6. BÖLÜM

2453 Kelimeler
Heyecanla çantasını ve kabanını aldıktan sonra kapıya gitti. Derin bir nefes alıp sevdiği adamı görmek için asıldı kapının koluna. Kapıyı açtı açmasına ama ne olduğunu anlamadan karşısında gördüğüyle bir çığlık attı.  Gözünün morluğu ve ağzından sızan kan ile duruyordu karşısında. Ağzından fısıltı gibi döküldü kelimeler Zümrüt'ün. 'Zeynep! Kim yaptı sana bunu?' - Zeynep kapının pervazına dayanmış kendinden geçmek üzereydi. Zümrüt elindeki çantayı ve kabanı nasıl yere attığını bilmeden hemen arkadaşını kollarına aldı.  Bayılmak üzere olan kızı içeriye nasıl bir güçle taşıdı bilmiyordu ama titreyen bedeni koltuğun üzerine bıraktığında kendisi de titremeye başlamıştı. Ne ara ağlamaya başladı bilmiyordu. Yüzü göz yaşları içinde sırılsıklam olmuştu. Zeynep'in dudaklarının aralanıp bir şey söylemeye çalıştığını görünce hemen kızın dudaklarının dibine eğildi. Kızın dudaklarından dökülen tek kelime 'Su.' olmuştu. Zümrüt ayakkabılarından bir çırpıda kurtulup mutfağa koştu. Elinde bardakla gelip arkadaşının yanına çöktü.  Başını kaldırıp, yavaşça içirmeye çalıştı elindeki suyu. Getirdiği ağrı kesici hapı da dudaklarının arasına koyup yutmasını sağladı. Zeynep başını koltuğa yaslamış uyur vaziyette nefes almakta güçlük çekerek oturuyordu. Zümrüt'ün içi acıyla ve arkadaşına bunu kimin yaptığının endişesiyle burkulsa da şimdi sorgulamanın vakti değildi. Ecza dolabından birkaç ilaç ve pamuk alıp tekrar salona geldi. Kızı yavaş hareketlerle doğrultmaya çalıştı. Zeynep milim hareket etse vücuduna bir acı saplanıyordu. Zümrüt gözlerindeki yaşı silip elindeki pamukla arkadaşının yarasını temizlemeye başladı. Dudağının kenarına değen ilaçlı pamukla acısı artan Zeynep kıvranmaya başladı. 'Şşş tamam canım, biraz sık dişini. Yaranı temizleyeyim.' Zeynep’in bir gözü giderek şişmeye devam ediyordu, neredeyse kapanmak üzereydi. Zümrüt yarayı pansuman edip, önce arkadaşının ayağındaki ayakkabıları çıkardı. Sonra üzerindeki kabanı dikkatli hareketlerle çıkarıp yavaşça koltuğa yatırdı. Hırıltılı şekilde zorla nefes almaya çalışan arkadaşını yaşlı gözlerle izledi. 'Ne oldu böyle Allah'ım, kim yaptı bunu?' diye kendi kendine konuştuğu yerde ağlıyordu. O sırada Altan'ın eve ulaşmak üzere olduğu aklına geldi. Arayıp haber vermek için gözleri bir an telefonunu aradı ama bulamadı. Tabi ya, Zeynep'i o halde görünce elindeki kabanı, çantayı yere fırlatmıştı. Kapıda bıraktıklarını almak için salonun kapısına yürüyordu ki, evin içine kulağını sağır eden bir ses doldu. - Altan ıslık çalarak merdivenleri çıkmaya başladı. Zümrüt kapıyı açınca, Altan önce huzur bulduğu kokuyu hapsedecekti içine, sonra da elinden tutup baba bildiği adamın gururla karşısına çıkaracaktı. Zümrüt'ün oturduğu kata gelmişti ki daha merdivenleri tamamlamadan kızın kapısının açık olduğunu gördü. Son basamakları nasıl çıktığını bilmeden kapıya ulaştığında yerde duran çantayı ve kabanı görünce içinde bir yerler balyoz yemiş gibi un ufak olmuştu. O an yaşadığı korku kelimelerle anlatılamazdı. Bir feryat koptu dilinden. 'Zümrüüüüttt!' Sesi duyan Zümrüt salondan korkuyla çıktı. Karşısında deliye dönmüş adamı görünce ne yapacağını şaşırdı. Altan Zümrüt'ü karşısında görünce bir an kendinden geçmiş gibi kızı kollarının arasına çekti. Dilinden ardı ardına aynı kelimeler dökülüyordu. 'İyisin. İyisin. İyisin.' Sonra kızın yüzünü ellerinin arasına aldı. Korkuyla bakıyordu gözlerinin içine. Dudaklarını sevdiğinin alnına yasladı. 'Ne oldu burada?' Zümrüt parmağını dudağına yasladı. 'Sessiz ol. Bana bir şey olmadı.' Önce gözlerindeki yaşı sildi, sonra parmağını salona doğru uzattı. Altan telaşla salona daldı bu sefer. Koltukta uyuyan, yara bere içinde kalmış kızı görünce bakışlarını soru sorar gibi Zümrüt'e çevirdi. 'Arkadaşım.' dedi Zümrüt de sessizce. 'Ne oldu bilmiyorum. Bu hâlde geldi kapıya.' Altan duyduğu sözler üzerine aklına gelen tek isime yoğunlaştı 'Kenan.' Ama ne alakası vardı ki bu kızla? Her şey beklenirdi o adamdan ya, neyse. 'Hadi hastaneye.' deyip koltukta uyuyan kızı sarsmamaya çalışarak kucağına aldı. Zümrüt adamın kucağında kendinden geçmiş bir vaziyette duran arkadaşının üzerine hemen koltukta duran kabanı örttü. Ne çantasını ne kabanını almayı akıl edemeyerek, Altan'ı takip ettiği yerde kapıdan çıktı. Sadece Zeynep'in çatasını almıştı eline. Arabaya ulaştıklarında Altan Zümrüt'e döndü. 'Cebimde anahtar var. Alıp açar mısın kapıyı?' Zümrüt elini adamın cebine attı. Altan kızın narin ellerini hissedince bedeni bir an donakaldı. Elini hemen çekmesi için dua ediyordu içinden. Zümrüt anahtarı bulunca aceleyle ellerini çekip arabayı açtı. Arka kapıyı da açıp adamın kızı koltuğa bırakmasını bekledi. Ardından hemen kendisi de arkadaşının yanına bindi. Zeynep'in yara bere içinde kalmış ellerini avuçlarının içine aldı. Altan arabaya binmeden önce bedenini silkeleyip kendine gelmeye çalıştı. Ardından telefonunu çıkarıp kulağına götürdü. 'Alo, ustam. Kusura bakma gelemiyoruz bugün.' '***' 'Yok, kötü bir şey olmadı. Daha sonra geliriz inşallah.' '***' 'Tamam ustam, sende kendine iyi bak. İyi akşamlar.' deyip kapadı telefonu. Sonra acele ile arabaya bindi. - Hastanenin önüne geldiklerinde Altan hemen inip, kapının önünde duran görevlilerden bir sedye istedi. Zeynep'i arabadan indirmek için hareketlendiğinde hemşirelerden biri onu durdurdu. 'Neyi var?' 'Darp edilmiş, şu an kendinde değil.' 'Siz durun o zaman.' dedi hemşire kız. 'Kırığı olabilir. Biz hallederiz.' Zümrüt duyduklarıyla daha çok ağlamaya başladı. Altan Zümrüt'ü hemen kollarının arasına aldı. 'Tamam ağlama, bir şeyi yok. Şimdi kontrol ederler, gerekeni yaparlar.' Zümrüt’ün göz yaşları bir türlü durmuyordu. 'Kim yapar Altan bunu? Zeynep kimseye zararı olmayan biri.'  Altan 'Bilmiyorum güzelim. Ama buluruz.' dedi. Sesi öyle boğuk, öyle hissiz çıkmıştı ki.. Bakışlarını çevirdiğinde Zümrüt'ün üzerinde bir şey olmadığını fark etti. 'Sen yine bir şey almamışsın üzerine Zümrüt. Deli ediyorsun beni.' deyip üzerindekini hemen Zümrüt'ün omuzlarına bırakıp tekrar sarıldı. Zümrüt, 'O an aklıma bile gelmedi.' dedi dudaklarını bükerek. Altan dudaklarını kızın mis kokulu saçlarına bastırdı. 'Gel girelim hadi.' Elini kızın beline atmış usul usul buklelerle oynuyordu. İçeriye girdiklerinde Zümrüt hemen arkadaşının başında kağıda notlar alan doktorun yanına ulaştı. Altan'ın kollarından bir çırpıda sıyrılarak konuştu. 'Ciddi bir şeyi var mı?' Adam ağır hareketle kafasını Zümrüt'e çevirdi. 'Çok ciddi bir şeyi olduğunu zannetmiyorum. Bitkin düşmüş. Ama her şeyden emin olmak için röntgene alacağız şimdi.' Zümrüt burnunu çektiği yerde 'Tamam.' deyip salladı başını. Altan Zümrüt'ün elinden tutup 'Bekleme salonuna geçelim. Bize haber verirler.' dediği yerde kızı arkasında sürükleyerek büyük bekleme odasına geçti. 'Kimliği var mı? Kaydını yapıp geleyim.' Zümrüt bir an düşündü. 'Şey, çantası arabada. Oradadır muhtemelen.' Altan, 'Tamam. Ben halledip geliyorum, sen bekle burada güzelim.' dedikten sonra Zümrüt'ün yanından ayrıldı. - Hastane kaydını yaptıktan sonra sinirle telefonuna sarıldı. 'Hakan! Neredesin?' 'Senin evin önündeyim abi, bir şey mi oldu?' 'Sizin beceriksizliğiniz yüzünden olan oldu. Söyle, Zeynep diye birini tanıyor muydun?' 'Evet abi, yengenin arkadaşıymış. Geçen gün iş yerine bıraktım.' Altan kükreyerek devam etti konuşmasına. 'Bundan sonra, Zümrüt'e yakın olan herkesi mercek altına alacaksınız. Kıllarına zarar gelirse sizden bilirim. Canınızı yakarım!' deyip telefonunu kapattı. Zümrüt yirmi dakika kadar bekledikten sonra, Altan gelmeyince ayaklanıp dışarıya doğru ilerledi. Altan kapının önünde durmuş, kulağındaki telefona delirmiş gibi kükrüyordu. Zümrüt adamın sadece son cümlesini duydu. 'Canınızı yakarım!' Altan’ın telefonu kapattığını gördükten sonra hemen yanına gitti. 'Ne oldu? Kiminle konuşuyordun öyle?' Altan bir an ne diyeceğini bilemedi. 'İş ile ilgili bir mesele güzelim. Bir şey yok.' Zümrüt duyduklarıyla tatmin olmasa da ses çıkarmadı. Bekleyecekti. Nasılsa bir gün çıkardı her şeyin kokusu ortaya. - Tekrar bekleme salonuna geçerlerken, Zeynep'in röntgenden çıkarılıp odaya alındığını gördüler. Zümrüt arkadaşının yanına girmeden önce doktordan bir açıklama bekledi. 'Hanımefendinin ciddi bir problemi yok. Kaburgalarının bazılarında çatlak olduğunu tespit ettik. İyileşme sürecinde iyi beslenmesi gerek. Bu gece müşadehe altında tutacağız. Yarın çıkabilirsiniz.' Altan Zümrüt'e 'Sen geç arkadaşının yanına, ben gelirim şimdi.' deyip uzaklaştı. Altan gidince Zümrüt odaya girdi. Zeynep bir gözü kapatılmış halde yatakta yatıyordu. 'İyi misin?' deyip kızın saçlarını okşamaya başladı. Zeynep güçlükle 'evet' der gibi salladı başını. Tam konuşmaya başlayacaktı ki Altan içeri girdi. Elindeki kahve bardağının birini Zümrüt'e uzatıp Zeynep'e 'Nasılsın?' diye sordu. Zeynep bir anda dili çözülmüş gibi konuşmaya başladı. Karşısında duran yakışıklı adama doğru 'Maşşallaaahh!' deyiverdi. Dediği anda Zümrüt öksürmeye başladı. Zeynep lafı hemen değiştirdi. 'Maşallah çok iyiyim.'  Altan 'Bir isteğiniz var mı?' dediği yerde, gülmemek için kendini sıkıyordu. Hemen kanı ısınmıştı hasta yatağında bile eğlenceli olan bu kıza. 'Varsa bir kardeşiniz..' dedi Zeynep muzipçe. Altan yine gülmemek için dudağını ısırıp başını yere eğdi. Zümrüt o sırada aldan mora doğru renk değiştiriyordu. 'Biz gidelim istersen. Maşallah çok iyisin bakıyorum da.' Zeynep şimdi de otuz iki diş sırıtmaya başladı. 'Gidin gidin, grantuvalet giyinmişsiniz. İşiniz vardır.' O an bedenine saplanan acıyla 'Aaayy, annecim ölüyorum.' diye kıvrandı. Zümrüt derin bir 'Ohh.' dedi alayla. Altan o sırada 'Ben dışarıdayım. Sizin konuşacaklarınız vardır.' deyip odadan ayrıldı. Adam odadan çıkar çıkmaz Zeynep yine başladı konuşmaya. 'Düşünceli de, maşallah maşallah tü tü tü.' 'Zeynep sus, inşallah maşallah diye diye öldün zaten.' 'Ne yapayım kızım, adamın karşısında dilinden maşallah lafını düşürmemek lazım. Heykel gibi mübarek.' Zümrüt gülmeye başladı. 'Şu halde bile böylesin ya.' Sonra gülmesi dudaklarında asılı kaldı. Derin bir nefes alıp arkadaşına yanaştı. 'Ne oldu Zeynep?' Zeynep uzun bir süre sustu. Sonra yaşadığının etkisiyle zorla konuşmaya başladı. 'Maaş günümüz bugün. Annemin yanına gidecektim. Hem onun kirasını hem de kendi kiramı ödemek için yarısından fazlasını çekmiştim maaşın. Eve gittiğimde babam, annemden para isteyip, yine terör estiriyordu, içmişti. Elini kaldırdığında anneme vurmasın diye, bir deli cesaretiyle atıldım üstüne doğru.' Zümrüt dilini yutmuş gibi dinliyordu arkadaşını. 'O sırada elinin altına girdim diye bana vurdu. Yere düşünce çantamdaki tüm paralar saçıldı. Paraları görünce hemen yerden toplamaya başladı. Almasını engellemeye çalıştım. 'Tüm param bu kira ödeyeceğim.' dedim. 'Git kimin koynuna giriyorsan o sana para versin, zenginlerle takılıyorsun.' dedi. Hakan bizi işe bıraktığı gün görmüş işte. Ben bağırmaya başlayınca daha çok vurmaya başladı. Bir ara karnımda tekmelerini hissettim.' Anlattığı yerde bir yandan da ağlıyordu. 'Sürünerek nasıl çıktım oradan bilmiyorum. Kendimi taksiye nasıl attığım, senin eve nasıl çıktığım hayal meyal var aklımda. En son bana su verdiğini hatırlıyorum. Gerisi yok.' Zümrüt ağlayarak oturduğu yerden kalktı. Arkadaşının göz yaşlarını sildi. 'Daha önce de yaptı mı bunu?' Zeynep başını salladı. 'Neden hiç anlatmadın? Neden yanında olmama izin vermedin?' 'Nasıl anlatsaydım Zümrüt? Babamdan dayak yiyoruz diyerek kime sığınsaydım? Zaten annem biçare, aldığım üç beş kuruşla düzlüğe çıkıp, onu da almayı planlıyordum yanıma. Yapamadım.' Ağlamaya devam ediyordu. Zümrüt dudaklarını arkadaşının saçlarına bastırdı. O halde bir süre sessizce durdular. 'Nasıl böyle olabiliyorsun, bu kadar güçlü? Bu kadar neşeli.' Zeynep’in dudakları acı bir tebessümle kıvrıldı. 'Elimden başka bir şey gelmiyor. Böyle başa çıkabiliyorum ben de.'  Zümrüt sandalyesini yatağa doğru çekmiş, arkadaşının elini de kendi elinin arasına almış şekilde öylece oturdu. - Zümrüt, Zeynep yarım saat kadar sonra uykuya dalınca Altan'ın yanına gitmek için odadan çıktı. Altan koridordaki sandalyede kollarını birleştirmiş, başını da duvara dayamış bir şekilde uyuyordu. Sessizce yanına oturdu. Altan'ın başını, rahat uyusun diye usulca omuzuna doğru çekti. Altan o esnada kıpırdanarak gözlerini açtı. Zümrüt gülümsedi. 'Affedersin, uyandırmak istemedim.' Altan uykulu gözleriyle gülümsedi. 'Uyandırmadın, kokun gelince burnuma, açayım gözlerimi bir de karşımda göreyim dedim.' Bir elini kızın yüzüne koyup dudaklarına derin bir öpücük bıraktı. Geri çekildiğinde sordu. 'Zeynep nasıl?' 'İyi sanırım, uyuyor şimdi.' 'Bir şey söyledi mi? Kim yapmış?' 'Babası.' diye konuşmaya başladı Zümrüt. Bir bir anlattı olanları. Altan dinlerken yumruklarını sıkıyordu. Bedeninin her bir zerresi gerilerek, sinirle dinledi. En son istemsizce bir küfür savruldu dilinden. - Sabaha kadar bazen uyuklayarak bazen oturarak geçirdiler saatlerini. Altan eve gitmemiş 'Sabah birlikte döneriz. Sen de işe gitmezsin zaten.' deyip Zümrüt'ün yanında beklemişti. Bir ara elinde bir parça tostla gelmiş 'Acıkmışsındır.' dediği halde yememekte ısrar eden kıza elindekini zorla yedirmişti. Sabah hastane çıkış işlemlerini hallettikten sonra arabaya binip yola koyuldular. Altan bir ara marketin önünde durup elinde poşetlerle geri geldi. 'İyi beslenmeniz gerekiyormuş Zeynep Hanım.' dedi sırıtarak. Zümrüt hemen surat astı. 'Ben hallederdim sen niye aldın?' 'Asma güzel suratını, ne var yaptığımda sanki?' Zeynep 'Bakıyorum da eniştem beni kuş sütüyle besleyecek galiba.' dedi muzipçe gülerek. 'Kızım bir sussana sen. Dilini koparırdım valla şu halde olmasan.' Zeynep yine sırıttı. 'Ooo Zümrüt hanımdan atak geldi.' Altan didişen iki kızı gülümseyerek seyretti. Zeynep hâlâ devam ediyordu. 'Eniştem bakıyor işte bana, sen sus Zümrüt. Karışma.' 'Eve almam kız seni. Eniştem deyip duruyor bir de.' Zeynep, 'Aaa ya ne deseydim? Eniştem işte. Öyle değil mi enişte?' dedi Altan'a doğru eğilerek. Altan göğsünü kabartarak 'Öyle tabi.' deyince hepsi birden gülmeye başladılar. - Merdivenleri çıkarken Zeynep hâlâ kendi kendine söyleniyordu. 'İnsan hasta olur falan diye düşünür ama. Şu merdivenleri nasıl çıksın insanlar? Sen de zaten değiştiremedin şu evi.' 'Zeynep sus, valla eve almam seni.' Kapıya ulaştıklarında Zeynep pervaza dayanıp beklemeye başladı. Zümrüt de kızın çantasında kendi evinin anahtarını bulup, kapıyı açtı.  İçeriye girdiklerinde Zümrüt hemen koltuğa temiz çarşaf açıp, yastığı da koyduktan sonra arkadaşını yatırdı. Altan da elindeki poşetleri mutfağa bırakıp yanlarına geldi. 'Ben çıkıyorum. Tekrar geçmiş olsun Zeynep.' 'Teşekkür ederim eniştem.' dedi gülerek. Altan sırıtarak salondan çıktı, Zümrüt de arkasından gitti.  Zümrüt odadan çıkar çıkmaz Altan kolundan çekip dudaklarına yapıştı. Dilleri yeniden istekle buluştu. Adam kızı iyice kendine bastırarak bedenlerini bütünleştirdi. Öpüşlerinin şiddeti giderek artıyordu. Altan, dudaklarını zorla çekerek Zümrüt'ün kulağına yanaştı. 'Bir gün içinde nasıl da özlemişim seni?' Kızın sesi fısıltı gibi çıktı. 'Bende seni çok özlemişim.' Altan, Zümrüt'ün istekle yoğunlaşmış sesini duyduğunda tekrar dudaklarına ulaşmak üzereydi ki içeriden Zeynep'in sesi duyuldu. Odadan çıkan arkadaşı gelmeyince, üzerine bir de uzun bir süre sessizlik olunca çakmıştı Zeynep dışarıda olanları. Sesindeki kahkahanın duyulmaması için çabalayarak konuştu. 'Öhhö öhö öhöö, aay ölüyorum galibaaa!' Kızın sesini duyan Zümrüt ve Altan gülmeye başladı. Altan, 'Bilerek yapıyor.' dedi fısıltıyla. Zümrüt de kafa sallayarak onay verdi. Altan kapıdan çıkmadan önce son bir kez usulca bir öpücük bıraktı Zümrüt'ün dudaklarına. 'Bir ihtiyacınız olursa hemen haber ver. Zaten Hakan aşağıda olacak. Eczaneden alır getirir ilaçları.' 'Ne gerek var, beklemesin.' Altan 'Karışma Zümrüt’üm bekliyor işte.' dedikten sonra dönüp merdivenleri indi. Zümrüt odaya dönünce gülerek Zeynep'in suratına baktı. 'Sen hiç akıllanmazsın.' Zeynep de 'Aa ne yaptım ben be?' diyerek gülmeye başladı. - Altan aşağıya inip Hakan’la konuşmaya başladı. 'Kızın adı Zeynep Uzel koçum. Babasının adı Mesut. Nerededir, kimdir hemen öğrenip haber verin. Ben şirkete geçiyorum. Gürkanlara söyle halletsinler. Sen burada kal. Şunları da eczaneden alıp yukarıya çıkarırsın olur mu?' deyip reçeteyi verdi. Hakan ‘Tamam abi, buralar bana emanet. Merak etme sen.’ dedikten sonra da arabasına bindi. - Günün yarısından fazlasını şirkette işlerle uğraşarak geçirmişti. Aklı dağılsın diye iyice gömülmüştü planların içine. Elinde kalemle oynadığı sırada telefonu çaldı. Hemen açtı. 'Söyle Gürkan.' 'Abi adam Tarlabaşı'nda oturuyormuş. İnşaat işçisi. Çok içtiğini söylüyorlar ama bazen de mal alırmış sağdan soldan. Reyhanlı diye bir kıraathane de olurmuş genelde.' Altan 'Tamam koçum sağ ol.' deyip kapadı telefonu. Şirketten çıkıp bir saat içinde adamın olduğu yere ulaştı. Gözleri kısa bir süre sokaklar arasında kıraathaneyi aradı. Bulunca bir hışım indi arabadan. Mahalleye gelen fiyakalı aracı görenlerin bazıları pencereye çıkmıştı. Kahvede de durum aynıydı. İçeriye giren adamı gören mekan sahibi Altan'ın yanına geldi. 'Hoş geldin Beyim. Ne istediydin?' Altan 'Mesut Uzel hanginiz?' diye kükredi. Bir anda tüm gözler köşedeki masada gündüz vakti demlenen adama çevrildi. Altan'ın attığı her adım yeri inletiyordu. İçerideki herkes nefeslerini tutmuş olanı izliyordu. Kimseden çıt ses çıkmadı. Altan adamı yakasından tuttuğu gibi ayağa kaldırdı. Zaten sersemlemiş olan adam içkinin peltekleştirdiği diliyle konuşmaya başladı. 'Nee oooluyo bee?' 'Sen misin lan Zeynep'in babası?' 'Hee benim. Sende yeni pezevengi misin?' Adam ne olduğunu anlamadan yüzünde hissettiği yumrukla yere yığıldı. Altan adamın başına çökerek 'Sen o kızı o hale getirdin ya, Zümrüt'ün gözünden o yaşların dökülmesine sebep oldun ya.' deyip bir yumruk daha attı. 'Bir daha aynı şeyi yaparsan seni yaşatmam.' Belindeki silahı çekip adamın kafasına dayadı. 'O kıza pisliğin bulaşacak olursa seni yaşatmam.' diyerek bağırdı. - Şimdi Zümrüt'ün göz yaşlarına sebep olduğu için öfkesini bu adamdan çıkarmıştı, ama biliyordu ki sevdiğinin acıyla akıttığı göz yaşlarının en büyük mimarı kendisi olacaktı. ********* Umarım bölümü beğenmişsinizdir, yorumlarınızı çok merak ediyorum ve bekliyorum Sevgiyle kalın ❤
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE