Güneş Ensar'la beraber eve geldiğinde ona nasıl hitap edeceğini nasıl davranacağını bilmiyordu. İkisi de eve girip birbirine baktı. Ensar Güneş'in kolundan tutup kendisine çekti. Sımsıkı sarılıp kokusunu içine çekti.
"Geçte olsa buldum ya seni. Benden mutlusu yok." Güneş kollarını Ensar'ın beline doladı. Bir an Ensar'ın ona kötü davranacağını düşünmüştü.
"Söylediklerim için özür dilerim. Annem yıllarca bana hep istenmeyen evlatmışım gibi davrandı. Sanki benim yüzümden babamdan ayrılmış gibi. Çok özür dilerim."
"Özür dileme. Senin bir suçun yok."
"Ev niye bu kadar sessiz? "
"Bilmem ki."
Ensar Güneş'i kolunun altına aldıktan sonra yatak odasına ilerledi. Kapıyı açıp görüntüyü görünce ikisi de kahkaha atmıştı. Buğra Buğlem'e sarılmış uyuyordu. Buğlem Buğra'ya sırtını dönmüş uyuyordu. En garibanları Arda ise yastık bulamayınca Buğlem'in bacağının üzerine uzanmış elini de Buğra'nın ayağına koymuş uyumuştu. Ensar gülerek onları uyandıracakken Güneş durdurdu. Salona koşup telefonu aldıktan sonra selfie moduna aldı.
"Sen çeker misin uzunsun sen?"
"Kardeşim ister de yapmaz mıyım?"
Güneş gördüğü ilgiyle gözlerini kırpıştırdı. Ensar ekranı yan tutup telefonu kaldırınca Güneş Arda'nın yanına eğilip ellerini iki şekline getirdi. Ensar'da gülümseyince birkaç fotoğraf çekildiler. Daha sonra Ensar Buğra'nın kulağına yaklaştı.
" Aç kapıyı polis!" Buğra hızla ayağa kalktı.
"İftira attılar komiserim Allah çarpsın ki!"
Buğlem korkuyla sıçrayıp ayağının üzerinde bir şey hissedince çığlıkla ayaklarını savurdu. Arda yediği tekmeyle yeri boylarken Güneş gülmekten yeri yumrukluyordu.
Buğra öfkeyle Ensar'ı itti.
"Şerefsiz. Bunlar hep senin başının altından çıkıyor değil mi? Bu da senin kardeşin değil mi? Al işte kandan belli. Dna testine gerek mi varmış amına koyayım sorsanız söylermişim."
Buğra'nın öfkeyle söylenmesine herkes kahkaha atarken Buğlem olaydan hiçbir şey anlamasa da sevgilisinin sesini duyunca güldü. Söyleniyordu yine her zamanki gibi.
" Buğlem görünüşte çıtı pıtı kızsın ama tek tekmende Allah'ıma kavuştum ne yapıyorsun ya?"
Arda yanağını ovuşturarak ayağa kalktı. Güneş hala yerde kahkaha atıyordu. Herkes susup ona baktığında gülüşünü zar zor durdurdu. Ensar'ın uzattığı eli tutup ayağa kalktı. Bir abisinin olması demek her zaman uzanılan bir el demekti. Güneş artık bunun tadına varacaktı. Buğra Buğlem'in yanına gidip odada olan şeyleri özetledi. Ensar da son güncellemeleri haberdar ettikten sonra oturmuş yemek sipariş etmişlerdi.
"Yani siz şimdi kardeş olduğunuzu kabullendiniz öyle mi?"
"Öf durduk yere kayınço çıktı başıma." Diye söylendi Arda.
Buğra kahkaha attı.
"Lan şaka maka Ensar kendi evinde kendi kız kardeşini elin adamıyla - Arda alınma biladerim - aynı odada yatırdı. Vay gerizekalı."
Herkes Buğra'ya gülerken Ensar homurdanıyordu.
"Lan ben bilsem Arda o kapının eşiğinden geçebilir miydi sanıyorsun?"
"Aşk olsun. Ben şerefsiz miyim?"
"Sus abiyim ben." Güneş oturduğu masadan olduğu ortamdan o kadar mutluydu ki. Artık yalnız olmadığını öğrenmiş abisinin suçsuz olduğunu kabul etmişti. Kapının çalmasıyla Güneş kapıya uçtu. Yemek beklerken karşısında huysuz ev sahibini görünce göz devirdi.
"He Nazife teyze söyle."
"Hayırdır. Kapının önünde her gün başka araba? Kirayı da hala yatırmadın? Kızım anan baban başında yok diye bu ne savsaklık. Burası bir aile apartmanı."
Herkes kaşları çatık dinlerken Ensar ayağa kalktı.
"Aile apartmanıysa git aileni getir onlar yaşasın burada."
"Sen kim oluyorsun?"
"Ben başında anan baban yok dediğin kızın öz abisiyim. Yani yalnız değil o. Şimdi kaybol kapıdan yaşlı başlı kadın demem kötü olur."
"Aaa terbiyesize bak. Hemen defolun evimden."
"Zaten gideceğiz."
Ensar Güneş'i kenara çekip kapıyı kadının suratına kapattı. Güneş şaşkınlıkla baktı.
"E ben nereye gideceğim şimdi?"
"Nereye olacak Güneş? Sen burada tek ben o koskoca evde tek mi yaşayacağım?"
Güneş heyecanla konuştu.
"Senin evinde mi yaşayacağım?"
"E bir zahmet. Benim evim değil o. Bizim evimiz. Benim sahip olduğum her şey ikimizin."
"Oha ben şimdi birden bire zengin mi oldum?" dedi şaşkınlıkla. Masada ki herkes buna gülerken Arda sevgilisinin mutluluğuyla daha çok gülümsedi. Ensar işine taş koysa da Güneş'i deli gibi seviyordu.
"E artık bol bol yatıya geliriz değil mi?" dedi Arda yalandan.
"Sen gelemezsin." dedi Ensar ciddiyetle.
"Öf bu da abi kesildi." Diye söylendi Buğra.
"Buğlem'inde abisiyim biliylrsun değil mi kardeşim?"
"Yo değilsin." dedi Buğra kolunu Buğlem'in omzuna atarken.
"İyi arayıp soralım Nehir teyzeye." dedi gülerek telefonunu çıkarırken. Buğra hızla kalkıp telefonu aldı.
"Lan bırak. Manyak mısın oğlum her söylediğimi böyle ispatlamaya çalışacaksan işimiz var senle. Tamam yalancıktan abisi oluver. Allahtan gerçek abisi falan yokta başımıza bela almıyoruz."
Diye söylenerek pizzasından koca bir dilim aldı.
"Tamam oğlum sen merak etme dikkat edeceğim kendime." Diye cevap verdi Neşe hanım oğluna. Henüz kız kardeşinden bahsetmemişti bile. Oğlu Rüzgar'ın tek derdi annesinin sağlığıydı. Bu aralar kendisini pek iyi hissetmiyordu sesinden bile alıyordu. Bu kadar uzakta aklı hep annesinde kalıyordu. Telefonu kapattıktan sonra yanındaki kıza döndü. Rus olduğu çok belliydi. Geçenlerde gördüğü Rus kız geldi aklına. Ne kadar iğrenç bir kızdı o? Aşırı pasaklıydı. Ruslar'dan soğutmuştu Rüzgar'ı. Rus kız kalkıp yanına geldiğinde direkt kalkıp başka bir kızı kucağına çekti.
Kızları elde etmek çok basitti. Neyse ki ablası veya kız kardeşi yoktu. Hiç uğraşamazdı onunla.
Buğlem nihayet eve geldiğinde annesi yanına oturdu
"Anneciğim hayırdır. Seni evde göremez olduk. Sabah akşam dışarıdasın. Özledim seni ama."
"Anneciğim Güneş ve Ensar olayını çözmeye çalışıyorduk."
"Ne oldu o iş?"
"Ay neler olmadı ki? Dur anlatayım."
Buğlem annesine her şeyi baştan aşağı anlatırken Nehir hanım Buğra'ya çok kızmıştı. Buğlem alerji kısmını çok farklı şekilde anlatıp olayı Buğra'nın başka bir şeye kızdığı olarak değiştirince ufak bir vicdan azabı çekti. Annesine daha önce hiç yalan söylememişti. Şimdi endişelenip artık Buğlem'i onlarla görüştürmeme kararı almasından korkuyordu.
Buğra Güneş'in valizini taşırken ısrarla söyleniyordu.
"Ben anlamıyorum arkadaş. Karun kadar zenginiz,valizi ben taşıyorum. Kardeş çıkan bunlar ceremesini ben çekiyorum. Hanım efendi bir de doldurmuş. Eşek yükü gibi. Gebereceğim şimdi burada. Biri de demiyor ki kardeşim dur senin aşkın sana zaten ağırdır. Zaten bin beş yüz kiloluk bir aşk yaşıyorsun kalbinde valizin bir ucundan da ben tutayım. Sözüm ona Güneş fakirdi. Benim bu kadar kıyafetim yok. "
" Öf Buğra ne söylendin ya. "
" Sus kız zilli. "
Güneş Buğra'nın ellerinin dolu olmasından faydalanıp ensesine bir tane yapıştırınca Buğra elindekileri yere bırakıp Güneş'in peşine koştu. Güneş çığlık atıp Ensar'a doğru koşarken Ensar gökyüzüne bakıp sabır dilendi.
" Lan çocuk musunuz dursanıza yerinizde?"
"Öldürecek beni!"
"Enseme vurdu lan kardeşin."
"Güneş rahat dur. Buğra valizi al hadi az kaldı."
Buğra Ensar'a sövüp valizleri alıp yukarıya çıkardı. Ensar Güneş'e döndü.
"Yukarıda bir sürü oda var. İstediğini seç. Bu gecelik öyle uyursun. Yarın çıkar yeni eşyalar alırsın ya da beraber alırız. Ha unutmadan şunu vereyim."
Ensar cüzdanından gümüş renkli bir kart çıkarıp Güneş'e uzattı.
"Bu ne?"
"Onu verme sakın. Fakir haliyle bu kadar şey alan insan sınırsız kartla ocağımızı batırır yeminle."
"Oha sınırsız mı?" dedi Güneş şaşkınca. Ensar gülerek Buğra'ya baktıktan sonra Güneş'e döndü.
"Evet. Ama bir bedeli olacak elbette. Hafta sonları bazen şirkete geleceksin. İkimizin şirketi orası."
Buğra boğazını temizledi.
"Yani üçümüzün şirketi. Sende bizim gibi işi öğreneceksin. Öyle bedavadan ekmek götürmek yok."
"Ama ben daha okuyorum." dedi Güneş ağlamaklı halde. Şirkette çalışma fikri eğlenceli gelse de genel olarak çalışma fikrini hiç sevmezdi.
"Yapacak bir şey yok fıstık. Bizde okuyoruz ama iş beklemez."
"Of."
Güneş oflasa da bir plaza kadını olma fikri ona hiç kötü gelmiyordu. Elinde kahvesi şıkır şıkır giyimi ve boynunda herkeste olamayan kartı hayal ederken çok fena gaza gelmişti.
"Benimde boynumda kart olacak mı?" dedi heyecanla.
"Saçmalama." dedi Buğra kendisini koltuğa atarken.
"O kartlar çalışanlar için. Sen şirket sahibisin ne kartı. Seni gördüklerinde hoşgeldiniz Güneş hanım diye sana kapı açacaklar."
"Oha ya." dedi Güneş kendisini koltuğa atarken. 24 saatte tüm hayatı değişmişti.
"Ya sen testi kesin doğru yaptın değil mi? Sonradan demeyesin yok yanlış diye. Bir daha yapalım. Bak bu hayata alıştırıp sonra yanlış çıktı dersen çok ağlarım."
"Doğru doğru." dedi Ensar kahkaha atarak.
Telefonuna gelen mesajı okurken kaşları çatıldı.
"Ne oldu lan yüzün düştü." dedi Buğra.
"Bir şey olmadı ya. Ben yorgunum biraz. Odama çıkıyorum. Güneş bir şeye ihtiyacın olursa gelirsin yanıma."
Güneş başıyla onayladı. Buğra ayağa kalktı.
"Bende eve gideyim artık. Yoruldum. Bu arada ikinizden de özür dilerim. Biliyorsunuz ben."
"Biliyoruz Buğra. Hem alınmadım ben sana. Özür dileme." dedi Güneş gülümseyerek. Buğra git gide Güneş'e ısınıyordu.
Ensar odasına çıktıktan sonra mesaj atan numarayı aradı. Telefon açıldığında öfkeyle konuştu.
"Kimsin lan sen? Ne demek kardeşim dediğin adam senin babanı öldüren adamın oğlu diye? Ne diyorsun sen?"
"Baban Adnan yüzünden öldü."
"Yalan söylüyorsun. Kimin adamısın söylesene? Derdiniz ne? Ben o kadar salak mı görünüyorum da bu kadar basit bir yalana inanayım?"
"İnanmıyorsan sana göndereceğim fotoğraflara bak."
Ensar telefonu kulağından çekip fotoğraflara baktı.
İhale dosyasının resmiydi.
" Ne bu? "
" Bilmem. İhalenin adını ve tarihi gördün. Araştır bakalım ne ihalesiymiş. "
Ensar öfkeyle ayağa kalktı. Bu adam kimse haddini bildirmeliydi.
Hızla aşağı indiğinde Güneş'in etrafı incelediğini gördü. Bibloya dokunmaktan çekiniyordu.
"Neden sanki misafirlikteymişsin gibi davranıyorsun? Çekinme. Sana hayır şunu yapamazsın bile diyemem burası benim kendi evim değil. Yani tabiri caizse babanın eviymiş gibi kullan çünkü gerçekten babanın evi."
Güneş güldükten sonra elindeki arabanın anahtarına baktı.
" Bir yere mi gidiyorsun? "
" Şirkette bir işim var da. "
" Bu saatte mi? "
" Acil bir iş diyelim. "
" Bende gelebilir miyim şirkete? Hemde görmüş olurum. "
Ensar düşündü. Arşivde bir dosya arayacaktı. İşi ne kadar sürer bilmiyordu. O zamana kadar Güneş'i evde tek bırakmaktansa şirketi tanıyabilirdi.
" E gel bakalım. Ama işim ne zaman biter bilmiyorum. Sonra yoruldum diye zırlamak yok. "
" Söz. "
İkisi de arabaya binip şirkete geldiklerinde Güneş kocaman binaya baktı.
"Ne kadar büyük bir şirket. Kaçıncı kat bizim şirketimiz?"
"Tüm bina bizim şirketimiz. Daha doğrusu şirketlerimizden biri."
"Oha burası en az 20 katlı. Nasıl tüm bina bizim."
"Ağzını kapa ağzını." Ensar güldükten sonra şirketin kapısına ilerledi.
"Hoşgeldiniz Ensar bey."
Ensar başıyla selam verdikten sonra içeri girdi. Güvenlik kendisine doğru gelen tişört pantolon giymiş sarışın güzel kızı görünce demirin ipini yerine taktı.
"Buyrun?"
"Şey ben içeri girecektim."
"Kartınızı görebilir miyim?"
"Kartım yok. Ama karta ihtiyacım da yok." dedi Güneş burnunu havaya kaldırıp.
Güvenlik alayla güldü.
"Allah Allah. Sen kim oluyorsun da kartsız içeri giriyorsun onu da söyle bakayım?"
"Bu şirketin sahibi oluyor. Benimde kız kardeşim. Bir itirazın mı var?"
Güvenlik Ensar'ın sesini duyunca titreyerek ona döndü.
"Özür dilerim efendim ben bilmiyordum. Daha önce hiç görmedim."
"Artık gördün. Sorana da söylersin. Güneş hanım benim kız kardeşim bu yüzden buraya istediği zaman girip çıkacak. Bir emir verirse yerine getireceksiniz. İşine dönebilirsin. Gel güzelim."
Güneş duyduğu şeylerle heyecanlandı. Bir anda koca bir şirketin sahibi gibi bir şey olmuştu. Hızla omzunu dikleştirip kapıdan geçti. Artık Güneş hanımdı.
"Of keşke üstüme başıma böyle şık bir şeyler giyseydim. Gerçi bende hep kot tişört şort falan var."
"Ne olacak ya? Dönerken alışveriş yaparız eğer kapalı olmazsa avm falan."
"Vallahi mi?"
"Vallahi."
Güneş zıplaya zıplaya ilerlerken etraftakiler Ensar'a selam verip yanındaki kıza deliymiş gibi bakıyordu. Güneş asansördeki düğme sayısını görünce oha demeden edemedi. "Benimde ilerde bu düğmelerden birinde odam olacak değil mi?"
"Hemde istediğin düğmede olacak. Ama seninle konuşmak istediğim bir şey daha var."
"Ne?"
"Kabul eder misin bilmiyorum ama. Soyadı mevzusu. Kaşka soyadını taşımanı istemiyorum."
Güneş biraz duruldu. Annesinin soyadıydı.
"Senin soyadın ne ki?"
"Erten."
Güneş Erten. Diye geçirdi içinden. Ona göre hiç uyumlu olmamıştı.
"Ya zaten üç beş sene kullanır Arda ile evlenir defolur gidersin. Bari hatrım olsun biraz da bizimkini kullan." Diye şakaya vurdu Ensar. Güneş güldü.
"Nasıl olacak ki o?"
"Sen iste gerisini bana bırak. Kabul eder misin? Seni zorlayamam tabi ki. Sadece ben istiyorum."
"Madem her şeyi geride bırakıyorum. O zaman temelli bırakayım. Değiştirelim."
"Tamamdır fıstık yeni kimliğin yakında elinde olur sadece birkaç imzanı alacağım yarın gün içinde."
"Olur." Diye mırıldandı. Cam asansörle katlardaki insanlara baktı. Saat neredeyse 23:00a geliyordu ona rağmen tıklım tıklımdı her yer. Herkes arı gibi çalışıyordu. Ensar arşiv odasında durduğunda Güneş'e döndü.
"İstediğin her yere gidebilirsin. Soran olursa Ensar'ın kız kardeşiyim desen yeter. Asistanıma haber verdim. Bir kat yukarıda benim odam var. Sıkıldığında oraya gidersin oturursun dinlendirsin. Koltukta var uyuyabilirsin.
Güneş kafasını salladıktan sonra Ensar arşiv odasına girdi. Güneş her yeri gezerken çalışan kadınlar ona garip bakıyordu. En sonunda bir kadın yanına geldi.
"Pardon ufaklık yolunu mu kaybettin?"
"Ufaklık derken?" dedi Güneş taş çatlasa ondan 3-4 yaş büyük kadına.
"Buraya nasıl girdin sen?" dedi kadın bu kez de. Yanına onun gibi iki kadın daha gelmişti. Çoğu kişi ona doğru bakıyordu.
"Yok. Geziyorum öyle."
"Canım yalnız burası oyun parkı değil. Bir şirket. Hemde Türkiye'nin en büyüklerinden. Yani senin aklın pek almaz. O yüzden bir an önce buradan çıksan iyi edersin."
Güneş kollarını göğsünde bağladı.
"Biraz daha aşağılarcasına konuşursan sen buradan çıkacaksın haberin olsun."
Yanındaki kadınlardan biri güldü.
"Hadi ya. Sen mi çıkaracaksın?"
"Evet ben çıkaracağım."
"Nasıl olacakmış o?"
Güneş tam ağzını açacakken bir kadın koştur koştur yanına geldi.
"Güneş hanım?" dedi sorarcasına.
"Evet?" dedi Güneş.
"Ben Ensar beyin asistanıyım. Benden istediğiniz bir şey var mı acaba?"
"Var. Şu karşımdakilere benim kim olduğumu söyler misin?" dedi Güneş özgüveni gelmişcesine. Çok simirlenmişti. Onlar kim oluyordu ki Güneş"i aşağılayabileceklerini sanıyorlardı.
" Tabi efendim. Kendisi Güneş Erten. Ensar beyin kız kardeşi. Yani sizin patronunuz. "
Kadınların gözleri şokla açılırken Güneş kibirli bir gülüş attı. Normalde asla sevmezdi böyle bir şeyi ama bu kadınlar fazla ileri gitmişti. Güneş'in kim olduğunu herkes öğrenecekti.
O artık hem Arda'nın sevgilisi hem Buğlem'in en yakın arkadaşı hemde Ensar Erten'in kız kardeşiydi. Bu şirketin sahibi ve Buğra Kızılok'un ortağıydı.