bc

Ateşin Kucağında

book_age18+
1.7K
TAKİP ET
18.5K
OKU
billionaire
family
HE
confident
heir/heiress
sweet
bxg
kicking
mythology
childhood crush
secrets
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

#2026TR-İlle de Sen

Üniversite son sınıfı, ama ben hâlâ bekliyorum o ateşi ki, damarlarımı yakacak. Etrafımdaki o "ana kuzuları" el ele tutuşup masumiyet oynarken, ben aynada kıvrılan bedenime bakıp iç çekiyorum. Seksiyim, dudaklarım davetkâr, kalçalarım hipnotik teklifler yağıyor, ama hepsini tek tek savuşturuyorum. Kimse o derin, vahşi yanıma dokunamıyor. Ta ki Kaya'yı görene kadar... Babamın iş ortağı, benden on yaş büyük, kaslı omuzları ve o keskin bakışlarıyla bir fırtına gibi.İlk anda vuruldum: Yasak bir kıvılcım, geceleri yatağımda kıvrandıran bir arzu. Onu düşünüyorum, parmaklarım tenimde gezinirken adını fısıldıyorum. Yanıyorum, ama Kaya? O buz gibi, dokunmuyor, bakmıyor sadece o derin sesiyle, varlığıyla beni eritiyor. Neden bana yüz vermiyor? Bu oyun, içimdeki canavarı uyandırıyor.Sonra o an geliyor: Baş başa, hava elektrik yüklü. Gözleri benimkilerde kilitleniyor, ve patlıyoruz. Elleri belimde, dudakları boynumda; ateşli öpüşmeler, diş izleri, bedenler birbirine yapışmış halde. Gece, sınırları yok eden bir yangın: İnlemeler, terli tenler, vahşi ritimler... Kendimi ona teslim ediyorum, o da bana ama sabah? Pişmanlık, bir hançer gibi. Uzaklaşıyor, kalbim kanıyor. İnciniyorum, ama o da dayanamıyor; geri dönüyor, bu sefer daha aç, daha vahşi. Parmakları, dilinin izleri... Kaçış yok.Bu tutku bizi yutacak mı, yoksa küllerden doğuracak mı? Aile sırları, gizli buluşmalar ve o sonsuz açlık arasında, ben Peri'yim. Cinsel fırtınalar, bastırılmış haykırışlar ve dönemeçler dolu bir sır. Bu yangına girmeye cesaretin var mı? Sayfaları çevir, ve hisset

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1.❤️‍🔥
Karakterler. Kaya Atabey :33 yaş Boy: 1.85 m civarı, atletik ama aşırı kaslı değil; doğal güç ve zarafet bir arada. Saç: Koyu kahverengi, hafif dalgalı. Göz:Siyah Yüz: Keskin hatlı, çene çizgisi belirgin; hafif sakal birkaç günlük havalı bir görünüm katıyor. Burç: Akrep Peri Tanyel :23 yaş Saç: Açık kumral, doğal dalgalarla hafif hacimli. Saçları hem ciddi hem de enerjik hallerine uyum sağlıyor. Göz: Ela ama sürekli renk değiştiren türden; bazen yeşil, bazen kahverengi tonlar beliriyor, bu da bakışlarına gizem katıyor. Yüz: Zarif hatlı, simetrik ve ifadeli; gülüşü doğal ve etkileyici. Beden: Ne uzun ne kısa, zarif ve fit bir yapıya sahip. Kendine güvenen bir duruşu var. Burç : Yay * İYİ OKUMALAR CANLARIM. Üniversitenin son sınıfındaydım. Moda Tasarımı bölümünde okuyor, kumaşların diliyle düşünmeyi öğreniyordum. Dokuların, kesimlerin ve renklerin insan ruhuna nasıl dokunduğunu… Bir elbisenin yalnızca giyilmediğini, hissedildiğini...çoktan öğrenmiştim Babamın tekstil üzerine kurulu köklü bir şirketi vardı. Çocukluğum, atölyelerde asılı duran yarım kalmış elbiselerin arasında geçti. Makas sesleri, dikiş makinelerinin ritmi ve kumaş tozunun havaya karışan kokusu… Moda benim için bir tercih değil, neredeyse kaderdi. Ama bu kaderi kendi çizgilerimle yazmak istiyordum. Babamın gölgesinde değil, kendi imzamla. Adım Peri. Etrafıma neşe saçtığımı söylerler. Gülümsediğimde ortamın yumuşadığını, kahkahamın insanları rahatlattığını… Bunun farkındayım. Ama kimse bilmez o gülümsemenin arkasında, sürekli daha fazlasını başarma baskısıyla büyümüş bir kız olduğunu. Kampüste beni görenler hayatı hafife aldığımı sanır. Renkli kıyafetlerim, umursamaz tavrım ve bitmeyen enerjimle… Oysa geceleri çizim defterimin başında saatlerce oturur, bir etek dikişinin milimetrik hatasını defalarca silip yeniden çizerim. Çünkü biliyorum; bu dünyanın bana sunduğu avantajlar kadar benden bekledikleri de var. Son sınıf olmak, artık hayal kurmaktan çok karar vermek demekti. Mezuniyet defilesi yaklaşırken herkes kendi yolunu belirliyordu. Benim yolum belliydi: gelecekte kendi koleksiyonlarımı çıkaracak, adımı kumaş etiketlerinde görmek istiyordum. Elbiselerim kadınların omuzlarına cesaret, beline özgüven, yürüyüşüne güç katacaktı. Ama o gün… Her şeyi planladığımı sandığım o gün, hayat bana bambaşka bir kesim sundu. Hesaplanmamış, ölçüsüz, kuralsız. Odamda yatağıma uzanmış, telefonumda anlamsızca aşağı yukarı kaydırıyordum. Zihnim doluydu ama düşünmek istemiyordum; ekranın ışığı, düşüncelerimi bastıran tek şeydi. Tam o sırada telefonum titredi. Bir bildirim. Ekrana baktığımda ismi gördüm: Işıl. Üniversiteden arkadaşım. Enerjisi hiç bitmeyen, insanı istemese bile sürükleyen türden. “Kızım neden bakmıyorsun gruba?” diye yazmıştı. Mesajı aşağı çekip cevapladım. “Hiç havamda değilim ya… Yine neyi alıp veremiyorlar bunlar ?” Cevabımın ardından saniyeler geçmeden, Işıl’dan kahkaha atan, gözleri devirmiş bir emoji geldi. Ardından yeni bir mesaj düştü. “Tartışma falan yok tatlım. Bu akşam sadece güzelce eğleneceğiz. Sen de katıl bize.” Telefonu göğsüme doğru bastırıp derin bir nefes aldım. Gerçekten havamda değildim. Parmaklarım ekranda gezindi ve yazdım. “Işıl, havamda değilim dedim ya canım. Siz eğlenin.” Mesajı gönderir göndermez pişman oldum. Çünkü Işıl’ın bu cevabı kabullenmeyeceğini ikimiz de biliyorduk. Nitekim birkaç saniye sonra telefon çalmaya başladı. Arayan: Işıl. Gözlerimi tavana dikip çağrıyı açtım. Daha “alo” dememe kalmadan konuşmaya başladı. “Kızım, sen üniversite hayatın boyunca ne doğru düzgün eğlendin ne de biriyle takıldın. Bu son yıl, sonra pişman olacaksın. İyi değerlendir.” Ses tonu kararlıydı, neredeyse emir verir gibiydi. “Bırak şu inatçılığı da akşama hazırlan. Gelip seni alıyorum.” Yatağın kenarına oturdum, saçlarımı arkaya attım. “Israr etme Işıl ya… Gerçekten bilmiyorum. Bakarız.” Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra derin bir oflama. “Tamam. Düşün. Haber verirsin.” Ve hat kapandı. Telefonu elimde tutup bir süre ekrana baktım. Eğlenmek istemiyordum. Ama nedense içimde, o akşam evde kalırsam bir şeyleri kaçıracakmışım gibi tuhaf bir his dolaşıyordu. Can sıkıntısıyla telefonu cebime koyup aşağı kata indim. Salonun kapısından içeri girdiğimde annem koltuğuna kurulmuş, elindeki dergiyi dikkatle inceliyordu. Sessizce yanına yaklaşıp yanağına bir öpücük kondurdum. İrkilmesiyle bana dönmesi bir oldu. “Peri, yapmasana böyle şeyler kızım.” dedi elini göğsüne götürerek. “Ruh gibi geliyorsun, korkuyorum.” Hafifçe kıkırdadım. “Tamam tamam, bu sondu.” Annem gülümserken yanına geçip oturdum. Bir süre oflayıp poflayarak önce dergiye, sonra salona, sonra da telefonuma bakıp durdum. İçimde huzursuz bir sıkıntı dolaşıyordu. Annem bu hâlimi fark etmiş olacak ki, elindeki dergiyi kenara bıraktı. “Ne oldu?” diye sordu. “Hiç anne…” deyip geçiştirmek istedim ama nafile. Yeşim Sultan’ın radarından kaçmak mümkün değildi. Bakışlarını üzerime dikmiş, sabırla gerçeği bekliyordu. Derin bir nefes aldım. “Işıl aradı. Eğlenmeye gideceklermiş… Israr etti. Gitmeyince de biraz bozuldu galiba.” Annem oturduğu koltukta doğruldu. Kaşlarını hafifçe kaldırıp dudaklarını büzdü. “Işılcığım ne demişse doğru demiş.” dedi. “Yaşlı teyzeler gibi yaşıyorsun. Evden çıktığın yok. Onlara sorsan, senden daha çok geziyor, daha çok eğleniyorlardır.” Sonra bana daha yumuşak bir sesle baktı. “Hadi kalk hazırlan. Git kızla. Kendine müsaade ver biraz. Eğlen. Genceciksin.” Bu sözler içimde küçük bir kıpırtı yarattı. Sanki uzun zamandır kilitli duran bir kapı aralanmıştı. “Tamam.” dedim. Odamın yolunu tutup dolabın kapağını açtım. Dakikalarca baktım ve baktıkça da içim sıkıldı. Günlük kıyafet çoktu ama geceye ait tek bir elbisem bile yoktu. Hiçbir yere gitmediğim gecelerin bedeliydi bu. Telefonumu çıkarıp Işıl’a mesaj attım. “Gelmek istiyorum ama gece dışarı çıkmadığım için hiç kıyafetim yok.” Cevap gecikmemişti. “Hadi çabuk hazırlan. Bana gel.”dedi Gülümsedim. “Tamam.” diye yazdım. Üzerime alelacele bir şeyler geçirip evden çıktım. 20 dakika sonra Işıl’ın evine varmıştım bile. Siteye girip asansörle 8’inci kata çıktım, ama kapısı aralıktı. İçimde bir şeyler kıpırdandı hemen; Işıl böyle bir şey yapmazdı, kapısını her zaman iki kere kilitler, en ufak bir açıklıkta bile panik olurdu. “Işıl?” diye seslendim koridordan, hafifçe. Cevap yok. Ses gelmeyince korktum, yüreğim ağzımda içeri adım attım. İçeriden boğuk sesler geliyordu; inlemeler, nefes nefes bir ritim, sanki biri ağzını kapatmış da zorlanıyormuş gibi. Birkaç adım daha attım, salonun köşesini döndüm ve donup kaldım.Sesim içime kaçmış gibi kısık sesle “Ha siktir" dedim.Arkadaşımın sevişme anı görmek isteyeceğim tek şeydi. Işılsa kanepeye yaslanmış, başı geriye düşmüş, gözleri yarı kapalı. Üzerindeki ince tişört sıyrılmış, göğüsleri dışarıda, uçları sertleşmiş. Altında sadece küçük bir şort vardı, o da bacaklarına kadar sıyrılmış. Kurye giyimli genç muhtemelen az önce kapıya paket bırakmış olan çocuk diz çökmüş önünde, başı Işıl’ın bacaklarının arasında kaybolmuş. Elleri kalçalarını kavramış, sıkı sıkı tutuyor, diliyle onu öyle bir yalıyordu ki Işıl’ın kalçaları istemsizce kalkıp iniyordu. Işıl’ın parmakları çocuğun saçlarında, hafifçe bastırıyordu başını kendine, inlemeleri giderek yükseliyordu; boğuk, ıslak sesler salonu dolduruyordu. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. En yakın arkadaşım, “ben kimseye güvenmem” diyen, her ilişkisinde aşırı seçici olan Işıl… Burada, yabancı bir kuryenin ağzına kendini bırakmış, zevkten titriyordu. Çocuk da işini biliyordu belli ki; diliyle daireler çiziyor, emiyor, ara sıra başını kaldırıp Işıl’ın gözlerine bakıp gülümsüyordu. Işıl ise “devam et…” diye fısıldıyordu, sesi titrek, tamamen teslim olmuş. Işıl birden gözlerini açtı ve beni gördü. Yüzü anında bembeyaz oldu, ağzından küçük bir çığlık kaçtı. Çocuk da fark ederek hemen başını kaldırdı, dudakları parlıyordu. İkisi de dondu kaldı. “Peri…” diye kekeledi Işıl, elleriyle kendini örtmeye çalışarak. Ama çok geçti. Her şeyi görmüştüm. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Kaçmalı mıyım, mal gibi öyle kala kalmıştım orada. Işıl panik içinde fırladı kanepeye yaslandığı yerden, tişörtünü aceleyle aşağı çekti, şortunu düzeltti ama elleri titriyordu. Çocuk o kurye çoktan ayağa kalkmış, pantolonunu çekip fermuarını kapatmaya çalışıyordu, yüzü mosmor. Işıl koşarak ona doğru gitti, çocuğun eşyalarını kaskını, sırt çantasını, telefonunu kucağına yığmaya başladı, “Hadi hadi git, lütfen çık artık!” diye fısıldıyordu sertçe, sesi hem korku hem öfke doluydu. Çocuğu kolundan tutup kapıya doğru itekledi, “Git dedim sana!” Kapı ardına kadar açıldı ve çocuk tökezleyerek dışarı çıktı, merdivenlerden inerken koşar adımlarla uzaklaştı. Işıl kapıyı çarparak kapattı, sırtını yasladı kapıya, nefes nefes. Bense hâlâ olduğum yerde mıhlanıp kalmıştım. Ayaklarım yere yapışmış gibi, salonun ortasında dikiliyordum. Gözlerimi kırpamıyordum bile. Az önce gördüklerim beynimde dönüp duruyordu: Işıl’ın kalçalarının havaya kalkışı, çocuğun başının o ıslak arasına gömülüşü, dudaklarının parlayışı… Ve Işıl’ın inlemeleri. O sesler kulaklarımda çınlıyordu hâlâ. Işıl panikle yanıma geldi, elleri hâlâ titriyordu, gözleri yere bakıyordu. “Çok özür dilerim Peri, gerçekten… çok utandım” dedi sesi kısık, neredeyse yalvarır gibi. Ben ise içimdeki o garip karışımı bastıramayıp kıkırdadım şok geçiyor, yerini tuhaf bir eğlenceye bırakıyordu. Kanepeye doğru yürüdüm oturup sırtımı yasladım. Kumaş hâlâ sıcak gibiydi. “Bu görüntüyü gözümün önünden atmam zor olacak kızım,” dedim gülerek, “seks yapacaktın madem, niye çağırıyorsun beni? Gününü bozmuş oldum resmen.” Işıl gülümseyip elini yüzüne kapattı, yanakları kıpkırmızı. Utanıyordu ama gözlerinde bir pırıltı vardı, rahatlamış gibi. “Aklımda yoktu ki,” dedi fısıldar gibi, “bir an karşımda o yakışıklı adamı görünce kendimi tutamadım. Tamam hadi unutalım, gel odaya sana elbise bakalım.” dedi odaya doğru yönelerek. “Tamam, seni utandırmayacağım daha fazla,” diyerek arkasından gittim Odaya girdiğimizde, Işıl hâlâ kahkaha atıyordu, yüzü kızarmış ama gözleri parlıyordu. “Ama tam orgazm sırasında geldin ya, tamamlayamadım resmen!” dedi, sesi hem şikâyetçi hem eğleniyormuş gibi. Yatağın kenarına oturdu, bacaklarını sallandırarak, hâlâ biraz dağınık saçlarını geriye attı. Ben de güldüm, içimdeki gerginlik yavaş yavaş eriyordu. “Kızım manyak mısın sen?” dedim, dolabın önüne geçip elbiselerden birini çekerken. “Bir kuryeyle sevişiyorsun o sırada benide çağırmışsın…. Özür dilerim, bir dahaki sefere kapıyı çalıp ‘rahatsız etmeyin’ levhası mı koysaydın ?” Işıl kahkahasını tutamadı, yastığı bana fırlattı. “Aptal!” dedi, ama sesinde gerçek bir rahatlama vardı. “Hem yakışıklıydı hem de… ne bileyim, anlık bir şeydi. Seni çağırdım çünkü gerçekten elbise bakacaktık, yemin ederim aklımda yoktu öyle bir şey.” Dolaptan kırmızı bir elbise çıkardı, kendine tuttu aynada. “Bak şuna, bu sana yakışır mı?” dedi, konuyu değiştirmeye çalışarak. Ama gözleri hâlâ bana kaçamak bakıyordu, sanki az önceki utanç tamamen geçmemişti. Ben elbiseyi aldım, omzuma tuttum. “Güzel ama fazla açık değil mi?” dedim sırıtarak. “Senin gibi kurye avına çıkarsam giyerim belki.” Işıl yine güldü, bu sefer daha içten. Yatağa uzandı sırtüstü, tavana bakarak. “Peri… gerçekten kızmadın mı?” diye sordu birden, sesi biraz ciddileşerek. “Yani… en yakın arkadaşıma yakalandım resmen.” Başımı salladım, yanına oturdum yatağın kenarına. “Kızgın değilim,” dedim samimi olarak. “Şaşırdım, evet. Güldüm de. Ama sen sensin, Işıl. Yıllardır birlikteyiz, böyle bir şey bizi bozmaz.” Elini tuttum hafifçe, sıkıp bıraktım. “Sadece bir daha kapıyı açık bırakma, kalp krizi geçireceğim yoksa.” Gülümsedi, gözleri parladı. “Söz,” dedi. “Şimdi hadi ciddi ciddi bakalım şu elbiseye. Akşam herşey senden sen ısmarlarsın, o güzel anımı mahvettiğin için borçlusun.” Güldük birlikte, oda yeniden bizim eski, güvenli alanımıza döndü. Arkadaşlık işte böyle bir şeydi; bazen saçma sapan anlar olur, ama geçer. Ve biz hâlâ buradaydık, yan yana.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.9K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
552.9K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.4K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
42.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.6K
bc

HÜKÜM

read
231.5K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
37.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook