5. BÖLÜM

2366 Kelimeler
Begonvil ağzını beş karış havada bir kaç saniye daha tuttuktan sonra, daldığı alemden çıkıp  kendine gelmeye çalıştı. Karşısındaki adam sinsi sinsi sırıttığında bakışlarını kaçırdı.  Elindeki kalemi adeta kırarcasına sıktığını anlayınca elini ateşe değdirmiş gibi çekip kalemi yere düşürdü. Karşısındaki adam genç kadının bu hareketiyle daha da keyiflenip, elindeki çantayı masaya yaklaşarak nazikçe bıraktı. "Merhaba arkadaşlar. Ben Ümit Serez, bu ekibin amiriyim. Birlikte çalışacağımız için şimdiden çok heyecanlıyım." dediğinde bakışlarını bir an Begonvil'e değdirdi. Genç kadın adamın bu imasını anladığında yerinde rahatsızca kıpırdandı. Bakışlarını yere indirdiğinde toplantı salonundaki herkes ekiple tokalaşıp tanışmaya başladı. En son Begonvil kaldığında ekiple bir çırpıda tokalaşıp, sıra Ümit Asım'a geldiğinde istemeye istemeye elini uzatarak, "Begonvil Ahsen, peyzaj mimarıyım." dedi. Ümit, genç kızın elini sıkıca kavrayarak tenini hissetti. Gülümseyerek "Memnun oldum Begonvil hanım," dediğinde genç kız elini çekmek istedi ama karşısındaki adam buna müsaade etmedi. Begonvil rahatsızca yanındakilere baktığında Nagehan ve Dilan'ın pür dikkat onları izlediklerini gördü. Elini tekrar çektirmek istediğinde bu kez "Demek peyzaj mimarısınız, neden şaşırmadım acaba." deyip elini çekti genç adam. Begonvil yalan yanlış bir gülümseme sunup yerine geçtiğinde ardından yerine oturan Dilan sinsi sinsi kıza yaklaşıp "Sizin hukuk eskiye dayanıyor demek," diyerek Begonvil'in tepesini attırdı. Genç kız hiddetle arkadaşına dönüp "Ne alakası var kızım," diye mırıldandı. Ardından ekledi. "Sabah karşılaştık durakta hepsi bu." diyerek göz ucuyla karşısında gerim gerim gerinen adama baktı. Şansın böylesi diye mırıldandı dişlerinin arasından. Herkes yerine oturduğunda Ümit'le Begonvil karşı karşıya geldikler,  genç adam buna sevinirken, Begonvil sinirle soludu. "Öncelikle, ben ve ekibim yıllardır bu işin içinde en iyisi olmak için çok emek verdik. Sayısız aldığımız projelerde bunun cabası." deyip o meşhur konuşmasını yapmaya başladı. "Serez Yapı 2019 İstanbul ardından İstanbul, bölge ve ülke ekonomisine olumlu etkilerin yaratılması, alana yönelik yapılacak tüm çalışmaların sürdürülebilir yaklaşımların temelinde yürütülmesine; bundan sonra yapılacak tüm çalışmaların İstanbul ve Türkiye'nin tüm dünyada tanıtımına ve özellikle bölgenin ekonomik ve ticari hayatına yapacağı katkıların dönemsel değil de sürdürülebilir olmasına; Serez Yapı alanının çevresi ile bir bütün halinde düşünülerek, Marmara'nın doğal, sosyal ve kültürel değerlerini vurgulayan, ülkemizin öne çıkan tüm değerlerini tanıtan yaklaşımların kullanılmasına özen gösterilmesi gerektiğini söyleyebilirim." Dilan Begonvil'in koluna dürtüp kulağına yaklaştı. "Adam şiir gibi konuşmuyor mu?" diye sorduğunda Begonvil arkadaşına ters bir bakış atıp "Şimdi duyacak." diye fısıldadı. O esnada Ümit Asım kızların fısıldaşmalarını farkettiğinde gözlerini özellikle Begonvil'e dikerek "Sonuç olarak her şeyin kusursuz ve özenli olmasını isteriz. O yüzden, yeterli bir seviyede bir adet ziraat mühendisine ihtiyacım var." dediğinde genç kız adamın söylediği şeye kaşlarını kaldırıp, karşısındaki adamın söylediği şeyi idrak etmeye çalıştı. Lakin bu çokta uzun sürmedi. Ardından profesyonelliğini konuştururcasına boğazını temizleyerek tüm dikkatleri üzerine çektiğinde konuşmaya başladı. "Asım bey, ben ve Dilan hanımın," deyip yanındaki arkadaşını işaret etti, "Bizler zaten ziraat mühendisliği alt dalında eğitim aldık. Yani bir ziraat mühendisinin yapabileceği şeylerin âlâsını biz de yapabiliriz. Bunun için dışarıdan gelecek bir ziraat mühendisine ek mesai ücreti açılmasına gerek yok. Kaldı ki şirketimiz şimdiye kadar bizimle çalışarak buna gerek görmedi." Ümit Asım kızın kendisini ifade ediş şekline hayran kalıp, tüm dikkatini verip dinlediği kızdan bakışlarını kaçırarak, öksürüp boğazını temizledi. Yerinde daha da dikleşti şimdi. "Okuduğunuz bölümün, aldığınız derslerin ve yapabileceğiniz âlâ şeylerin farkındayım. Bu şirketle çalışma sebebimiz zaten bir nevi sizlersiniz. Fakat," deyip biraz daha oturduğu yerde toplanıp ellerini birbirine bağlayarak masanın üzerine koydu. "Bizim prensiplerimiz, her şekilde böyle yürüyor. Lütfen kişisel algılamayın." diyerek bıyık altından gülümsedi. Ardından genç kızın şekilden şekle giren yüzüne doğru tekrar konuştu. "Mühendisle siz mi ilgilenirseniz yoksa Dilan hanım mı?" *** Buket sabah yediği azardan sonra uzunca bir müddet kendine gelemedi. Kahvaltıyı hazırlayıp herkesi çağırdığında masada çatal bıçak sesi dışında çıt çıkmıyordu. Buket olanlardan sonra ikizini uyandırdığı için Demet'te keyifsizdi. Masadaki sessizliği Ekrem bey bozdu. "Kızlar bugün iş görüşmesine gidecektiniz değil mi?" İkisi de dalgın olduğundan bu soruyu kimse duymadı. Anneleri kafasını kaldırıp kızlara baktığında ikisinin de yüzünün yeri süpürdüğünü görünce elindeki çatalı sertçe çay bardağına vurup ritim tuttu. Çıkan sesle ikisi de daldıkları yerden sıçrayarak çıkmak zorunda kaldıklarında Demet "Senin lise de bando takımında olduğuna niye yıllarca hayret ettik acaba anne biz." dedi. Buket'in duyduğu şeyle dudakları istemeyerekte olsa kıvrılarak "Babam annemi bunu bilerek almış ikizim. Bize de 'gençler aralarında anlaşmışlar' demek düşer." diyerek annelerini ve babalarını güldürmeyi başarmışlardı. İki kızda en buhranlı günlerinde bile etrafını güldürmeyi başarabiliyorlardı. Bu da onların bu hayattaki en büyük silahlarıydı. Filiz hanım "Babanız bir şey sordu ama sizin Karadeniz komple batmış herhalde kızlar. Neyiniz var anlatın bakalım." diyerek kızlara dikti bakışlarını. Görüldüğü üzere kızların mizahşör yanını kimden aldıkları, kendini belli ediyordu. Buket rahatsızca kıpırdanarak "Önemli bir şey yok anne Begonvil'le takıştık biraz. Akşam gönlünü alırım." diye konuştuğunda aslında derdinin tümünün bu olmadığını da çok iyi biliyordu. Ama renk vermemeye çalıştı. "Sen ne diyordun baba?" diye soran bu kez Demet oldu.  "Bugün iş görüşmesine gidecektiniz değil mi diye sormuştum siz muhterem zâtlara." diye takıldı Ekrem bey. Demet gülümsedi. "Evet bugün. Hatta kalk Buket geç kalacağız." deyip ikizini dürttü. Ayaklandıklarında Buket ağzına yarım kalan peyniri atıp "Akşam görüşürüz." diyerek salondan çıktılar. *** "Sen bir bekle burada ben hemen geliyorum." diyerek sokağın sonuna geldiklerinde ikizinin yanından ayrılan Demet, Eftalia hanımın kuaförüne doğru ilerledi. Kapıyı açıp içeriye daldığında bir kaç kadının manikür pedikür yaptırdığını görünce yüzünü ekşitti. En son o ne zaman yaptırmıştı? Hatırlamıyordu bile. "Hos geldin Demet. Seni görmek ne güzel." diyerek yan kapıdan içeriye giren Eftalia hanım Demet'e sımsıcak bir gülümseme gönderdi. Demet Eftalia Hanımı görmesiyle gülümsedi. "Günaydın Matmazel. Ben şeye bakmıştım... Şeye.." niye geveliyordu ki ağzında. Sanki çok zor bir şey söyleyecekti. Eftalia Hanım Demet'in bu kıvranışına sinsice gülerek "Andries'e baktiysan henüz gelmedi." diyerek genç kızın karın ağrısına şifa olmuştu. "Evde, istersen gidip bakabilirsin güzel kızım." diyede ekledi. Demet minnet dolu bakışlarıyla Eftalia hanıma yaklaşıp yanağına küçük bir öpücük kondurarak "S'agapó, kýrie." dedi Yunanca. Ardından cevap beklemeden kuaförden çıkıp, bir kaç adımla Eftalia hanımın evinin kapısının önünde durduğunda derin bir nefes aldı. Saçlarını düzeltip, hafifçe öksürdü. Boğazını temizledi. En sonunda zile basabildi. Bir kaç saniye sonra kapı açıldığında Demet küçük dilini yutuyordu. Onu karşılayan Andries'in üzeri çıplaktı ve altında ise küçük bir hareketle belinden kayıp düşebilecek bir eşofman vardı. Demet gördüğüyle yutkundu sertçe. Ne yapacağını bilemediği için gözlerini genç adamın geniş baklavalarına dikti. 'Tövbe Yarabbi. Günah sebebi...' diye mırıldandı bakışlarını bir anda sağına çevirip. Andries karşısında Demet'i görünce heyecanlanıp ne diyeceğini bilemedi. Hemen kapının arkasına geçip salona koşturarak üzerine halihazırda bulunan tişörtünü geçirdi. Tekrar koşturup genç kızı tekrar karşıladı. "Kalimera Andries. Yanlış bir zamanda geldim sanırım." diye söze atıldı Demet. Ne diyebilirdi ki zaten. 'Kaslarını ve baklavalarını hava aldırmaya mı çıkarttın mı' ah hayır! Andries genişçe gülümseyip "Günaydiin Demet. Dustan çikmistim." diyerek Demet'in söylediğinin üzerini sıvamış oldu. Demet bir kez daha yutkundu. Adamın her sözü mü etkiliyordu yani genç kızı. Bakışlarını bu sefer yüzünde sabitleyip "Ben seni akşam için rahatsız ettim aslında," diyerek söze girdi. Değilse yutkunmaktan ağzında tükürük kalmayacaktı bu gidişle. Akşam ki eğlenceye Andries'i de çağıracaktı ve gece daha güzel olacaktı.  Daha fazla duraksamayıp devam etti "Mahallemizin geleneği, rakı balık geceleri olur." diyerek Andries'in anlayıp anlamadığına baktı dikkatle. Andries'in kaşları çatıldı. Elbette Türkçe biliyordu. Kelimelerin ne anlama geldiklerini de. Ama karşısındaki kız endişeyle ve tatlılıkla mimiklerini anlamsızca hareketlendirdiğinde salağa yatmayı tercih etti. Demet kendine kızdı. 'Ne bilsin elin Yunan'ı sizin rakı balık gecenizi' diye söylendi. Andries bunu duyunca kahkaha atmak istedi ama kendini ele veremezdi. Andries'ten güzel oyuncu olurdu. Çünkü şu an kaşlarını çatmış, sanki Demet çok farklı bir dilde bir şeyler söylüyormuş gibi bakıyordu. Demet tekrar girişti söze "Sizin dilinizde şey deniyor.. Hııım... Şeyy.. Rakí psária ti nýchta.." dediğinde Demet derin bir nefes aldı. Bu sefer anlatabilmeyi diledi. Andries daha fazla devam etmek istemedi. Çünkü genç kızın her bir şeyler anlatamayışında büzülen dudaklarına yapışmamak için kendini zor tutuyordu. "Anladim Demet. Nerede?" diye sordu genç adam. Demet anlatabilmenin verdiği heyecanla "İstersen numaranı ver buluşup birlikte geçelim. Uzak değil zaten alt sokakta." diyerek telefonunu çıkartıp adama uzattı. Andries telefonu gülümseyerek aldı. Bir kaç numara tuşlayıp genç kıza uzatırken Demet'in yanında bir hareketlenme oldu. Başını kaldırdığında Demetinkilere çok benzeyen okyanus gözlerle karşılaştı Andries. Demet'e benzeyen bir kız daha mı diye düşündü genç adam. Bu kadar benzerlik tek bir şeyle açıklanabilir diye de ekledi. "Demet Begonvil aradı. Şirkete ziraat mühendisi lazımmış. Hemen nerdeysen uç dedi." art arda kurduğu cümlelerden sonra Andries'e bakarak baş selamı verdi Buket. Buket Demet'in günlerdir dilinden düşürmediği adam buydu demek diye geçirdi içinden. Andries soru dolu gözlerle baktığında Demet dayanamayarak elini ikizine uzattı "Andries Buket, Buket Andries." Buket elini Andries'e uzatarak sıkmasını bekledi. Andries'te beklemeden uzatılan eli sıktığında "Memnun oldum Buket. Peki bu benzerlik?" diye sorduğunda Buket  "İkiziz." diyerek sırıttı. Demette gülümseyip "Begonvil seni nasıl arar?  Üstelik gönlünü bile almamışken." diyerek homurdandı. Buket istifini bozmadan "Herkes bir gün bana muhtaç kalacak bebeğim." dediğinde bir an yanında duran Andries'i unuttular. Genç adam ise ikisinin bu tatlı konuşmalarını dinleyip anladığında gülümsedi. Demet yüzünü buruşturup aklına bir şey gelmişçesine heyecanlanarak "E bizim iş görüşmesi ne olacak Buket, ikimizi çağırmışlardı." diye sordu. Buket olayın ciddiyetini kavrayıp "Begonvil acil bir şey olmasa aramaz. Oraya gitmek zorundayım. Ben sana iş bulurum, bu proje bittiğinde dedi. Ne yapayım, sende," durup düşündü. Sonra aklına sinsi bir şey gelince hin hin sırıtarak, parmağıyla adamı işaret etti. "Andries'le git. Hem İstanbul'u gezdirirsin." dedi. Demet ikizinin ne yapmaya çalıştığını anlamıştı. Sırıtmasına içinden küçük bir küfür savurup "Defol git, akşam görüşeceğiz." deyip ikizini kışkışladı. Buket kahkaha atıp arkasını döndüğünde "Akşam görüşürüz, bu kıyağımı da unutma." diyerek oradan uzaklaştı. Demet mahcup dolu bir yüzle başını yere eğdi. Gözlerine bakarsa utançtan ölecekti çünkü biliyordu. "Gelmek zorunda değilsin. İşin vars-" cümlesini tamamlayamayan Demet Andries'in sesiyle duraksadı. "Bekle üzerimi değistirip geliyorum. Bana İstanbul'u gezdirecek biri gerekliydi zaten." diyerek içeriye doğru ilerledi. Demet'in kendisi emrivaki sevmese de Andries bunu sorun etmemişti ve bu iyi bir şeydi. Derin bir nefes alıp, kapıda beklemeye başladı. Bir kaç dakika sonra elleri kot eteğinin cebinde kapıda beklerken, Andries kapıda göründü. Üzerine buz mavisi dar bir tişört giymişti ve altına ise siyah dar bir pantolon. Böylelikle kol kasları kısa kollu tişörtün içinde sıkışmış kalmıştı. Demet gözlerini indirdi bir an. Kendini içten içe sapık gibi hissetmeye başlamıştı. Sanki daha önce hiç erkek görmemişti. Hiç (!) Andries kapıyı kilitleyip anahtarı cebine attığında bir kaç merdiveni inerek Demet'in yanına geldi. Sıcacık bir gülümseme gönderdiğinde genç kız da aynı gülümsemeyi sunup yürümeye başladılar. *** "Nasıl olmuşum bebişler," deyip Sarmaşık'ın odasına dalan Demet'i gören kızların gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Günün sonunda Begonvil ve Buket eve geldiklerinde birer duş alıp birlikte girdikleri projeyi epey bir masaya yatırmışlardı. Demet ise akşam üzeri eve geldiğinde "İşi aldım." diye nidalar attığında ev halkı derin bir nefes almıştı. Şimdi ise hepsi de hazırlanıp Ömer amcalarının evine gideceklerdi. "Bu biraz fazla değil mi Demet. Sonuçta alt sokakta bir evde olacağız." diye ilk konuşan tabi ki de Begonvil oldu. Sarmaşık'ta ablasına başıyla onay verdiğinde Buket ikizine öpücük savurdu. Demet ablasının dediğine gözlerini devirip "Abla beni bir sal, gözünü seveyim ya." diye homurdandı. Aslında kızların hepsi de o akşam çok güzel olmuşlardı. Sarmaşık siyah uzun bir elbise giyerek saçlarını arkada at kuyruğu yaptı. Buket siyah bir deri eteğin üzerine sarı bir tişört giydi. Saçlarını iki yandan toplayıp, kendine ufak bir kız çocuğu havası verdi. Begonvil ise salon kadını çizgisini bozmayıp siyah bir kalem etekle, üzerine de yine siyah dantelli bir bluz geçirdi. Saçlarını açıp havalandırdığında çok seksi bir kadın oluvermişti. "Daha fazla gecikmeyelim." deyip odanın kapısına geldiğinde Begonvil gözlerini kapatıp sıkıntıyla soludu. Kafasını hevesli ikizlere çevirip "Yalnızca iki saat. Aşırıya kaçanı babamın önüne atarım." dedi. Kızlar kafalarını salladığında, Begonvil istemese de başlarına gelecek şeyleri az çok tahmin ediyordu. 'Girdik bir alamete..' diyerek odanın kapısını kapatıp, evden çıktılar. *** Kızlar birer birer Ömer Beyin terasında göründüklerinde, ortamdaki herkes kızlara gıbtayla baktı. Burada yirmi yaş üstünde olan mahallenin tüm gençleri vardı ve hepsi de birbirlerini tanıyordu. Hepsi de birlikte büyümüştü çünkü. "Ooo Begonvil abla kardeşlerini toplamış gelmişsin. Şeref verdiniz." diye alayla ilk lafa atlayan Ömer Beyin oğlu Samet oldu. Samet 21 yaşındaydı ve mahallenin en çapkın delikanlısıydı. Ortamdaki herkes kahkahalarla gülmeye başlayınca ikizler tabi ki de durmadı. Buket gerinerek yerine otururken "Aa Samet sende mi buradaydın. Ben seni sütünü içmiş de uyumuşsundur diye düşünmüştüm." dediğinde bu sefer ortamdaki kahkahalar Buket'in dediği şeye döndü. Samet morlaşan suratını çevirip, sessiz kalmayı tercih ettiğinde elinde rakı ve balıklarla terasta Ömer Bey belirdiğinde ortamın gençleri yardım için ayaklandılar. Demetin gözü kapıdaydı. Andries'in bir işi çıktığından sonra gelecekti ve hâlâ gelememişti.  Sıkıntıyla soluk aldığında ortamda kısık bir müzik sesi duyulmaya başlamıştı çoktan. Ardından bir kaç dakika sonra mezelerde yerlerini masada aldıklarında Andries kapıda göründü. Demet 'nihayet' diye içinden geçirdiğinde masadakilere Andries'i tanıttı. Herkes hoşgörüyle karşılık verdiğinde genç adam da yerini Demet'in yanında aldı. 'Müzik eşliğinde yapılan sohbetler, içilen rakılar, yenilen balıklarla gece tamamlandı.' diyebilmeyi çok isterdim. Fakat aradan geçen bir saat sonrasında işler çığırından çıkmıştı. Demet ablalarının tüm uyarılarına ve delici bakışlarına rağmen rakıyı fazla kaçırdı. Ömer Beyin kapısının önünde durduklarında adamın yüzüne mahcup gözlerle bakan Begonvil "Ömer amca her şey için sağol. Lütfen bizim bu deli kızın halini," deyip elini Demetin salak salak gülen yüzünden çekip işaret etti. "Babam duymasın. Kusurumuza bakma lütfen. İyi geceler." Ömer bey de gülümseyerek "Ne kusuru kızım, bizde genç olduk. Ağzım sıkıdır." deyip ağzına görünmez bir fermuar çektiğinde Buket Sarmaşık ve Buket derin bir nefes aldı. Demet'in bir kolu Andries'e atarken diğer kolu Begonvilin omzundaydı.  Andries genç kızın bu hallerini gülümseyerek izledi. Yarın eline dalga malzemesi vermişti genç kız. "Andries," dedi Demet bakışlarını genç adamın baklavalarına indirip "Kasların lens mi?" Kızlar kardeşlerinin söylediği şeye gülerek sokakta yürümeye başladılar. Andries kaşlarını çatıp Demet'in söylediği şeyi kaşlarını çatıp anlamaya çalıştı. Demet genç adamın bu haline kahkaha atıp "Yani yapay mı?" diye sordu tekrar. Buket dayanamayarak iki adım ötesinde giden kardeşine yaklaşıp "Demet yarın beynini zorlayıp hatırlamayacağın şeyler yapıp söyleme. Kimse aydınlatmaz seni." dediğinde Sarmaşık bunu duyup kıkırdadı. Begonvil giydiği topuklu ayakkabılara isyan edip "Demet ağırlığını verme, bacaklarım taşımıyor." diye sinirle soludu. Bir anda "Andries beni kucağına alır mısın?" diye masumca soran Demet'e kızların hepsi 'yuh' çekti. Buket kıkırdayarak "İyi ki bir şey yapma dedik." diye mırıldandı. Andries mahcupça gülümseyerek Begonvil'e baktığında başka yapacak bir şeylerinin olmadıklarını anladılar. Begonvil yavaşça kardeşinin kolundan çıkıp Andries'in ellerine bıraktığında genç adam ürkekçe kızı kendine çekti. Demet'in gözleri parladı. Kendini Andries'in sıcak ve güvenli kollarına bıraktığında başını genç adamın geniş omzuna yasladı. Andries  kollarını kızın belinden ve bacaklarından geçirerek havaya kaldırdığında kucağında küçücük kalan kıza baktı. Yürürken dişlerinin arasından Demet'in kulağına eğilerek yalnızca onun duyabileceği şekilde fısıldadı. Gözlerini kapatarak kızın kokusunu soludu. "Muhtemelen yarın bunların hiç birini hatırlamayacak o güzel beynin ama çok güzel kokuyorsun Omorfiá... "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE