Gece için elbise seçmeye başlamıştık. Dolabın kapaklarını ardına kadar açmış, bir bir kıyafetleri dışarı çıkarıyorduk. “Bu olur,” diyor, sonra hemen vazgeçip “Yok, bu olmaz,” diye bir kenara atıyorduk. Kısa süre içinde bütün dolap yere inmiş, oda rengârenk bir karmaşaya dönmüştü.
Sonunda karar kıldık.Altına, ışığa göre yer yer gümüş, yer yer altın tonlarına çalan ince işlemeli bir etek üstüne ise tertemiz, sade bir beyaz gömlek. İkisi bir araya geldiğinde beklenmedik bir uyum yakalamıştı; gömleğin sadeliği, eteğin zengin işçiliğini daha da öne çıkarıyordu. Zarif, göz alıcı ama abartısızdı.
Ardından takılar geldi sıraya ince bir kolye, küpe ve bilezikle dengeyi koruduk. Saçlar hafif dalgalı bırakıldı, birkaç tutam yüzüme düşsün diye.Bu beni daha da çekici gösteriyordu. Ayakkabılar da tam kararında; ne çok yüksek, ne çok gösterişli sadece geceye yakışır bir zarafetle.
Her şey tamamlandığında aynaya son bir bakış attık. Hazırdık.
Işıl çantasını kaptığı gibi kapıya yöneldi. “Hadi çıkalım, bizi bekliyorlar,” dedi sesinde tatlı bir aceleyle.
“Tamam,” diye yanıtladım hemen, telefonumu ve çantamı alıp peşine takıldım. Apartmandan aşağı inerken asansörde aynada kendimize son bir bakış attık; ikimiz de gecenin enerjisini çoktan hissetmeye başlamıştık.
Dışarı çıktığımızda Işıl telefonunu çıkarıp taksi çağırdı. Şaşırıp kaşlarımı kaldırdım. “Arabamızla gitmiyor muyuz?”
O, dudaklarında sinsi bir gülümsemeyle döndü bana. “Hayır canım,” dedi gözleri parlayarak. “Dönüşte araba kullanmaya pek hâlimizin olacağını düşünmüyorum. Taksiyle döneriz yine.”
Hafifçe kıkırdadım. “Bak, içkiyi çok kaçırmasan iyi edersin,” diye takıldım ona, ama içimden de gülüyordum. O gece bize neler getirecekti, hiçbirimiz bilmiyorduk henüz.
Taksi geldiğinde kapıyı açıp içeri yerleşirken kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Şehir ışıkları camda akıp giderken, gece daha yeni başlıyordu bizim için.
Mekâna varmaya sadece birkaç sokak kalmıştı. Şehir ışıkları taksinin camında dans ederken, Işıl yanıma doğru hafifçe eğildi; sesi neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü.
“Bak,” dedi gözleri parlayarak, “bir kereliğine kendini tamamen serbest bırak. Eğlen, seviş, tadını çıkar. Hiç düşünme.”
Sözleri hem uyarı hem de kışkırtma gibiydi. İçimden bir öfke kabardı, gözlerimi devirerek baktım ona. “Tamam, tamam,” dedim biraz isteksizce, “bir kereliğine mahsus, olur.”
Ama dudaklarımın kenarında istemeden bir gülümseme belirdi. Belki de haklıydı. O gece, kuralları bir kenara bırakma gecesi olabilirdi.
Taksi yavaşlarken, mekanın neon ışıklı girişi önümüzde belirdi. Müzik uzaktan duyulmaya başlamıştı bile kalp atışlarım onun ritmine uymaya hazırlanıyordu sanki güm güm atıyordu kontrolsüz bir şekilde.
Arabanın kapısı açılınca,serin gece havası yüzümüze çarptı. Işıl elimi tutub, beni içeri doğru çekti.
Artık geri dönüş yoktu.
Şimdi sıra eğlenmekdeydi.
Kapı açılır açılmaz içimize sıcak, yoğun bir hava çarptı. Mekân loş bir yarı karanlığa gömülmüştü tavandaki spotlar ve köşelerdeki neonlar, ortalığı tam aydınlatmıyor ama tam da karanlık bırakmıyordu. Işıklar ritmik olarak renk değiştiriyor, duvarlarda dans ediyordu.
Herkes eğleniyordu. Dans pistinde bedenler müziğin ritmine teslim olmuş, birbirine değiyor, uzaklaşıyor, tekrar yaklaşıyordu. Kahkahalar, sohbet uğultusu ve basların derin titreşimi havayı doldurmuştu. Kokteyl kokuları, parfümler ve hafif bir ter karışımı burnumuza doluyordu.
Işıl elimi daha sıkı tuttu, kalabalığın arasından kendine yol açarak beni de peşinden sürükledi. Barın yanından geçerken bir an durduk tezgâhın üstündeki renkli şişeler ışıkta parıldıyordu. “İlk tur benden,” dedi göz kırparak.İçtikten sonra arkadaşlarımızı bulmak üzere keşfe çıktık.
Kalabalığın içinde ilerlerken omuzlarım başkalarına çarpıyor, bakışlar üzerimde geziniyordu. O an, Işıl’ın taksideki sözleri kulaklarımda çınladı "kendini serbest bırak."
Ve yavaş yavaş, müziğin ritmiyle birlikte, içimdeki o ince çizgi gevşemeye başladı.
Birkaç arkadaşımızı bardaki köşede bulmuştuk; sarılıp öpüştük, shot’lar söylendi, kahkahalar havada uçuştu. Dans ettik, eski hikâyeleri yeniden anlattık, gece tam kıvamına gelmişti. Ama saat ilerledikçe onlar birer birer “Yarın erken kalkıyoruz,” diye ayrıldı. Sonunda yine Işıl’la baş başa kalmıştık, müzik daha da yükselmiş, kalabalık biraz daha çıldırmıştı.
Işıl birden kulağıma eğildi; basların arasında duyulabilmek için neredeyse bağırıyordu: “Sana bir sürprizim var. Diğer tarafta VIP bölüm var… ve bil bakalım kimin oraya giriş izni var?”
Göz kırptı, dudaklarında o bildiğim şeytani gülümseme.
Hiçbir şey anlamamıştım. “Ne VIP bölümü ya? Anlamadım ki,” dedim saf saf, omuz silkip.
“VIP bölüme girebiliyoruz, ikimiz,” dedi sabırsızca. “İnan bana, buradan çok daha iyi, çok daha eğlenceli.”
“Tamam, olur,” dedim hâlâ hiçbir şeyden habersiz. İçimde sadece hafif bir merak vardı, o kadar.
Ayağa kalkıp, elimi tuttu, kalabalığı yararak yürüdük. Birkaç metre sonra loş bir koridora sapmıştık önümüzde mat siyah bir kapı belirdi. Kapının önünde iri yarı, siyah takım elbiseli bir koruma duruyordu, kolları göğsünde kavuşmuş, ifadesiz bir şekilde.
Işıl cebinden küçük, parlak bir kart çıkartarak, adama uzattı. Adam kartı okutduktan sonra başıyla onay verdi ve kapıyı araladı. İkimiz de içeri süzüldük.
Dar bir koridordan ilerledik müzik burada daha derinden, daha ağır geliyordu. Sonunda koridor açıldı ve asıl yere vardığımızda nefesim kesildi.
Burası bambaşka bir dünyaydı. Loş kırmızı ışıklar, deri koltuklar, daha küçük ama çok daha özel bir dans pisti. İnsanlar daha rahat, daha yakın hareket ediyordu; bakışlar daha cesur, dokunuşlar daha serbest. Havada pahalı parfümlerin altında başka, daha yoğun bir koku vardı. Sınırlar burada biraz daha esnek gibiydi.
Gözlerim faltaşı gibi açılmış bakarken Işıl koluma girdi, kulağıma fısıldadı: “Hoş geldin, canım. Artık gerçek eğlence başlıyor.”
Köşede, loş kırmızı ışığın altında bir çift öpüşüyordu; dudakları birbirine kenetlenmiş, elleri karşısındakinin sırtında yavaşça geziniyor, sanki dünyadan kopmuş gibi.
Dans pistinde ise her şey daha açıktı, daha cesur. Bedenler birbirine yapışmış, ritimle birlikte dalgalanıyordu. Bir kız kalçasını yavaşça adamın erkekliğine bastırarak dönüyor, adamın nefesi hızlanırken o da ellerini kızın eteğinin altına kaydırmış, kadınlığını nazik ama kararlı dokunuşlarla okşuyordu. Kız başını geriye atmış, gözleri yarı kapalı, zevkten hafifçe inliyordu.
Başka bir çift yanlarında kadın yüzü adama doğru bakarken adamın elleri göğüslerinde dolaşıyordu. Kimse utanmıyor, kimse gizlemiyordu. Tam tersine, herkes halinden memnundu; bakışlar birbirini buluyor, gülümsemeler paylaşılıyor, arzular açıkça sergileniyordu.
Havada yoğun bir elektrik vardı ter, parfüm ve şehvet karışımı. Sınırlar burada bulanıklaşıyordu, kurallar yoktu. Herkes sadece anın tadını çıkarıyordu.
Işıl kolumu sıktı, kulağıma eğildi: “Gördün mü? Kimse yargılamıyor. İstediğin gibi olabilirsin burada.”
Kalp atışlarım hızlandı. Gözlerim etrafta dolaşırken, içimdeki o son tereddüt de yavaşça erimeye başladı.
Bedenime istemsiz bir sıcaklık dalgası yükselmeye başlamıştı; önce göğsümden, sonra karın boşluğumdan aşağıya doğru yayılıyordu. Kalp atışlarım hızlanmış, avuç içlerim hafifçe terlemişti. Etrafımdaki o açık seçik arzuyu izlerken, içimde uzun zamandır bastırdığım bir şey uyanıyor gibiydi.
Nefesim kısa kısa kesilirken gözlerim dans pistindeki o çifte takılı kalmıştı. Kızın kalçalarını adama bastırışındaki kararlılık, adamın parmaklarının eteğin altında kayboluşu… Her hareketleri o kadar doğal, o kadar özgürdü ki, sanki burada başka türlü davranmak imkânsızmış gibi geliyordu.
Işıl çoktan kalabalığa karışmıştı; kırmızı ışıkların altında bedenini müziğe bırakmış, gözleri kapalı dans ediyordu. Bana dönüp elini salladı, dudaklarında o ısrarcı gülümsemeyle “Hadi, sen de gel, eğlen!” der gibi işaret etti.
Bir an tereddüt ettim, ama içimdeki o sıcaklık dalgası artık geri dönüşü olmayan bir akıntıya dönüşmüştü. Adım attım, dans pistine doğru yürüdüm. Kalabalığın arasına karıştım.
Sadece dans ettim.
Müziğin ağır, derin ritmi bedenimi sardı; baslar göğsümde titreşiyor, davullar nabzımın hızına yetişmeye çalışıyordu. Gözlerimi kapattım, kollarımı havaya kaldırdım, kalçalarımı yavaş yavaş sallamaya başladım. Saçlarım yüzüme düşüyor, ter damlaları boynumdan aşağı süzülüyordu.
Etrafımdaki bedenler bana yaklaşıyor, uzaklaşıyor, bazen hafifçe çarpıyordu. Kimse konuşmuyor, kimse isim sormuyordu sadece müzik ve hareket vardı.
Kendimi tamamen dansın ritmine kaptırmışken, birden ensemde sıcak bir nefes hissettim. Hafif bir ürpertiyle birlikte döndüm başımı karşımda zifiri karanlıkta bile parlayan siyah gözleri olan bir adam duruyordu. Uzun boylu, geniş omuzlu, çenesindeki hafif sakalla tam istediğim o tehlikeli yakışıklılıktaydı. Bakışları derin, davetkâr ve kendinden emin.
Gözlerimin içine baktı bir süre; sanki izin istiyor, ama aynı zamanda biliyormuş gibi. Kalbim bir an hızlandı. Yüzümü hafifçe öne eğdim, sırtımı ona biraz daha yasladım. Bu, evetimdi.
Eli anında belime dolandı; parmak uçları tenime değdiği anda içime bir elektrik dalgası yayıldı, bütün vücudumu titretti. O temas o kadar güçlüydü ki, nefesim kesildi bir an.
Sonra birden sertçe kendine çekti beni. Belime sarılmasıyla beni kendine doğru çekmesi bir olmuştu .Artık bedenlerimiz arasında santimlik bile mesafe kalmamıştı. Göğsü sırtıma yapışmış, kalçalarım onun erkekliğine tam oturmuştu. Sertliğini hissettim hemen; o baskı, içimdeki ateşi daha da körükledi.
Başımı geriye yasladım hafifçe, saçlarım omzundan kayarken onun da nefesi boynuma değiyordu. Elleri belimde daha sıkı dolaşıyor, beni ritme uyduruyor, aynı zamanda kendine daha da bastırıyordu. Dans ediyorduk, ama artık bu sadece dans değildi.
Etrafımızdaki herkes kendi dünyasında kaybolmuşken, biz yeni bir dünyanın içinde birbirimize karışıyorduk. O an, başka hiçbir şey önemli değildi.
Dans ederken boynuma küçük, sıcak öpücükler kondurmaya başladı her biri tenimde ateş gibi iz bırakıyor, ensemden omurgama doğru dalgalar gönderiyordu. Dudakları boynumun hassas noktalarını bulmuş, yavaşça emiyor, hafifçe ısırıyordu. O an nefesim daha da düzensizleşti.
Elinin biri belimde sabit dururken, diğeri yavaşça yukarı kaydı gömleğimin ince kumaşının altından göğsüme ulaştı. Parmak uçları göğüs ucumu buldu, önce nazikçe okşadı, sonra birden sıkıca sıktı. O ani baskı içime bir şimşek gibi çarptı zevkle karışık bir acı bedenimi sardı, daha da deli ediyordu beni.
İstemeden bir inleme kaçtı dudaklarımdan; kısık, derin ve kontrolsüz. Sesim müziğin içinde kaybolsa da o duymuştu; çünkü boynuma daha sert bir öpücük kondurdu, eli göğsümde daha kararlı hareket etmeye başladı.
Bedenim tamamen ona teslim olmuştu artık. Kalçalarımı ona daha fazla bastırdım, ritme uyarak ama aynı zamanda onun dokunuşlarına karşılık vererek. Sertliği hâlâ kalçalarımda hissediliyordu, her hareketimizde daha da belirginleşiyordu.
Başımı geriye yasladım, gözlerim yarı kapalı; sadece hissetmek istiyordum.
Kulağıma o baştan çıkarıcı, kısık ses tonuyla fısıldadı: “Hadi, benimle gel.”
Reddedemezdim. Zaten çoktan teslim olmuştum. Hiç tanımadığım, ama şimdiye dek hiçbir dokunuşundan bu kadar yoğun zevk almadığım bu adamın peşinden koştur koştur gidiyordum. Kalbim göğsümde deli gibi çarpıyor, bacaklarım titriyordu heyecandan.
Birkaç adım sonra kalabalığın uğultusu geride kaldı dar, loş bir koridora saptık. Elini tutmuyordu artık, ama sırtımdan iten bir güç gibiydi varlığı. Merdivenleri hızla çıktık, nefes nefese. Yukarıda yine uzun bir koridor uzanıyordu duvarlar mat siyah, sadece kapı numaraları hafif kırmızı ışıkla aydınlatılmış.
69 numaralı kapının önünde durdu. Anahtarı çıkardı, kilidi çevirdi. Numara bile manidardı; dudaklarımda istemeden bir gülümseme belirdi.
Kapı aralandığında içeri giren kırmızı ışık gözlerimi kamaştırdı. Oda tamamen aynalarla kaplıydı; tavan, duvarlar, hatta yerdeki paneller bile yansıtıyordu. Her açıdan kendimizi görebiliyorduk sonsuz kopyalarımız etrafımızı sarmıştı. Yatak büyük, siyah saten çarşaflı; köşelerde düşük ışıklı lambalar, havada hafif baharat ve misk kokusu.
Bu oda, tam da bu anlar için tasarlanmıştı. Gizli arzuların açığa çıktığı, hiçbir şeyin gizli kalamayacağı bir yer.
Kapıyı arkamızdan kapattı, kilidi çevirdi. Bir adım attı bana doğru aynalarda çoğalan gölgesi üzerime düştü. Gözleri hâlâ o zifiri karanlıktaydı, ama şimdi daha aç, daha vahşi.
Nefesim hızlandı. Artık kaçış yoktu... istemiyordum da.