"Ne?" diye bağırdı Güneş.
"Aşkım. Valla yalan. Allahım ne olur çarpılmayayım. Yani yalan değil ama. Abarttı yani o kadar değil. Senden bir tık sonra geliyorum ben."
"Doğru mu duyduklarım?" Dedi Güneş sesini yükselterek.
"Güneş. Lütfen öldürme bizi." dedi Buğlem gülerek.
"Hiç kimse senden daha yakın arkadaşım olamaz. Sakin ol. Hem ben Arda'yı mı gördüm sanki seni gördüm."
Güneş zayıf noktasından vurulunca sakinleşti. Buğra dizine vurdu.
"Ah be. Biliyordum bu kozu kullanacağınızı. Nasıl düşünemedim bunu."
"Sinsi Buğra'ya bak. Aklı sıra aramızı bozacakta Buğlem sana kalacak değil mi?"
Arda kolunu Güneş'in omzuna attı.
"Yer mi lan benim dünya güzeli sevgilim?"
Herkes gülerken Arda'nın kolu birden havalandı.
"Gençler pek bir eğleniyorsunuz anlaşılan. Bir takım barışmalar olmuş anlaşılan."
Ensar Arda'yı hafif ittikten sonra ortalarına oturup Güneş'in omzuna kendi kolunu attı. Arda somurturken Buğra kahkaha attı. Ensar da Arda'nın haline gülerken Güneş kıkır kıkır bakıyordu.
" Ay Ensar'ın sesi mi o? " dedi Buğlem heyecanla.
" Ne sandın fıstık bensiz eğlence mi olur?"
"Hoşgeldin."
"Hoşbuldum güzellik."
"Kime güzellik diyon lan sen?" Buğra masadaki şekerlerden birini fırlattı Ensar'a.
Ensar gülerek havada tutup geri masaya bıraktı.
"Ne o kıskandın mı? Kıskanma sana da derim. Güzelim."
Herkes gülüşürken bir süre daha beraber vakit geçirdikten sonra herkes evlere dağılmıştı.
Buğra Buğlem'i eve bıraktıktan sonra Ensar'ı aradı.
"Hayırdır ayrılalı yarım saat olmadı çok mu özledin beni?" dedi alayla.
"Konuşmamız lazım sizin evin karşısındayım."
Ensar Buğra'nın gergin sesiyle bir şey demedi. Güneş odasında olduğu için bir şey söylemeden ceketini alıp çıktı.
Güneş kapının kapandığını duyunca camdan dışarı baktı. Buğra'nın arabasını görünce kaşlarını çattı. Bu saatte burada ne işi vardı?
Ensar Buğra'nın arabasına bindiğinde Buğra'nın yüz ifadesini görünce endişelendi.
"Ne oldu neyin var?"
"Çok kötü şeyler oldu Ensar?"
"Sakin ol."
Buğra direksiyonu tutan ellerini sıktı. Güneş arabanın içini izlemek için lambasını kapatıp camın önünde durdu. Bir anda Buğra'nın öfkeyle direksiyona vurduğunu gördü.
"Dur Buğra." dedi Ensar korkuyla.
Buğra durmayınca kendisine çekip sarıldı.
"Neyin var kardeşim? Buğlem'le ilgili bir şey mi oldu? Kavga mı ettiniz?"
"Hayır."
"Ne oldu oğlum söylesene çatlatma adamı."
"Alya."
Ensar duyduğu isimle Buğra'dan kollarını çekip göz teması kurdu.
"Alya derken?"
"Onu gördüm bugün."
"Anlamadım?" dedi şaşkınlıkla. İlaçlarını tekrar mı kullanması gerekiyordu.
"Ölmemiş." dedi sessizce.
"Ne diyorsun Buğra?" dedi Ensar gerilerek. Yine hayal mi görüyordu.
"Yalan söylemiyorum. Hayal de değil. Bu zamana kadar aklıma bile gelmedi. Barda kalabalık arasında gördüm onu. Barın arkasında yakaladım. Ölmemiş. Yalan söylemişler. Bana ne dedi biliyor musun? Ben Buğlem'i, onu unutmak için kullanıyormuşum. Hala beni seviyormuş. Benden vazgeçmezmiş. "
Ensar ağzı açık dinliyor, inanmak istemiyordu.
" Buğra bu dediğin şey. "
" Yalan değil. Kafayı yiyeceğim. Çok kötü bir şey daha oldu. "
" Ne demeye korkuyorum. "
" Öptü beni. "
Ensar öfkeyle baktı.
" Ne demek öptü lan? Sen ne yaptın? "
" Saçmalama Ensar ne yapacağım? İttim tabi ki. Ben Buğlem'i seviyorum. Alya'yı öper miyim sence.?"
"Bunu Buğlem'e söylemen gerek."
Buğra Buğlem'in adını duyunca kafasını eğdiği yerden kaldırdı.
"Sakın."
"Ne sakın? Saklayamazsın ondan. Daha kötü olur."
"Saklarım. Saklayacağım da. Buğlem asla öğrenmeyecek. Aramız yine kötü olamaz. Ensar ben onsuz yapamam. Yalvarırım söyleme ona bir şey. Yoksa kendimi öldürürüm."
"Buğra saçmalama."
"Saçmalamıyorum. Yalvarırım söyleme."
Ensar sıkıntıyla üfledi. Buğlem'den saklaması daha kötüydü ancak anlamıyordu. Şu an masum pozisyondayken, saklarsa suçlu hale gelecekti. Bir türlü anlatamıyordu.
"Ensar söz mü?" diye diretti.
"Söz Buğra söz. Ama bil ki yaptığın çok yanlış. Şu an masumsun. Ama sakladığın şey ortaya çıktığında suçlu olacaksın."
"Çıkmayacak. Ben Buğlem'i kaybetmek istemiyorum."
Ensar Buğra'nın laftan alamayacağını fark edince kafasıyla onayladı.
"Tamam. Kapandı konu. Şimdi ben eve gidiyorum. Güneş bizi izliyor camda. Buğlem ağzını ararsa şirketle ilgili dersin."
Buğra minnetle gülümsedi kardeşine. Kafasını salladı. Ensar arkada gördüğü rastgele dosyalardan iki tanesini eline aldıktan sonra eve girdi. Güneş tesadüfen aşağı iniyormuş gibi yapıp abisinin ağzını aradı.
" Aa. Bu saatte bir yere mi çıktın? "
Ensar sırıttı. Kardeşi çok fenaydı. Kime çekmişti bu?
"Evet. Buğra geldi. Acil incelenmesi gereken bir dosya varmış. İncelememişim. Ona sinirlenmiş."
"Ha. Anladım."
Ensar elindeki dosyayı Güneş'e gösterdikten sonra odasına çıktı. Buğra'nın yaptığı şeyin ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha fark etse de bu onun kendi seçimiydi.
Buğlem gözlerini açtığında kendisini farklı hissediyordu. Annesi odaya girdiğinde kızının gülüşüne gülümsedi.
"Benim çiçeğim uyanmış."
"Günaydın anneciğim."
"Günaydın meleğim. Kahvaltı hazırladım bende. Seni uyandırmak için geldim."
"Tamam anneciğim. Sen geç ben geliyorum."
Nehir hanım onayladıktan sonra odadan çıktı. Buğlem yavaşça ayaklarıyla yeri yokladı. Ayağının altına bir şey girmediğine emin olduktan sonra yavaşça ayağa kalktı. En sinir olduğu şey buydu. Yatağından kapıya kadar Allah'a emanet gidiyordu. Çünkü tutunacak bir şeyi yoktu. Eli duvarı bulduğunda nefesini üfledi.
"Bugünde düşmedik çok şükür."
Kendi kendisine güldğkten sonra açık kapıdan çıkıp sola döndü. Banyonun kapısını bulup musluk tezgahına dokunduğunda elini üzerinde gezdirdi. Musluğu bulduğunda yüzünü yıkadı. Hergün belki binlerce şeye temas ediyordu. Ama hiçbirini göremiyordu. Sadece hissetmekle kalıyordu. Bu Buğlem'i üzüyordu. Biliyordu ki Buğra onu bu şekilde bırakmayacaktı. Umut dolmuştu onun sayesinde.
"Kızım?"
"Geliyorum anne." Salona doğru ilerlediğinde annesi koluna girdi.
"Otur annecim."
Buğlem kahvaltısını yaparken annesi kızının sürekli gülümsemesine takıldı.
"Hayırdır? Ne bu neşeli haller? Bilmediğim bir şey mi oldu?"
"Hayır anne. Sadece bilmiyorum neden sürekli gülümsemek geliyor içimden."
"Allah Allah?"
Nehir anlam verememişti.
"Öyle olsun bakalım."
Buğlem kahvaltısını bitirdikten sonra televizyonun karşısına yerleşmiş müzik kanalı açması için annesini bekliyordu.
"Anneciğim. Ben bugün pazara gideceğim. Benimle gelmek ister misin?"
"Hayır anne. Pazar kalabalığını sevmiyorum biliyorsun."
"Buğra ile bugün buluşmayacaksınız anlaşılan."
"Anne ya. Ne kinaye yapıyorsun?"
"Bilemeyeceğim artık. Her gün dışarıdasın kızım. Özledim artık."
"Anne ne yapabilirim. Bunca yıldır ona buna yalvararak dışarı çıkmamı sağlıyordun. Artık arkadaşlarım var."
"Bir sevgilin var."
"Annee!"
"Tamam kız tamam. Şaka yapıyorum. Sen mutlu ol da. İstersen 7/24 dışarıda gez."
"Cidden mi?"
"Abartma."
İkisi de güldü. Yükselen telefon melodisiyle Nehir hanım kahkaha attı.
"Geç bile kaldı. Hayret."
"Kim anne Buğra mı?"
"Hı evet. Buğra."
Nehir hanım telefonu açtıktan sonra Buğlem'in kulağına tuttu.
"Alo?"
"Alo güzelim. Hazırlan seni almaya geliyorum. Götürmek istediğim bir yer var."
"Neresi?"
"Sürpriz. Hazırlan birazdan oradayım."
Buğlem bir şey demeden telefon kapandı.
"Ne oldu bugün nereye bakalım?"
"Ay bilmiyorum. Sürpriz yapacakmış. Anne yardım et çabuk lütfen."
"Edeyim bakalım. Ne giymek istiyorsun bugün?"
"Bilemedim. Güzel bir yere götürecekmiş. Ne giyebilirim ki?"
"Güneş'in hediye olarak aldıklarından bakalım gel."
Güneş Ensar ile kardeş olduğunu öğrendikten sonra eline geçen ilk kartla Buğlem'le alışverişe çıkmış kendisine ne beğendiyse Buğlem'e de almıştı.
"Deli ya. Bana bin tane şey almış."
"Ama çok güzel şeyler. Gel bakalım bugün hava çok güzel."
"Gidelim."
Odaya geldiklerinde Nehir hanım Buğlem'in eskiden yarım, artık dopdolu olan dolabına baktı.
"Siyah şort etek var giymek ister misin? Etek gibi duruyor ama aslında şort. Yani açılma derdi falan olmaz."
"Olur."
Buğlem dilediği gibi giyinmeyi çok seviyordu. Annesi asla diğerleri gibi onu giyemezsin, bu olmaz diyen bir tip değildi. Aksine her şeyi anlatıp öğreten biriydi. Buğlem hala okuma yazma bile biliyordu. Ailesinin biricik kızıydı. Babasının bir marangoza özel olarak yaptırdığı kabartmalı büyük alfabe sayesinde tüm harflerin, rakamların şekli aklındaydı. Tek sıkıntısı görememekti. Eline kalem kağıt verilse yazabilirde. Sadece arasındaki boşluğu ayarlayamıyordu.
"Üzerine de şu beyaz bluzu giyersin. Kolları uzun omuzları açık."
"Olur. Beyaz en açık renkti değil mi?"
"Evet anneciğim. Siyahı zaten biliyorsun."
"Bilmem mi? Hatta tüm hayatım diyebilirim." dedi gülerek. Nehir hanım kızının pozitifliğine gülümsedikten sonra giyinmesine yardım etti.
"Regline az kalmış olmalı. Ağrın falan olursa Buğra'ya söyle. Eve bıraksın seni. Çok ağrın olur dolanma ortalıkta."
"Tamam anne ya."
"Sus! Anneye ses yükseltilmez."
Buğlem sustu. Nihayet hazırlanması bittiğinde tam zamanında Buğra kapıyı çalmıştı. İlk kez böyle bir şeyi kendi hevesiyle yapıyordu.
Nehir hanım kapıyı açtığında Buğra gördüğü görüntü ile sus pus olmuştu. Buğlem bir içim su misali duruyordu karşısında.
"Bismillahirrahmanirrahim. Nehir teyze böyle pat diye yapılır mı bu? Kalp var bende."
Buğlem ve annesi kahkaha attığında Buğra da gülmüştü.
Buğra rutin hareketlerinden biri olan Buğlem'e arabaya binmesinde yardım etme hareketini yaptıktan sonra sürmeye başladı. Buğlem'in,
" Nereye gidiyoruz? " sorularının hepsine - yaklaşık 20 tane- geçiştirici cevabı verip ilerlemeye devam etti.
"Sürpriz."
Buğra evin önünde durduğunda inip Buğlem'e yardım etti.
"Nereye geldik?"
"Eve."
"Ne evi?"
"Bizim ev."
"Buğra açıkca söylesene ya."
"Seni annemle tanıştırmak için geldim. Sonuçta çok yakında doktoru getirteceğim. Gözlerin açılacak. Okullarda bitti mi evleneceğiz. Tanışma vakti artık."
"Buğra yuh. Her şeyi planlamışsın."
"Ya plana uygun gitmese de tanışın. Senin, benim her şeyim olduğunu herkes öğrenmeli. Başta ailem."
"Buğra. Annen benim hakkımda pek olumlu düşünmüyor."
"Ne düşünürse düşünsün. Seni seviyorum ben. Hadi gel."
Buğra Buğlem'in elinden tutup içeri doğru adımladı. Buğlem, annesinin Buğra'yı kendisine yakıştırmadığını biliyordu.
İlhan bey karşısında ki doktora gülümsedi.
"Kızımın gözlerini açacaksın."
"Nasıl yani anlamadım?"
İlhan bey öne doğru eğilip eklerini önünde birleştirdi.
"Kızım kaza geçirdi. Gözleri görmüyor. Sende onun gözlerini açacaksın."
Doktor korkuyla titredi.
"Hastayı görebilir miyim?"
"Göremezsin. Burada değil. Göz ameliyatı olacağından haberi olmayacak."
"Anlamadım. O zaman nasıl yapmayı düşünüyorsunuz?"
"Bir yolu olacak. Sende fırsatını bulduğun an. Elinden gelen her şeyi yapacaksın."
"Peki efendim." diyebildi sadece.
İlhan bey çalan telefonunun, Buğlem'i izlemesi için gönderdiği adamından geldiğini görünce açtı.
"Söyle."
"Efendim. Buğlem hanım erkek arkadaşıyla bir eve geldi. Yalnız değiller kapıyı başkası açtı."
"Ara ara evi gözetle. İçinde olan biten şeyleri öğrenmek istiyorum. Yanlış bir şey olacak gibi olursa engel ol."
"Peki efendim."
İlhan bey ameliyatı nasıl yapacağını düşünüyordu. Bir yolunu bulmalıydı.
Buğra annesinin aşağılar bakışlarını Buğlem'in görmemesine şükretmişti.
"Ne yani siz şimdi gerçekten sevgili misiniz?"
Buğlem duyduğu sesin ne kadar imalı çıktığını fark ediyordu. Kendisini ağlamamak için zor tutuyordu.
"Evet anne. Sevgiliyiz. İleride de evlenmeyi düşünüyoruz. Başka sorun var mı?"
"Ne evliliği? Evlenmek nereden çıktı? Buğra sen akıllanmadın herhalde?"
"Ne konuda akıllanmak?"
"Daha önce olan şeyleri unuttun galiba?"
Buğra annesinin söylediği şeyle, tüm öfkenin damarlarında gezdiğini hissetti. Daha önce yaşadığı her şeyin yalan olduğunu dün öğrenmişti zaten.
"Buğlem. Gel seni yukarı çıkarayım."
"Olur." dedi Buğlem titrek sesiyle. Daha fazla annesinin gözleri önünde durmak istemiyordu.
Buğra'nın annesi dış görünüş olarak Buğlem'i gerçekten beğenmişti. Gördüğü çoğu kızdan daha güzeldi. Ancak gözleri görmüyordu. Oğluna engelli bir kızı yakıştıramıyordu.
Buğra Buğlem'i odasında oturttuktan sonra öfkeyle aşağıya indi.
"Sen dalga mı geçiyorsun benimle? Buğlem'in yanında ne söylediğinin farkında mısın?"
"Yalan mı söylüyorum Buğra? Daha önce olan şeyler neydi? Ayrıca evlenmek nereden çıktı?"
Annesi sesini yükselttikçe Buğra Buğlem'in duymasından endişelenmişti.
Adnan bey kapıyı açtığında gelen bağırış sesleriyle kaşlarını çattı.
"Neden olmasın? Ben birini sevemez miyim? Siz o yalana inanmış olabilirsiniz. Ama ben masumum. Buğlem'i seviyorum."
Annesi öfkeyle saçlarını çekiştirip çığlık attı.
"Ya sen kendini nasıl kör bir kıza yakıştırırsın?"
Buğlem duyduğu çığlık sesiyle gözyaşlarına hakim olamamıştı. Yavaşça ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi. Buğra onun yüzünden azar işitiyordu.
"Doğru konuş!" diye sesini yükseltti annesine. Adnan bey duyduğu ses tonundan hiç hoşlanmamıştı. Bir adım atmışken tartışmanın boyutu ilerlemişti.
"Sen kim oluyorsun da benim sevdiğim kız hakkında böyle konuşuyorsun?"
Annesi gözlerini kocaman açtı.
"Şu haline bak. Hadsiz. Annenim ben senin."
"Sen misin anne? Hani nerede anneliğin? O Buğlem varya beğenmediğin. Onun, o aşağıladığın annesi senden daha çok annelik yapmıştır bana. Atılan iftiraya ilk sen inandın be. Oğlum yapmaz bile demedin. Senden tiksiniyorum. Sakın bir daha annelikten bahsetme. Annelik lafı ağzına hiç yakış.. "
" Buğra! "
Adnan beyin eli Buğra'nın yanağına indiğinde yüzü yana döndü. Yediği en sert tokattı.
"Annenle ne biçim konuşuyorsun sen?" diye sesini yükseltti.
Buğlem yol açtığı şeyler için kendisini çok suçlu hissediyordu. Her şey onun yüzündendi. Eliyle etrafta tutunacak şeyler arıyordu. Kapıdan çıkmış koridorda ilerlemeye çalışırken sesler gittikçe yaklaşıyordu.
Güneş kapıyı açıpta sevgilisini karşısında görünce gülümsedi.
"Hoşgeldin hayatım."
"Hoşbuldum güzelim. Hazır mısın geç kalıyoruz filme? "
"Çok az işim kaldı. Sen geç ben geliyorum."
Arda onaylandıktan sonra içeri girdi. Evde gözlerini gezdirirken aynanın önündeki aile fotoğrafına baktı. Güneş'in küçüklüğü aşırı mı tatlıydı ne?
"Ben hazırım sevgilim." dedi Güneş üzerine giydiği ceketle gelirken. Kollarını Arda'nın beline sardı.
"Çıkalım hadi." dedi Arda gördüğü güzellik karşısında büyülenirken.
Güneş gülümseyerek durdurdu.
"Çıkalım ama önce." dudaklarını dudaklarına doğru uzattı. Arda geri çekildi.
" Ne yapıyorsun Güneş ya Ensar görürse?"
"Abim yok ki evde. Hem sevgilimi özledim."
Tekrar yeltendiğinde Arda yine çekildi.
"Ya gelirse. Bizi böyle görmesi pek hoş olmaz."
Güneş kaşlarını çatıp kollarını çekti.
"İstemiyorsan istemiyorum de. Ne diye evde bile olmayan insanı bahane ediyorsun?"
Güneş arkasını dönüp giderken Arda kolundan tutup kendisine çekti. Beline sarılırken gözlerine baktı.
" Güzelim ne istememesi. Ben senin için deliriyorum. Sadece abinle aran bozulsun istemiyorum. "
Güneş yüzünü düşürünce elini yanağına yerleştirip dudaklarını dudağına bastırdı.
"Ne oluyor burada?"
İkisi de korkuyla çekildiğinde karşıdan bakan Ensar öfkeyle izliyordu onları. Başka yer mi yoktu da evde salonun ortasında...
"Abi." dedi Güneş korkuyla.
"İşine gelince abi. Ne halt yiyorsunuz lan salonun ortasında?"
"Ensar yanlış anladın."
"Çok merak ediyorum sizi öpüşürken basarak tam olarak neyi yanlış anladım? Açıkla."
Ensar düz bakarken Arda Güneş'e sana demiştim bakışları atıyordu.
"Ee açıklama ne oldu?"
"Abi. Sana açıklama yapmak zorunda değilim." dedi Güneş bir anda. İkisi de kaşlarını kaldırarak baktı.
"Sebep?"
"Çünkü bu benim hayatım. Ben yanlış bir şey yapmadım. Sen sevgilini öpmedin mi hiç?"
"Ben başkayım?"
"Niye başkasın? Erkeksin diye mi? Ben bu zamana kadar tek başıma geldim. Kimse karışmadan. Ve farkındaysan kötü bir hayatım yok. Demek ki neymiş ben zaten aklı başında biriymişim değil mi?"
Ensar bir şey demeden dik başlı kardeşine baktı. Bu Ensar'ın kardeşi miydi Buğra'nın kardeşi miydi belli değildi.
" Yani bana böyle davranmayı bırak. Biz yanlış bir şey yapmadık. "
Ensar kaşlarını çatarak Arda'ya döndü.
" Doğru. Birbirimizi seviyoruz. Ayrıca Güneş benim için tek günlük bir kız değil. Kardeşini playboy pezevenkle basmış gibi davranma istersen. Benim niyetim de gayet ciddi. Güneş'in kariyerine saygı duymasam şu dakika basardım nikahı."
"Abartma lan." dedi Ensar.
"Bir daha görmeyeceğim gidin başka yerde ne halt yiyorsanız yiyin. Ben görmek zorunda mıyım?"
Güneş utansa da iyi toparlamıştı.
Evden çıktıklarında Arda şoför koltuğuna geçmişti.
"Ben dedim sana değil mi?"
Güneş yan yan baktı.
"Konuşana kadar öpüp çekilseydin görmezdi. Sus."
Arda la havle dedikten sonra gözlerini devirip sinemaya doğru sürdü.
Buğlem nerede olduğunu bilmediği için durdu. Hala tartışma sesleri gelirken bir anda birinin bağırmasıyla irkildi.
Buğra kavga ederken öfkeyle etrafta gözlerini gezdirirken merdivenlerin başındaki Buğlem'i gördü. Tek bir adım atarsa boşluğa düşecekti.
Kalbi korkuyla tekledi.
"Buğlem!" diye bağırdı. Herkes oraya doğru bakarken Buğlem ani tepkiyle korkudan bir adım geriledi. Ayağı boşluğa kayarken bir anda kendisini yer ile teması kesilmiş halde buldu. Korkuyla çığlık atarken vücuduna çarpan basamakları hissetti. Her biri vücudunu zedelerken karın boşluğuna girenler daha çok yakıyordu canını. Düşmesine rağmen durmak için bir yere tutunmaya çalışıyorken Buğra şok olmuş halde izliyordu. Buğlem eliyle merdiven trabzanlara tutunacakken kafasını sert bir şekilde bir yere çarpmasıyla bilincini kaybetmek üzere olduğunu fark etti. Son hatırlatığı şey saçlarının arasında hissettiği ıslaklıktı.
Buğra korkuyla Buğlem'e doğru koltuğunda kumral saçlarının koyu renge boyanmasını izledi.
Adnan bey gencecik kızın merdivenden düştüğünü görünce ambulansı aradı hemen. Buğra kendi götürmek istemişti ancak izin vermemişti Adnan bey. Ambulansta erkenden müdahaleye başlanması Buğlem için daha iyiydi.
"Çok kan kaybediyor." dedi ambulans görevlisi.
Ambulans görevlilerinden diğeri hastane ile iletişim kurmuştu..
"Hasta için çok Acil AB(rh) negatif kan lazım."
Herkes hastaneye toplandığında Nehir hanım ağlayarak Buğra'ya geldi.
"Hani söz vermiştin. Bir daha kızıma zarar gelmeyecekti. Bu mu senin verdiğin sözleri tutma şeklin? Sana kızımı emanet ettim ben."
Buğra gözlerini kapattı. Sonuna kadar haklıydı.
"İlhan bey. İçeride bir şey oldu."
"Ne oldu?"
"Bir gürültü koptu. Ambulans geldi. Buğlem hanım sedyedeydi. Hastaneye götürdüler."
"Ne demek lan sedyedeydi."
"Takip ettim efendim. Medical'deler."
"Durumu öğren. Doktoru da götürün. Bu bir fırsat olabilir."
"Emredersiniz efendim."
Egemen patronundan aldığı talimatla doktoru hastaneye getirtirken bir yandan durumu öğrenmek için yol arıyordu. Kendisi de merak etmişti. Günlerdir tek yaptığı şey Buğlem'i izlemekti. İzledikçe izleyesi geliyordu. Şimdi onu kanlar içinde sedyede görünce içi cız etmişti.
"Durumu ne?" diye sordu gelen adama.
"Abi kız merdivenlerden düşmüş. Başka bir bilgi vermiyorlar. Ama doktor burada. Olası bir ameliyatta girecek."
"Tamamdır."
Egemen gülümsedi. Kızın gözlerinin açılmasını belki hepsinden daha çok istiyordu. Bir sevgilisi olması onun canını sıksa da henüz bombayı patlatmamıştı. İlhan beyin, Buğlem ve sevgilisinin beraber olmasına izin vermeyeceğini biliyordu.
Tek istediği kızın hayatta kalmasıydı.
"Buğlem'in ailesi?"
"Biziz."
Annesi ve babası anında yanına geldiğinde Buğra yanlarında duruyordu.
"Siz ailesisiniz. Aranıza AB (rh) negatif kanı olan var mı.? Kan grubunuz ne? "
Buğra hevesle onlara baktı. Annesi ve babası olduğuna göre onlardan birinin uyardı.
"Benim B pozitif ."
"Benimde AB pozitif."
Doktor kaşlarını çattı. Buğra da anlamamış gibi baktı.
"Nasıl yani? İkinizde pozitif misiniz?"
"Evet."
"Kızınız olduğuna emin misiniz?" dedi doktor şaşkınlıkla. Herkes bakarken Güneş gözyaşları arasında baktı Nehir hanıma.
"Hayır. Öz ailesi değiliz."
Doktor anlamış gibi onayladı.
"AB negatif gerek."
Buğra hızla yanlarına geldi.
"Ne demek öz ailesi değiliz?"
"Değiliz Buğra." dedi Nehir hanım kaşları çatık halde. Ona çok öfkeliydi.
"Buğlem biliyor mu?" dedi korkuyla. Ondan daha fazla şey saklamak istemezken, saklaması gereken şeyler artıyordu.
"Evet biliyor."
Buğra oturdu kalktığı koltuğa. Neden ona söylememişti? Güneş'in değişmeyen yüzüne baktı.
"Biliyor muydun?"
"Hayır." dedi hızla. Buğlem ona bir şey söylememişti, hastaneden öğrenmişti. Buğra ayağa kalktı.
"Ben gidiyorum."
Ensar kolundan tuttu.
"Nereye lan?"
"Kızılay Kızılay gezip kan arayacağım. Gerekirse sokaktaki herkese sorarım. O kanı bulacağım."
Buğra ve Ensar hastaneden çıkarken Nehir hanım Güneş ile bakıştı. İşaretiyle ikisi de yanlarından ayrıldı.
"Ne oldu Nehir teyze?"
"Buğlem'in öz annesi Neşe'yi bulmamız lazım. Onun kanı uyuyor olabilir."
"Nasıl bulacağız?"
"Bilmiyorum ama bir şekilde bulmamız gerek."dedi Nehir hanım gözlerini silerek. Güneş aklına gelen şeyle gülmsedi.
"Nehir teyze. Sen dur. Ben bulacağım."
Güneş hızla ilerlerken çarptığı kişiye baktı.
"Özür dilerim."
"Önemli değil."
Güneş arkasını dönüp gidecekken şansını denedi.
"Pardon. Kan grubunuz ne acaba?"
Egemen şaşkınca baktı. Buğlem'in yanındaki kızdı.
"AB pozitif." dedi.
Güneş'in yüzü düştü.
"Of ya. Bize negatif lazım."
Egemen bunun bir şans olduğunu düşündü.
"Pardon ne için lazım?"
"En yakın arkadaşım hasta. Kan lazım."
"Öyle mi? Hastanın adını soyadını alabilir miyim?"
"Neden?"
"Bir tanıdığım var. Kanı AB negatif. Onu arayacağım. Belli ki sizin için çok acil."
Güneş dolu gözlerle baktı.
"Gerçekten yapar mısınız? Buğlem. Buğlem Sancak."
Egemen bir şey söylemeden telefonunu çıkarıp İlhan beyi aradı.
"Söyle."
"Alo. Can. Sana bir şey soracaktım."
"Ne Can'ı Egemen?" dedi İlhan bey sinirlenerek. Bir de yanlış mı aramıştı?
"Ben hastanedeyim. Burada yanımda bir hasta yakını var. Buğlem diye bir kıza acil AB negatif kan gerekiyormuş. Hemen ameliyata alınacakmış. Hastanın arkadaşı yanımda şu an."
İlhan bey olayı anladığında gülümsedi. Kızı kendi kanını taşıyordu.
"Gelip kan vereceğimi söyle. Bir şekilde geleceğim."
Egemen telefonu kapattığında Güneş'e gülümsedi.
"Geliyor."
Güneş neşeyle zıplayıp geri döndü.
"Bulundu kan bulundu!" diye çığlık attı.
Herkes Güneş'e odaklanınca olanı biteni anlattı.
İlhan bey hastaneye vardığında gözlüklerini taktı. Güneş, Egemen'i İlhan beye bakarken gördüğünde kaşlarını çattı. Can dediği kişi o muydu?
Egemen kafasıyla onayladıktan sonra aileye döndü. Güneş direkt kafasını çevirirken bir şey olduğunun farkındaydı. Fark ettirmeden kan alma odasına girerken duyduğu konuşmalarla anlamıştı.
"Sakin ol. Kızımızın hayatını kurtaracağım."
Güneş ağzı açık dinledikten sonra hızla çıktı oradan. Buğlem'in babasıydı. Şu an öz babasının kanı damarlarında dolaşacaktı. Nehir teyzesine söylemek için gittiğinde sevinçle sarıldı.
"O kadına gitmeye gerek kalmadı. Onların kanına ihtiyacımız yok."
Güneş onun bu mutluluğunu görünce bir şey söyleyemedi. Bu şekilde mutluluğunu bozmak istememişti.
Buğra hastaneye girdiğinde Güneş heyecanla yanına geldi.
"Kan bulundu."
"Kim?"
Güneş Egemen'i gösterdi. Egemen Buğra'nın ona doğru geldiğini görünce omuzlarını dikleştirdi.
"Sana çok teşekkür ederim. Sayende sevgilim kurtulacak."
"Önemli değil."
Buğra heyecanla ilerledi Nehir hanıma. Nehir hanım gözleri dolu dolu sarıldı Buğra'ya.
"Nehir teyze. Çok özür dilerim. Hepsi benim suçum."
"Deme şimdi böyle. Buğlem bir çıksın o ameliyathaneden. O zaman getiririm burnundan."
Buğra ağlamakla gülmek arasında git gel yaşamıştı.
--
Saatler geçmişti. Nihayet doktor çıkıp ameliyatın başarılı geçtiğini söylemişti. Ameliyat fazla uzun sürmüştü. Buğlem normal odaya alınmak için çıktığında herkes Buğlem'in gözlerindeki bantlara baktı.
"O bantlar ne?" dedi Buğra kaşlarını çatarak.
"Hastanın gözleri zaten hasarlı. Çok kalıcı bir hasar almaması için bir süre gözlerinde kalması gerek. Yoksa hiç iyileşme şansı kalmayacak. Kötü bir darbe aldı."
Herkes kafasıyla onaylarken Buğra ameliyata giren doktora baktı. Sanki başka biri gibiydi? Yüzünü mü unutmuştu.
Herkes odaya girdiğinde Buğlem gözlerini kırpıştıramıyor gibiydi. Ellerini yüzüne koyduğunda herkes Buğlem'in uyandığını fark etti.
" Buğlem?"
"Gözlerimde bir şey mi var?"
"Evet. Ameliyattan çıktın. Kalıcı hasar olmasın diye bantlamışlar. Birkaç gün öyle kalman gerekiyormuş."
"Anladım."
--
Neredeyse bir hafta geçmişti Buğlem hastaneye yatalı. Artık sıkılmıştı gözlerindeki bantlardan. Zaten bir şey göremiyordu. Kalıcı hasar olsa ne olur olmasa ne olurdu ki? Ellerini bantlar attı. Çıkarması epey zordu. Alttan çekmesi kirpiklerine zarar verebilirdi. Bu yüzden üstünden aşağıya doğru çekti. Nihayet gözleri serbest kaldığında birkaç kez kırpıştırdı. Gördüğü şeyle şok geçirirken anlamsızca elindeki iki garip leyenler bakarken buldu kendisini. Siyah dışında bir şey?
Buğlem görebiliyor muydu?