Kızlar öğlen saat on ikiyi vurduğunda derin birer nefes alıp, salondaki koltuklara kendilerini attılar. Sabah sekizden bu yana hiç oturmamışlar, evi baştan aşağı silip süpürmüşlerdi. Çünkü bugün annelerinin altın günü vardı.
Begonvil o gün işten izin almış, ne tesadüftür ki Sarmaşık'ın nöbeti de o günün akşamı altıda başlayacaktı. İkizler ise henüz yarın gidecekleri iş görüşmesinden dolayı, hâlâ evdelerdi.
"Ben üst katı niye süpürdüm hâlâ anlamıyorum?" diye çıkıştı Demet bıkkınlıkla oturduğu yerden. "Hayır onu geçtim. Niye iç çamaşır dolabımı bal dök yala yaptım? Misafirlere ne benim çamaşır dolabımdan?"
Kızlar bu sözlerin ardından gülmeye başladılar.
Buket ise eline aldığı tahta kaşığı sallaya sallaya "Kızım oda bir şey mi? Ben bir kazan kısır yaptım. Annem Kızılay'a da dağıtacak sanırım." dediğinde annesinin bunları duyduğundan habersiz, kıkırdamaya devam etti.
Anneleri Filiz Hanım mutfakta son dokunuşları yaparken, solandan gelen gülüşmelere kulak kabarttı. Kapıya doğru yaklaştığında kızlarının kendisini çekiştirdiğini duydu. Yüzünden şen şakrak bir tebessüm peydah oldu. Suratındaki gülümsemeyi kontrol altına alarak, sahte bir homurtuyla içeriye, kızlarına doğru bağırdı.
"İkizler terlik geliyor annem."
Kızlar annelerinin bu söylediğini duyduklarında daha çok gülmeye başladılar. Annelerini de kahkahalara boğmuşlardı gülüşleriyle.
Filiz Hanım için bu evde neşeydi onlar. "İyi ki doğurmuşum be!" diye söylendi kendi kendine.
***
Öğleden sonra tüm mahalle kızların evlerine akın ettiklerinde salonda iğne atılsa yere düşmeyecek bir hâl vardı. Kızlar mutfakta ellerine aldıkları tabaklara birer poğaça, birer dilim yaş pasta, birer kurabiye ve birer tabakta kısır koyduklarında ikramlık tabaklar hazırdı.
Buket, elleri kot eteğinin cebinde mutfağa sıkıntıyla adım attığında karınca gibi çalışan kızlara baktı. "Tam tamına 17 kişiler ama Halime teyzeyi iki kişi sayın. Kadın ikinci tabağı isteyecek çünkü." diyerek kıkırdadı.
Bunu duyan Sarmaşık Demet'in söylediği şeye gözünü devirip, "Sussana kızım! Biri duyacak şimdi." diyerek hafifçe kardeşinin kolunu çimdirdi.
Demet ablasının bu hareketine omuzlarını silkip "Ne var abla! Kadın ikinci tabağı her gittiği günde istiyor. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum." diyerek elini çimdik yediği koluna götürüp ovuşturdu. "Hem senin şu ellerin hayat kurtarmıyor mu ya? Acıttın! Niye benimkini söndürüyorsun?"
Begonvil kardeşinin bu şaklabanlıklarına daha fazla dayanamayarak "Demet zaten yorucu bir gün. Daha fazla zıplatma sinirlerimi güzelim. Hadi taşı tabakları, bende getiriyorum çayları." diyerek çaydanlığı eline alıp, boş bardaklara doldurmaya başladı.
Demet ve Buket ellerine aldıkları tabaklarla mutfaktan çıkıp salona ilerlediler. Herkese tek tek verdikten sonra, kendileri için olan tabakları da alarak salonun en uzak köşesinde duran masaya oturdular. Ortamdan ne kadar uzak o kadar iyi diye düşünüyorlardı.
Begonvil çay dolu tepsiyle, Sarmaşık da şeker ve limon tabağı olan tepsiyle salona girdiklerinde herkese dağıtmaya başladılar.
Mahallenin çöp çatanı aynı zamanda dedikodu kazanı Necla Hanım'a tepsiler bir bir uzatıldığında kızları baştan aşağı süzerek, tepsilerden çayını ve şekerini aldı. Ardından kızlarda yerlerine oturduklarında Necla Hanım ağır ağır çayından bir yudum alarak ev sahibi Filiz Hanım'a döndü.
"Maşallah Filiz, kızlarında pek hamarat. Hiç iş yapmıyorsundur sen evde. Baksana nur topu gibi dört tane." diyerek kızlara beğeni dolu bakışlarını savurdu.
Filiz Hanım'ın, yaşlı kadının söyledikleriyle gururu okşandı. Kızlarına sıcacık bir tebessüm atıp "Öyle valla Necla abla. Ayaklarına taş değmesin benim güzellerimin." diyerek arkasına yaslandı.
Şimdi dördünün de duyduklarıyla gözleri parlıyordu.
Necla Hanım kısır dolu tabağını eline alıp bir yandan ağzıyla kısır yiyor, bir yandan gözleriyle de kızları yiyordu adeta.
Ardından çayına uzanıp "Ee Filiz," dedi çayından bir yudum alarak. Bu başka bir konunun giriş cümlesiydi. "Var mı talipleri filan? Maşallah pekte güzeller, elbet vardır da merak ettim." dedi.
Kızlar kendi aralarındaki muhabbetlerini Necla Hanım'ın sesiyle yarıda kestiler. Buket ne olduğunu anlayarak eline aldığı kaşıkla kısırını eşelemeye başladı. Kafasını dirseğine yaslayıp "Al işte başlıyoruz. Kızlar beyinlerinizi uçak moduna alın. Birazdan uçacaksınız çünkü." dediğinde buna ikizi Demet'ten başkası gülmedi.
Filiz Hanım, Necla Hanım'ın ağzını aradığını biliyordu. Ve bu mahallenin dedikoducu kazanına fırsat vermeye hiç niyeti yoktu. Sahte bir tebessümle ağzındaki kurabiyeyi yutarak onu pür dikkat dinleyen Necla hanıma dönüp "Var tabi Necla abla. Olmaz mı?" deyip masada oturan kızları işaret etti. "Baksana ay parçası gibi kızlar doğurdum. Elbette isteyenleri bol. Ama benim kızlar çalışmak istiyor. Nasılsa evlilik eninde sonunda hayatlarımızda olacak diyorlar."
Şimdi tüm salon bu ikiliyi dinliyordu. Sanki başka bir işleri yokmuş gibi.
Demet sadece kızların duyacağı şekilde kahkaha atıp "Annem sahalarda ve kesinlikle annem alır. Var mısınız 50 lirasına?" diyerek serçe parmağını kızlara doğru uzattı.
Sarmaşık ve Begonvil en son bu tür günlere ne zaman gittiklerini hatırlamadıkları için olaya Fransız kalmışlardı. Aval aval bir annelerine, bir de Demet'in uzattığı parmağa baktılar.
Necla Hanım Filiz Hanım'ın sözlerine sahte bir kahkaha atıp "Ay hayatlarının sonuna kadar çalışacak değiller ya. Hem her şey vaktinde. Begonvil'in yaşı 25'i geçti. E adından Sarmaşık ta geliyor. Ben ikizlerin yaşındayken üçüncüye hamileydim. Ayrıca elbet canları koca isteyecek ayol." deyip kocaman göğüslerini hoplata hoplata güldüğünde Begonvil ağzındaki çayı masaya doğru püskürttü. Elindeki çay bardağını seslice tabağa koyarken, tüm salon kahkahalarla gülmeye başladı.
Kızlar başlarını yere eğdiklerinde yüzleri alev almaya başlamıştı bile.
Necla hanım kahkahasının arasından zar zor nefes alarak devam etti. "Bak sana ne diyeceğim Filiz, aşağı mahallede benim eltimin arkadaşı Gülseren var. Dalyan gibi de iki oğlu var kız. Senin Begonvil'le Sarmaşık'ın yaşlarına uygun. Biri mimar olmuş biri veteriner. Kız bak meslekleri de benziyor. Gel yapalım şunların aralarını, çifte düğün yaparız." diyerek tekrar gülmeye başladı.
Sarmaşık ve Begonvil söylenenlere göz devirip, çoktan annelerine ölümcül bakışları savurmaya başlamışlardı. Kadın eğer biraz daha devam ederse, Begonvil kendini tutamayacaktı, biliyordu.
Filiz hanım belki de kızlarından daha çok gerilerek, şu kadının haddini bildirmek istiyordu artık.
Sabır dilercesine soluyup "Sağ ol Necla abla," dedi sesini umursamaz çıkartmaya özen göstererek. "Sen görümcenin kızına da bulmuştun böyle. Altı ay demeden boşandılar. Aman diyeyim!" Necla hanım duyduklarına tepki vermek için bir şeyler söylemeye yeltenmişti ki Filiz hanım buna fırsat vermeden devam etti "Hem artık zaman senin benim devrim gibi değil. Gençler kendileri görüp beğeniyor. Benim kızlarımda kendi hür iradeleriyle, rızalarıyla, ailemize yakışır damatlar bulup getirirler şu kapıdan. Sen gönlünü ferah tut." diyerek son noktayı koymuştu.
Şimdi salonda ölüm sessizliği vardı. Necla hanım yediği laflara mı yansın, Gülseren'e verdiği sözü tutamayacak oluşuna mı?
Geçen hafta Gülseren hanım kahve bahanesiyle, Necla hanıma gelip bu konuyu çıtlatmıştı. Gülseren hanım kızları görüp beğendiğini, oğullarına da fotoğraflarını gösterdiğini söylemişti. Necla hanım da duruma el atacağını, bu işi yapacağını söyledi. Ama böyle olabileceğini düşünemedi. Dakika bir gol bir, annelerinden yemişti vetoyu.
Necla hanım elindeki çay bardağını masaya bırakıp tekrar şansını denemek istemişti ki Begonvil daha fazla dayanamayarak Necla hanımın yanına gitti. Boş çay bardağını alıp sesinde muzip bir tonla "Ben çayınızı tazeleyeyim. Yanında su da ister misiniz? Soğuğundan," diyerek kadının söyleyeceği şeyleri ağzına tıkadı. Kızlar ablalarının bu davranışına gülmeye başladılar. Anneleri Filiz hanım da bıyık altından gülüyordu.
Tüm salon saatler sonra yemiş, içmiş tüm dedikodu kotalarını doldurarak, ev sahibi Filiz hanıma altınlarını teslim edip gitmişlerdi. Beş kadın son misafiri de kapıdan geçirdiklerinde salondaki koltuklara kendilerini atmaya başarmışlardı. Filiz hanım elleriyle bacaklarını ovuşturarak kızlara baktı. Hepsi de yorgunluktan ölüyordu. Diğerleri neyse de Sarmaşık bir de bu yorgunluğun üzerine hastaneye gidecekti.
Koltuğa uzanıp kollarını ovan kızına bakarak "Sarmaşık bir de nöbetin var annem. Gitmesen olmuyor mu?" diye sordu.
Genç kız annesinin bu önerisinin gerçek olması için nelerini vermezdi ama o işler öyle olmuyordu işte. Sıkıntıyla gülümseyip "Yok anne gitmezsem olmaz. Şikayet ederler filan, uğraşamam hiç." dediğinde kolundaki saate baktı. Saat altıya geliyordu. Genç kız aniden ayağa kalkarak "Hatta geç kalıyorum sultanım, çıksam iyi olacak. Görüşürüz ahali." diyerek salondan ayrıldı.
Kızlar ve Filiz hanım yaklaşık 20 dakika ortalığı topladılar ardından akşam yemeği için mutfağa geçip yemek yapmaya başladılar. Demet ve Buket patatesleri soyduğu sıra mutfağın bahçeye açılan kapısı hışımla açıldı. Kızlar korkuyla kimin geldiğine baktıklarında elinde sulama aparatıyla, ayakları çamura bulanmış babalarını görmeleri bir oldu. Ekrem bey mutfağa girer girmez tüm evin kadınlarının mutfakta olduğunu görünce sinirle bağırdı.
"Demet!"
Genç kız ismini babasının gür sesinden duyduğunda korkuyla elindeki bıçağı tabağa koyup ayağa kalkıp babasının yanına gitti. Ekrem bey karşısındaki kızın sahte bir titremeyle gözlerinin içine bakarken bir an için masum olabileceğini düşündü fakat bu çok kısa süre sürdü.
"Baba?"
Ekrem bey dayanamayarak öfkeyle "Ne yaptın da dağ gibi adam karşımda kızarıp bozardı?" diye sorduğunda Demet babasının ne demek istediğini anlamamıştı.
Anlamayan bakışlarını babasına çevirerek "Kime ne yapmışım baba?" diye sordu.
Ekrem bey çipil çipil bakan masmavi gözlerin bir şeyler karıştırdığından o kadar emindi ki.
"Ömer," dedi elinde duran aparatı kenara koyarken "Demin seraya geldi. Yarın akşamki gençler buluşmasına sen ve," elini Buket'e doğru salladı. "Buket'i de çağırdı. İzin almak için bir takla atmadığı kaldı koca adamın."
Demet duyduklarıyla kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Babasının gözü önünde yaparsa karşısında öfkeden gözü dönen adamın elinden kurtulamazdı, biliyordu. En iyisi salağa yatmaktı.
Bakışlarını yere indirerek "Ben bir şey yapmadım baba," dedi ağlak ağlak "Geçen kahvenin önünden geçerken çarşamba akşamı sizde gelir misiniz diye sordu bende babam izin vermez Ömer amca dedim. Tamam sesim biraz hüzünlü çıkmış olabilir burada hatalıyım," diyerek göz ucuyla karşısında ağzı beş karış açık ikizine baktı.
Buket ne diyeceğini bilemedi. İkizinin o geceye çok gitmek istediğini biliyordu. Ama bu kadarı Buket'e çok fazlaydı. Çok..
Demet ısrarla devam etti "Sonra kendisi ben izin alırım sizin için deyince bende bir şey diyemedim babacım."
Karşısında profesyonelce yalan söyleyen kızına gülmek isteyen Ekrem bey vazgeçerek boğazını temizleyip "Allah Allah ben neden inanmıyorum sana acaba Demet?" diye sordu imayla. "Neyse yarın akşam iki saatliğine gidin gelin. Beni mahcup etmeyin kaç yıllık arkadaşıma." diyerek böylelikle onay verdiğini de açıklamış oldu.
Demet ellerini çırpıp babasına sarıldı. "Teşekkür ederim babişim." Ekrem bey sarılıp kızının başını öptükten sonra geri çekildi. Salona doğru bir adım atacaktı ki arkadan Filiz hanım bağırdı.
"Ekrem Allah seni bildiği gibi yapsın. O ayaklarının hali ne! Dur! Dur!"
Arkasından Filiz hanım da gidince mutfak sınırlarından çıkmış oldular.
Buket pis pis sırıtan kardeşinin yanına gelerek "Seni cep şeytanı! Nasıl yaptın nasıl ettin bilmiyorum ama senin şu 'zafere giden her yol mübahtır' felsefenden korkmaya başladım." diyerek koluna vurdu.
Demet yanından geçip giderken yüzüne hayali bir tükürük savuran Begonvil'e dil çıkardı.
Sonrasında ikizine dönüp sinsice sırıttı ve ardından devam etti. "Hazırlan ikizim, yarın gece çok eğleneceğiz."