2. BÖLÜM

3037 Kelimeler
Sarmaşık sandalyeye oturmuş, masanın üzerinde ellerinin arasında dumanı tüten kahvesine bakıyordu dikkatle. Kahvenin dumanı ahenkle bardağın üzerinden taşıyor, birkaç saniye sonra yükselerek havaya karışıyordu. Genç kız bunun fiziksel bir şey olduğunu düşünerek elindeki bardağı çevirmeye başladı. Bu sefer de bardak döndükçe, üzerinden taşan dumanda dönerek karışıyordu havaya. Dumanın ahenkle dans edişini izlediği sıra, sağındaki sandalyenin bir anda çekilmesiyle dikkati dağıldı. Yüzünü buruşturup o tarafa baktığında gördüğü yüzle derin bir nefes aldı. "Hayırdır güzelim, dalmış gitmişsin." "Sana da günaydın Sema." dedi genç kız irkilmenin verdiği gerginlikle. Sema Sarmaşık'ın bu hastanedeki en yakın arkadaşıydı. Burada staja başladığı zaman tanışmışlardı ve o günden beri hiç kopmamışlardı. Genç kadın kaşlarını havaya kaldırıp karşısında yüzü sirke satan kızın bu tavrına soru dolu gözlerle baktı. "Hayırdır?" dedi Sarmaşık'ın önünde duran küçük çikolatalardan birini alıp ambalajını açarken. Sarmaşık en yakın arkadaşının onu çok iyi tanıyor olmasına göz devirdiğinde başta geçiştirmek istedi ama sonra eğer şimdi anlatmazsa bütün gün arkadaşının, canına okuyacağından da haberdardı. "Engin!" dedi hışımla. Sema deminden beri kıvrandığı bedenini serbest bırakıp koltuğa iyice kuruldu rahatlamış bir halde. "Yemin ederim aklım çıktı kızım ya," dedi bir oh çekip "Bende ciddi bir şey sandım." Aslında Sema'nın ciddi bir şey sandım dediği konu Sarmaşık için çok fazla önem addediyordu. Çünkü artık bıkmıştı ve patlaması çok yakındı. Engin Sarmaşık'ın beraber büyüdüğü, yediği içtiği ayrı gitmediği çocukluk arkadaşıydı. Üstelik bu durum ikilinin aileleri içinde böyleydi. Aynı mahallede yüz yüze bakan aile ne yazık ki evlatlarının bu durumundan da bihaberlerdi. Sarmaşık kahvesinden bir yudum alıp dudaklarını araladı. "Sema ne dediysem, ne yaptıysam vazgeçmiyor. Dün gece mesaj attı, benimle bugün önemli bir konuda konuşacağını söyledi. Yine kapıma dayanıp elinde yüzükle evlenme teklifi edecek." diyerek ofladı. Engin ve sayısız evlilik teklifleri.. Sema kızın yüzüne bakıp, o haline kısık bir kahkaha attı. Genç kadın arkadaşının kahkahasına sinirlenip elindeki bardağı sertçe masaya koyup "Ne gülüyorsun kızım! Ciddi bir şey anlatıyoruz şurada!" diyerek gözlerini devirdi. Sema halinin onu eğlendirdiğini düşünüp daha fazla gülmek istese de arkadaşının tersinin çok pis olduğunu da hatırlattı kendine. Gülüşünü sonlandırıp suratına belli belirsiz bir ciddiyet takındı. "Çiçeğim, o adam senin yanında birini görene dek peşini bırakmayacak. Anla artık şunu." Sarmaşık duyduğu cümle karşısında kaşlarını çattı. "Ne yani," dedi soru dolu gözlerle "Hiç tanımadığım birini çekip, ona 'bu adam sevgilim, artık ümidin kes' mi demeliyim?" diye sorduğunda Sema daha fazla kendini tutamayıp gülmeye başladı. Birkaç dakika sonra arkadaşının şaşkın suratına bakıp, nefesini düzenli aralığa sokmaya çalışarak "Ben onu kastetmemiştim ama güzel fikirmiş." dedi dalga geçercesine. Sarmaşık oturduğu yerde huzursuzca kıpırdanıp arkasına yaslandı. Kollarını göğsünde toplayıp "Eee sayın çok bilmiş, neyi kastetmiştiniz?" diye sordu. Kaşları alayla yukarı kalkan genç kadının suratına dikkatle baktı. "Kızım artık sence de hayatına birilerini alma vaktin gelmedi mi? Gençsin güzelsin mesleğin de okkalı anim allah. Neyi bekliyorsun daha?" Sarmaşık arkadaşının söylediği cümlelere gözlerini baydı. Kendisini askerliğini yapıp gelmiş, eline işine almış, annesinin kendine kız bakıp da bir türlü beğenmeyen yeni yetme delikanlılar gibi hissetmeye başlamıştı. Ama bunu karşısındakine söylemeyecekti bu sefer gülmekten boğulabilirdi çünkü. "Çok basit değil mi Sema?" dudaklarını kıvırarak kurduğu bu soruyla Sema duraksadı. Sarmaşık hüzünle konuşmaya devam etti. "Aşık olmak, sevmek, bir insana güvenmek dünyanın en kolay şeyi." diye sorduğunda arkadaşının gülümsemesi daha da soldu. Derin bir nefes alan genç kız bakışlarını elindeki kahveden kaldırıp arkadaşına çevirdi. "Her şey o kadar kolay olsaydı, bende şu kapıdan içeriye giren ilk kişiye hemen aşık olabilirdim böylelikle." dedi hemen sağındaki kapıya doğru işaret parmağını sallayarak. Sema dalgınlıkla kafasını kaldırıp arkadaşının bahsettiği kapıya suratını çevirip baktığında "Oha!" diye bir nida koptu dudaklarından. Sarmaşık arkadaşının verdiği tepkiye şaşırarak baktığında oda hemen sağında bulunan kapıya çevirdi bakışlarını. Ve ardından gördüğüyle Sema gibi ağzını yayarak "Oha!" deyip gözlerini kırpıştırdı. Elini sallayarak gösterdiği kapıdan içeriye giren bir gök taşı değildi değil mi? Genç kız yutkunarak bir süre karşısında kusursuzca durup, hemen yanında duran adama dikkatle bir şeyler anlatan adamı süzdü. Derin bir iç geçirip incelemeye başladı. Üzerinde duran lacivert bir takım elbise bir insanı bu kadar kusursuz gösterebilir diye düşündü içinden. Giydiği beyaz gömleğinin düğmeleri boğazına kadar ilikliydi ve boynundan aşağıya doğru sarkan bordo bir kravat vardı.  Lacivert ve bordonun uyumu.. Daha önce hiçbir erkekte böylesini görmediğine yemin edebilirdi.  Uzun damarlı parmakları her anlattığı şeye eşlik diyor, yüzündeki mimiklere göre rota çiziyordu. Siyah hafif uzun saçları kafasının üzerinde kurulmuş bir cumhuriyetin varlığı diye düşündü Sarmaşık. O cumhuriyete ellerini daldırmak, daldırıp dağıtmak istedi bir anda. Sanki her şey hızını yitirmişti ve  dakikalardır düşündüğü şeyleri saatlerdir düşünüyormuş gibi hissediyordu. Genç kız pür dikkat izlediği bedenden gözlerini çekmek istedi ama yapamadı. Göz kapakları iflas bayrağını çekmişti sanki, bağımsızlığını ilan etmişti. Sonra her şey bir anda bir toz bulutu gibi dağılıp, ortalıktan kayboldu. Çünkü baktığı bedenin gözleri, kendi gözlerini bulunca ateşe değdirmiş gibi gözlerini çekti, çekmek zorunda kaldı.  Arkadaşı da şaşkın şaşkın bir adama bir Sarmaşık 'a bakarken gülmeye başladı. "Kızım bu kadar büyük bir dua etmek için bunca zamanı neden beklediğini anladım." dedi keyifli bir sesle. Genç kız kendini üzerinden tren geçmiş gibi hissediyordu. Sesli bir şekilde yutkunup kafasında dağılan cümleleri toparlamaya çalıştı. "Saçma sapan konuşma." dedi Sarmaşık'ta arkadaşına ithafen.  "Öylesine dedim ben onu." Sema daha da keyiflenerek sırıtmaya başladı. "Öylesine demiş olabilirsin ama kesinlikle kaderin bir planı var. Görürsün." deyip masadan kalktı. Sağ eliyle beyaz önlüğünün ön cebindeki kalemi oynayıp düzeltti. "Neyse, ben gidiyorum. Hastama bakacağım. Sende şu yüzündeki müptezel ifadeyi sil." deyip gülerek yanından geçip gitti. Sarmaşık silkelenip basit bir tesadüf diye geçirdi içinden. "Ne olabilir ki başka" diye söylenerek alayla gülümsedi. Tekrar arkasını dönüp baktığında bu sefer kimseyi görmeyişiyle derin bir nefes aldı.  Dakikalar sonra kahvesinin dibinde kalana baktı, soğuduğunu anladığı için içmek istemedi. Bardağı da alıp masadan kalktı. Kantinin kapısının yanında duran çöpe attı. Ardından kendi katına çıkmak için merdivenlere yöneldi. Üçüncü kata gelip, danışmaya doğru ilerledi. Bugün hastalarına bakmıştı ve son kontrolleri yapıp çıkacaktı. Danışmanın önüne geldiğinde masanın diğer ucunda elinde telefonla konuşan Nisa hemşireyi gördüğünde gülümsedi. Hastanede sevmediği, anlaşamadığı kimse yoktu Sarmaşık'ın. Hoş onun bu dünya da anlaşamacağı kimse olamazdı. Çünkü her gittiği yere kendi pozitifliğini ve sevgisini de götürüyordu genç kız. Bunu da zaten yanına gelen her insan hemen farkedebilirdi. Kayık yuvarlak masanın üzerinde duran dosyalara göz gezdirdi. Ardından az ilerisinde telefonu kapatmış kendisine doğru gelen Nisa hemşireye dikkat kesildi. "Seni başhekim çağırıyor Sarmaşık hocam." diyerek gülümsedi hemşire. 'Allah Allah' diye geçirdi içinden genç kız. Şaşırmıştı. Bu hastanenin başhekimi babasının da çok yakın arkadaşıydı ki zaten işe alınmasının sebeplerinden biride Sarmaşık'ın torpil olarak addettiği şeydi. Okulu her ne kadar birincilikle de bitirse bu hastaneye girerken babasının ön ayak olduğunu unutamıyordu. Kafasındaki düşüncelere aldırış etmeden, Nisa hemşireye gülümseyerek asansöre yöneldi. Beşinci kata geldiğinde tik sesiyle  asansör durdu ve asansörden çıktı. Elindeki kalemi önlüğünün ön cebine koyarak başhekimin odasına doğru adımlıyordu genç kız. Birkaç adımla, kapısının önüne geldiğinde bekledi, boynunda asılı duran steteskobu düzeltti. Yanlarından çıkan saçları kulağının arkasına tıkıştırdı ve yalancı bir öksürükle boğazını temizledi. Birkaç saniye sonra kapıyı çalıp, gel denilmesini beklemeden içeriye girdi. Lakin kapıyı açar açmaz karşısında gördüğü manzarayla dona kaldı. Birkaç dakika önce aşağıda parmağıyla gösterdiği adam şimdi başhekimin misafir koltuğuna oturmuş sırıtarak kahvesini yudumluyordu. Tüm ihtişamıyla..  Kamera şakası mıydı bu? E hani kameralar neredeydi? Sarmaşık bir anda bulunduğu ortamı hatırlayıp, gözlerini kırpıştırdı. Kapıyı kapatarak yanlarına doğru ilerledi. Başhekim Selçuk bey gülümseyerek karşısındaki kıza baktı. "Gel Sarmaşık." dedi. Sarmaşık aval aval bakışlarını onlara dikerek adamın karşısına geçerek oturdu. Karşısındaki adam kahve kupasından bir yudum alarak fincanı masaya uzatıp bıraktı. Yakından daha mı iyiydi bu adam yoksa şu an dili adeta lal olmuş kıza öyle mi geliyordu? Beyninde yankılanan onlarca söz Sarmaşık'ın resmen hayati fonksiyonlarını ele geçirmiş, halk dilindeki ismiyle kal gelmişti resmen. Derken Selçuk bey lafa girdi. "Bu hanım kızım Sarmaşık Ahsen, Sinan." diyerek eliyle Sarmaşık'ı gösterdi. Sarmaşık daha ne olduğu anlamadan adını Sinan öğrendiği adama baktı. Sinan karşısında şaşkın şaşkın bakan genç kıza elini uzattı. Sarmaşık bir an duraksasa da, elini uzatmanın en doğru bir karar olacağının da bilincindeydi. Genç adam "Sinan ben, Sinan Gezgin. Sizde benim bundan sonraki asistanımsınız sanırım." diyerek kızın elini sıkıca tuttu. Sarmaşık hayret dolu bakışlarıyla elini tutan sıcacık ele bakıp, afallayarak birkaç saniye sonra elini bıraktı. Ardından başhekime soru dolu gözlerini çevirdi. Selçuk Bey sırıtarak olaya açıklık getirmek istedi. "Sana bahsetmiştim ya Sarmaşık. Yurt dışından gelecek bir doktorun olduğunu ve senin onu asiste etmeni istediğimi. Senin için büyük bir fırsat. Uzmanlığa daha iyi hazırlanacaksın böylelikle," Sarmaşık daha ne olduğunu anlamadan karşısındaki adamın gülüşünü duydu. "Selçuk hocam bana bir dilsizle çalışacağımı söylememiştiniz." diyerek bir Sarmaşık'a bir Selçuk Beye baktı. Selçuk beyde genç adamın söylediğine gülerek bir nefes alarak muzip bir sesle "Sanırım bende bilmiyordum." dedi. Sarmaşık olayın şokunu atlatıp, karşısında kendisine gülen iki adama bakarak gülümsedi. Şaka yaptıklarını biliyordu. Bir anda gözlerini Sinan'a dikip sonunda konuşarak "Memnun oldum hocam." deyip gülümsemesini genişletti. Selçuk bey ciddiyete bürünüp konuştu bu kez. "Sinan uzun yıllardır Amerikadaydı. Doktorasını orda tamamladı ve işinde çok başarılı bir doktor oldu. Branşlarınızın aynı olduğunu öğrendiğimde, sizi bir araya getirmek istedim." diyerek genç kızı bir çıkmaza sürükledi. Sarmaşık duyduklarıyla yutkundu. Şu an beyni başhekimin söylediklerini her yere çekmek istiyordu. Ama içindeki seste susmadı. 'Seni terbiyesiz. İş yapacaksınız, iş!' diyerek azarladı içindeki ses kendisini. Sarmaşık bu haline gülümsedi, karşısındaki biri şu an Sarmaşık 'ın girdiği ifadelere dikketle baksa kesinlikle bu kız içinde neler yaşıyor diye düşünürdü. Genç kız gülümsemesini genişleterek başhekime döndü. "Bana güvenerek, böyle bir imkan tanıdığınız için teşekkür ederim hocam." diyerek minnetini dile getirdi. Sinan karşısındaki kızın içinde yaşayıp da, suratına aksettirdiği şeylere anlam vermek istercesine kızın yüzünü inceledi. Siyah gözleri suratında belki de en yakışan şey olarak düşündü genç adam. Kız güzeldi, ama gözleri özenle o rengi almış olmalıydı. Çünkü bir yerde 'hiçbir insanın göz renginin tamamen siyah olamayacağını' okumuştu. Öyle anımsıyordu sanki.  Bu kız tüm zıtlıklara tezini çürütürcesine bakıyordu adeta. Saçlarının göz renkleriyle bir uyum tutturduğunu ve burnunun suratında minyatür gibi durduğunu gördü. Yanaklarının pembeliği dikkatini çekti sonra. Acaba her zaman mı böyle, yoksa şimdi mi oldu diye düşündü. Beyaz önlüğün yakıştığı nadir insanlardan diye ekledi sonra. Önlükten vücudunun çelimsiz olmadığını ve düzgün bir fiziğe sahip olduğunu düşündü. Kafasında yaptığı muhakemeleri bir anda savurdu beyninden. Sonuçta asistanı olacak birine bu denli bakıp incelemesi hoş olmazdı. Henüz yeni tanışıyorken üstelik. Elini masada duran kahvesine attı, kavrayıp bir anda aldı. Oturduğu yere arkasını yaslayarak bakışlarını kızdan uzaklaştırmak istedi. Ki zaten düşüncelerini, duygularını çok rahat saklayabilen bir insandı Sinan Gezgin. Karşısındaki şekilden şekle giren kıza inat.. Sanırım kader konusunda haklıydı arkadaşı Sema. Bir an aklına geldi genç kızın. İrkilerek arkasına yaslandı. *** Sarmaşık elinde tuttuğu çantayı koltuğun üzerine bırakıp, diğer elinde tuttuğu önlüğünü dolabını açarak astı. Ayakkabılarının bağcığını bağlamak için eğildi. Çok geçmeden doğrulup tepeden sımsıkı topladığı saçlarını açıp, dağılmalarını sağladı. Eliyle dağılan yerlerini düzeltip, koltukta duran çantasına uzandı. Sırtına takarak, odadan çıktı. Acil kapısına doğru ilerlerken, bundan birkaç saat önce gerçekleşen tanışma faslını hatırladı. Ardından Sinan'a hastaneyi bir gezgin gibi gezdirirken hiç konuşamadığını hatırladı. 'Niye bu adamın yanında çeneme kıran' giriyor diye düşündü genç kadın. Asansörden inip acil kapısına doğru ilerlerken, danışmaya gülümseyerek orda duran kızlara iyi akşamlar diledi. Kızlar aynı samimiyetle yanıt vererek işlerine devam ettiler. Sarmaşık acil kapısından dışarıya doğru attığı adımla, karşısında gördüğü suretle gerildi. Engin hastane kapısının tam karşısında duran banka oturmuş, dikatle elindekine bakıyordu.  Sarmaşık kaşlarını çatarak, ceketinin yaka kısımlarını elleriyle kavradı. Gerildiğini net anladı. Engin'e doğru emin adımlarla ilerlerken, Engin de Sarmaşık'ı görünce hafif sendeleyerek ayağa kalktı. Sarmaşık gözlerini kısarak adama baktı ve sarhoş olabileceğini düşündü ama inanmak istemedi. Çünkü Engin içmezdi ve asla sevmezdi. Fakat bu düşünceler bundan bir kaç yıl öncesine dayanıyordu. Genç kız bunu idrak edemedi. Hızla karşısındaki adamın önünde dikilip dudaklarını araladı. "Hayırdır Engin? Bir şey mi oldu?" diyerek sesini tek düze tutmaya çalıştı. Genç adam duyduğuyla sırıtıp başını sallayarak sevdiği kızın gözlerine baktı. "Ne mi oldu?" diye sordu alayla. Sarmaşık böyle bir cevabı beklediği için arkasını dönüp gitmek istedi. Engin'i yıllardır tanıyordu, birlikte büyümüşlerdi. Tepkilerini çok iyi bilirdi. Ama içebileceğini düşünmeyerek yanıldığını da anladı. Aslında çok geç kalmıştı. Çünkü Engin aşkına karşılık bulamadığı her akşam kendini ucundan kıyısından içkiye veriyordu. Sarmaşık bir iki adım atacaktı ki kolundan tutulmasıyla sendeledi. Genç adam bu gece diğer günlere nazaran daha ısrarcıydı. Karşısındaki kızı deliler gibi seviyordu ve ne olursa olsun vazgeçmeyecekti. "Sarmaşık dur konuşalım!" diyerek kızı kendisine döndürmeyi başarmıştı. Genç kız kolunu adamdan çekip, yüzünü ona döndü. "Söyle Engin ama inan fikrim değişmeyecek. Daha öncede sana defalarca söylediğim gibi." Genç kız bunları söylerken acaba çok mu acımasızım diye geçirdi içinden. İçi de acıyordu, çok iyi arkadaşlıkları vardı. 'Keşke böyle olmasaydı' düşüncesi beynini yiyip bitiriyordu. Engin öfkeyle bir soluk alıp tahammülünün kalmadığını anlayarak "Sarmaşık," dedi bıkkınlıkla "Seni seviyorum ve asla senden vazgeçmeyeceğim. Sende bunu anla." Karşısında kısık ve beyazı kanlanmış gözlerle kendisine bakan adamla ne yapacaktı, hiç bilmiyordu? Genç kızın avuçlarının içleri terlemeye başladığında, bir yandan da artık bu sorunla nasıl baş edebileceğini sorguluyordu. Üstelik henüz sarhoş olmuş birine nasıl laf anlatacaktı? "Engin senin kafan yerinde değil, sonra konuşalım olur mu? Birbirimizi kıracağız." diyerek arkasını dönüp yürümeye başladı. Biliyordu ki arkasında bir enkaz bırakmıştı. Hastanenin kapısından çıkmak üzereyken kolunun bu sefer sertçe tutulmasıyla irkildi genç kız. "Beni dinleyeceksin!" diye haykırdı kolunu tutan kişi. Arkasını dönerek tekrar Engin'le göz göze geldiğinde bu sefer gözlerinde hırsı ve öfkeyi gördü. Şimdiye kadar bir şekilde atlatmıştı ama görüyordu ki karşısındaki adamın buna sabrı kalmamıştı. Sol elini, adamın tuttuğu koluna götürüp sıktı. "Engin canımı acıtıyorsun." diyerek yüzünü buruşturdu. Sesi ne kadar alçakta çıksa çevresindeki insanların bir kısmı meraklı gözlerini dikmişti ikiliye. Enginin tutuşu daha da sıklaştı. "Acısın!" diye tısladı Engin "Benim ki yıllardır acıyor. Sesimi çıkartmadım." öfke tüm bedenini ele geçirmişti artık. "Bu seferde senin canın acıyacak, sen susacaksın!" Sarmaşık suratında dalga dalga hissettiği alkol kokan nefesle, yüzünü ekşitti. Adam Sarmaşık'ın kolunu öyle bir tutuyordu ki, sızladığını hissediyordu genç kız. Daha fazla gerildi. "Engin bırak! İyi değilsin bak, yarın pişman olacağın şeyler yapma!" diyerek kolunu çektirmeye çalıştı, ama yine başarısız oldu genç kız. Engin gözlerini kapatıp açtı sinirle. Kızın böyle konuşması sinirlerini daha da geriyordu. "Sarmaşık!" dedi burnundan soluyarak "Daha ne kadar pişman edebilirsin?" Sarmaşık duyduğu şeyler karşısında ne diyeceğini bilemeden dudaklarını araladı ama arkadan gelen bir sesle ikisinin de bakışları o tarafa döndü. "Bir sorun mu var Sarmaşık hanım?" Sinan'ın gözleri, bir Samaşık'ın yüzüne dönüyor bir de karşısındaki adamın, kızın kolunu sertçe tutan eline. Engin arkasına dönerek sesin sahibine dikkatle baktı. Hala görüş açısı netti zaten bir iki kadeh bir şey içmişti. Kızın kolunu bırakıp karşısında duran adama baktı. "Evet bir sorun var. Ama bundan sanane!" diye sertçe çıkıştı. Şimdi ikisinin de görüş açısından çıkmıştı Sarmaşık. Genç kız kan oturduğunu düşündüğü kolunu ovuşturuyordu. Sinan adamın laflarına aldırış etmeden, tekrar kızın yüzüne çevirdi bakışlarını. "Sarmaşık sana soruyorum, bir sorun mu var?" diyerek sorusunu yineledi. Sarmaşık bir şeyler söylemek istedi ama ne söyleyeceğini bilemedi dili tutulmuştu sanki. Engin karşısındaki adamın bu tutumuna alayla güldü. "Sen laftan anlamıyor musun bilader! Sorun varsa, sen mi çözeceksin?" Sinan sabrının daha fazla kalmadığını hissetti. Elini karşısındaki adamın yakasına hafifçe vurup gözlerini kıstı. "Sen çekil!" dedi öfkeyle "Sana sormadım." Sarmaşık daha fazla dayanamayıp lafa atladı. "Bir sorun yok hocam. Arkadaşımla konuşuyorduk sadece." deyip Sinan'a baktı. Cevap onu tatmin etmeyince "Emin misin Sarmaşık? Dışarıdan hiçte öyle görünmüyordunuz." diyerek ortamın ateşini yükseltmeye başlamıştı. Engin daha fazla dayanamayarak Sinan'ın yakasına iki elini sertçe geçirdi. "Laftan anlamıyor musun sen arkadaşım? Sözlümün dediğini duymadın mı!" diye tısladı dişlerinin arasından. Sinan sözlüm kelimesini duyar duymaz gerildi. Ne yani kızın sözlüsü mü vardı? Bugün bir aradayken parmağında yüzük görmediğine emindi. Genç adam yakasında yapışılı duran ellere aldırış etmeden karşısında gözleri iriyle açılmış kıza baktı. "Bu adam sözlün mü?" diye sordu Sinan. Sanki şimdi şu ortamda sorulacak tek soru buymuş gibi. Sarmaşık elini Enginin kollarına getirip hızla çekiştirdi. "Saçma sapan konuşma Engin. Sözlün filan değilim!" diyerek konuştu. Sinan'ın içine sebepsizce su serpilmişti ama adamın niye böyle söylediğine de anlam veremedi. Sahi içine niye su serpilmişti ki? Engin hırsla gözlerini sevdiği kıza çevirdi. "Ya demek sözlün değilim!" diye bağırdı, ardından çevredeki insanların pür dikkat onlara bakmasını önemsemeyip aynı tonda devam etti. "Niye bundan on sekiz sene önce o lanet kayalıkta bir söz verdin bana? Niye seni hiç bırakmayacağım dedin? Niye?!" sesi artık hırlamaya dönmüştü. Beyazları kan çanağına dönen kahverengi gözlerden resmen ateş çıkıyordu. Boynundan çenesine uzanan mavi bir damar belirginleşmiş, elleri çoktan titrer bir hale gelmişti. Sarmaşık'ın duyduğu sözler karşısında dili çözülmek istedi. Şimdi konuşmazsa bir daha konuşamayabilirdi. "Çocuktum Engin!" diyerek bağırdı o da. "Ben o sözü sana verirken altı yaşındaydım. Ayrıca bir gün bile sana arkadaşlık dışında başka bir gözle bakmadım. Sen benim çocukluk arkadaşımsın." dedi Sarmaşık "Hâlâ!" Şu an Engin kadar Sinan'da söylediklerini pür dikkat dinliyordu Sarmaşık'ın. Engin duyduklarını sindirmeye çalıştı ama sanırım alkolün verdiği cesaretle Sarmaşık'ın bu sefer bileklerine yapıştı. Aralarında azıcık mesafe vardı. Sarmaşık ne olduğunu anlamadan mesafeyi açmak istedi ama karşısında öfkeyle bakan adam buna izin vermedi. "Gözlerime bak!" diye emretti Engin kızın nabzını avuçlarının içinde attığını hissediyordu. Sinan adamın bu ani hareketiyle gerildi. Kız istemiyor diye düşündü. Tam bir adım atıp kurtaracaktı ki Engin fark edip "Sende kal orda!" dedi sertçe. Sarmaşık daha fazla rezil olmamak adına gözlerine baktı Engin'in. Orada kendini görebiliyordu. Ama ne faydaydı? Sarmaşık'ta Engin'e dair bir şey yoktu ki. Ne gözlerinde,  ne yüreğinde.. Kimse kimseyi zorla sevemezdi ya! "Seni deliler gibi seviyorum! Sende beni seveceksin. Ben bu ihtimalle yaşadım yıllarca. Asla pes etmem Sarmaşık. Bunu gördün, göreceksin!" Sarmaşık daha fazla dayanamayıp bileklerini tüm gücüyle çektirdi. "Öyle bir şey olmayacak!" dedi "Rahat bırak artık beni! Değilse olacaklardan ben sorumlu olmam Engin!" Sinan sabahki sessiz kızın içinden çıkan pantere baktı hayretle. Kesinlikle olayı unutup, ne kadar hoşuna gittiğini düşündü. Kendi savunuş şekline, avaz avaz çıkan sesine, gözlerinden çıkan ateşe... Engin daha fazla dayanamadı. Yanlarında Sarmaşık'ı hayran hayran izleyen adama baktı. Bir şeylerin ters gittiğini anladı. Bir anda "Bunun için mi?!" diye sordu bağırarak "Bunun için mi beni istemiyorsun?" Sarmaşık afallayarak ne söylediğini idrak etmek istercesine cılız bir sesle "Ne?" diye sordu. "Duydun işte!" dedi Engin elini Sinan'a doğru sallayarak "Bu pezevenk için mi istemiyorsun beni?" Sinan dayanamadı ve ne olduysa saniyeler içinde olmuştu. Elini kaldırdığı an bir kaç adımla yaklaşarak Engin'in yüzünün üstüne bir tane yumruk geçirdi. Parmaklarının değdiği yer kesinlikle adamın burnuydu ve güçlü bir darbe almıştı. Haketmişti.. "Sen çok oldun ama!" Sarmaşık ne olduğunu anlamadan olaylar karşısında gözlerinin dolduğunu hissetti. Konu nereden nereye gelmişti. Sabahtan beri içindeki huzursuzluğa lanetler okudu. Demek ki bunları yaşayacaktı genç kız. Engin gülerek yerde yatıyordu. Burnundan akıp  dudaklarına doğru ilerleyen kanı eliyle silip daha gür gülmeye başladı. Sinan ise  duyduğu kahkaha sesleriyle adamın o haline bakıp "Arkadaşının psikolojik tedavisi görmesi gerek. Hiç normal tepkiler vermiyor." deyip omzunu dikleştirdi. Sarmaşık ne yapacağını bilemeden dolan gözlerini kırpıştırdı. Eğildi Engin'i yerden kaldırmak istedi. Keşke böyle olmasaydı keşke!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE