Buğlem babasıyla oturmuş babasının izlediği maçı dinliyordu. Spiker o kadar heyecanla takımları anlatıyordu ki, kendisi de heyecanlanmadan duramıyordu.
"Lan hadi be. Taylan senin ben.."
"Babaaaa. Neler diyorsun sen öyle."
"Ya prensesim duymuyor musun? Bi yerden kalkamadı. Buna boşuna o kadar para saydık. Bunun yerine sokaktaki çocuğu koy daha çok iş yapar. Fatih hoca da bir çıkarmadı şunu."
"Baba maç başlamadı daha. Isınıyorlar. Sakinleş."
"Bak bak bir de babayla dalga geçiyor. Nehir kızımız kocanla dalga geçiyor sesin çıkmıyor bak. Alınıyorum."
Nehir Hanım ikisini gülerek izliyordu. "E haksız mı Mustafa sende. Daha maç başlamamış adama saydırıyorsun."
"Lan daha antrenmanda düzgün koşamıyor maçta ne yapacak bu?"
"Ben size çay demleyeceğim babamın sinirleri yatışır biraz." kıkırdayıp ayağa kalktı.
"Anneciğim önünde yastık var dikkat et."
Buğlem ayağını önce ileri sürtüp önünü yokluyor sonra adım atıyordu. Annesinin talimatlarıyla salon kapısına ulaşınca ellerini duvara yaslayıp dokunarak mutfağa girdi. İlerleyip tezgahı bulunca işi kolaylaşmıştı. Ailesinin en sevdiği huyu buydu. Bizim kızımız her şeyi yapabilir gözüyle bakıyorlardı ve onun için hayatı olabildiğince kolay hale getirmeye çalışıyorlardı. Tezgah üzerinde ellerini gezdirdikten sonra makinesini buldu. Kulp kısmından çektikten sonra sağındaki kaşığı aldı. "Hadi. Daha önce de yapmıştın. Şimdi..."
O sırada kapı çalınca irkildi. Annesi ve babası evdeydi. O zaman gelen kimdi? Saat kaçtı ki?
Duvarları bulup yardım alarak mutfağın karşısındaki dış kapıya gitmişti. Annesi de arkasından gelmiş olmalıydı çünkü adım sesleri duymuş. Kapının kulunu bulunca daha önce çarptığı gibi çarpmaması için sola doğru kaydı bu kez. Kapıyı açtıktan sonra "Buyrun kimsiniz?" diye sordu.
"Aa kızım Ensar ve Buğra gelmiş."
Elinde unutarak yanında getirdiği çayın tahta kaşığı elinden düşmüştü. Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Yine gelmişlerdi.
Buğra yine gelmişti. Günlerdir keşke arabada bir şey düşürseydim belki bırakmaya gelirdi diye içi içini yiyordu. Acaba gerçekten düşürmüş müydü?
"Hoş- hoşgeldiniz."
Buğra karşısında dünya güzeli kızı tatlı topuzu üstündeki pembe tişörtü ve altındaki gri eşofmanıyla görünce kalpten gitmek üzereydi. O kadar tatlı duruyordu Ki annesi olması Buğlem'in yanaklarını ısırmak üzereydi. Ensar sıkıntı değildi nasılsa.
" Biz Buğlem'i görmeye gelmiştik. İşlerimiz çok yoğundu bu yüzden iki gündür kendisiyle iletişime geçemeyince,gelip görelim dedik. Rahatsız etmemişizdir umarım."
"Olur mu ne rahatsızlığı. Buyrun içeri geçin. Anneciğim azıcık sola kayda çocuklar içeri girsin." Buğlem heyecandan sağını solunu karıştırınca bir kenara kayıp bir şeye çarptı. Düşmesini engelleyen belinden tutan kollardı. "Buğlem iyi misin?"
Buğra'nın sesini yakınından duyuyordu.
Elleri belindeydi!!
Üstelik yanında annesi ve Ensar içeride babası vardı!
"Şey iyiyim."
Ensar durumu anlayıp boğazını temizleyince Buğra ellerini çekmişti.
İkisi de içeri geçipte koltukta oturan adamı görünce babasına yakalandığını anlamışlardı.
Buğlem yine mutfağa dönse de ellerinin titremesine engel olamıyordu.
Buğra ve Ensar gelmişti. Bahane yoktu. Doğrudan onun için gelmişlerdi.
Yaptığı şeye bir türlü odaklanamıyordu. Hem içeride onları dinleyip hemde çay yapmak ne kadar zor bir işmiş!
"Hayatım sana bahsettiğim Buğlem'in arkadaşları."
Buğra ve Ensar karşısındaki adama baktılar. Annesininde babasınında gözleri kahverengiydi. Üstelik Buğlem açık kumraldı. Annesi ve babası esmerdi. Hiç benzemiyorlardı. Demek ki geninde vardı.
Babasının sol kolu yoktu. Buğlem'in söylediği gibi kazada kaybetmişti. Diğer elinde kumanda gözü televizyondaydı.
"Hoşgeldiniz çocuklar. Demek prensesimin arkadaşları sizsiniz."
"Evet efendim."
Buğra'nın dili tutulunca Ensar resmi görevini devralmış sorulara cevap vermeye başlamıştı. Mustafa Bey onları soru yağmuruna tutarken Buğra bahaneyle mutfağa gitmeye çalışıyordu.
Buğlem fazla oyalandığını fark edince kettle içine su koymak için çeşmenin altına koydu. Kulpu yukarı doğru kaldırırken kulağı hala içerideydi. Suyun taşma sesi gelince "Ayy" nidasında bulundu.
Suyu fazla koymuştu. Kaldırıp birazını dökmesi gerekiyordu. Kulpundan tutup kaldırsa da çok ağırdı. Tam elinden düşürecekken bir şey tutup destek oldu. Sırtına bir şeyin değdiğini hissetti. Burnuna gelen kokuyla şaşkınlıktan dili tutuldu. Kulağının çok yakınından bir ses geldi. "Dikkat et. Kendine zarar verebilirsin."
Buğrayla resmen dip dibelerdi. Göğsü sırtına değiyordu. Olduğu yerde donakalmıştı. Buğra Buğlem'in elinin üstünden kettleyi tutmuş olsa da diğer eliyle Buğlem'in solundan destek olarak altındanda tutuyordu. İki kolu da Buğlem'in kollarına değiyordu. Resmen arkasından sarılmış gibiydi.
"Bi-bir şey mi istemiştin sen?"
'Aptal Buğlem öyle denir mi? Ya yanlış anlarsa?'
Kendine söylenirken Buğra ondan rahatsız olduğunu düşünmüştü. Oysaki Buğlem oldukları pozisyondan çok memnundu.
"Ben su içmek için gelmiştim."
"Bardaklar üstteki camlı dolapta. "
Alışkanlıktan Buğlem elini doğrudan üste atıp kulpu ararken Buğra da elini dolaba atmıştı.
Kendinden asla beklemediği bir şey yapıp Buğlem'in elini tutarak dolabın kulpuna yerleştirmişti. Daha sonra dolabı açmış ve içinden Bi bardak çıkarmıştı.
Buğlem bu hareketle resmen baştan çıkmış haldeydi. İçinde kuşlar kanat çırpıyor kalbi hop ediyordu.
Buğra içeridekileri hatırlayınca çekilip su doldurduktan sonra içmeye başladı. Buğlem'in yanakları kızarmış şaşkın şaşkın bakıyordu. Görüntü resmen Buğra'yı cezbediyordu.
Bu kız güzelliğinin zekatını vermediği için kaza geçirmiş olmasındı?
"Buğra gittin mi?"
"Yo burdayım."
Buğlem tam cesaretini toplamış neden yaptığını soracakken annesi girdi içeri. Neysek birkaç dakika erken gelmemişti. Yoksa gelmişte kapıda onları gördüğü için sessiz mi kalmıştı? Kim bilebilir ki?
"Kızım ne yapıyorsunuz burda gelsenize içeri."
Buğra kafasını sallayıp "Geçeyim." diyerek Buğlem'e de gittiğini belli ederek içeri doğru yürümüştü. Annesi "Gerisini ben hallederim hadi sen arkadaşlarınla otur." deyip Buğlem'i de odaya postalamıştı.
Buğlem kapıdan elini duvarda gezdirerek girince Buğra kalkıp yardım etmek istemişti ancak babasından çekinmişti. "Al işte. Vallahi küfür edeceğim."
Herkes Mustafa Beye dönünce Mustafa bey açıklama gereği duydu.
"Ya bu Taylan'a kıl oluyorum. Derbi günü yaptığına bak."
"Ne derbisi?" Buğra düşündüğü şeyin olmamasını umut ediyordu. Unutmuş olamazdı.
"Galatasaray - Beşiktaş derbisi var bugün."
Ensar ve Buğra bakışıp aynı anda sordu.
"O bugün müydü?"
Buğra Buğlem'e baktı. O kadar aklını başından almıştı ki canından çok sevdiği Galatasaray'ın derbi gününü bile unutmuştu. Sevgili olduklarında acısını çıkaracaktı.
"Hangi takımlısınız siz? Beşiktaşlı'ysanız anında kapının önüne koyarım sizi bak."
"Tabii ki Galatasaray."
Mustafa Bey'in keyfi yerine gelmişti. Şimdiden sevmişti ikisini de.
"Madem geldiniz. Derbi bitene kadar buradasınız."
Ensar derbiyi izleyebileceği için mutluyken Buğra'nın canına minnetti. Hem derbi hem Buğlem duble keyif demekti onun için.
--
Herkes sessizce maça odaklanmış spikeri heyecanla dinlerken Buğlem'in kalbi bir türlü yavaşlamamıştı. Hoşlandığı erkek ve babası beraber maç izliyordu. Bir an önce annesiyle baş başa kalıp Buğra'nın davranışlarını sormak istiyordu. Neden göremiyordu ki? Niye onun başına gelmişti?
Bir anda spikerin bağırışı arkasından üç adamın birden "Gooool!! " diye bağırmasıyla yerinden sıçramıştı. "Lay lay lay lay lay lay lay laaaay. Oooo cimbombom."
Buğlem hevesle el çırptı. "GOL mü attık?"
"Evet prensesim gol attık. Bak o Taylan'ı Bi çıkarsınlar maç bizim."
Buğra Buğlem'in yüzündeki gülüşe takıldı.
'Galatasarayı satın alma fikri çık aklımdan. Buğlem'i başka şeylerle de gülümsetirim ben.'
Sevdiği bile Galatasaraylıydı. Daha ne isteyebilirdi ki?
---
Maç bitmiş Mustafa beyin yüzünden düşen bin parçaydı.
O kadar heveslenmesine rağmen 2-1 mağlup olmuşlardı.
Israrla taylana sövse de bunu bir süreliğine içinden devam ettirmiş iki gence dönmüştü.
"Bunu sayamam. Birdahakine yine beraber maç izleyeceğiz. O zamana kadar Taylan'ı göndermiş oluruz inşallah."
"İnşallah Mustafa amca ya bir insan bu kadar kötü oynayamaz. Yoldan bulup mu aldık nerden aldık ya çocuğu koysak daha iyi oynar."
"Aynen öyle Buğra oğlum bak sen ne güzel aklı başında birisin. Darısı Fatih hocaya."
Buğlem ikisinin konuşmalarını çok sevmişti. Ne güzel anlaşmıştı ikisi.
Babası içeri girdikten sonra Ensar Buğra'ya zemin hazırlayabilmek için Buğlem'e kısacık sarılıp "Yine geleceğiz. Bizden kurtuluşun yok artık ufaklık." demişti. Buğra 'da Buğlem' e sarılınca Buğlem'in burnuna kokusu dolmuştu. İkisi de heyecandan ölmek üzereydi. "Hoşçakal Buğlem"
"Hoşçakalın. Yine gelin olur mu?"
"Tabi ki geliriz."
--
"Adamsın lan sen. Sayende sarıldım Buğlem'e. Gel lan yemek ısmarlayacağım."
Buğra'nın içi içine sığmazken Ensar'ı en sevdikleri restorana götürmek için yola koyulmuştu.
Öte yandan içi içine sığmayan biri daha vardı. Odasında oturmuş Buğra'nın bugün ne kadar yakınına geldiğini düşünüyordu. Kokusu ciğerlerine dolmuştu.
Ona sarılmak bu kadar güzel hissettiriyosa peki bir gün onu öptüğünde nasıl hissederdi ki?
Dinlediği sesli kitaplarda kızların nasıl hissettiğini artık o da alıyordu. Bir insanın midesinde gerçekten kelebekler uçabilirmiş.
"Kızım. Sen hala uyumadın mı?"
"Anne kapı kapalı mı?"
Nehir Hanım kapıyı kapatıp yanına oturdu. "Kapattım anneciğim bir şey mi oldu?"
"Anne."
"Ne oldu Buğlem endişelendiriyorsun beni."
"Anne uyuyamıyorum. Çok heyecanlıyım. Kalbim bir türlü yavaşlamıyor. Buğra sarıldı bugün bana."
"Hıı biliyorum. İkinci kez değil mi?"
Annesinin imalı sesiyle kekelemeye başladı.
"Nas-ıl yani? İkinci falan değildi bir kere." küçük burnunu dikleştirip kafasını kaldırmıştı.
"Sen kimi kandırıyorsun bakalım küçük hanım? Gördüm sizi mutfakta. Pek bir samimiydiniz."
"Ya ben az daha kettleyi düşürüyordum. O da tuttu. Bir şey yapmadık kii."
"Hı. Buğra'nın bakışları da öyle diyordu."
"Ayy anne. Babamla çok iyi anlaştılar."
"Valla öyle oldu. Baya iyi anlaştılar. Baban artık sürekli çağırır onları."
Biraz daha sohbetin ardından annesi Buğlem'in üstünü örtüp odadan çıktı. Buğlem'se Buğra'yı düşünerek uyuyakaldı.
Sabahın köründe Buğra'ya güncelleme gelmiş gibi dikilmişti Ensar'ın kapısına. Ensar'ın babası ölmüş, annesiyse onlar çok küçükken kız kardeşini kaçırıp kaybolmuştu. O yüzden tek yaşıyordu.
Uykulu halde kapıyı açınca Buğra onu itip içeri girmişti. "Ne açmıyorsun lan kapıyı?"
"Pazar günü sabahın 8inde niye kapımdasın sen hesap ver önce."
"Ben kararımı verdim Buğlem'e açılacağım."
"Şaka yapıyorsun. Nerden çıktı birden bire?"
"Ya ben dün gece çok düşündüm. Mutfaktaki heyecanı. Dün gece sarıldığımızda kalp atışı. Sana da sarıldı ama bendeki gibi olmadı. Demekki o da benim gibi bir şeyler hissediyor. Annesi de babası da beni çok sevdi."
"Bizi çok sevdi. Hani bende vardım falan ya."
"Of karıştırma bi kendini hemen. Önemli olan benim şu an."
"Ailesi kabul eder mi sence?"
"Neden etmesin. Eğer engel için karşı çıkacaklarsa babasınında engeli var. Annesinin onu sevmesine engel olmuş mu? Hayır hala kocasına bakarken gözleri parıldıyor. Hem ben dün gece araştırdım. Yurt dışında göz üzerine bir sürü muazzam iş çıkarmış doktor var. Buğlem'in sonuçlarını bulup onlara göndereceğim. Bakalım tedavi süreci ne kadar sürecek, nasıl ilerleyecek, ona göre de Buğlem'i götüreceğim. "
"Senin bir gecen 25 saat falan mı ne ara düşündün bunları? Hem bunları onlar kabul edecek mi?"
"Niye etmesinler? Buğlem'in görmesini istemiyorlar mı?"
"Bilmiyorum Buğra. Biraz acele ediyorsun gibi geldi bana."
"Kararım kesin benim. Buğlem'e hislerimi söylemek istiyorum."
"Hisler konusunda değil tedavi konusunda acele ediyorsun."
"Bilmiyorum Ensar. Tek istediğim Buğlem'in gözlerimin içine bakması."
"Bir gün o da olacak. Sadece sen Buğlem'i ve kendini mutlu etmeye odaklan şimdilik. Doktor konusunu da bana bırak. Söylemesi kolay olsa da o işlerin söylediğin gibi 2 dakika sürmediğini sende biliyorsun. Önce kapsamlı bir araştırma yapmam gerek. Kahve içer misin? "
" Olur. "
" Yoksa çay mı yapsam şöyle demli demli. Geçen baya hoşuna gitmişti. "
Buğra gülerek omzuna yumruk atmıştı." Kaynanam demlemiş o kadar. İçmeyelim mi? "
" Hoay maşallah kaynana olmuş bile. Sen baya baya Buğlem'i karın yapmışsın. "
" Bi gelsin o günler. Bir an önce buğlem'e evlenme teklifi edesim var. Ensar bilmiyorum kendimi çok enerjik hissediyorum. Buğlem dediğim an kalbim deli gibi atıyor. Sanki doğduğumdan beri bu anı bekliyormuşum gibi. Böyle ona açıldığımı hayal ediyorum. Sonra onun bana bende seni seviyorum dediğini. Ulan sesiyle de çok güzel oluyor. Sonra sarıldığımızı. El ele gezdiğimizi. Onun gözleri olmayı."
Ensar ağzı açık dinliyordu 19 yıldır odun olarak gördüğü kardeşinin romantik konuşmasını.
Buğlem neler yapmıştı ona?
Bir an önce açılmasını istiyordu. Çünkü o da en az Buğra kadar merak ediyordu Buğlem'in hissetiklerini, duygularını.
" Artık sevdiğim bir yengem olacak desene." dedi. Dediği anda pişman olmuştu. Buğra'nın Alya'yı tam olarak atlatıp atlatamadığından emin değildi. Tepkisinden çekinmişti.
"Höst ulan. Sevgilimden uzak dur." dedi gülerek Buğra. Aklına Alya gelmemişti bile. Tek düşündüğü şey Buğlem'in gülüşüydü. Nasılda girmişti hayatına pat diye.
Gerçi daha çok o pat diye Buğlem'in hayatına girmişti. Kahve bardağına gülümseyerek bakarken Buğlem'in ona yakınken nasılda utandığını hatırladı. Kahretsin çok tatlıydı. Herhangi bir hareketinden rahatsız olur muydu acaba?
"Ee nasıl açılacaksın bari? Var mı aklında bir fikir?"
"Hemde çok güzel bir fikir. Buğlem o anı gözleri gördüğünde bile tekrar yaşayabilecek."
Ensar kaşlarını kaldırmış Buğra'nın aklından neler geçtiğini tahmin etmeye çalışırken Buğra çoktan aklındakini hayal etmeye başlamıştı.