Kördüğüm - 17-

1895 Kelimeler
Güneş şaşkınlıkla ensar'a bakıyordu. " Doğru mu bunlar ?" Ensar öfke ile Buğra'ya bakıyordu. Buğra'nın bunları söylememesi gerekiyordu. O, kendisine nasıl söyleyeceğini düşünürken Buğra'nın Güneşe bu şekilde söylemesi yapılabilecek en büyük kötülüktü. Buğra Buğlem'in ne halde olduğunu düşünmeden edemiyordu. Tek istediği şey, doktorun çıkıp Buğlem'in iyi olduğunu söylemsiydi. Gözlerini kapıdan ayırmazken Güneş'i bağırması ile herkes yerinden sıçradı. " Doğru mu bunlar dedim?" Diye çığlık attı. Yıllarca merak ettiği abisinin hemen yanı başında olduğunu öğrenmek bu kadar kolay olmazdı. Öfke ile hastaneden çıkarken Ensar peşinden koşup kolunu tuttu. " Güneş lütfen dinle bilmediğin şeyler var. Eğer beni dinlersen her şeyi sana anlatacağım söz veriyorum" "Hiçbir şey duymak istemiyorum Seni asla görmek istemiyorum Benden uzak dur." Güneş öfke ile bulduğu ilk taksiye binip evine giderken aklında binlerce soru vardı Bunu bilen kaç kişi vardı? Buğlem biliyor muydu? Başından beri bunun için mi yaklaştılar? Ensar'a Bu yüzden mi farklı hissediyordu? diye düşünmekten aklını yitirecekti. Ensar hızla hastaneye girip Buğra'nın karşısına dikildi. Buğra kızarmış gözleri Ensar'a dikti.  " Neden yaptın bunu? Ne yaptım lan ben sana? Senin yüzünden kardeşimi bulduğum anda kaybettim mutlu musun?" " Senin bulduğun kardeşin yüzünden ben az kalsın sevgilimi kaybediyordum. Kim bilir belki de kaybettim. O Birazcık dikkatli olsaydı şu an bu halde olmazdık. Buğlem'in limon alerjisi olduğunu bile bile ona limonlu soğuk çay içiren senin kardeşin, ben değilim şimdi kes sesini" Ensar elleri saçlarını attıktan sonra arkasındaki koltuğa oturdu. Buğra'nın kendisinde olmadığını, olsa asla böyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Sinirlenince uyuşturucu almış gibi oluyordu. Sakinleşince hiçbir şey hatırlamıyordu bile. Ne yapacağını bilmiyordu. Telefonnunu çıkarıp son çaresi olan Arda'yı aradı.  " Alo." " Arda bana yardım etmen gerekiyor. Aptal Buğra yüzünden, Güneş çok yanlış bir şekilde kardeşim olduğunu öğrendi. Şu an eve gidiyor olmalı. Onu sadece sen sakinleştirebilirsin. Lütfen gidip ona sana anlattıklarımı anlat. Benimle konuşmasını sağla sana yalvarıyorum. " Buğra Ensar'ın konuşmanın dinlese bile aklı sadece sevgilisindeydi.  Nihayet Doktor dışarı çıktığında Buğra hızlı bir şekilde yanına gitti. İyi bir haber almak için her şeyi yapardı.  " Merak etmeyin. Tehlike atlatıldı. Midesi yıkandı. Ama biraz daha geç kalsa işler bu kadar basit olmazdı. Neden alerjisi olan bir şeyi içti?"  "Buğlem'in gözleri görmüyor. İçeceği veren arkadaşta sağ olsun bakmadan doldurmuş vermiş." Ensar tavana bakıp sabır çekti. Buğra sinirlenince hiç çekilmiyordu.  "Anladım. Daha dikkatli olmanız Buğlem için daha iyi olacak. Şimdi eve götürün dinlensin."  Buğra üzerinden yük kalkmış gibi kendisini koltuğa attı. Kendisini çok stresli hissediyordu. Buğlem kendisine gelince hemen yanına gidip elini tuttu.  "Buğra?"  "Benim bebeğim. İyi misin? Nasıl hissediyorsun?"  "Ben iyiyim. Sadece canım biraz acıyor. Ne oldu bana?"  "O Güneş akıllısı sana limonlu soğuk çay vermiş."  "Öyle mi? Ondan bu haldeyim o zaman."  "Evet." dedi Buğra. Ensar öfkeyle Buğra'ya bakarak,  "Zaten endişelenme Buğlemciğim nasıl olsa Buğra intikamını hem Güneş'ten hem benden aldı."  Buğra kaşları çatık Ensar'a bakarken Buğlem anlamamıştı.  "Ne intikamı?"  "Yok bir şey güzelim."  "Var bir şey güzelim. Buğra sinirlenip kalkıp Güneş'e benim öz kardeşim olduğunu söyledi. Daha bizim hakkımızda ne bildiğini bile bilmezken. Güneş çekti gitti."  "Ne?!"  "Ensar kes sesini!"  "Buğra ne yaptın sen?"  "Haksız mıyım? Şu an onun yüzünden bu haldesin. Halin ne haberin var mı?"  "Yok Buğra. Halimden haberim falan yok. Hatırlarsan körüm ben. Ama kör olmayanlarımız da var. Mesela Güneş. Mesela sen. Güneş'in yaşadığı hayal kırıklığını düşünebiliyor musun? Ensar senin için her şeyi yaparken gerçekten ona böyle mi davrandın. Ailesinden kalan tek kişiyi de ondan alarak mı? Güneş'e kızdın ama Ensar'ın ne suçu vardı? "   Buğra Buğlem'in haklı olduğunu biliyordu.  Yaptığı şeyin yanlış olduğunu da biliyordu. Bir şey söyleyemedi. Sadece çok öfkelenmişti.  Ensar Buğra'nın sessiz kaldığını görünce pişman olduğunu anladı. Derin bir of çekip pencereye baktı. Güneş kim bilir ne haldeydi?  Buğlem doğrulmaya çalıştı. Buğra hemen elini sırtına atıp destek oldu.  "Buğlem neden kalkıyorsun? Dinlenmen gerek."  "Güneş'le konuşmamız lazım. Çok kötü hissetmiştir. Ben konuştuğumda da sesi öyle kötüydü ki. Bir an önce konuşmamız gerek."  "Buğlem gerçekten dinlenmen lazım. Allah korudu seni." dedi Ensar. Buğlem'in onu ve kardeşini bu kadar düşünüyor olması Buğlem'in değerini Ensar'ın gözünde yükseltiyordu.  Güneş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Nasıl bir oyuna düştüğünü farkında bile değildi. Kimseyi görmek duymak istemiyordu kapı çaldığında yerinden kalkmadı bile. Ensar olma ihtimali çok yüksekti. Zil tekrar çaldı. Kapının tokmağı vurulmaya başlandı.  "Güneş. Sevgilim benim aç kapıyı."  Güneş Arda'nın sesini duyunca kapıya koştu. Arda ağlayan sevgilisini görünce içinin yandığını hissetti. Onu bu halde ikinci kez görmek yerle bir ediyordu insanı.  "Arda." dedi sarılırken. Güneş birine sarılmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu fark etti.  "Hiç iyi değilim. Çok kötü şeyler oldu."  Güneş hıçkırmaktan konuşamıyordu. Arda onu kucağına alıp içeri geçti. Kendisi oturup onu da dizlerine oturttu.  "Benim yüzümden Buğlem hastanelik oldu. Durumu nasıl bilmiyorum."  Arda duyduğu şeyle gözlerini kocaman açtı. Ensar'ı öğrendiği için ağladığını sanıyordu.  "Ne demek hastanelik oldu?"  "Limona alerjisi vardı. Ben limonlu soğuk çay içirdim ona yanlışlıkla. Çok kötü oldu. Hastaneye gittik. Buğra çok sinirliydi bana. Sonra birden bire Ensar'la kardeş olduğumuzu falan söyledi. Ensar'ın kız kardeşiymişim ben. Beni bırakıp giden babam, Ensar'ın babasıymış. Onu seçti benden vazgeçti. Doğruymuş. " Güneş daha çok ağlamaya başladı. Arda'nın tepki vermediğini fark edince yüzüne baktı. Arda sabit duruyordu.  " Neden şaşırmadın? Bu normal mi senin için? " Arda gözlerini etrafta gezdirdi. Güneş hızla oturduğu yerden kalkıp uzaklaştı ondan.  " Sende mi biliyordun?"  Arda bir şey söylemeyince masanın üzerindeki yedi fil biblosundan birini yere fırlattı.  "Sende mi bana yalan söyledin? Sana babamın nasıl beni değilde abimi seçtiğini anlatırken sen her şeyin farkında mıydın?" Diye çığlık attı.  "Güzelim hayır. Yemin ederim bilmiyordum o zaman?"  "O zaman bilmiyordun? Yani benden önce öğrendin ama bana söylemedin?"  "Bak dinlemiyorsun. Hiçbir şey sandığın gibi değil. Seni kimse terk et..."  "Çık dışarı! Defol evimden! Seni görmek Bike istemiyorum."  Güneş Arda'yı iterek kapıya doğru götürdü. Kapıyı açtığında karşısında Buğlem Buğra ve Ensar'ı gördü. Bugün daha n kadar kötü olabilirdi ki?  " Siz neden geldiniz? Hiçbirinizi görmek istemiyorum. Hepiniz defolun. " Buğlem çok halsiz görünüyordu. Güneş ona bakmadan edemedi. Onun yüzünden bu haldeydi ve kim bilir ona ne kadar öfkeliydi.  "Güneş seninle konuşmak istiyorum lütfen." dedi kibar sesiyle. Güneş vicdan azabı çekse de Buğlem'le konuşmak istemiyordu.  "Benim yalancılarla işim yok." kapıyı kapatacakken Buğra tuttu kolunu.  "Ne desen haklısın. Ama bizi de dinle. Bunlar senden öyle yıllardır sakladığımız şeyler değil. Dinlemen gerek."  Güneş hızla kolunu çekti. Hastanede ona nefret kusan Buğra gitmiş anlayışlı biri gelmişti.  "Ne oldu? Nefretin bitti mi? Aslında varya bir sana güvenmek lazım Buğra. Herkes bunu saklarken sen nefretle yüzüme söyledin"  Buğra yaptığı şeyin suçluluğuyla kafasını eğdi. Buğlem şansını deneyip dengesini kaybetmiş gibi yaptı. Kimin yakında onu tutacağını bilmiyordu. Yere düşmeyi göze almıştı. Dengesini kaybetmiş gibi kendisini arkaya doğru bıraktığında bir çift kol tuttu onu.  "Güzelim iyi misin kendine gel Buğlem!"  Buğra'nın tutmasıyla içinden dualar etti. Neyse ki yere düşmemişti.  "Başıma bir şeyler oluyor. Ayaklarımı hareket ettiremiyorum sanki."  Güneş Buğlem'in halinin kendisi yüzünden olduğunu bildiği için kapıyı açtı.  "Sadece Buğlem girecek. Hepiniz defolup gideceksiniz."  "Buğlem'i yalnız bırakmam."  Ensar sessiz sessiz etrafı izliyordu. Güneş'i hep merak etmişti. Kardeşi onunla büyüse beraber nasıl çocukluk geçireceklerini hep düşünmüştü. Beraber olsalardı Buğra ve Güneş birbirlerinden böyle nefret etmezlerdi. Hatta Güneş kendisinden çok Buğra'yı abi olarak görürdü.  Buğra Güneş' i dinlemeden içeri girdi. Herkes aynı şekilde girdiğinde Ensar hareket etmemişti. Güneş içeri girenlere öfkeyle baktıktan sonra kapıda duran üzgün Ensar'a baktı. Onu öyle görünce içinin acıdığını hissetti. O kadar masum duruyordu ki. Öfkesi giderken birbirlerine bakakaldılar.  "Girebilir miyim?" Diye sordu Ensar. Güneş cevap vermeden içeri girse de kapıyı açık bırakmıştı. Ensar da girip kapıyı kapattığında herkes koltuklara oturmuştu. Güneş ağlamaktan mahvolmuştu. Buğlem'in elinden tutup onu kaldırınca herkes ne yapmaya çalıştığına bakıyordu. Güneş Buğlem'i yatak odasına götürüp uzamasını sağladı.  "Burada biraz dinlen. Benim yüzümden oldu zaten her şey."  "Hayır." dedi Buğlem hızlıca. Güneş merakla ona baktı.  "Ne hayır?"  "Ben hızlı hızlı ilk yudumda bitirmeyip önce tadına baksaydım anlardım. Suç benim acele ettim. Senin dalgınlığına gelmiş olabilir."  Güneş tavana baktı. Bu kız nasıl hiçkimse de kötülük aramıyordu? "Ben çıkıyorum sen dinlen."  "Güneş dur."  "Duruyorum."  Buğlem doğruldu uzandığı yerden.  "Bana dediğin şeyi hatırlıyor musun?  Eğer bir şey beni üzecek olsa sen onu benden saklarmışsın. Şimdi neden ben senin dediğini yaptım diye beni suçluyorsun?"  Güneş kafasını eğip yere baktı. O da Buğlem'den bir şey saklıyordu. Buğlem'in ondan sakladığı şeye çok benziyordu üstelik.  Güneş yavaşça yatağa oturup Buğlem'e sarıldı. Buğlem ne yaptığını anladıktan sonra kollarını ona dolayında Güneş hıçkırdı.  " Bana neden yalan söylediniz? Ben benimle arkadaş olmak istediğinizi sanmıştım."  "Güneş delirdin mi? Bunları bilerek mi seninle tanıştık sanıyorsun? Tüm bunları yeni öğrendik. Ensar'ı dinlemen gerek lütfen."  "Yeni mi öğrendiniz? Ensar'da mı yeni öğrendi?"  "Evet hepimiz." Güneş doğruldu. Buğlem'e baktı.  Ensar, Buğra ve Arda ses seda çıkmayınca odanın önüne gelip kapıyı çaldı.  "Müsait misiniz sesiniz çıkmıyor?"  Ensar Güneş'in Buğlem'e sarıldığını görünce rahatladı. Hiç değilse ikisinin arası iyiydi.  "Müsaitiz." dedi Buğlem.  "Nasıl öğrendiniz?" Diye sordu Güneş sessizliğini bozarak.  "Bence bunu sizin Ensar'la yalnız konuşmanız gerek." dedi Buğlem. Ensar Buğlem'e baktı. Bu kız neden bu kadar temiz kalpliydi?  Güneş odadan çıkıp salona gitti. Dinlerse bir şey kaybetmezdi. Zaten tüm öfkesini kusmuş biraz daha sakinleşmişti. Ensar'da arkasından gidince Buğra ve Arda Yatağın üzerine oturmuştu.  Buğra kollarını Buğlem'e sarıp onunla uzandı. Arda da yatağa yan şekilde uzanıp düşünmeye başladı. Güneş'in onu affetmeme ihtimalinden korkuyordu.  Güneş sessizce oturuyor Ensar nasıl söyleyeceğini bilmiyordu.  "Yeni öğrendim." Diye girdi söze. Güneş kafasını kaldırıp baktı.  "Yıllar önce bir gün. Seninle oyun oynamak istedim. Odanda yoktun. Babama sordum. Oyun oynamak istiyorum dedim. Adını bilmiyordum. Kardeşim diyip duruyordum. Babam annen aldı götürdü dedi. Bul o zaman dedim. Bulamadım dedi. Çok ağladım. Bütün parklara baktım. Yoktun. Yokluğunu kabul etsemde seni aramayı şu yaşımda bile bırakmamıştım. Annen güzel kaybettirmiş izinizi. Yani ben öyle sanıyordum. " " Sen öyle sanıyordun derken. " " Bu masala inanan tek salak benmişim. Şirketin muhasebesinden yıllardır sizin hesabınıza para yattığını gördüm. Adını gördüm. Babamın emriymiş. Olabilir mi dedim sonra. Buğlem'den yardım istedim. Emin olmadan sana bir şey söyleyemezdik. Ona anlattım. Sana anlatmak istedi ama izin vermedim. Doğru çıkmazsa seni boşuna ümitlendirirdik. Tabi  o sırada nefretini bilmediğim için ümitlenirsin sanıyordum. Sonra kanını aldım. " " Kızılay bunun için miydi? " "Evet. Arda bizi öyle görünce sende benim yüzümden diyince onunla konuştum. Biraz kavga ettik. Sonra mesaj geldi. Pozitif çıkmış test. Emin oldum. Ona her şeyi anlattım. Nefret ediyor sizden dedi. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Buğlem'in ağzını araması için gelmesi gerektiğine karar verdik. Nehir teyze öyle dedi. Ondan akıl almıştık. Sonra işte olaylar bildiğin gibi gelişti. Ben seni terk etmedim. " Ensar son sözünü Güneş'e bakarak söyleyince Güneş utandı. Bir anda bir abisi olmuştu. Üstelik fazla zengin bir aileye sahipti. " Neden yaptılar bunu? " " Bilmiyorum. Sanırım öğrenemeyeceğiz. " " Baban anlatmaz mı? " " Öldü. Annende öldü. Anlatacak kimse yok."  "Var. Annemin en yakın arkadaşı. Nermin teyze biliyordur."  "Nerede buluruz onu?"  "Alt katta."  "Gidelim."  İkisi de evden çıktığında odadaki üç akıllı uyuyakalmış kimsenin birbirinden haberi yoktu. Ensar kapıyı çaldığında kapıyı yaşça büyük bir kadın açtı.  "Hoşgeldin kızım. Bu bey kim?"  "Ensar ben. Güneş'in abisiyim."  Nermin hanım gözlerini kocaman açtı.  "Nasıl buldun." Diye sordu şaşkınca. Güneş kaşlarını çatarak baktı. Bulmak?  "Galiba anlayacağın şeyler var Nermin teyze?"  İkisi de içeri girdi. Nermin hanım oturdu.  "Annen babanla mutlu değildi. Hiçbir sebep yoktu. Sadece annen alkolikti. Baban içmesini istemiyordu. Size zarar vermesinden korkuyordu. Annen bu yüzden seni alıp kaçtı. İki çocuğa bakamazdı. Ensar biraz fazla akıllıydı bu yüzden onunla uğraşmak yerine senin küçüklüğünden faydalanmak daha mantıklı gelmişti. Babanın eli kolu uzundu. Hemen buldu. Ama annen dönmedi. Baban alkolün bile kabul etti. Yeteri dön dedi. Dönmem dedi annen. Eğer rahat bırakmazsa yine kaçacağını söyledi. Babanda bari yerlerini bileyim diye rahat bıraktı. Tabi kızı için para göndermeyi hiç ihmal etmedi. " Güneş yeri izliyordu. Annesi yıllarca yalan söylemişti. Kandırılmıştı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE