Altan bir saatin sonunda okulun önüne gelmişti. Arabayı bahçeye sokmadan önce içeriye doğru bakınca şok olmuş vaziyette oturduğu koltuğa çivilendi.
Sevdiği koşarak bir adamın kollarına mı girmişti? Dahası o adam kızın saçlarını koklayarak öpüyor muydu?
-
Zümrüt adamın kollarından sıyrıldı. 'Sinan, nereden çıktın sen? Haber de vermedin hiç. Çok özledim.'
Adam kızın omzuna kolunu atıp okulun içine doğru yürümeye başladı. Yapmacık bir sinirle söylenmeye başladı. 'Sinan değil, abi diyeceksin. Hâlâ öğrenemedin. Ayrıca özledim de geldim işte, kardeşimi görmek için haber mi edecektim?'
'Ben öyle mi diyorum? Haberim olsa hazırlık yapardım diye dedim. Hem iki yaşın lafını mı yapıyorsun bana Sinan?' dedi Zümrüt şımarıkça, adın üzerine de iyice bastırmıştı.
Adam dudaklarını kızın şakaklarına bastırdı. 'Yol yorgunuyum, erken çıkamaz mısın? Eve gidelim.'
Zümrüt dudaklarını büzdü. 'Daha bugün başladım, izinliydim. Çıkamam ki.'
Sinan merakla 'Hayırdır ne izni bu. Hasta mıydın?' diye sordu.
'Yok, ben değilim. Zeynep rahatsızdı biraz. Bende kalıyor, o yüzden izin almıştım.'
Sinan Zeynep lafını duyunca, dahası Zeynep hasta lafını duyunca kanı çekildi ama o an bir şey sormadı. Zümrüt’le birlikte yürüyerek okulun kantinine ulaştılar.
Oturduklarında 'Neyi var?' diye sordu.
Zümrüt üstü kapalı bir şekilde 'Babasıyla tartışmışlar biraz.' dedi.
'Biraz tartışmışlar ve kız hasta olmuş, sen de ona bakıyorsun Zümrüt. İnanayım mı buna? Neyi var kızın?'
Zümrüt gözlerini başka yönlere çevirerek konuştu. 'Dövmüş kızı. Kaburgalarında çatlak varmış.' dedi çekinerek. Biliyordu ki abisi Zeynep'i kendisinden ayırt etmezdi ve bu olanlara oldukça sinirlenirdi.
Sinan 'Öldürseymiş lan bir de kızı. Nerede bu itin evi? Gidip kendimizi göstermek lazım şerefsize!' deyip ayaklandı.
Zümrüt 'Sinan bir dur ya! Zeynep zaten üzgün olanlar için. Bir de sen olay çıkarma.' deyip adamın koluna yapıştı. 'Sen eve git. İki saat kaldı dersimin bitmesine. Ama sakın bir şey söyleme kıza tamam mı?'
'Tamam ya, amma telaşlandın sen de. Ne var yani şöyle boyumuzu posumuzu gösterip gelseydik o ite?'
'Sinaaann!' dedi kız sinirle.
'Abiiii.' dedi adam sırıtarak. Sonra yüzünü sıvazladı. 'Tamam bir şey söylemem Zeynep’e de.'
İki kardeş birer türk kahvesi içtikten sonra kalktılar. Zümrüt 'Ben derse çıkıyorum. Gel anahtarı vereyim sana, Zeynep yatıyordur.' deyince birlikte yukarıya çıktılar.
Zümrüt anahtarı Sinan'a verdikten sonra adamı öpüp sınıfa gitti.
Sınıfın kapısında bekleyen bakıcı Gülsüm 'Hayırlı olsun öğretmen hanım, nişanlınız mı?' diye sırıtarak baktı Zümrüt'e.
Zümrüt afalladı bir an. 'Ne?'
Kadın o sırada sınıftan çıkmıştı. Zümrüt de arkasından çıkıp 'Ne nişanlısı Gülsüm hanım. Abim o. Hem Allah aşkına parmağımda yüzük gördünüz mü benim?' diyerek elini kadının önünde salladı.
Kadın bunun üzerine mahcupça Zümrüt’e baktı. 'Kusuruma bakmayın öğretmen hanım. Ben sizi öyle görünce.'
Zümrüt kadına 'Ne kusuru, olur öyle.' dedikten sonra sınıfa girdi.
-
Altan, kolunu Zümrüt'ün omzuna atıp içeri doğru yürüyen adamı izledi bir süre. O an yaşadığı duygunun ne olduğunu kendisi de anlayamadı. Sinir mi ol muştu? Öfkelenmiş miydi? Yoksa kıskanmış mıydı?
Kafasını sallayıp aklındaki soruları def etmeye çalıştı. Şu an aklına takılan en önemli soru bu adamın kim olduğuydu.
Aklına Zümrüt'ün anlattığı abisi hiç gelmemişti bile. Hem nasıl gelsindi? Sevdiğini başkasının kolları arasında görünce gözü dönmüştü. On dakika kadar öylece arabada oturdu. Hareket etmedi.
Nefeslerini düzenlemeye çalıştı. Sonra çalıştırdı arabasını. Şimdi okula girse ya Zümrüt'ün kalbini kırardı ya da bu okulu yakardı. Okulu yakmayı yeğlerdi ama oradan uzaklaşmayı tercih etti.
-
Zümrüt derse başlayınca Altan'ın telefonuna tekrar dönmediğini hatırladı. Şimdi arayamazdı da. 'Dersten sonra ararım artık.' diye düşünüp çocuklara döndü.
'Güzellerim, ne yapmak istersiniz? Size kitap okuyayım mı?' diye sordu. Orta sırada oturan Ecem'in parmak kaldırdığını gördü. 'Ecem, söyle canım.' dedi.
Kız 'Öğretmenim annemler abime büyüyünce ne olacaksın diye soruyorlar, ben büyüyünce barbie bebek olabilir miyim?'
Zümrüt kızın sorusu üzerine kahkaha attı. 'Barbie bebek mi?'
Ecem evet anlamında başını salladı.
Zümrüt 'Barbie bebek olamazsın belki ama onlardan çok daha güzel olursun. Biliyorum ben.' diyerek öptü kızı.
O sırada Serkan konuşmaya başladı 'Öğretmenim ben de çok yakışıklı olurum o zaman.' dedi.
'Olursun tabi. Sen şimdi de çok yakışıklısın zaten.' deyip küçük adamın başını okşadı.
'Ben de büyüyünce süslü kıyafetler giyip, şarkı söyleyeceğim. Herkes de beni alkışlayacak.' dedi Tuana ellerini çırparak.
Zümrüt 'O zaman şimdi birlikte şarkı söyleyip kendimizi alkışlayalım olur mu?' deyince, tüm çocuklar hep bir ağızdan 'Evet!' diye bağırdılar. Dersin sonuna kadar çeşitli çocuk şarkıları söyleyerek eğlendiler.
Zümrüt teneffüs zili çalınca hemen telefonu eline alıp Altan'ı aradı. Ama açmamıştı adam. Tekrar arasam mı diye düşünse de vazgeçti sonra. Meşgul olabilirdi sonuçta değil mi?
-
Altan şirkete girerken cebinde çalmaya başlayan telefonu çıkarıp ekrana baktı bir süre. Açmadı. Açsa konuşamazdı. Konuşsa kendine hakim olamazdı. 'Ben böyle bir adam değildim. Ne oldu bana böyle?' diye söylenerek çıktı yukarıya.
O 'Ne oldu bana böyle?' diye sorular soradursun, kader erosun okunun üzerine oturmuş 'Aşk, aşk' diye naralar atıyordu kahkahalar eşliğinde.
-
Sinan anahtarı çevirip kapıyı açtı. Sessiz olmaya özen gösteriyordu. Zümrüt 'Zeynep yatıyordur.' demişti ama içeriden kızın sesi duyuldu.
'Zümrüüt, erken geldin.'
İçeri girince kızın dudağının yanında küçük bir yarasının kaldığını ve bir gözü kapatılmış şekilde yattığını gördü. İçi gitti bir an ama 'Ne güzel olmuşsun kız, korsan gibi.' deyiverdi.
Zeynep 'Aa Sinan abi.' deyip ayağa kalkmaya çalıştı. Şaşırmıştı. Adam da kıza yaklaşınca sarıldılar birbirlerine.
Sinan içinden 'Abi dedirtmeye çalıştığımız kardeşimiz söylemez, bu kız abi diyor. Hay ben senin çarkına felek..' diye geçirdi.
Sonra başladı konuşmaya 'Aferin kız Zümrüt abi demiyor, sen diyorsun.' dediği yerde kabanını çıkarıp koltuğa yerleşti.
Zeynep 'Ee kartlaştın sen, etraftakiler çakmasın diye abi demiyordur.' deyip kahkaha attı.
Sinan da 'Sen çok mu faklısın, küçül de cebime gir be.' diye takıldı kıza.
Zeynep 'Gencecik kızım ben, şunun şurasında daha 24 yaşındayım.' deyip savurdu kıvırcık saçlarını.
Sinan eliyle kızı gözündeki bandı işaret etti.'Şunun ağzına kapatılan versiyonu yok muydu ya?'
Ardından sözleşmiş gibi ikisi birden kahkaha attılar. Sonra Sinan ayağa kalktı. 'Yorgunum biraz, uyuyorum. Bir ihtiyacın olursa kaldır tamam mı?'
Zeynep 'Tamam.' deyip kafa salladı. Sinan yatak odasından yastık ve battaniye aldıktan sonra küçük misafir odasına geçti.
-
Çıkış saatinde Gürkan Tuana'yı alıp çıkmıştı. Zümrüt de hazırlanıp dışarıya çıkınca hiçbir arabayı göremedi. Hakan'ı beklemiyordu ama Altan gelir diye düşünmüştü.
Arayıp eve gittiğimi haber edeyim diye tekrar aradı adamı ama yine açmamıştı. Sabah Hakan'a dediklerine mi kızmıştı acaba?
Aklındaki sorular ve içindeki merakla durakta otobüsü beklemeye başladı.
Eve geldiğinde biraz market alışverişi yapıp yukarıya çıktı. Anahtarı olmadığı için zile basıp beklemeye başladı. Zeynep mızmız bir şekilde yataktan kalkıp ayaklarını sürüyerek kapıya gitti.
Zümrüt kapı açıldıktan sonra, 'Nerde kaldın, ağaç oldum kapıda.' deyip elindeki poşetleri kenara bırakıp ayakkabılarını çıkarmaya başladı.
Zeynep hiç istifini bozmadan ayağındaki ayıcıklı pandufla içeriye doğru yürümeye başladı. Zümrüt bunu görünce hemen cırlamaya başladı.
'Zeyneeepp! Ayıcığımı giymişsin!'
Zeynep, 'Ne var, benden kıymetli mi? Üşüdüm, hastayım ben.' deyip yattığı yere geri çöküp televizyon izlemeye devam etti. Sonra 'Gel Zümrüt gel, birlikte üzülelim.' deyip burnunu çekti.
Zümrüt salona girdi. 'Ne oldu be niye üzüldün?'
Zeynep 'Gökhan için ağlayan Rabia'ya üzüldüm. Birlikte üzülelim gel.' deyip programı izlemeye devam etti.
Zümrüt gözlerini büyüttü. 'Sen gerçek misin? Buna mı dertlendin şu an?' deyip arkasını dönüp salondan çıktı.
'Allah'ım akıl ver şu kıza.' deyip üzerini değiştirmek için odasına gittiği yerde Zeynep'in sesini duydu. 'Tamam kız, bunlara üzülmediysen gel Adnan-Didem'e üzülelim.'
'Ne günah işledim acaba ben ya?' diye söylenerek üzerini değiştirdi. Polar pijamalarını giyip ayağına panduflarını geçirdi. Oldum olası ayakları hep çok üşürdü.
Aldıklarını yerleştirdikten sonra elinde çerez tabaklarıyla odaya döndü. 'Hadi tamam üzülelim birlikte.' deyip arkadaşının yanına çöktü.
Zeynep anlamsız gözlerle Zümrüt'ün suratına bakıyordu. 'Sen?' dedi.
'Hı hı ben.'
Zeynep arkadaşının yüzüne boş gözlerle baktı. 'I was şok. Kısmetse olur mu izleyeceksin benimle? İstersen Esra'yı açayım mı ne dersin?'
Zümrüt 'Zeyno abartma istersen güzelim. Elindeki fırsatı değerlendir.' deyip televizyona döndü. Parmağını televizyona uzattı. 'Bu mu Adnan?'
'Yok o Onur.'
Şimdi de 'Şu kim?' deyip bir kızı gösterdi.
Zeynep sabırla 'Aycan' dedi.
Zümrüt dudaklarını büzdü. 'Hımm şu kim peki?'
Zeynep kucağındaki kırlenti havaya fırlatıp 'Ayy Zümrüt izleme sen. Vallahi konsantre olamıyorum be.' diye cırladı.
Zümrüt 'Aman ne kadar önemli bir mesele. Devleti kurtarıyorlar sanki.' dediği yerde gözlerini devirdi.
Zeynep arkadaşını takmadan 'Sus da çerezini ye. Eğlencem bunlar benim.' deyip televizyona döndü.
Zümrüt çerezini yediği yerde boş gözlerle ekrana bakıyordu. Hala aklı Altan'daydı. Arayıp eve de çağıramazdı bugün, abisi vardı. Oflayaraktan televizyonu izledi. İki saat kadar geçmişti ki Sinan uykulu vaziyette salona girdi.
'Amma ses yaptınız ha, ağız tadıyla uyutmadınız insanı.'
Zeynep 'Biz ne yaptık ya, saatlerdir uyuyorsun zaten kış uykusunda gibi.' diye homurdandı.
Bunun üzerine Sinan Zümrüt’e döndü. 'Abiciğim, neden kendine kibar arkadaşlar edinmiyorsun?'
Zeynep 'Kibar arkadaşı da var elbette.' diye söze başladığı yerde Zümrüt, Altan'ı ağzından kaçırmasın diye kızın koluna bir çimdik attı.
'Aay.' diye çığlık attı Zeynep.
Zümrüt de arkadaşının gözlerine bakarak 'Ne oldu canım arkadaşım? Ağrın mı tuttu?' diye imayla konuşmuştu. Bu imanın altında 'Konuşursan dilini koparırım.' yatıyordu.
Sinan oturup koltuğa yayıldı. 'Kimmiş o kibar arkadaşın, güzel mi bari?'
Zeynep 'Sorma sorma çok güzel.' deyip kıkırdamaya başladı.
Zümrüt güldü. 'Aman Sinan ya, ne kadar da taktın. Çok güzel birini istiyorsan söyleyelim anneme, sevinçle gelin arar kendisine biliyorsun.'
Sinan 'Yok. Yok sağ ol canım kardeşim. Ben iyiyim böyle.' deyip iyice yaslandı koltuğa. Karşısında duran kıvırcık saçlı kızı aşkla bakan gözlerini çaktırmamaya çalışarak izledi.
Gözlerini Zeynep'ten uzaklaştırıp konuşmaya başladı. 'Acıktım ben. Aç mı bırakacaksınız beni yahu?'
'Ne yapayım, ne istersin? Sıkılmışsındır otel yemeklerinden.' dedi Zümrüt sevgiyle abisine bakarak.
Sinan 'Hadi bir karalahana çorbası yap da içelim sıcak sıcak. Sonra da fındıklı un helvası istiyorum. Yatmadan yeriz.' dedi göz kırparak. Çocukluklarında her gece istisnasız annelerinden helva yapmasını isterlerdi.
Zümrüt 'Yaparım tabi.' deyip sulu bir öpücük bıraktı adamın yanağına. Sonra Zeynep'le birlikte mutfağa geçip yemek yapmaya koyuldular.
-
Altan şirkete girdiğinden beri yüzünün ifadesi buz gibiydi. Ne asistanı ne de öteki mimarlar bir şey söylemeye cesaret edememişti. Demir arkadaşına takılmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Altan önündeki çizimlere öyle dalmıştı ki, kendisine söylenileni ancak fark edebildi.
'Efendim?'
Demir 'Kendinde misin kardeşim?' diye sordu. Sonra odada bulunan diğer kişilere çıkmalarını işaret etti. Herkes çıkınca adama döndü. 'Altan ne oldu? Okula gidip geldiğinden beri bir tuhafsın.'
Altan geçiştirdi. 'Bir sıkıntı yok ya. Kafam işlerde biraz ondan böyleyimdir.'
Demir sormaya devam etti. 'Zümrüt sabah Hakan'la gelmemiş. Bu mu derdin?'
Altan dişlerinin arasından 'O da var tabi.' dedi.
'Dert ettiğin şeye bak. Ne var oğlum kendi gitmek istediyse? Biri görür diye çekinmiştir kız.'
Altan öfkeyle 'Onca zaman bir şey olmadı bugün mü çekineceği tuttu?' dedi. Aklında Zümrüt'e sarılan adamın görüntüsü canlandı. 'Kenan ortalıkta gezerken zaten diken üzerindeyiz Demir. Kendi gidip gelmesini istemiyorum.'
'Kenan.' dedi Demir. Derin bir nefes alıp düşünür gibi elini çenesine attı. 'Anlatmayacak mısın?'
Altan’ın içindeki sıkıntı büyüdü. 'Nasıl anlatabilirim? Ne derim Demir?'
Demir anlayışla kafasını salladı. O sırada sabah karısının dedikleri aklına geldi. 'Bak ne diyeceğim. Sabah Sevda sıkıştırdı beni.'
Altan güldü. 'Bana ne oğlum karının seni sıkıştırmasından.'
Demir yüzünü ekşiterek arkadaşına baktı. 'Hee ben de onu diyordum zaten. Salak salak konuşma oğlum. Altan kızı alsın gelsin bize diyor. Artık bekar sayılmadığın için eve girebilirmişsin.'
'Bekar olmakla ne alakası var sizin eve girmenin. Yine başımıza ne iş çıkardı karın ya?'
'Bekar olan arkadaşlar gelemezmiş evimize. Artık evli, çocuklu bir kadın olarak, ortak paylaşacağı şeyleri olan misafirlere ihtiyacı varmış.'
Altan 'İyice kılıbık oldun oğlum sen ya. Gerçi önce de böyleydin de şimdi seviye atlamışsın.' deyip kahkaha atmaya başladı.
Demir sırtıtıyordu. 'Senin de kılıbıklığını görürüm ben. Karın yürüme dese yürümezsin sen be.'
'Yürümem tabi oğlum, karımdan kıymetli mi?' dedi Altan gülerek. İki arkadaş karşılıklı gülmeye başlamışlardı ki, kapı çalınıp odaya Hakan girdi.
'Abi, müsait misiniz?'
'Gel Hakan gel.' dedi Demir hala gülüyordu. Altan'ın da keyfi biraz yerine gelmişti. Karım diye bahsederken öyle huzur bulmuştu ki.. Tabi bu huzuru Hakan'ın sözlerini duyuncaya kadar sürdü.
Hakan elindeki dosyayı masaya bıraktı. Altan soru sorar gibi baktı adamın suratına.
'Kenan'ın aldığı evler abi.'
Altan adama salakmış gibi baktı. 'Bize ne oğlum evlerinden. Bizim işimiz evleriyle mi?'
'Ama abi, baksana bir adreslere ve mekan sayısına. 20'den fazla yer almış.'
Altan önündeki dosyayı karıştırınca yüzü iyice gerildi. 'Çoğu depo ya da boş fabrika bunların. İki üç tane de ev var ama biri Söğütlüçeşme öteki Beylikdüzü'nde.'
Demir 'Beylikdüzü öyle mi? Şehir değiştirmeye mi karar vermiş bu adam?' dedi alayla.
Sonra ciddi havasına döndü. 'Altan. Bak diyorum bir gidip görünelim şu adama, at mı koşturacak böyle? Derdi babanlaydı, o da bitti daha ne istiyor bu senden?'
'Bir bilsem.' dedi Altan iç çekerek 'Bir bilsem ne olduğunu. Geçen gün gittim, derdin neyse benimle gör ailemin etrafında olmayacaksın dedim. Zümrüt'le tehdit etti resmen beni.'
Demir gerilmiş bir şekilde arkadaşına bakıyordu. Altan kaldığı yerden devam etti. 'Benim derdim babanın geride bıraktığı her şeyle dedi.'
Demir sinirden yumruklarını sıkıyordu. 'Ne yaptı oğlum baban bu adama? İş dedik, şirket dedik. Adam şirketleri de hisselerini de sattı.'
'Derdi sadece iş değil bunun. Ama bir anlayabilsek ne olduğunu. Bir anlayabilsek babama öfkesini. Ölmüş gitmiş adam..' deyip şakaklarını elinin arasına alıp alnını sıvazladı. Sıkıntıyla, oturduğu sandalyeye iyice gömüldü.
Akşam saat sekiz olmak üzereyken ayrıldı şirketten. Zümrüt'ü aramak için eline telefonunu aldı.
-
Yemeklerini yemiş sofrayı toplarlarken telefonu çaldı Zümrüt'ün. Sinan duymasın diye hemen alıp mutfağın balkonuna çıktı. 'Alo Altan.' dedi telaşlı bir şekilde.
Adam kızın sesini duyunca içi huzurla dolmuştu, huzuru sesine de yansıdı 'Güzelim.'
Zümrüt sanki adam görecekmiş gibi dudağını büktü. 'Aradığında açamadım, tekrar döndüm ama cevap vermedin.'
'Yoğundum bugün, o yüzden müsait olamadım.'
Konuştuğu sırada bir türlü kıza sarılan adam çıkmıyordu aklından ama yanlış anlar diye korktuğundan bir şey de soramıyordu. 'Ne salak adamsın sen. Hem kıskanıyorsun hem hesabını soramıyorsun.' diye geçirdi içinden.
Sonra aklındakileri atmaya çalışıp konuştu. 'Eve gidiyorum şimdi, yorgunum erken yatarım. Yarın da alırım seni.'
'Ben kendim gid..' Zümrüt cümlesini tamamlayamadan Altan söze karıştı.
'Alırım dedim Zümrüt, sormadım.'
Zümrüt iç çekti. 'Tamam.'
'Tamam.' dedi Altan da, tam telefonu kapatacakken kızın sevgiyle çıkan sesi içini ısıttı. 'Sesini duymak iyi geldi.'
Altan aşkla gülümsedi. 'Bana sen iyi geliyorsun.'
-
Altan, telefonu kapattıktan sonra, biraz rahatlamış ama yine de tam anlamıyla rahata erememiş bir şekilde kullanmaya başladı arabasını.
Eve girince kardeşinin yere oturmuş sessizce bebekleri ile oynadığını gördü. O sırada Ayla hanım elinde meyve tabağı ile mutfaktan çıktı 'Hoş geldin Altan oğlum.'
Altan 'Hoş bulduk abla.' dedikten sonra Tuana'yı kucağına aldı 'Abim' deyip kızın saçlarını öpüp koklamaya başladı.
Tuana gülümsedi. 'Abicim hoş geldin, biz de meyve yiyecektik Ayla teyzemle.'
O sırada Ayla hanım 'Tuana'yı doyurdum. Açsan sana sofra hazırlayayım.' dedi.
'Yok abla değilim, ver ben yedireyim Tuana’nın meyvesini.' deyip kadını uzattığı tabağı aldı. Kardeşi kolunun altındayken televizyonun karşısına oturup maç haberleri izlemeye koyuldu.
Meyveden bir dilim Tuana'ya veriyorsa iki dilim kendi ağzına atıyordu. Bir süre sonra öyle dalmıştı ki kardeşinin sesi ile kendine geldi. 'Ya abiii, meyve vermiyorsun bana.'
'Özür dilerim Ela'm, ben televizyona dalmışım.' deyip bir dilim mandalina verdi kızın ağzına.
'Dalmak ne demek?' dedi kız merakla.
'Dalmak, başka bir şeye kendini kaptırıp öteki şeyi unutmak abiciğim. Mesela sana meyve vermeyi unuttum, dalmış oldum.'
'Anladım' dedi kız. Sonra devam etti 'Peki nişanlı ne demek?'
Altan bir an kıza döndü. 'O nerden çıktı?'
'Bugün Gülsüm teyze öğretmenimize söyledi.'
Altan iyice gerildi. 'Ne söyledi?'
'Nişanlınız mı dedi.'
'Öğretmenin ne dedi peki?' Resmen kızı sorguya çekmiş vaziyetteydi şu an.
Tuana omuzlarını kaldırdı. 'Duymadım.'
Altan kolunun altında oturan kardeşinin yanından bir hışımla kalktı. 'Ayla abla, ben çıkıyorum. Sen Tuana'nın yanına geçersin.' deyip ceketini alıp hızla dışarıya çıktı.
Kıskançlıktan gözü dönmüş ama belli etmemek için susmuştu sabahtan beri. Ama şimdi nişanlı lafını duyması daha da kabarttı kıskançlığını. 'Nasıl nişanlısı sanıyorlar lan!' diye söylendiği yerde bindi arabasına.
Damarlarında kaynayan kana rağmen arabayı sakince sürmeye çalıştı. O sırada da Zümrüt'e nasıl sorsam diye düşünüyordu. Yirmi dakika kadar sonra Zümrüt'ün evine ulaştı. Apartmanın açık olan kapısından girip yavaş yavaş çıkmaya başladı merdivenleri.
Dört katı da çıktıktan sonra zile basıp beklemeye başladı.
Un helvalarını yedikleri yerde zili duyan Sinan, kızların yüzüne baktı. 'Birini mi bekliyordunuz?'
Zümrüt, Altan eve gideceğini söylediği için onun gelmiş olma ihtimalini bile düşünmedi 'Hayır, beklemiyorduk.'
Sinan sonra Zeynep'in yüzüne baktı. Zeynep 'Ben de kimseyi beklemiyordum.' dedi.
'Tamam, ben bakarım.' deyip ayağa kalktı.
Mercekten bakmadan kapıyı açtı. Karşısında duran iri yapılı adamı görünce önce bir şaşırdı. Aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya süzdükten sonra gözlerini adamın yüzüne dikip 'Kimsin?' diye sordu.
Altan kapıyı açan adamı görünce tüm kanı çekildi. Bir de kimsin diye soruyor muydu? 'Allah'ım güç ver.' deyip tüm siniriyle karşısındaki adama bir yumruk attı. 'Asıl sen kimsin lan?'
Geriye doğru sendeleyen Sinan, Altan'ın yakasına yapışıp kafa atınca iyice kendilerini kaybetmiş şekilde kavgaya tutuştular.
Kapıdaki boğuşmanın sesini duyan kızlar acele ile salondan çıktılar. Altan'ı ve abisini yerde boğuşurken gören Zümrüt bir çığlık attı. 'Altaan!'
Sinan kafasını kaldırıp kızın yüzüne baktı. 'Tanıyor musun bu lavuğu?' Zümrüt tam cevap verecekken Altan yerden kafasını kaldırıp 'Zümrüt kim bu dallama?' diye sordu.
Zümrüt şok olmuş vaziyette iki adama bakarken tanıştırma merasimi yapar gibi açıklama yapmaya koyuldu.
Önce Altan'ı gösterdi. 'Bu Altan, sevgilim.' Sonra Sinan'ı gösterdi. 'Bu da Sinan, abim. Memnun oldunuz mu?'
İki koca dev kavgalarını unutmuş kıza bakıyorlardı. İkisi de şok olmuş halde kıza sorularını sormuşlardı.
'Sevgilin mi?'
'Abin mi?'
*********
Umarım beğenmişsinizdir kuzularım. Sizleri seviyorum yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. ❤
Pazar günü görüşmek üzere
Aşkla kalın, Altan'la kalın.