Merhaba.
Nasılsınız.
BAŞLAMA SAATİNİZİ YAZAR MISINIZ?
Medya: YÜKSELİŞTE Olan Kitaplar Arasına Girmişiz.
SORU:İlk görüşte aşka inanıyor musunuz?
Bol bol YORUM yapmayı ve BEĞENMEYİ unutmayın lütfen.
İyi okumalar.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
"Size diyorum ne diye bağırıyorsunuz."diye sorusunu tekrardan yeniledi.
Daha fazla rezil olmamak için gözlerimi adamdan çekip yan tarafta duran kadına baktım.
"Aramızda ufak bir şey büyütmeye gerek yok bence."diye sessizce mırıldandım.
Derin bir nefes alış veriş sesinden sonra kafamı kaldırıp adama baktım.
"Başak."Adam ismimi nereden biliyor "İsmimi nereden biliyorsunuz.""Berk söyledi."Allah kahretsin beni, rezil olacak yer arıyordum resmen. "Bakın beni burada suçsuz yere tutuyorlar sabahtan beridir buradayım. Lütfen yardım edin bana."
"Şuan sizin olayınıza cinayet masa bakıyor. Ben de yakından ilgileneceğim."
"Teşekkür ederim."diye mırıldandım.
"Şimdi ikinizin sesini asla duymayacağım sesinizi kesip oturun."diye sertçe söyledi.
Ağzımı açmama fırsat vermeden arkasını dönüp gitmişti. Ne kadar da ukala biri. İlk başta aklımdan geçenlere lanet ediyorum. Sanırım şu an bu adamdan nefret ediyordum.
Sıkıntıyla oflayıp yan tarafta ki kadına hiç bakmadan gidip banka oturdum. Bezdim artık ya. Neden saçma olayların hepsi beni buluyordu ki. Bir de o adama rezil olmuştum.
Ne kadar suçsuz olursam olayım buradan çıktığımda babamdan güzel bir azar işiticektim.
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Kaç saat geçmişti acaba burada olalı bilmiyorum ama akşam olduğuna emindim. Tek rahatlığım bizimkilerin annemi oyalayacak bir şeyler söylemeleriydi sanırım.
Tahta bankta oturmaktan uyuşan kalçamı yana kaydırıp az da olsa uyuşukluğun geçmesini sağladım.
O adam gittiğinden beri kimse gelmemişti. Acaba hiç bu konu ile ilgilenmiyor muydu. Belki de şuan kahve keyfi yapıyor bile olabilirdi.
Ben kafamda kurmaya devam ederken gelen ayak sesleri ile düşüncelerimden sıyrılıp kafamı kaldırdım.
Karşımda Boran başkomiser vardı.
Onu görünce heyecan ile yerimden kalkıp kapıya doğru ilerledim. Ben daha kapıya ulaşmadan elinde duran anahtar ile demir kapıyı açmıştı.
"Serbest miyim?Suçsuzluğum ortaya çıktı değil mi?"
"Evet. Suçlu an itibarı ile yakalandı. Çık şimdi."
Şuan mutluluktan saatlerce ağlaya bilirdim.
"Çık artık. Sabaha kadar seni bekleyecek değilim."diye çıkışınca kaşlarımı olabildiğince çatım.
"Bu kadar kaba olmak zorunda mısınız? Karşınızda bir kadın var biraz daha nazik olursanız sevinirim."diyerek yanından geçerek dışarıya çıktım.
Suçlu psikolojisinden çıktığıma göre özüme döne bilirdim.
Arkamdan söylenmelerini duyduğumda ne dediğini pek anlamamıştım.
Hapishanelerin dış kapısına ulaştığım da tam dışarıya çıkacakken kolumdan tutulup çekilmem ile burnumu çok sert bir şekilde çeken kişinin göğüsüne vurdum.
"Ah ne yapıyorsun be.Burnumu kırdın hayvan."diye bağırdım.Canım çok acımıştı gerçekten de.Elimle burnumu kontrol ederken sinirle kafamı kaldırıp Boran'a baktım.
"Ne istiyorsun.""İmzalaman gereken kağıtlar var."diyerek kolumdan çekiştirerek kapının diğer tarafında kalan odaya girip beni de peşin sıra içeriye soktu.
"Tamam bırak kolumu canımı acıtıyorsun."diyerek kolumu elinden kurtardım.
Girdiğimiz odada iki görevli vardı sadece.
"Salih hanımefendinin evraklarını çıkar bir de eşyalarını ver."diyerek karşımda oturan kişiye seslendi.
"Tamam Başkomiserim."diyerek masanın altından bir kaç kağıt çıkartarak önüme koydu.
Kağıtlara göz attığım da çıkış işlemlerim ile ilgili olduğunu görünce hızla imzlayıp adamın masanın üstüne koyduğu şeffaf polis amblemi olan poşeti aldım. İçinde telefonum ve kolyem dışında bir şey olmadığı için ikisini de alıp cebime koydum.
"Bitti mi?""Evet. Yürü hadi."diyerek önden o arkadan da ben olmak üzere dışarıya çıkmıştık.
Etrafıma baktığımda bir sağa bir sola giden polis memurları ve siviller vardı.
Pek fazla takmadan önden giden Boran'a yetişmek için koşar adım ilerledim.
"Boran bey bir dakika bakar mısınız?"diye arkasından seslenip durmasını bekledim.
"Söyle ne diyeceksin."gerçekten de konuşması aşırı sinir bozucuydu.
"Bu suçlu konusu aramızda kalsa. Babamın kulağına gitmese."dedim. Şuan gözlerinin içine yalvarırcasına baktığıma emindim.
"Merak etme."deyince içim bir ferahlamadı değil hani. "Baban bu olayların hepsini biliyor ve de seni şu anda odasında bekliyor.""Ne.""Bu kadar aptal mısın gerçekten de? Biz bu kadar uğraşmasak en az sabaha kadar orada kalırdın. Suçsuzluğun ispatlanmasına rağmen hem de."diye üstüne basa basa söyledi.
Gerçekten de neden her şey benim başıma geliyordu ki.
"Peki bir şey daha sorabilir miyim?""Bu son olsun."diye bıkkınca söyledi.
"Arkadaşım ve de Berk neredeler acaba."diye sorup son kez gözlerimi etrafta gezdirdim.
"Babanın ofisindeler. Sen de konuşmayı bırak ve beni takip et."diyerek arkasını dönüp yürümeye başladı.
İçimden bu adama saydırırken arkasından da koşar adım gidiyordum.
Beş kat merdiven çıktıktan sonra nefes nefese kalmış bir şekilde karnımı tutuyordum. Kafamı kaldırıp karşıya baktığımda asansöre binen memurları görmem ile gözlerimi sinirle kapattım.
"Hani asansör bozuktu. Biz boşuna mı o kadar katı çıktık."diye bağırdım.
"O sesini kıs ve yürü."diyerek sağ tarafa döndü. Sinirden dişlerimi bir birine geçirirken biraz daha bastırırsam kırılacağına emindim.
Onu kaybetmemek için nefeslerimi düzene soktuktan sonra peşinden gittim.
Büyük camdan kapıdan geçtikten sonra geldiğimiz yere baktım.
Kocaman bir masanın önünde oturan üniformalı ve de sivil kıyafetler ile polis memurları oturuyordu. Herkesin bakışları bize dönerken tüm gözlerin bende olması beni oldukça rahatsız etmişti.
Masanın baş köşesinde duran kadın hızla ayağa kalktı. "Buyrun başkomiserim."diyerek kalktığı sandalyeyi gösterdi.
"Otur Melis. Devam edin siz birazdan geleceğim."diyerek masanın diğer köşesinde olan kapıya doğru ilerledi.
Kapının üstünde yazan isme baktığımda babamın odası olduğunu anlamam pek uzun sürmedi.
İçeride bulunan kişilerin bakışları eşliğinde Boran'ın arkasından gidip kapının önünde durdum.
Boran kapıyı iki kere çalıp içeriden gel komutunu duyduktan sonra kapıyı açıp önce benim geçmem için yol verdi.
Ben yaptığı centilmenliğe şaşkınlıkla bakarken o ayağıyla ayağıma vurup ona bakmamı sağladı.
"Geçsene içeriye."diye sessizce dişlerin arasından tıslarken kendime gelip hızla içeriye girdim.
Benim ardımdan o da içeriye girerken kapıyı da arkasından kapatmıştı.
İçeriye göz gezdirdiğimde babam masanın arkasında otururken Gaye ve Berk de köşede ki koltuklarda kafalarını önlerine eğmiş telefonla uğraşıyorlardı.
Masanın üstünde ki çerçeveler dikkatimi çekerken kimin resmi olabileceğini düşünüyordum.
"İşlemler tamam mı Boran?""Evet amirim."diye kısa cevap vermişti. "İzninizle ben çıkayım.""Çıkma Boran geç otur. Çocukları gönderdikten sonra konuşacaklarımız var."diyerek bana bakmaya başladı.
Boran masanın karşısında duran sandalyeye otururken göz hapsine beni almış bir şekilde duruyordu.
"Başak hadi her şeyi yaptın tamam da karakola düşmeyi nasıl başardın be kızım. Bir seni karakoldan toplamadığım kalmıştı o da oldu."diye söylenmeye başlamıştı babam.
"Baba benim ne suçum var bunda. Tek suçum o gün o sokaktan geçmekti.Bu sefer suçlu ben değilim."diyerek kollarımı göğüsümde birleştirdim.
Tamam bu güne kadar Gaye ile uçuk kaçık bir çok şey yapmıştık ama karakola düşecek kadar da uçmamıştık hiç bir zaman.
"Alınma kızım hemen. Gel hadi sarılalım. Zaten eve gidince annen canını okuyacak bir de ben üzerine gelmeyeyim."diye gülümsedi.
Hızla babamın yanına gidip kanatları altına girdim. İşte huzur buydu. Babama benim ilk aşkım dı. Mesleğinin getirisi olarak sert bir yapıya sahip olsa da asla ama asla ev içinde o sertliği kalmıyordu. Huzurlu bir yuvaya sahiptim.Bir insan daha ne ister ki.
Gözlerim masanın üstünde ki çerçevelere kaydığında bir çerçevede ailecek çekilmiş bir fotoğrafımız vardı. Diğerinde ise habersizce çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Üzerimde bir omzu kaymış gri tişört duruken saçlarımı tepeden kalem ile topuz yapmış,kulağımın arkasına da kalem koymuş bir şekilde karşıya bakıyordum.
Bu fotoğrafın olduğu günü hatırlıyordum. Evimizin bahçesinde, ben,Gaye,Can ve Berk resim çizme yarışı yapıyorduk. Büyük ihtimale de resmini tanıtan kişiyi izliyordum. Bu fotoğrafı kim çekti bilmiyorum ama oldukça hoşuma gitmişti.
"Sana bir haberim var."Gözlerimi fotoğraftan çekip babama baktım.
"İyi mi kötü mü?"İyi. Bu gece Can geliyor. Burada ki hastanede görev yapmaya başlayacak artık."
"Şaka olmadığını söyle baba.Can'ı çok özledim."diye sevinçle konuştum.
Can benim kuzenim di. Çalışkan ve sülalenin göz bebeğiydi.O kadar çalışmanın sonucunda ise Doktor olup çıkmıştı Ve de en çok sevdiğim kuzenimdi. "Şaka yapmıyorum.Ev tutacağını söyledi biz de izin vermeyip yanımızda kalmasını söyledik."dedi.
"Bu gün aldığım en güzel haber sanırım."diye kahkaha atarak konuştum.
İstemsizce gözlerim Boran'a kayarken onu incelemeye başladım. Çene kasları sıkmaktan kasılmış bir şekilde karşıya bakıyordu. Allah bilir ne düşünüyordu kaba adam.
"Öyle sanırım. Hadi artık eve gidin annen çok telaş yapmış."dedi.
"Hadi gidelim artık."demiş ve Gaye ile Berk'e bakmaya başlamıştım. İkisi de bizi takmayıp ellerinde ki telefonlar ile uğraşıyorlardı.
Kesin yine oyun oynuyorlardı. İkisi ne zaman bir araya gelse ortak oynadıkları oyuna girip saatlerce oynuyorlardı.
Hızla yanlarına gidip telefonları ellerinden alıp cebime koydum.
"Abla ne yapıyorsun ya. Oyunu yeniyorduk tam.Sıralamamız düşecek."diye sızlanmasını dinlemeden babama öpücük atıp kapıya doğru ilerledim.
Arkamdan söylenerek gelmelerini takmadan son kez Boran'a baktığımda göz göze gelmemiz ile hızla gözlerimi çekip dışarıya çıktım.
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Evet bölüm hakkında ki yorumları alayım.
En sevdiğiniz kısım?
Boran'ın derdi ne ki kendini sıkacak kadar neye sinirleniyor.
Bol bol YORUM yapmayı ve BEĞENMEYİ unutmayın lütfen.
Kendinize çok iyi bakın. #sağlıkiçinevdekalGörüşmek üzere.