Kördüğüm - 16-

1133 Kelimeler
Buğlem tedirgin bir şekilde kapıda bekliyordu. Bugün Güneş'in ağzını araması gerekiyordu. Ancak pot kırmaktanda korkuyordu. Ensar kardeşine kavuşsun istese de en yakın arkadaşını kaybetme ihtimali de vardı. Kapı açıldığında Güneş Buğlem'i görmüş, sevinçle zıplamıştı.  "Ay benim sadece beni gören kankim gelmiş!" diye atlamıştı Buğlem'in kollarına. Buğlem bir an üzerine bir şeyin çullanmasıyla şaşırdı. Sendelese de Güneş onu tutmuş etrafına bakınmıştı.  "Ee seni kim getirdi Buğra yok mu?"  "Şey o beni bıraktı gitti. Ben geldim yanına. Yetmez miyim yani?" dedi burnunu kıvırarak.  "Ay yetmez misin canım kankam? Hadi içeri girelim."  Güneş Buğlem'i çekip içeri aldıktan sonra koltuğa oturttu. Buğlem tedirginliğin yüzüne yansıyıp yansıtmadığını merak ediyordu. İçinden hep Güneş'in tepkisini tahmin etmeye çalışıyordu. Soracağı sorular çok özele giriyordu ve ne şekilde konuya gireceğini bile bilmiyordu. Güneş Buğlem'i otırttuktan sonra hızla mutfağa gitti. Dolabındaki soğuk çayları bardağa doldurup geri odaya döndü.  "Geldim. Bize içecek bir şeyler getirdim uzatıyorum şu an."  Buğlem gerginlikten Güneş'in uzattığı içeceği onun yardımıyla aldıktan sonra hızla tek dikişte bitirdi.  "Buğlem yavaş. Neyin var?"  "Biraz susamıştım da Buğra'ya söylemeye çekindim."  "Ee yanlış anlama asla şikayetçi değilim ama sen böyle hiç evime gelmezdin."  "Ya sen biraz kötüydün. Bende ziyaret etmek istedim. Ee Arda ile ne oldu? Hiçbir şey anlatmadın."  "Ya dün şey oldu ben evde ağlıyordum. Sonra kapı çaldı. Bende dedim kapıcı falandır. Açtım o tipimle. Bi baktım Arda. Ben şok. Sonra ben işte baktım salak gibi. Arda da girebilir miyim dedi. Evet dedim. Girdi. Odaya girer girmez beni kendisine çekip öptü. Ben şok. Sonra oturdu. Beni engellemişti Ensar'la gördükten sonra.  O da şey dedi Ensar onunla konuşmuş. Aklını başına getirmiş. Tam böyle abi gibi beni kardeşi olarak gördüğünden falan bahsetmiş. Baya mutlu oldum Ensar'a da teşekkür edeceğim bunun için. Öyle işte. " Buğlem boğazımın kaşındığını hissedince boğazını temizledi ve Güneş'e odaklandı.  " Evin neye benziyor Güneş? Biraz tarif eder misin? " " Ay sen iste yeter ki. " Buğlem bir bahane arıyordu. Belki evinde annesi ile ilgili bir şey varsa ailesinden konu alabilirdi. Merakla dinlemeye başladı.  "Koltuklarım pembe beyaz. Çok güzeller. Sonra beyaz bir şifonyerim var. Üzerinde annemle ikimizin resmi var. Sonra sağda beyaz bir masam var sandalyeleri kendim bizzat ben pembeye boyadım."  Buğlem beklediği şeyi duyunca zaman kaybetmeden Güneş'in sözünü kesti.  " Annenle resmin mi? Güneş bana neden hiç ailenden bahsetmiyorsun? Yani özelse tabi sormam ama merak ediyorum açıkcası çünkü benim her şeyimi biliyorsun en yakın arkadaşımsın. Bende senin hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum."  "Haklısın evet ama benim anlatacak bir şeyim yok ki. Yani annem ve ben vardık. Babam bizi terk etmiş annem öyle söyledi. Bir oğlu varmış. Sadece onu istemiş. Bizi de bırakmış bu kadar hayatım."  "Nasıl yani baban neden terk etsin ki sizi?"  "Bilmiyorum annem bu konuyu pek konuşmazdı. Çok içerdi annem. Bir kere o kadar çok sormuştum ki bana bağırarak böyle söyledi."  "Ya doğru söylemiyorsa?"  "Nasıl yani?"  "Yani ya gerçek öyle değilse. Bilmiyorum ben açıkcası böyle bir hayatım olsaydı illaki babamı arar, karşısına dikilirdim. Beni neden bıraktın diye. Gerçi benim hala böyle bir şey yapma ihtimalim var ama gerek yok zaten iyi bir ailem var."  "Bilmiyorum ben bunu hiç düşünmedim. Annem öyle söyleyince doğrusunu bu olduğunu düşündüm hep. Hiç gerçek mi diye sormadım."  Buğlem tekrar boğazı kaşınınca yine boğazını temizledi. Bir şey canını acımaya başlamıştı. "Güneş hiç benim iyiliğim için benden bir şey saklar mıydın?" diye sordu.  Güneş bu sorunun sebebini anlamasa da Buğlem sorar sormaz aklına hastanede yaşanan şeyler geldi. Zaten saklıyordu. Buğlem'in annesinin kim olduğunu görmüştü. Bunu ona söylememe kararını Nehir Hanım verse de Güneş Buğlem'in iyiliği için zaten söylemezdi. Hayatını zar zor yoluna sokmuşken yeni heni sorunlar ve stresle çıkmasına gerek yoktu.  "Şimdi şöyle. Bu sakladığım şey seni çok üzecekse saklarım." dedi Güneş. Olur da yarın bir gün gerçekler ortaya çıkarsa, Buğlem neden söylemedin dediğinde verecek cevabı olsun istiyordu.  "Neden sordun?" diye devam etti. Böyle bir şey bir insanın aklına sadece bir şey sakljyorsa gelirdi. Buğlem geldiğinden beri gergindi. Belli ki bir şey söyleyecekti. Yoksa bir şey mi biliyordu?  "Yok ben bir film dinledim. Bir kız en yakın arkadaşı için saklıyordu bir şeyler. Sende benim için yapar mıydın diye merak ettim. Burası sıcak mı oldu?"  "Buğlem sen neden böyle kızardın. Yanıyorsun ne oluyor?"  "Ben nefes alamıyorum." dedi zorla. Nefes almaya çalışsa da bir türlü ciğerlerine hava gitmiyordu. Güneş endişeyle ne yapacağını bilemedi. Hızla telefonu eline alıp Buğra'yı aradı.  "Alo efendim Güneş."  "Alo alo Buğra yardım et. Buğlem'e bir şeyler oluyor. Bir anda yüzü kızardı. Nefes alamıyorum diyor."  "Ne?! Hemen Oraya geliyorum."  Buğra telefonu Ensar'a uzatıp arabasına atladı. Ensar da yanına oturduktan sonra hızla sürmeye başladı. Ensar Güneş'i sakinleştirmeye çalışıyordu. Telefon hoparlördeyken ikisi de Güneş'i dinliyordu.  "Sakin ol. Bu nasıl oldu?"  "Ya biz oturup konuşuyorduk. Bir anda kızarmaya başladı. Buğlem iyi misin bir şey söyle?" dedi ağlayarak. Ensar korkuyordu fakat en kötüsü Buğra'ydı. Buğlem'e bir şey olma ihtimali onu delirtiyordu. "Baştan anlat. Başka bir şey oldu mu?"  Diye sordu Buğra bağırarak. Güneş bağırmasıyla irkilse de ağlayarak anlatmaya devam etti.  "Bir şey yapmadık zaten daha oturduk otural beş dakika oldu. Bir şeyler içip oturduk."  "Ne içtiniz?" dedi Ensar kuşkuyla.  "Soğuk çay." diye cevap verdi Güneş. Gözü Buğlem'deydi. Gözlerinin önünde nefes anlamıyordu. Kafasını camdan uzatmış nefes almaya çalışıyordu.  "Çay neliydi?" diye sordu ikisi de aynı anda. Güneş koşup pakete baktığında yerle bir oldu.  "Limonluymuş. İnanamıyorum ben nasıl dikkat etmem!" diye çığlık attı. Biliyordu. Hatırlaması, bakması gerekiyordu. Buğlem'in limona alerjisi olduğunu biliyordu. Aptal gibi içmesine izin vermişti. En yakın arkadaşı onun yüzünden fenalık geçiriyordu. Hayatı tehlikedeydi.  " Allah kahretmesin Güneş nasıl dikkat etmezsin?" diye bağırdı Buğra. Ensar ona ters ters baksa da bir şey demedi. Sevdiği kadını ikinci kez kaybetme riskine girmişti. Buğra'nın gözü hiçbir şey görmüyordu.  Nihayet Güneş'in kapısına geldiklerinde Güneş Buğlem'i indirmiş kapıda bekliyordu. Buğra Buğlem'in halini görünce kahroldu. Kıpkırmızıydı. Nefes almaya çalışıyor Güneş'in elini sıkı sıkıya tutmuştu. Güneş arabayı görür görmez atladı. Herkes Buğlem'e sakin olması için bir şeyler söylüyordu.  "Güzelim az kaldı hastane hemen şurada. Ne olur dayan biraz daha lütfen." diye yalvardı Buğra. Güneş hala ağlıyor Buğlem'e bir şey olmaması için dua ediyordu. Buğlem'i acil müşaade odasına alırlarken Buğra gerekli bilgileri doktora veriyordu.  "Limona alerjisi var. Limonlu çay içmiş. İyi değildi." dedi. Doktor onaylayıp içeri girince Buğra öfkeyle Güneş'e baktı.  "Neden kontrol etmeden veriyorsun ki? Limona alerjisi olduğunu biliyordun. Senin yanında da konuşmuştuk bunu."  Buğra öfkeden kriz geçirirken Ensar durumunu anlamıştı. Şu an söylediği hiçbir şeyi kontrol edemiyordu. Adeta sarhoş gibi ağzına gelen her şeyi söylüyordu. Geri dönülmez bir şey söylemeden önce Ensar onu durdurmalıydı.  " Buğra yeter! " " Yetmez! Aptal mısın sen? Senin yüzünden Buğlem'e bir şey olursa neler yaparım aklın alıyor mu?" Güneş hıçkırarak ağlıyordu.  Ensar Buğra'yı öfkeyle itti.  "Sus artık. Kendinde değilsin!"  "Ne oldu Ensar bey? Güneş öz kardeşin çıkınca Buğlem kardeşin olmaktan çıktı herhalde Güneş'i mi koruyorsun bana?"  "Ne?" dedi Güneş şaşkınlıkla. Ne demek öz kardeş çıkınca?  "Ne ne? Ensar senin öz abin. Yıllar önce annesinin kaçırdığı kızı sensin işte."  Güneş şaşkınca Ensar'a baktı. Buğlem'in neden ailesini sorguladığını anlamış oldu. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE