7. BÖLÜM

2718 Kelimeler
Şimdi Zümrüt'ün göz yaşlarına sebep olduğu için öfkesini bu adamdan çıkarmıştı, ama biliyordu ki sevdiğinin acıyla akıttığı göz yaşlarının en büyük mimarı kendisi olacaktı. - Altan geldiği hiddetle çıkarken içeridekilere göz dağı vermeyi de ihmal etmedi. 'Gözüm bu mahallede olacak. Birinizden bu şerefsizin yaptığı gibi bir şey duyarsam, bundan daha beter yaparım!' Sonra kapıyı sertçe çekip çıktı. İçeridekilerden kimi yerde debelenen adamı kaldırmak için yanına gitse de büyük çoğunluğu kılını kıpırdatmamıştı. Tabi bunda Altan'ın adamın kafasına dayadığı silah ve ettiği tehdidin payı büyüktü. Çok geçmeden birkaç dakika içinde herkes kaldığı yerden hiçbir şey olmamış gibi gününe devam etti. - Orta yaşlı adam iki saat kadar sonra yalpalayarak çıktı kıraathaneden. Evine ulaşmak için dar sokaklardan birine sapmıştı ki büyük gri bir araba yanında yavaşlayarak durdu.  Şoför koltuğundaki adam kafasını uzattı. 'Mesut sen misin?' Adam boş gözlerle bakıp cevap vermeden duvara dayanarak yoluna devam etti. Adam tekrar 'Sana Mesut sen misin dedim!' diye bağırdı.  Mesut ağır ağır kafasını çevirdi. 'Hee benim, yine ne var be?'  'Bin arabaya, abim bekliyor.'  'Hadi git işine, uğraşma benimle.' Şoför yine 'Bin dedim!' diye bağırınca adam, Mesut da korkudan titreyen ağır adımlarıyla arabaya bindi. Karşısında oturan 50 yaşlarında, kır saçlı kodaman adamı görünce şaşırdı. Biraz önceki adam değildi bu. Bir deli cesaretiyle sesini yükseltti. 'Ne istedin?'  Kenan bağırdı. 'Kes sesini! Beni dinle.' Ardından 'Kimdi o yanına gelen adam?' diye sordu.  Mesur titriyordu. 'Valla beyim tanımam etmem.'  'Niye sinirlenmiş sana? Dedi mi?'  'Benim kızın oynaşı herhalde, beni tehdit etmeye gelmiş şerefsiz. Ben ayık olacaktım ki öldüreyim onu.'  Kenan pis pis sırıtarak devam etti konuşmaya. 'Zümrüt mü kızın?'  'Yoook! O benimkinin arkadaşı. Benim kız Zeynep.' Kenan cebinden çıkardığı para zarfını adamın önüne fırlattı. 'Bir gün işime yarayacaksın. Ayık gez.'  Mesut parayı görünce önüne kemik atılan köpek gibi sevindi. 'Sağolasın beyim.' deyip öpmek için adamın eline davrandı. Ama adamın sert bakışlarını görünce kalktığı gibi oturdu yerine.  Kenan tekrar konuşmaya başladı. 'Akıllı olursan daha çok alırsın. Gözüm üzerinde olacak. Kimseye benden bahsetmeyeceksin.'  Mesut para lafını duyunca, sevinçten tükürükler saçarak konuşmaya başladı. 'Tamam beyim. Ne dersen yaparım. Ağzımı açmam.'  Kenan adamdan tarafa bakmadan konuştu. 'İn şimdi.'  Paranın köpeği olan Mesut, Kenan'ın lafını ikiletmeden dediğini yaptı. - Altan sinirden kasılmış bedeniyle direksiyonu parmaklarının arasında sıkıyordu. Rahatlamak için derin nefesler almaya çalıştı. Yirmi dakika kadar yol gittikten sonra sahil yolundayken arabasını sağa çekti. Paltosunun iç cebinden telefonunu çıkarıp Zümrüt'ü aradı. 'Alo, elalım.'  'Efendim.' dedi karşıdaki ses cilveyle. Altan gülümsedi. 'Sesini duymak istedim. Nasılsınız? Bir ihtiyacınız var mı?'  'Yok aşkım ya, ne ihtiyacımız olsun. O kadar fazla şey almışsın ki. Hakan da ilaçları getirdi zaten.'  Adam kızdan duyduğu 'aşkım' lafıyla sırıtmaya başladı. 'Ne dedin sen?'  'Ne dedim?'  'Aşkım dedin.'  'Aa ben mi? Yoo, aşkım falan demedim.'  'Dedin.'  'Hayır demedim.'  Kız hayır diye diretirken Altan güldü. 'Neyse güzelim, ben Dursun ustaya gidiyorum. Bir ihtiyacınız olursa ara tamam mı?'  'Olur ararım da, gidemedik yanına ayıp oldu adama da Altan.'  'Yok güzelim, haber vermiştim ben. Başka zaman gideriz.'  Zümrüt oturduğu yerde kafasını salladı. 'Tamam. Kapatıyorum o zaman şimdi, öptüm.'  'Öptüm.' dedi Altan da içi giderek. Telefonu kapattıktan sonra da yüzündeki gülümseme hâlâ duruyordu. 'Öptüm diyen dilini sevdiğim.' diye iç çekerken arabayı tekrar çalıştırdı. - Zümrüt telefonu kapattıktan sonra cırladı. 'Aayy öptüm dedim.'  Zeynep güldü. 'Hı hı dedin. Aşkım da demiştin zaten.'  Zümrüt 'Ayıp olmuş mudur?' diye safça sordu.  Zeynep'in eline böyle fırsatlar vermemesi gerektiğini öğrenememişti. Zeynep muzipçe sırıttı. 'Çok ayıp oldu bence.'  'Yaaa deme! Ne yapsam?' Elini alnına koymuş evin içinde volta atıyordu. 'Ne yapsamı var mı Zümrüt ya? Kızım saf mısın salak mısın anlamıyorum. Adam sevgilin, ya ne diyecektin?'  'Ama o bana hiç söylemedi daha ondan şey ettim.'  'Şey etme Zümrüt, şey etme. Sen demezsen, o demezse kim diyecek? Ben mi?'  'Off tamam, cırlama hemen. Hastasın sen yat zıbar.'  'Hemen sıkışınca yat zıbar. Bir daha akıl istersin sen benden, hıh.' Omuzlarını silkip iyice yattığı yere gömüldü.  Zümrüt 'Bir de trip atıyor, haspam.' diyerek arkadaşının yanına sokuldu. İki arkadaş sevimli didişmelerine kaldıkları yerden devam ettiler. - 'De bakayum, niye gelmedunuz gelunlen?'  'Zümrüt'ün bir arkadaşını hastaneye götürdük ustam. Zeynep adı.' O sırada eliyle ayıkladığı balıktan bir parça ağzına attı.  Dursun usta merakla 'Ha ne olmiş ki, hasta midur?' diye sordu.  'Yok hasta değil de, babası olacak şerefsiz dövmüş kızı.'  'Demaa, vay itun doğurduği. Neymiş derdi?'  'Para' dedi Altan. 'Kızın annesinden para istiyormuş ayyaş. Kız da annesine zarar vermesin diye araya girince..' olayın devamını getirmedi. 'Hangi insan evladı para için çocuğuna bunu yapar ustam. Kız nefes alamıyordu gittiğimde. Zümrüt korkmuş, tir tir titriyordu.'  'İnsan evladu deyisun oğlum. İnsan evladu yapmaz.'  Altan da dışarıya dertli bir nefes verdi. 'Yapmaz.'  'Ama, anasunun sütünlan adam olmayana sığır ne etsun?' dedi kır saçlı adam sırıtarak. Altan'ın dudaklarının kenarı kıvrılırken gülmemek için zor tuttu kendini. 'Çok yaşa sen babam ya, şu halde de güldürdün ya.'  Dursun 'Allah gülüşünü eksik etmesun uşağum.' deyip Altan'ın sırtını sıvazladı. 'De hayde ye baluğuni. Amma bir daha gelunlen gelmezsan sofra kurmam bilesun.'  'Tamam ustam ya geliriz. Dert ettiğin şeye bak. Zeynep Zümrüt'ün yanında kalıyor şimdi. O iyileşsin hemen getiririm.'  Dursun 'Tamamdur. Hayde afiyet olsun.' dediği yerde dizlerini tutarak masadan kalktı. Altan yemeğini bitirdikten sonra, ilk iş sevdiğini ziyaret edip öyle geçecekti evine. Daha sabah gördüğü kızı öyle özlemişti ki, sevdası burnunda tütüyordu. Hemen yemeğini bitirmek için acele ile lokmaları atmaya başladı ağzına. Tezgahın başından kendine bağıran sesi duydu. 'Yavaş ye boğulacasun. Kız kaçmayiii.' - Zeynep arkadaşını canından bezdirmeye kararlı bir şekilde oturduğu yerden mutfakta olan kıza seslendi. 'Zümrüüüüütttt'  Sesi duyan kız elindeki köpükleri silkeleyip 'Allah'ım yine mi?' diyerek suratını astı. İçerde koltuğa sere serpe oturmuş arkadaşının yanına gitti.  'Söyle güzel arkadaşım, söyle canııımmm. Yine ne oldu?'  Zeynep içinden kıs kıs güldü. 'Eniştemin aldığı mandalinalardan soy da yiyelim. Can oluurr, kan olur bana.' Zümrüt yorulmuş vaziyette ayaklarını sürüye sürüye mutfağa gitti, arada söylenmeyi de ihmal etmiyordu. 'Enişten kadar taş düşsün başına. Yok ya, valla hasta falan değil bu. Can, kan olacakmış, canın çıkmasın.'  Sonra içerde cırlayan Zeynep'in sesini duydu, 'Duyuyorum, duyuyoruumm, ayıp be.' - Zümrüt bezmiş vaziyette iki mandalinayı soyup kızın önüne bıraktı.  Zeynep sevimli sevimli sırıttı. 'Çok teşekkür ederiim. Kankaların şahı.' O sırada ağzına iki dilim attı. Bir parça da eline alıp gıcık verir gibi Zümrüt'e uzattı.  'Yör mösön?'  Zümrüt gülmemeye çalışarak 'Yömöm.' dedi. Ardından parmağını arkadaşına doğru sallamaya başladı. 'Bana bak. Mutfaktayım, biraz işim kaldı. Sesini duymayayım Zeynep. Yeter bezdim, aaaa.'  Zeynep gözlerini devirip, suratını astı. 'Tamam be, sana da iki dakika hasta nazı yapamadık.'  Zümrüt de 'Yok canııım hiç yapamadın, yazık.' diye mırıldandığı yerde tekrar mutfağa döndü. On dakika geçmemişti ki içeriden gelen sesi duyunca kafasını ellerinin arasına aldı. 'Züüümmrüüüttt!'  Zümrüt salonun kapısına gidip 'Söyle canım.' dedi sevimlilikten uzak bir ses tonu ile.  'Mısır mı patlatsan ya, film izlerdik.'  'Zeynep. Canım. Canım arkadaşım. Mide fesadı geçireceksin ya. Yemediğin şey kalmadı.'  Zeynep 'Sen benim lokmalarımı mı sayıyorsun?' diye yapmacık bir üzüntü ile dudaklarını büktü.  Zümrüt 'Tamam güzelim patlatırım. Mısır da patlatırım, kendi kafamı da.' diyerek, arkasında zevkten dört köşe olmuş kızı bıraktığı yerde yeniden mutfağa döndü. Tencereye yağı koyup, ateşe bıraktı. Yağ ısındıktan sonra mısırları da döküp, beklemeye başladı. Mısırları patlarken izlemeyi oldum olası sevmişti.  Mısırlar tam cızırdayıp birkaç tanesi patlamıştı ki kapının çaldığını duydu. Üzerinde mutfak önlüğü ile kapıyı açmaya gitti. - Zili çalıp kapıda sabırsızlıkla bekleyen Altan kapı açılınca karşısında mutfak önlüğü ile duran, saçını ev topuzu yapmış kızı görünce gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.  'Gülmee!' diye çıkıştı Zümrüt.  Altan içeriye girip kızı kendine doğru çekti. 'Ne güzel olmuşsun sen böyle. Benim mutfağımda da bu halde dolaşacak mısın bakalım?'  Kızın duyduklarıyla keyfi yerine gelmiş sırıtmaya başlamıştı. 'Bilmem, dolaşır mıyım?'  'Dolaşırsın, dolaşırsın.' Adam tam kızın boynuna uzanmıştı ki Zümrüt'ten bir çığlık koptu.  'Mısırlaarr!' Altan'ın kolundan nasıl sıyrıldı, mutfağa nasıl koştu bilemedi. Tencereyi görünce, 'Ööff' diyerek burnunu tuttu. 'Yandı yaa.'  Altan da kızın ardından mutfağa geldi. 'Beceriksiz miyiz ne biraz?'  Zümrüt 'Ne beceriksizliği acaba, sen beni kapıda oyalayınca unutuverdim işte.' dedi dudaklarını bükerek. Ardından altı yanmış tencereyi balkona çıkardı.  İçeriye tekrar girdiği sırada Altan kolundan çekip kızı yanına yaklaştırdı. Mutfak masasının kenarına dayanmış oturuyordu. Zümrüt de adamın iki bacağının arasındaydı şu an. Kıza, 'Oyalayayım mı biraz daha?' diyerek göz kırptı.  Zümrüt elini göğsünün üzerine götürdü. 'Ay yapma şunu, valla kalbim duracak.'  Altan sırıttı. 'Neyi yapmayayım?'  'Konuşma böyle, göz de kırpma. Dayanamıyorum.'  Altan bu sefer genişçe gülümsedi. 'Öyle miii?'  Adamın gülümsemesiyle Zümrüt bir kez daha kendinden geçti. 'Öyle.' dedi cilveli cilveli.  Altan 'Ben de sana dayanamıyorum.' diyerek kızın dudaklarına uzandı. Birbirlerine nefes olmuş, birbirlerinin sıcaklığında kaybolmuşken yine Zeynep'in sesi duyuldu. 'Zümrüüt. Mısırlar nerede?'  'Zıkkımın dibinde. Yemin ediyorum çocuğumuz olsa bu kadar rahatsız etmez anne, baba diye. Sabah da aynısını yaptı.'  Altan gülümsediği yerde 'Neler düşünmüşüz böyle. Çocuğumuz olmuş da bizi rahatsız etmesi kalmış.' deyip muzip bir şekilde göz kırptı.  Zümrüt utandı. 'Ne düşünmesi, öyle lafın gelişi dedim ben.'  Altan hala gülümsemesi yüzünde asılı kalmış vaziyette kıza bakıyordu. 'Lafın gelişi de olur. Zamanı da gelir.'  Zümrüt bunun üzerine eli ayağına dolaşmış vaziyette 'Ben bir şuna bakayım.' deyip koşarak mutfaktan çıktı. Salona girip arkadaşına baktı. 'Mısır falan yok Zeynep. Yandı, tekrar yapamam.'  'Niye yandı? Beceriksiz misin sen?'  O sırada Altan içeri girdi. 'Bende aynısını dedim baldız.' dediği yerde iki kişilik koltuğa geçip ayağının birini, öteki dizinin üzerine atıp arkasına yaslandı.  Zeynep ağzında geveleyerek bir şeyler söylüyordu. 'Şimdi anlaşıldı mısırların neden yandığı.' Ardından Altan’la birlikte gülmeye başladılar.  Zümrüt sinirle 'Şunlara bak ya. İkisi bir olup beni atıyorlar.' deyip salondan çıktı. Zümrüt çıktıktan sonra, Altan Zeynep'e dönüp 'Daha iyi misin?' diye sordu.  Zeynep mahcupça başını eğdi. 'İyiyim, sağ ol. Siz de olmasanız..'  'Biz ne yaptık ki? Herkes aynısını yapardı.' 'Yapmazdı.' dedi Zeynep. 'Kimse aynısını yapmazdı. O mahallede hep olur bu tarz şeyler. Sokak ortasında olsa bile kimse kılını kıpırdatmaz. Niye? Çünkü kadın hak ediyor onlara göre.' Altan kasları gerilmiş vaziyette konuşmaya başladı. 'Artık ne sana ne annene dokunamaz o adam, gerekli göz dağını aldı. Anneni de al hemen yanına, düşünmeyin gerisini. Her şey halledilir.'  Zeynep’in gözleri doldu. Konuşamadı, kafa sadece sallamakla yetindi. Zümrüt üzerini değiştirmiş, saçlarını düzeltip içeriye gelmişti. O esnada Altan ayaklandı 'Gideyim ben.'  Zümrüt hemen 'Nereye gidiyorsun? Kalsaydın, film izlerdik.' dedi.  Altan elini kızın bir yanağına atmış usul usul okşuyordu. Zümrüt kafasını çevirip adamın avuç içine dudaklarını değdirdi.  Altan devam etti. 'Yok gideyim. Tuana çok huysuzlanıyor bu aralar. Kaç gündür doğru düzgün göremedim de.'  Zümrüt anladım der gibi salladı başını. Sonra adamla kapıya kadar geldi. Altan kıza doğru eğildi, fısıltıyla, 'Film sözün olsun, baş başa.' deyip yine göz kırptı.  Zümrüt’ün içi gitti. 'Bilerek yapıyorsun. Ben göz kırpma dedikçe..' diye kıkırdadı.  Altan bunun üzerine kıza sarıldı. Burnunu boynuna gömüp, huzur bulduğu kokuyu iyice içine hapsetti. 'Gecem güzel geçsin diye.'  Zümrüt de parmak uçlarında yükselip dudaklarını hafifçe adamın boynuna değdirdi. 'Gecem güzel geçsin diye.' Altan kızdan ayrılıp, gülümseyerek aşk sarhoşu olmuş vaziyette çıkıp gitti kapıdan. Zümrüt eli yüreğinde, aşkı gözlerinde parlayarak adamın arkasından baktı. - Altan eve girdiğinde Tuana'yı bakıcısının kucağına kapanmış bir şekilde ağlarken buldu. Kardeşi yine zaman zaman olduğu gibi ağlama nöbetine tutulmuştu.  Soyut kavramları ve duygularını sözlü ya da mimiksel olarak dışarı tam anlamıyla vuramayan çocuklar kimi zaman bu tarz ağlama nöbetleri yaşıyordu. Üzüntüyle 'Ela'm, ne oldu abicim?' deyip kızı kollarıyla sardı.  Ayla içini çekti. 'Bu sefer bir türlü susturamadım Altan. Sürekli seni istedi.'  Altan kızı kucağına almış saçlarını okşamaya başlamıştı. 'Abim, bugün birlikte uyuyalım mı güzelim?'  Tuana iç çektiği yerde evet anlamında başını salladı. Altan, Tuana kucağında üst kata çıkmaya başladı. 'Ayla abla saat daha erken, bana yiyecek bir şeyler hazırlar mısın? Tuana uyuduktan sonra inerim.'  Ayla 'Tabi.' deyip hemen mutfağa geçti. Tuana kollarını Altan’ın boynuna dolayıp konuşmaya başladı. 'Senin yatağında mı uyuyacağız abicim.' Altan 'Evet benim yatağımda uyuyacağız, ben senin prenses yatağına sığmam çünkü.' deyip kızı gıdıklamaya başladı. Abi kardeş kahkaha atarak odaya girdiler.  Altan kızı yatağa bırakıp üzerini değiştirdi. Sonra yatağa girip kardeşini göğsüne doğru çekti. Hemen bir esneme numarası yaptı. 'Aah çok uykum gelmiş, hemen uyuyalım.' Başını Altan’ın göğsüne gömmüş kızın sesi fısıltı gibi çıktı. 'Abi bana şarkı söyler misin?'  Altan 'Söylerim güzelim.' deyip kızın saçlarını usul usul okşadığı yerde, ninniyi söylemeye başladı. Yum usulca gözlerini Uzat üşümüş ellerini Sakla o masum yüreğini Zaman gibi sesiz uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu Pamuktan kalbin solmadan Hayat yüzüne vurmadan Uyu yavrum uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu Uyu melek yüzlüm uyu Bu dünya dipsiz bir kuyu Şarkı bitmeden Tuana'nın rahatlamış nefesini hissedince uyuduğunu anladı. Bir süre öyle bekledikten sonra kızı yavaşça yatağa bırakıp saçlarından öptü. Ses çıkarmamaya özen göstererek çıktı odadan. Aşağıda kendi için hazırlanmış olan sofraya oturup karnıyarık ve pilavı iştahla yedi. Daha sonra çalışma masasında bulunan proje çizimleriyle biraz oyalandı.  İki saat kadar sonra uykusu gelmeye başlamıştı. Esnediği yerde odasına çıktı. Uyuyan kardeşinin yanına yavaşça yatıp kendisine kızı çekti. Çok sürmeden kendisi de daldı uykuya. - Zeynep'in hastaneden çıkmasının üzerinden üç gün geçmişti. Zümrüt bu süreç içerisinde oldukça yorulmuş, Zeynep tarafından tabiri caizse köle gibi kullanılmıştı.  Okuldan aldığı izin bugün biteceği için erkenden kalktı. Hazırlandıktan sonra arkadaşının baş ucunda duran komodine işe gittiğine dair bir not bıraktı. Aşağıya indiğinde kapıda bekleyen Hakan'ı gördü. Hakan Zümrüt'ü görünce kapıyı açıp beklemeye başladı. Yavaş adımlarla adamın yanına ulaştı. 'Hakan sen git, ben kendim giderim okula.' Hakan şaşırdı. 'Olur mu yenge öyle şey?'  Zümrüt kibirden uzak ses tonu ile 'Olur, Altan'dan önce de kendim gidiyordum. Şimdi de giderim. Gerçekten gerek yok.' dedi. 'Yenge olmaz. Valla abim bana kızar.'  Zümrüt, 'Kızmaz Hakan, ben söylerim ona. Kendim gideceğim.' dediği yerde durağa doğru yürümeye başladı. Hakan Zümrüt'ün arkasından gitti. 'Yenge hadi, ben bugün de bırakayım. Sen sonra konuşursun abimle. Yarın gelmem söz.'  Zümrüt 'Hayır Hakan.' deyip, aceleyle gelen otobüse bindi. Hakan arkada kurtlanmış gibi hareketler yapıp kendi kendine konuşuyordu. 'Valla abim haşlayacak beni, öldürür mü acaba ya? Oof Allah'ın ne günah işledim ben?' deyip söylene söylene arabaya binip şirkete doğru sürmeye başladı. Bir saatin sonunda şirkete gelmiş, korka korka asansörü beklemeye başlamıştı. Asansörden indikten sonra adımları geri geri çekerekten Altan'ın odasının kapısına ulaştı.  O sırada asistan Oya'nın sesini duydu. 'Altan Bey henüz gelmedi. Bir saat kadar sonra burada olacağını haber verdi.' Hakan rahatlamış bir nefes verip 'Büyüksün Allahım, bir saat daha yaşamama izin verdin.' deyip çiftetelli oynar gibi kollarını havaya kaldırdı, ardından müzik varmış gibi oynamaya başladı.  Dönüp oynadığı yerde, 'N'oluyo lan burda?' dediği yerde kollarını kendisi gibi havaya kaldırmış gelen Demir'i gördü. İki adam müziksiz şekilde karşılıksız oynamaya başladılar. Hakan o sırada anlatıyordu sabah olanı. Demir güldü. 'Bitmişsin oğlum sen, Altan belki kafanı kızgın yağa bile sokar.'  Hakan 'Deme abi ya, yemin ederim iliklerime kadar titriyorum.' dedikten sonra Demir kahkaha atmaya başladı. 'De hayde git, son zamanlarını güzel geçir.' deyip, elini kendini boğar gibi boynuna götürdü. 'Bittin oğlum sen' diyerek kahkahalarla odasına döndü. Hakan da kendilerini gülerek izleyen Oya'nın masasına dayanıp 'Eee güzelim, sen nasılsın?' deyip, gülümsemesiyle kızı kendinden geçirdi. Kız da hemen cilveli bir şekilde yakışıklı adamla sohbet etmeye başladı. - Bir saatin sonunda Altan şirkete girmişti. Yukarıya çıktığında Hakan'ı kızla sohbet ederken buldu. 'İşin gücün yok mu oğlum senin, hadi odama.' deyip hızla odasına girdi.  Hakan istemeye istemeye adamın arkasından odaya girdi. Altan ceketini çıkarmış gömleğinin kollarını düzeltiyordu ki karşısında kıvranan adamı fark etti. 'Söyle Hakan.'  'Abi, şey..'  Altan 'Ne?' diyerek kafa salladı.  'Abi, Zümrüt yenge sabah ben kendim giderim diye tutturup binmedi arabaya. Valla çok ısrar ettim arkasından gittim ama binmedi. Altan'dan önce de kendim gidiyordum şimdi de kendim giderim dedi.'  Altan 'Altan'dan önce öyle mi? Ama artık ben varım.' diye kükredi. Sonra Hakan'a döndü. 'Tamam sen çık.' Hakan odadan çıktıktan sonra, Altan biraz soluklanıp Zümrüt'ü aramak için telefonunu eline aldı. - Zümrüt teneffüs saatinde elindeki kitaplarla öğretmenler odasına yürürken hademelerden biri kendisine seslendi. 'Zümrüt Hanım, müdür beyin odasında toplantı varmış. Bütün öğretmenler orada, sizi bekliyorlar.'  Zümrüt 'Tamam, teşekkür ederim.' deyip müdürün odasına yöneldi. Tam kapıyı açacakken telefonu çalmaya başlayınca Altan'ın aradığını gördü. O esnada kapıyı da çaldığı için, telefonu açmadan sessize alıp odaya girdi. - Altan telefon açılmayınca kanı çekilmiş gibi oldu. Ceketini alıp o hızla odadan çıktı. Arabasına binip yarım saatlik okul yolunu kat etmeye başlamıştı.  Ama sıkışan trafik Altan'ı canından bezdirmek üzereydi. Bir saattir trafikte olduğundan iyice deliye dönmüştü. 'Hay ben senin trafik diye..' - Zümrüt müdürün odasından çıkmıştı. Çocukların yemek saati olduğu için boştu ve hava alayım diye bahçeye çıkmak için yürümeye başladı.  Bahçeye çıktığında kollarını açmış kendisine gelen adamı gördü. Yüzünde güller açmış bir şekilde genç adama koşmaya başladı. Adamın kollarının altına girdikten sonra 'Canııımmm.' dedi.  Adam da 'Güzelim benim.' deyip kızın saçlarını öpmeye başlamıştı. - Altan bir saatin sonunda okulun önüne gelmişti. Arabayı bahçeye sokmadan önce içeriye doğru bakınca şok olmuş vaziyette oturduğu koltuğa çivilendi.  Sevdiği koşarak bir adamın kollarına mı girmişti? Dahası o adam kızın saçlarını koklayarak öpüyor muydu? ********* Umarım beğenmişsinizdir, sizleri çok seviyorum ❤ yorumlarınızı bekliyorum Sevgiyle kalın
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE