağına tatlı bir öpücük bıraktı ve yavaşça oturduğu masadan kalkarak tuvalete gitmek için müsaade istedi. Restoranın barının önünden geçerken gözler anında ona kaymıştı. Kırmızı saçları havalanıyordu, mavi gözleri büyüleyici bir ışıltıyla parlıyordu. Her adımında, etrafında bir büyü oluşturuyor gibiydi. Laila'nın bu durumdan ise egosu okşanıyordu, insanların ona bakıp güzelliğinden etkilenmeleri hayatta alabileceği en büyük zevklerden biriydi. Laila tuvalete girdiği anda içeride aynaya bakarak ağlayan sarışın bir Rus kadın dikkatini çekti. Ağlayarak makyajını düzeltmeye çalışıyordu ama gözyaşları daha da çok mahvediyordu. "Merhaba, iyi misin?" diye sordu Laila sakin bir tonla. Ağlamaktan göz damarları kırmızıya dönmüş olan sarışın ve genç Rus kadın gülümsemeye çalışarak kırık Türkçesi ile "İyi olmaya çalışıyorum." dedi ve biraz daha peçete koparıp yüzünün ıslak yerlerini sildi. "Adınız nedir, ben Laila." Rus kadın ona sağ elini uzatarak, "İrina bende. Memnun oldum." dedi ve Laila ile tokalaştılar. Laila bir saniyelik bir tokalaşmanın ardından elini çekmek istedi fakat İrina bırakmadı. Laila ne olduğunu anlamak istercesine kaşlarını çattı fakat İrina onun koluna sıkıca sarıldı ve kulağına eğildi. "Laila, beni kurtar." ****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE