Her gün enerjik kalkan Buket, bugün kendini yataktan adeta kazıdı. Belini gibi gerip, elle anlatılarak anlatılır. Kocaman esneyerek gerneşti. Tam karşı duvarındaki saat görünümünde saatin 8 olduğunu gördü. iki bugün ikiziyle birlikte iş görüşmeleri yapacaklardı. lavobaya rutinda ablalarının ardından doğru ilerledi. Önce Sarmaşık'ın odasının araladı. Ama Sarmaşık daha gelmemişti. Bugün de mi nöbetçiydiniz?
ardından Begonvil'in bakımı daldı. Onun için kalkabileceği için patlayabilir. Bugün çok uyanmıştı. İçerenleri atmaya yapılabilir.
Ablası düzgün fiziğini ortaya seren yeşil, dizlerinin hemen altında biten bir elbise giymişti.
Bal mumu saçlarını da maşalamıştı. Ayaklarına giydiği açık renk yeşil ayakkabıyla da çok uyumluydu.
Aynanın ellerinde sağ kulağına takmaya teslimatı ambalajlamayla fırlatmanın üzerine atılan Begonvil. Sinirle homurdandı.
Gelenin kim olduğuna göre için bakış açısına buket olduğunu gördüğünde "23 yaşındasın ama hala çalarak açman olmayansun Buket." dediğiniz yere düşen küpesini almak için eğildi.
Buketıp örneğina alayla sırıtıp "O güzel çenen sabah sabah olmak Begoş benim hiç keyfim yok." deyip sağında duran berjere ile ilerleyerek.
Begonvil hayatta kalmanın tek ve çözümsüz derdinin olmamasından, can sıkıntısından nefes almak "çakmakma Romeoyu!" söze başladı. "Kızım güzel tek bir sesn birinden hayır mı gelir? inanmakta kıza görmek, ama bu seferyle nefes veren Buket'i görmek istiyordu.
Genç bu sözleri ablasından genç kızdu.
Ellerini dizlerinin üzerine gelecek, bakışlarını da birbirine yakın ellerine indirdi.
"Biliyorum abla.. Ama basit değil. bir iz, bir şey. Keşke. Bir Begonvil tarzıyla ilgili. "Ama bak hala geçtiğinde gözünden kaçıyorsun." dediğinde ise büyük bir poy kırdığı artık aşikardı.
Abla tek ve sert olan bu halkın ev halkından yıllar önce vurulmuştu. Ama Buket bir hızla ortaya çıkmıştı. Ne Gerekliydi sabah sabah?
Begonvil Caner ismiyle gerildi. Dişlerini sökmek istercesine. Sakince nefes almaya çalıştı ama olmadı.
Kardeşinin aracısız kullanmak için kendine de de engelolamıyordu. Genç kız kapağıya doğru sertçe kaldırarak işaretlerini sallayıp "Çık Buket!" diye. "Hemen!"
Buket ne olduğunu anlamadan ablasının gür sesiyle oturduğu yerden kalktı hızla. Genç kadının burnundan soluyan çehresine bakmak istedi ama korktu Buket.
Bakışlarını yere indirip elleriyle oynamaya başladı. Bir şeyler söylemek istedi.
Onu ona hatırlatmak istememişti ki sadece kendisini birazcık anlamasını istemişti. Birazcık..
Kafasını kaldırıp ablasına baktı cesaretle resmen suratı ateşten farksızdı. Tekrar ağzını araladı bir şeyler söylemek için, ama ablasının sinirli anlarında yanında konuşulmaması gerektiğini de biliyordu.
Sarmaşık böyle değildi ama. O ne kadar sinirlense de bir kez sesini yükselttiğini bağırdığını duymamıştı.
Ama..
Begonvil..
Sinirlendiğinde ateşini herkese, her şeye püskürürdü.
Bu onu kötü biri yapmazdı belki ama korkardı işte Buket. Begonvil'in o halinden çok korkardı.
Arkasını dönmek için hareketlendi. Birkaç adımla kapıyı açarak hemen çıktıktan sonra geri kapattı.
Begonvil titreyen ellerini masaya sertçe geçirip "Unuttum!" dedi dişlerinin arasından "Gömdüm onu," sağ elini yumruk yapıp kalbinin üzerine birkaç defa vurdu. "Tam buraya! Her şeyiyle gömdüm!"
***
Genç kadın aklına gelenlerin gerginliğiyle alt sokağın köşesindeki taksi durağına doğru yürüyordu. 'Hüseyin amca boşsa beni şirkete götürür,' diye geçirdi içinden.
Topuk sesleri sokak boyunca yankılanırken, karşısından gelen kunduracı Orhan beye baktı genç kız. Biraz daha yaklaşıp "Nasılsın Orhan amca?" diye sordu.
Orhan bey gözlüklerini burnuna kadar indirip karşısından gelen kıza baktı. Elindeki gazeteyi poşetin içine tıkıştırdı.
"Oo iyiyim Begonvil. Sen nasılsın kızım?" diye sorarak gülümsedi adam.
Begonvil karşısında tüm samimiyetiyle gülümseyen adamın elindeki ayakkabı dolu poşete baktı.
Gözlerini kaçırıp "İyiyim Orhan amca," diyerek eliyle poşetleri işaret etti. "Yine mi kimsesiz çocuklara?"
Begonvil Orhan beyin yıllardır yaptığı bu şeyi biliyor, her görüşü sırasında sorduğunda Orhan beyin mahcup, kaçamak bakışlarını yakalıyordu. Bugün de o günlerden biriydi anlaşılan.
Orhan bey aşina olunan o bakışlarını takınıp "Evet kızım." diyerek kestirip atmak istedi ama karşısındaki kız buna izin vermedi bu defa.
"Orhan amca," dedi Begonvil sesindeki şefkatle, çantasından çıkarttığı cüzdanının fermuarını açıp iki yüzlük çıkartarak, Orhan beyin elindeki poşetin kenarına sıkıştırdı. "Bunu da al. 2 çift fazla gitsin, gidilen yere." dedi imayla.
Orhan bey başta mırın kırın etse de, sonra genç kızın ısrarlarıyla kabul etmek zorunda kaldı.
"Senin güzelliğin, tüm çevreni güzelleştiriyor güzel kızım," dedi adam elini genç kızın omzuna koyup sıvazlayarak "Allah isteklerine, rızasıyla karşılık versin."
Orhan beyin, genç kızın yanından geçip giderken son cümlesi bunlar oldu.
İçini tarifsiz bir huzur kapladı. Hele ki son cümlesi Begonvil'in iliklerini titretti.
'O kadar içten edilen duaya karşılık' dedi içinden.
Hüseyin beyin taksi durağına geldiğinde, göz ucuyla avluya baktı ama görünürde taksi yoktu. Genç kadın vakit kaybetmeden kulübeye doğru adımlarken, kapının önünde masaya oturmuş gazete okuyan mahalledeki tek taksi durağının sahibi olan Hüseyin beyi gördü. Topuklu ayakkabılarının sesi masaya yaklaştıkça daha tiz çıkmaya başladı.
Hüseyin bey topuk sesini duyar duymaz, kafasını kaldırıp gelenin kim olduğuna bakınca Begonvil'in olduğunu gördü. Elindeki gazeteyi masaya koyup gülümseyerek "Günaydın Begonvil, hoş geldin." dedi.
Genç kız da böyle bir karşılamaya gülümseyerek "Günaydın Hüseyin amca ben taksi için gelmiştim ama yok sanırım." deyip etrafını işaret etti.
"Evet kızım, ama şimdi Ferdi gelir. Gel otur sen, çay getireyim sana."
Begonvil itiraz edecekti ama Hüseyin bey çoktan ayaklanmıştı bile. Gülümseyip ayağa kalktı. Kulübeye doğru, yeni demlettiği çaydan getirmek için ilerledi.
Genç kız önünde duran tahta tabureye eğildi. Çantasını kolundan çıkartıp, masaya bırakarak oturdu. Bir kaç dakika sonra oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı.
Ferdi inşallah daha fazla gecikmezdi. Çünkü bugün yeni imzaladıkları projenin sorumlu ekibi şirkete gelerek iş başı yapacaklardı. Üstelikte yeni tanışacaklardı.
Dalgınca kolundaki saate baktı genç kadın. Saat 8.50'yi gösteriyordu. Yirmi dakika da yol sürse dokuz buçuğa kadar çoktan yetişirdi ki zaten ekip onda gelecekti. Bunu biliyordu.
Genç kız oflayıp elini masaya sabitledi. Kafasını kaldırıp karşısındaki caddeyi dalgınlıkla incelemeye başladı. Yolun tam ortasında şeritlerin köşe taşlarıyla bezenmiş kum yığınları çekti dikkatini. Üzerlerinde de aralıklarla konulmuş v şeklindeki sarı ışıklar.
Koca caddenin hemen kenarında bir çam ağacı takıldı sonra gözlerine. Çam ağacının hemen altında oyuk oyuk çimler. Dikkatle incelemeye başladı genç kadın. Bu onun elinde olan bir şey değildi ne yazık ki. Mesleki deformasyondu. Sonra dayanamayarak "İyi de kaktüsten başka bir şey yetişmez ki çamın altında." diye mırıldandı kendi kendine üstelik hemen yanında onunla birlikte taksi beklemeye başlayan birilerinden habersiz.
Genç adam az önce gelip etrafta kimseyi göremeyişiyle beklemeye başladığı taksi durağında, yanında kıpırdayarak gözlerini kısıp karşı tarafını inceleyerek bir şeyler söyleyen kadına çevirdi bakışlarını. Kendi kendine mi konuşuyordu o kadın? Üstelik giyimine kuşamına bakılırsa normal bir insan gibi de duruyordu.
Kaşlarını kaldırdı. Devam etti kadın kendinden bir haber. Çünkü dışarıdan gören biri, kadını kesinlikle deli sanırdı. Kendi kendine konuşurken mimikleri hareketleri sanki karşısında biri varmışta birine anlatıyormuş gibiydi.
Begonvil kafasında bir şeyleri ölçtü biçti ciddiyetle "Çimlerin kenarları ahşapla döşetilirse daha verim alınır." diye mırıldandı bu kez.
Adam bakışlarını kadının baktığı yere çevirdi en sonunda. Çevirmesiyle de tam caddenin sağına düşen çam ağacını gördü. 'Nasıl yani yarım saattir bu kadın bir ağaç hakkında mı konuşuyor' diye geçirdi içinden. Şaşkınlığını atınca kahkaha atmak istedi.
Üzerindeki gerginlik azda olsa gitmişti ve yanında kendi kendine konuşan kadın başarmıştı bunu. O da dikkatle incelemeye başladı çam ağacını. Sanki dünyanın en önemli işiymiş gibi.
Begonvil daldı gitti. Düşünüyordu, alternatif arıyordu. Başka başka diye düşünürken biraz ötesinden bir ses geldi.
"Kayrak taşı," dedi genç adam daha fazla dayanamayarak. Genç kadın kafasını kaldırıp az ötesinden gelen sesin sahibine baktı. Elinde siyah bir çanta ve bir ceket bulunan, yaklaşık 1.80 boylarında, kumral bir adamın olduğunu gördü.
Rahat bir tavırla sağ eli cebinde kafasını kendisine bakan kadına çevirdi genç adam. Şimdi o da kadına bakıyor, onu oturduğu yerden baştan aşağı yavaş yavaş süzüyordu.
Genç adam gözlerinin rotasını kadının gözlerine çıkarttığında bir çift yeşil soru dolu gözle karşılaştı. Kadının anlamayan bakışlarını daha fazla istila etmek istemezcesine "Eğer çam ağacının açıkta kalan kısımları kayrak taşıyla örülürse, daha fazla verim alınabilir. Böylelikle çamur belasından da kurtulmuş olunur." dedi kendinden emin bir sesle.
Begonvil düşünemediği bu ayrıntıyla karşısındaki adamdan bakışlarını çekerek, çatık kaşlarla tekrar çam ağacıyla buluşturdu gözlerini. Evet bu doğru olabilirdi. "Dere kumu ve mıncır da kullanılırsa daha güzel olur." diye farkında olmadan tekrar mırıldandığında yanındaki adam genç kadının söylediğiyle başını onaylayarak salladı.
"Aynen öyle ama," dedi genç adam düz bir sesle "Çamın altında bir de sardunya yetişir. Diğer tüm çiçeklere inat."
Begonvil duyduklarına hayret etti. Çünkü babası geçen yıl sera da çam ağacının altında tüm bitkileri yetiştirmeyi denemişti ama kaktüs dışında hiç bir bitki tutmamıştı.
Kaşlarını kaldırıp hışımla ayağa kalktı. Adamı daha net görebileceği şekilde karşısına geçti. Emin olduğu konuda asla taviz vermezdi. Bu huyundan nefret etse de genç kadın seviyordu kendini.
Karşısındaki adam afallayarak bakarken, genç kadın gülümsedi. Gözlerinin içine bakarak "Çam ağaçları dikenli bitkiler olduğundan, onların altındaki toprakta hiç bir bitki hayat bulmaz. Sardunya da dayanmaz o sivri uçlara. Bunu ilkokulda öğrenmeniz gerekirdi." dedi gülümsemesi bu sefer küçümseyici boyuta ulaşmıştı.
Genç adam karşısında tüm alımıyla duran bu kadının söyledikleriyle daha da afalladı. Elindeki çantayı sıktı farkında olmadan, gerginlikle soludu. Halbuki ne demişti ki? Basit bir bitki ikileminden gelinen nokta nasıl onun ilkokul seviyesine ulaşmıştı böyle?
Sahte bir gülümseme takındı yüzüne. Karşısında kolları göğüslerinde birleştirmiş cevap bekleyen kadına dikkatle bakıp "Sardunyalar yetişir hanımefendi," dedi dişlerinin arasından "Onlar diğer bitkiler gibi di-" sözü yarıda kesilmişti.
"Yetiştirin de görelim o halde." diyerek küçümseyici bir gülüş daha gönderdi karşısındaki adama Begonvil uslanmaz bir tavırla.
Genç adam cümlesinin yarıda kesilmesiyle, başını sinirle sağa sola sallayıp, arabasının tam da burada bozulmasına, ardından bu taksi durağına savrularak, saçma sapan bir diyaloğun içinde kalan kendisine küfürler yağdırdı. Üstelik şu an karşısında o muazzam elbiseyle durup kendisine haddini bildirmeye çalışan bu kadın da neyin nesiydi?
Dişlerini sıktı. Tam karşısında gerim gerim gerinen kadına cevap verecekti ki bu sefer arkadan gelen ses buna engel oldu.
"Begonvil abla seni bekliyorum."
İkisi de sesin geldiği yöne doğru baktıklarında taksinin içinde camı yarıya indirmiş genç bir çocuğun olduğunu gördüler.
Begonvil beklediği taksinin gelmesiyle masa da duran çantasını koluna takarak, elbisesini iki yandan elleriyle aşağı doğru çekiştirip göz ucuyla karşısında öfkeden yüzü kırmızıya dönmüş adama bakarak "Geliyorum Ferdi." dedi.
***
Tahmin ettiğinden biraz geçte olsa nihayet şirkete gelebilmişti Begonvil. Odasına bile uğramadan direkt toplantı odasına giden genç kız, kapıyı açar açmaz masada oturmuş ellerinde kahvelerle gülüşen arkadaşları Nagehan ve Dilan'ı görünce tüm dünya onun olmuştu sanki. Kendini bilmez biri yüzünden geç kalmamıştı neyse ki.
"Günaydın," diyerek sandalyesine resmen bir un çuvalı gibi kendini bırakan Begonvil'e arkadaşları da karşılık verdiğinde çenesi düşük Dilan devam etti. Ellerini masaya vurduğunda odadaki tüm kadınların dikkatlerini çekmişti.
Boğazını temizleyip "O değil de bana gelen bilgiler eşliğinde yeni proje ekibi çok titiz çalışıyormuş." dedi heyecanla. "Adamlar son projelerini sırf bir yer içlerine sinmedi diye feshetmişler." deyip sırtını oturduğu sandalyeye yasladı.
"Ee ne yapalım yani? Bizde fena sayılmayız." olaya anında müdahil olan Begonvil bunları söylerken sesinde adeta kibir vardı. Genç kadın işi konusunda asla ödün vermez, kendisine asla laf getirtmezdi.
Olaya farklı bir bakış açısıyla bakan Nagehan sözü devralıp kahkaha atarak "Yalnız kızlar projenin sorumlu amiri çok yakışıklıymış. Benim bir arkadaşım da bu ekiple bir ara iş yapmış." dedi hevesle karşısındaki kızlar 'ee' diyerek başlarını salladıklarında devam etti. "Arkadaşım adamı süzmekten işleri aksatmış."
Begonvilin dikkatini çekmeyen bu konular artık sıkıcı olmaya başlamıştı. Elindeki bardağı dudaklarıyla buluşturan genç kız konuştukları konuya gözlerini devirip kapıya çevirdi bakışlarını.
Tam da o sıra şirket sahibi Yılmaz Bey göründü kapıda. Bu adamın şirket sahibi olmasının yanında en belirgin özelliği ise, Begonvil'e tutkuyla bir aşk beslemesi. Maalesef ki karşılık bulamadığı.
Yanında dedikodu yapan iki arkadaşı da kızın baktığı yere baktıklarında Dilan kıkırdayarak Begonvil'in ayağına yavaşça vurup kulağına eğildi "Geldi seninki."
Genç kadın duyduğu şeye yüzünü buruşturup kahve bardağını sıkarak ayağa kalktı. Şimdi tüm çalışanlar ayağa kalkmış kapıdan girecek ekibe bakıyordu.
Bir kaç genç erkekli kadınlı insanlar gülümseyerek girerken ardından biri daha girdi. Yaklaşık 1.80 boylarında kumral ve siyah çantalı. Gördüğü suretle olduğu yerde put kesildi genç kadın. Emin olmak için gözlerini kırpıştırıp baktı ama nafileydi.
"Olamaz! " diye mırıldandı.
Kapıdan sabahki adamla nutku tutuldu adeta. Genç adam gözüyle bir kaç saniye aasa da keyifle gülmeye başladı. Yediği lafları tabi iade edecekti. Ama bu kadar kısa sürede planlanabilir.
Yılmaz Bey işaret edip genç adama ucuyla bakarak "Yeni projemizin sorumlu amiri. Ümit Asım Serez."