Güneş şirkette telefonuyla oynarken Ensar arşivde saatlerini geçirmiş bir türlü atılan ihale dosyasını bulamamıştı. Öfkeyle elindeki dosyayı bir rafa fırlattığında yere düşen şeye oflayarak baktı. Yere düşen şey kilitli bir kutuydu. Kafasını kaldırıp nereden düştüğüne baktı. Onunla beraber düşen 3 tane yan yana dosyaymış gibi görünen ama içi boş kartına baktı. Biri bu kartonla kutuyu gizlemeye çalışmış olmalıydı. Kutu çok eski görünüyordu. Kilitli birkaç kez çekiştirdi. Bir türlü açılmayınca oturduğu demir sandalyeyi kaldırdı. Kutunun kilidine doğru indirdi. Kutunun kilidi birkaç parçaya dağılıp yere düşünce kutuyu masaya kaldırıp baktı. İçinde saatlerce aradığı dosyayı bulmak beklediği en son şeydi. İhale dosyasıyla beraber gördüğü evrakların üzerindeki isimlere baktı. Burada babasının ve Adnan Bey'in isimleri vardı ancak böyle bir ihaleye hiç girmemişlerdi. Bu dosyanın onlarda olmaması gerekiyordu. Üzerindeki proje şu anda yapılmış en büyük projelerden biriydi. Böyle bir proje almış olsalardı şu an bulundukları pozisyondan kat kat üst bir halde olurlardı. Öyleyse neden bu proje onların adınaydı?
Bu durumu öğrenmek için onu arayan numarayı aradı tekrar.
"Kimsin sen? Bunlar ne demek oluyor?"
"Bulmuş olamazsın."
"Ama buldum. Söyle şimdi ne bu?"
"Bir dost olarak söylüyorum. Baban Murat Erten Adnan Kızılok yüzünden öldü. İhale dosyasını kaybetti. Adnan Kızıloku'u öldürme emri çıkmıştı. İhale dosyasını vermesi gereken adamlar vardı. Adnan kaçtı. Murat ölür dediler. Gelmedi. Baban bu yüzden öldü."
Ensar duyduğu şeylere inanmıyordu. Adnan amcası onun öz babası gibiydi. Kendi babasına bunu yapmış olamazdı. Telefonu yüzüne kapattıktan sonra dosyayı alıp çıktı. Güneş'i aldıktan sonra şirketten çıktı.
" Ne yaptın bakalım çok sıkıldın mı? "
" Şey ben kötü bir şey yaptım."
Ensar direksiyondan birkaç saniyeliğine Güneş'e baktı.
"Ne yaptın?"
"Bir tane kadın bana çocuk muamelesi yaptı. Bende kardeşin olduğumu falan söyledim."
"Burada yanlış olan ne var?"
"Kızmadın mı? Şirket sahibi gibi davrandım."
"Tabi ki hayır. Zaten şirket sahibisin. Dediğim gibi bu şirketin yüzde elli hissesi bize ait. Yirmi beşi senin yirmi beşi benim."
"Öyle çok olmuyor mu ya? Ben sonradan gelip sana ait olanı almışım gibi. Beşi benim olsun gerisi senin."
"Saçmalama Güneş çikolata mı paylaşıyoruz sanki? Koca servet. Hakkın olan senin. Zaten bu zamana kadar hakkını almadan yaşadın. Yarında müsait bir zamanda Buğlem'le çıkar alışveriş yaparsınız."
"Keşke görse o da. Şimdi benim çok param oldu ya. Buğlem'i tedavi edemez miyim?"
"Güzelim senin ne kadar paran varsa Buğra'nın iki katı var. Senden önce davrandı bile. Doktorun Türkiye'ye gelmesini bekliyoruz."
"Ay hadi inşallah."
Ensar eve geldikten sonra Güneş'i odasına çıkarıp kendi odasına geçti. Yarın Adnan beyle sert bir konuşma geçecekti anlaşılan. Önce onlara bu iftirayı atmaya kalkan herifi bulmaları gerekiyordu.
Ertesi gün Güneş okula giderken Ensar gelmeyeceğini söylemiş Güneş'e ehliyeti olup olmadığını sormuştu. Güneş bir heves aldığını söyleyince garaja götürdü onu. İçerideki 4 arabaya ağzı açık bakarken Ensar anahtarlarını asılı olduğu yere ilerledi.
"Hangisini istiyorsun. Ama hız yaptığını duymayacağım."
"Nasıl yani bana öylece arabanı mı veriyorsun?"
"Emanet olarak veriyorum. Bugün kendine gider istediğini alırsın. C
Güneş şaşkın şaşkın baktı.
" Ya zenginlik gerçekten böyle bir şey mi? Ben öyle kafama göre her şeyi alabiliyor muyum? "
" Evet. "
" İyi de o zaman çabalamanın ne anlamı kalıyor? Ben neden okuyorum? Elimde her şey olacaksa hiçbir şey için emek harcamayacaksam ne anlamı var ki?"
"Daha iyisi olmak için. Bir şirketin mi var? En iyi şirket olması için çabalayacaksın. Bir araban mı var? Daha iyisini alabilmek için. Bir ödül mü aldın? Daha büyük ödülü kazanmak için. Sen uzaya çıksan sadece etrafa bakıp dönmek mi isterdin yoksa tüm gezegenleri tek tek gezmek mi? Uzayı sevdiğini bildiğim için bu örneği veriyorum. "
" Tabi ki hepsini gezip görmek ama bir anda bu kadar çok şeye sahip olmak çok garip. Ben eskiden böyle arabalarının birinin yanından bile geçemedim şimdi sen bana istediğini seç diyorsun. Hatta daha iyisini git al diyorsun. Ben önceden iki cipsin parasını hesap edip beni zora sokar diye birini bırakıyordum. Şimdi tek kartla tek çekim bir araba alıp oradan o arabayla çıkabilmek düşüncesi çok farklı. "
Ensar gülümseyerek Güneş'in yanına gelip yanaklarına elini yerleştirdi.
" Dünya güzeli kardeşim benim. Senin alışman gereken hayat bu. Bu hayat sana ait senin elinden alanlar utansın. Sen artık bırak iki cipsin parasını hesaplamak, sen iste sana cips fabrikası satın alırım."
Güneş gülümsedi. Gördüğü kırmızı arabaya dokundu.
"Bunu alabilir miyim?"
"Olur. Otomatik vites zaten gaza frene basman yeter. Dikkatli sür bak."
"Söz."
Güneş binip Arda'nın evine doğru ilerlerken Ensar şirkete gidiyordu.
Güneş Arda'nın ailesiyle tanışmaya çekiniyordu çünkü ona yakıştırılmayacağını düşünüyordu. Durumları iyiydi ve Güneş kimsesiz bir kızdı. Ama artık her şey değişmişti.
Ensar şirkete girdikten sonra Adnan beyin odasına girdi.
"Hoşgeldin oğlum."
"Pek hoşgelemedim Adnan amca. Pek fena iftiralar dolanıyor. Öncelikle bu."
Dosyayı Adnan beyin önüne koyduğunda Adnan beyin yüzü bembeyaz kesildi. Bu dosyayı o kadar çok aramıştı ki.
"Nereden buldun bunu?"
"Arşivden."
"İmkansız. Ben bunu çok aradım. Orada yoktu. Nereden buldun?"
Adnan bey ayağa kalkmış Ensar'ın karşısına dikilmişti.
"Biri aradı. Bana çok kötü şeyler söyledi. Bu dosyanın fotoğrafını attı. Neymiş? Sen bu dosyayı birilerine vermemişsin. Bu yüzden babamı öldürmüşler. Babam senin yüzünden ölmüş. Güya. Bu proje Türkiye'nin en büyük projelerinden. Bize verilmesi imkansız. En azından o dönemlerde imkansızdı. Hem sen böyle bir şeye izin vermezsin. "
Adnan bey sessizce koltuğa çöküp dosyaya baktı. Koskoca adam ağlamaya ramak kala halde oturmuştu.
Ensar sessizlikle Adnan beye döndü. Kalbi tekledi.
" İzin vermezsin değil mi Adnan amca?"
Adnan bey yıllardır bunun yükünü yaşıyordu. Daha fazla kaldıracak gücü kalmamıştı. Kalbi hızlanmıştı.
Ensar hala cevap alamayınca korkuyla ayağa kalktı.
"Bir şey desene! Doğru mu lan bunlar?" Diye bağırdı.
Adnan bey hala susuyordu. Ensar ellerini saçlarından geçirip etrafa baktı.
"Lan konuş!" Diye bağırdı. Saygının ne olduğunu bile unutmuştu. Bile bile babasının ölmesine izin vermiş olamazdı.
Yerinden ilerleyip Adnan beyin yakalarından tutup kaldırdı.
"Cevap ver!"
"Ben çok üzgünüm." dedi Adnan bey zor konuşurken.
Ensar duyduğu cümleyle elleri gevşedi. Adnan beyin gözlerinden yaşlar gelmeye başlarken Ensar hayatında aldığı en kötü haberi almıştı. Bu haber babasının ölümünden daha acıydı. Onun yüzünden olmuştu.
Buğra gülerek içeri girip konuşmaya başladı.
"Bensiz baba oğul toplantısı mı..."
Babasının halini görünce Ensar'a baktı. Sol gözünden gelen yaşla kaşlarını kaldırdı. Ensar hızla dönüp babasına yumruk attığında refleksle Ensar'ı itip babasına koştu.
"Ne yapıyorsun lan sen? Baba iyi misin?"
Adnan bey aldığı darbeyle yere düştüğünde burnu kanamıştı. Buğra ayağa kalkıp Ensar'a yumruk attığında Ensar sendeledi.
"Kafayı mı yedin lan sen?" Diye bağırdı yakalarından silkerek.
Ensar hiçbir şey demeden Adnan beye bakıyordu.
"Seni baba yerine koyduğum güne yazıklar olsun. İki yüzlü herifin tekisin. Bana oğlum derken hiç mi utanmadın?"
"Lan sen hala ne diyorsun? Doğru konuş babamla Ensar!"
"Ben babamın katiliyle hakkettiği gibi konuşuyorum."
Buğra duyduğu şeyle bir babasına bir Ensar'a baktıktan sonra Ensar'ı tekrar itti.
"Ensar çok ileri gidiyorsun. Hangi sikim sonik şeye sinirlendiysen acını ondan çıkar. Babanla babam kardeş gibiydi lan. Ne katilinden bahsediyorsun?"
Ensar kafasını eğdi. Hala inanamıyordu. Kardeşine, ailesinden kalan son kişiye yeni kavuşmuşken şimdi baba yerine koyduğu adam öz babasının katili çıkmıştı.
" İtiraf etti. " dedi sessizce. Adnan bey Buğra sayesinde oturduğu koltukta nefes alamadığını hissetti. Elini kalbine götürdü.
"Ne itirafı?" babasına döndü.
"Baba ne diyor bu?"
Babası kravatını çıkarmaya çalışırken Buğra gördü. Bir eli kalbinde bir eli kravatını çözmeye çalışırken Buğra babasının kalp krizi geçirdiğini anladı.
"Baba!" Diye bağırdı. Ensar bağırışıyla ona baktı. Kalbi hızla attı. Babasının katiliydi. Ama Ensar bir katil değildi. Kapıya doğru koştu.
"Çabuk ambulans çağır çabuk."
Buğra'nın yanına koştu. Buğra şokla Ensar'ı itince Ensar kenara itti onu.
"Bırak lan. Senin yüzünden oldu her şey!" Diye bağırdı.
Ensar Buğra'yı dinlemedi. Adnan bey onu kurtarmaya çalışan çocuğa baktı. Yaptığı şeyden defalarca kez utanmış olsa da ilk kez vicdan azabından ölmek istedi.
Ensar hızla kravatı çözdükten sknra gömleğin düğmelerini açtı. Ambulans gelene kadar öğrendi ilk yardımı uygularken Buğra yerde onları izliyordu. Hareket edemiyordu. İçeriye ambulans çalışanları girdiğinde Ensar geriye çekildi. Onlar giderken Buğra'yı yerinden zorla kaldırdı.
"Kalk hastaneye gitmemiz lazım." Buğra hareket etmeyince Ensar yüzüne tokat attı.
"Kalk."
Buğra yeni her şeyin farkına varmışken o an olan her şeyi unutmuş gibiydi. Ensar'ı takip etti. Herkes hastaneye gittiğinde gazeteciler toplanmıştı.
Buğlem sessizce saçlarıyla oynarken içini sıkan bir şeyler vardı. Nedense kendini hiç rahat hissetmiyordu.
Televizyonu dinlerken bir anda duyduğu şeyle irkildi.
"İş adamı Adnan Kızılok kalp krizi geçirdi. Az önce apar topar hastaneye getirilen Adnan Kızılok bilinmeyen bir nedenden dolayı kalp krizi geçirdi. Oğlu gibi gördüğü ortağının oğlu Ensar Erten'in ilk yardımı sayesinde hayatta kalan iş adamının hayati tehlikesi devam ediyor. Oğlu Buğra Kızıloku'un kendinde olmadığı söyleniyor. Şimdilik bir açıklama yapılmadı. "
" Anne! " Diye çığlık attı Buğlem. Buğra ne haldeydi kim bilir?
" Ne oldu Buğlem ödümü kopardın? "
" Anne Ensar'ı ara çabuk. Buğra'nın babası kalp krizi geçirmiş haberlerde söylediler. "
" Ne? Nerede?"
Nehir hanım televizyona baktıktan sonra kızına döndü.
" Gerek yok aramaya kalk biz gidelim."
Buğlem onaylayıp ayağa kalktı. Nefret ediyordu gözlerinden. Şimdi sevgilisinin yanına alel acele gidebilmesi gerekiyordu. Ama birine muhtaçtı. Tek başına gidemiyordu bile.
Nehir hanım Buğlem'e ayakkabılarını giydirdikten sonra taksiye binip adres verdi. Geldiklerinde her yerde gazeteci vardı. Güvenlikleri girmelerine izin vermeyince Nehir hanım Ensar'ı aradı.
"Efendim Nehir teyze." dedi Ensar. Buğra yere oturmuş karşıyı izliyor annesi bir fenalık geçirdiği için odaya alınmıştı.
"Oğlum biz hastanenin kapısındayız Buğlem'le ama talimat vermişsin herhalde kimse giremiyormuş. Ensar bey öyle dedi dediler."
"Dur ben sizi almaya geliyorum."
Buğra'ya baktı. "Buğlem geldi."
Buğra duyduğu isimle yeni kendisine geliyormuş gibi etrafa baktı.
"Hani nerede?"
Ensar acıyla gülümsedi. Her şeye rağmen köpek gibi aşıktı ve aşkı her şeyin önüne geçiyordu. Buğra koltukta otururken Ensar dışarı çıktı. Gazeteciler Ensar'ın üzerine çullanmaya çalışsa da Ensar Buğlem'i ve Nehir hanımı içeri alıp kapıyı kapattı. Herkes ikisinin kim olduğunu merak ederken akrabaları sanılıp geçildi.
Buğlem ilerlerken Buğra görüş hizasına giren sevgilisine baktı.
"Buğra nerede?" diyordu endişeyle. Buğra hızla Buğlem'e doğru ilerledi. Yanındaki Nehir hanımı takmadan kollarını Buğlem'in beline sardıktan sonra kafasını boynuna gömdü. Gözyaşları saatlerdir çıkmayı bekliyormuş gibi bir bir akmaya başladı. Buğlem kokusundan tanıdığı sevgilisine sardı kollarını. Nehir hanım Ensar ile ilerleyip onları yalnız bıraktığında Ensar koltuğa çöktü.
Babasını öldürdüğü için suçladığı adamın katili olmak üzereydi. Böyle olsun istememişti.
Buğra hıçkırarak ağlarken Buğlem'in gözlerinden yaşlar akıyordu.
"Ağlama iyi olacak."
"Ya ona bir şey olursa?" dedi hıçkırıklarının arasında. Buğlem ellerini sırtından ensesine çıkardı.
"Senin baban o. Eğer tüm huylarını dediğin gibi ondan aldıysan o da çok güçlü biridir. Hep demiyor muydun ben babama çekmişim diye."
Buğra bir şey söylemeden sarılmaya devam etti. Buğlem ona çok iyi geliyordu. Endişesi bir nebze dinmişti.
Buğlem ne kadar orada öyle durduklarını bilmiyordu. Bir yerden duyulan
" Buğra? " sesiyle Buğra kafasını kaldırmıştı. Ayakta zor duran annesini gördü. Annesi oğlunun ilk kez ağladığını görüyordu. Sarıldığı dünya güzeli kıza baktı. Kız ona doğru dönmemişti bile. Boş boş karşıya bakıyordu.
"Babandan haber var mı?" dedi ağlamaklı halde. Kız kimse kimdi. Şimdi daha önemli mevzu vardı.
Dışarıya çıkan doktorla herkes oraya koşarken Buğra Buğlem'in beline sarılıp ilerledi.
"İlk Yardımı yapan kişi kimse Allah razı olsun. Onun sayesinde Adnan bey kurtuldu. Tehlikeyi atlattı. Birazdan normal odaya alınır. Bu gece burada kalması gerekiyor. Normal odaya alınınca yormayın lütfen."
Buğra Ensar'a baktıktan sonra Buğlem'in yanına oturdu.
" Buğra? " dedi annesi sorarcasına sarıldığı kıza bakarken.
" Buğlem. Sevgilim. " dedi annesine umursamazca. Eğer azıcık ilgileneceğini bilseydi ilk ona söylerdi ancak zerre umursamayacaktı. Annesi sanki Buğlem ve annesi orda değilmiş gibi, "Güzelmiş." dedi.
Nehir hanım kaşlarını çatarak baktı.
"Öyledir benim kızım. Hatta inanır mısınız o da burada."
Kadın göz devirirken herkes odaya doğru ilerledi.
Ensar tekrar yüz yüze gelmekten çekiniyordu.