Demet gözlerini zorlukla araladığında, başına saplanan ağrıyla yüzünü buruşturdu. Doğrularak etrafına bakınmaya başladı. Sağ elini başına götürerek ovmaya çalıştı. Neden böyle hissediyordu?
Ağzının içindeki kötü tada aldırış etmeden etrafı incelemeye başladı. Odasındaydı ve üzerinde pembe Hello Kitty'li pijamaları vardı. Üzerinden geldiğini düşündüğü ağır alkol kokusuyla yüzünü daha da buruşturdu.
Üniversitede içerdi ama bir iki biradan fazlası olmamıştı onun için. Rakıyı hayatında ilk kez içmişti ve bir daha asla ağzına almayacaktı bunu kazımıştı beynine.
Yatağından kalktı, ayaklarını sürüyerek kapıya doğru ilerledi. Koridora çıktığında hemen yanında odası bulunan ikizinin kapısını çalmadan içeriye daldı.
Fakat oda boştu. Bugün günlerden perşembeydi ve iş? Tabi ya, ablasının yanında işe başlamıştı bugün. Kendisi pazartesi başlayacağından rahattı.
Geldiği odadan çıkıp kendi odasına geri döndü. Sehpanın üzerinde duran telefonu eline alıp, yatağın üzerine oturdu sarsakça. Rehberden ikizini bulup, arama tuşuna basarak kulağına götürdü. Bir kaç kez çaldı, daha sonra meşgule atıldı. Sinirle soludu bu kez genç kız.
"Dünyayı kurtaryorsun sanki," diye mırıldandı kendi kendine.
Boş bakışlarla karşı duvarı incelerken telefonunun mesaj bildirim sesi doldurdu tüm odayı.
"Toplantıdayım şu an. Dün gece için aradıysan, avcunu yalarsın. Zırnık koklatmam. Seni uyarmıştım "
(11:14)
Demet mesajı okur okumaz, gözleri faltaşı gibi açıldı. Çünkü Buket eğer böyle söylüyorsa çok sancılı geçmiş olmalıydı dün gece.
"Peki Andries!" diye bağırdı genç kız ayağa fırlayıp. Hayal meyal bir şeyler hatırlıyordu ama yarım yamalaktı beynindekiler.
Birlikte içerken hangi rengi sevdiğini sormuştu genç kız, hangi müzikleri dinlediğini, hangi yemekleri sevdiğini...
Bu kadar masum konuşmalardan sonra ne çıkabilirdi ki? Kafayı yiyecekti şimdi. Hemen mesaj kutusuna girip cevap yazdı.
"Hemen olup biteni anlatmazsan, Begonvil'e hatırlatıp tepesini attırdığın büyük aşkına, o gittikten sonra ona anonim isimle küfürlü mektuplar yazıp gönderdiğini söylerim."
(11:17)
Bir kaç saniye sonra telefona tekrar bildirim sesi geldi.
"Sinirlenme kardeşim. Nereden sonrası yok, anlat."
(11:18)
Demet zafer kazanmış bir yüz ifadesi takınarak, telefonun klavyesinde parmakları gezinmeye başladı.
"Andriesle konuşuyorduk masada. Ondan sonrasının tamamı yok. Dökül hemen."
(11:19)
Demet ayağa kalkarak odasından eline telefonu da alarak çıktı. İlk durağı banyoydu. Buketin yazacakları uzundu bunu biliyordu, daha doğrusu kendini biliyordu. Devirdiği çam sayısını hesaplamak istemedi. Banyoya girdiğinde telefonu aynanın üzerine koyup, üzerindeki pijamalardan kurtuldu. İç çamaşırlarıyla kaldığında duşa kabine girip, on beş dakikalık bir duş alarak çıktı. Bu arada da banyoda telefonunun bildirim sesi iki kez ötmüştü derken son kez bir daha öttü. Hemen bornozuna sarılıp telefonu eline alarak banyodan çıktı. Odasına girip titreyen ellerle telefonun kilitli ekranını açtı ve mesajları okumaya başladı.
"Baya geride kalmışsın bebeğim. Siz kardeş kardeş takıldıktan sonra, rakı bardağını kaç kez kafana kaldırdın onu bizde sayamadık Demet. İçtikçe içtin, içtikçe içtin. Acımadın kendine be zalım."
(11:47)
"Ardından ortamdan ayrılmadan önce neler anlattın cağnım çocuğa. İlk öpüşeceğin çocuğun seni öpmeden önce dudaklarına hapşurduğunu biliyor mesela, ya da lise birde okuldan kaçtıktan sonra bilmediğin bir semtte kaybolup keraneye düştüğünü de biliyor. Bu kadarı da yetmedi ki kardeşim. O keranedeki kadınlara "bu kadar mı yoksunsunuz be, hiç mi erkek görmediniz de buralara düştünüz" dediğinin her bir kelimesini biliyor. Dua ette keranenin anlamını bilmiyor olsun. Çünkü bu anını söylediğinde çocuk uzaya düşmüş gibi bir müddet boşluğu seyretti de."
(11:56)
Gözleri şokla açılan Demet elini ağzına götürüp hayret içinde telefon ekranına bakıyordu.
"Sadece bunlarla sınırlı kalsa hadi bir yerde kandıracağız çocuğu. İçi temiz, niyeti düzgün bizim kızın diye ama sen daha beterini de yaptın aşkım.
Çocuğunu kol kaslarını sıkıp 'kasların lens mi' diye sordun. O da yetmedi kucağına aldırdın kendini. Çocuk seni alt sokaktan eve getirip yatağa yatırıncaya kadar fıtık oldu. Dua et davacı olmasın senden."
(12:00)
Demet okuduklarıyla bir çığlık kopardı. Oturduğu yerden adeta fırlatırmışcasına kalkarak tepinmeye başladı. "Geri zekalıyım!" diye de ekledi. Hemen mesajlara cevap yazmaya başladı.
"Nasıl ikizsin sen lan? Hele o iki abla sıfatıyla bezenmiş insan müsveddeleri...nasıl izin verdiniz tüm bunlara? Kafayı yiyeceğim. Ağzıma vurup, dizlerimi kırsaydın da yapıp söylemeseydim bunları !" yazıp gönderdi.
Tırnaklarını yemeye başlayan genç kız, telefonu yatağın üzerine bırakıp dolabının önünde durduğunda kapağını açarak temiz çamaşır aldı. Hemen üzerine geçirip diğer dolaba yöneldiğinde, eline ilk gelen eşofman takımını da alarak giydi. O sırada telefonun mesaj sesi tekrar çaldı.
Hemen koşturup telefonunu eline aldı. Gelen mesajı açtı.
"Saçlarından sürümeliydim haklısın. Ne saçmalıyorsun aptal? Begonvil sinir krizi geçiriyordu eve girene kadar. Eğer sarhoş olmasaydın ateşe verecekti seni. Sarmaşık ise eve girerken babama yakalanmamak için kırk takla attı. Ki Sarmaşık için bunlar büyük lokmalar. Hâlâ kalkmış ne diyorsun? Andries'e senin aslında böyle olmadığını, buhranlı bir zamandan geçiyor diyerek yalanlar atma görevi de bendeydi.
(12:17)
Demet bu sefer okuduğu mesajla büyük bir kahkaha attı. "Salak, " diye de söylenmeyi ihmal etmedi.
Cevap vermeyecekti. Çünkü akşam hepsi eve geldiklerinde cevabın alâsını onlar Demet'e vereceklerdi.
***
"Sarmaşık ilk ameliyatına giriyormuşsun. Tebrik ederim." diyen Aylin'in sesini zar zor işiten Sarmaşık odanın kasvetli havasına aldırış etmeden oturduğu yerden, sesin geldiği yöne doğru baktı.
Karşısında soru ve merak dolu gözlerle kendisine bakan kadına "Hangi ameliyata?" diye sordu.
Kadın yerinden kalkarak Sarmaşık'a doğru geldi. Gözlerini kocaman açarak "Hadi canım, cidden bilmiyorum deme. Sinan hocanın ameliyatı işte. Tahtada ismin yazıyordu." dediğinde Sarmaşık'ın gözleri hayretle açıldı. Bundan haberi yoktu.
Ayağa kalkıp odadan çıkarak koridorda ilerledi. Dün gece anca 2 saat uyuyabilmişti ve başı ağrıdan çatlıyordu. Hep o Demet yüzündendi.
Elini alnına getirip yavaşca ovdu. Sıkıntıyla nefes verip tahtanın önüne geldiğinde dikkatle bakmaya başladı.
3. Numaralı ameliyathane.
Enterohelcosis Ameliyatı
Dr: Sinan Gezgin
Asistan Dr : Sarmaşık Ahsen
Selin Onar
Sarmaşık gözlerini ovuşturarak tekrar baktı tahtaya. Eğer bu gerçekse bu onun ilk ameliyatı olacaktı. Biraz daha yaklaştı. Ama yazıyordu işte. İsmi kocaman orada yazıyordu.
"Ne o, inanamadınız mı Sarmaşık hanım?" duyduğu sesle tahtaya dikkatle bakmayı kesip arkasını döndü. Sinan tüm heybeti ve beyaz önlüğüyle Sarmaşık'ın önünde ellerini bağlamış, alayla kıza bakıyordu.
Sarmaşık adamı süzmeyi bırakıp "Günaydın.. Hocam," dedi saf bir ses tonuyla "Ben.. Yani.. Şey.. Şaşırdım.. İlk.." ahh hadi ama Sarmaşık cümle kurmak bu kadar zor bir şey değil.
Sinan karşısında kekeleyerek konuşan ve şaşkınca bakan kızı dikkatle inceleyip, ardından erkeksi bir tonda kahkaha attı.
Genç kız kendi haline ve karşısında gülen adama gülümseyip, elini tekrar alnına koyarak "Saçmalıyorum," dedi.
Sinan elini yere doğru sallayarak yürüme komutu verdi. İkisi yanyana koridorda yürürken Sarmaşık kollarını göğüslerinde toplayarak "İlk ameliyatım olacak. O yüzden heyecanlandım." dediğinde yanındaki adama ufak bir tebessüm gönderdi.
Genç adam ellerini cebine sokarak "İlkler güzeldir, önemlidir. Ama keşke bu bir bağırsak ameliyatı olmasaydı değil mi?" diye sorduğunda ikiside kıkırdadı.
Sarmaşık bakışlarını yere indirerek yürümeye başladığında Sinan seslice bir soluk alıp verdi. Nasıl soracağını bilemiyordu. Zaten pat diye de nasıl sorulurdu ki bu? Ya terslerse, sanane diye söylenirse genç kız? O zaman ne yapacaktı. Hakkı da vardı üstelik.. Ama her şeyi göze alacaktı çünkü kaç gündür uyku diye yattığı yatakta dönüp durmaktan uykuları yalan olmuştu.
"Sarmaşık," dedi bir anda. Genç kız yanında kıvranan adama baktı. "Ben sana bir şey soracağım."
Sarmaşık hevesle yüzüne bakıp kafasını olumlu anlamda aşağı yukarı salladı.
Derin bir nefes aldı genç adam. "O geçen ki adam.." dedi sesinin umursamaz çıkmasına dikkat ederek. "Seni rahatsız ediyor mu hâlâ ?" diye sorduğunda içinin de rahatladığını hissetti. Sanki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı.
Sarmaşık duyduğu soruyla mahcupça bakındı. O günden sonra bu konu hiç açılmamıştı onlar arasında. Çünkü ikisi de konuşmak istememişlerdi.
"Hocam," dedi Sarmaşık başını yere indirdi mahcup bir ifadeyle. "Ben çok özür dilerim. Aslında Engin böyle biri değildi. O gün kafası da yerinde değildi zaten."
Sinan kızın bakışlarının yere kaydığını görünce elini yüzüne götürüp, başını yerden kaldırmak istedi. Bu onun suçu değildi ki. Üstelik kim olsa aynısını yapardı.
"Sarmaşık lütfen yüzüme bak. Senin bir suçun yoktu."
Genç adam içinde coşan hislere küfürler saydırmak istedi. Ne oluyordu ki ona? Bir haftadır tanıyordu karşısında o güzel gözleriyle bakan kızı. Kıskanıyor olamazdı tabi. Hele o maganda tipli adamdan. Hiç te kıskanmıyordu. Sadece iç güdüleri kızın kötü olmasını istemiyordu. Rahatsız edilmesini, laf söylenmesini, hatta onun güzel yüzüne bakılmasını... Hiç hiç istemiyordu.
"Lanet olsun," diye mırıldandı ağzının içinde Sinan. Duymaması içinde büyük bir çaba verdi ama karşısındaki kız "Bir şey mi dediniz?" diye sorunca faka bastığını anladı.
Gözlerini genç kıza dikerek "Yok bir şey. Soruma yanıt alamadım?" diye sordu bu sefer. İçindeki ateşi daha da harlamaya.
Sarmaşık derin bir nefes aldı. Gözlerini açıp kapattıktan sonra "Bir kaç kez." diye yanıtladı karşısında cevap bekleyen adamın sorusunu. Genç kız geldikleri noktayı düşündü o kısa bir an. Birlikte büyümüşlerdi Engin'le. Birlikte okula gitmişler, birlikte yazmaya başlamışlardı. Aynı şeyleri sevip, aynı şeylerden nefret etmişlerdi. Kardeş gözüyle bakmıştı genç kız. Ama durum Engin cephesinden hiçte öyle değildi. En azından 3 yıl öncesine kadar. Güzel bir arkadaş ilişkileri olduğunu düşünürken meğer Engin'in düşünceleri hiçte masum değilmiş. Bir kez daha ofladı genç kız.
Sinan sinirle soludu bu kez. Yediği dayak yetmemişti anlaşılan. Ne demeye rahatsız ediyordu kızı? İstemiyorum diye avaz avaz bağırmışken üstelik. Devam ederse yapacağını biliyordu. Ama ne yapacaktı ki? Hangi sıfatla ne yapacaktı da nasıl koruyacaktı bu güzel gözlü kızı?
Tam ağzını açıp, ne diyeceğini bilemeden bir şeyler geveleyecekti ki arkadan gelen hemşirenin sesi buna mani oldu. Belki de bugün en olması gereken buydu.
"Hocam ameliyathane hazır. Hasta yatış için belgelerini tamamladı. Sizi bekliyorlar."
***
Yaklaşık iki saatin sonucunda ameliyattan çıkan Sinan ve Sarmaşık dinlenme odasına kendilerini attıklarında ikiside yorgunluktan ölüyordu.
Genç kız bir saat sürebilecek bir ameliyatın aksi gelişen komplikasyonlar yüzünden iki saate çıkmasına sevinse mi üzülse mi bilemedi. Çünkü ilk ameliyatının akılda böyle kalmasını istememişti.
"Zor bir ameliyattı," dedi bileklerini ovarken. Genç adam Sarmaşık'ın sesiyle kendisine geldi. Kendini attığı koltuktan başını yatırıp ters baktığı kıza gülümseyerek "Daha zorlarını göreceksin." dedi bilmiş bir edayla.
O sırada Sarmaşık'ın telefonunun mesaj sesi doldurdu tüm odayı. Ve odada ikisinden başka kimse yoktu. Genç kız cebinden çıkardığı telefona baktı. Mesaj dördünün arasında açılmış guruptandı ve Demettendi. Ne zaman açıldığı hatırlanılmayan, dördü arasında açılan bu gurubu kızlar -özellikle ikizler- sık sık kullanıyordu. Grubun ismi ise Çiçek Brother's idi.
Mesajda bir fotoğraf vardı ve fotoğrafta Demet kendini yere atmış baygınlık geçiriyormuş gibi bir hava vererek "Doktor Sarmaşık ve diğerleri.. Beni yalnızca siz kurtarabilirsiniz bu azaptan. Çakmak çakılsa uçacak vaziyetteyim. Sizleri seviyorum. Ne olur bana kızmayın." yazıyordu. Sarmaşık kardeşinin bu haline kıkırdadı. Fotoğrafı yakınlaştırdı. Boğazına evde duran kendisinin yedek steteskobunu takmıştı ve çok şapşal gözüküyordu.
Sinan genç kıza gelen mesajdan sonra, kızın yüzünde güller açtığını görünce elinde olmadan içinde fokurdayan o hisler yine baş göstermeye başladı. Elini yumruk yapıp, düşünmemeye çalıştı ama nafileydi. Bir kez kanı kaynamaya başlamıştı ne yazık ki.
Sevgilisi olabilir miydi? Tabi ya. Böyle güzel bir kızı kim yalnız bırakırdı ki? O Engin zibidisi yetmiyormuş gibi bir de bu çıkmıştı başına. Soramazdı da.. Hem ne diyecekti ki? Sevgilinden mi diye soracaktı? Yok artık daha neler.. Şimdiye kadar tüm kızlar Sinan'ın ayağına gelmişti. Kendisi hiç oralı bile olmamıştı. Peki ya şimdi? Hissettikleri? Üstelik daha ortada bir şey yokken.
Sıkıntıyla nefes verdi. Bu arada kızın telefonu bu sürede üç kez daha çalmıştı ve kızın gülümsemesi git gide büyüyordu. Sinan daha fazla dayanamadı. Ne olacaksa olsundu.
"Çok komik bir şey okuyorsun sanırım." diye temkinli yaklaşmaya çalıştı. Pat diye soramazdı ama ağzını arayabilirdi. Buna hakkı vardı. Var mıydı?
Sarmaşık Sinan'ın sesiyle bir an büründüğü havadan sıyrıldı. Unutmuştu tamamen. Bir kaç adım atarak Sinan'a doğru yaklaşıp yanından geçerek karşısına denk gelen koltuğa oturdu.
"Kız kardeşim," dedi genç kız "Biraz uçarıdır da, o güldürüyor yüzümü."
Niye açıklama yaptığına dair bir fikri yoktu Sarmaşık'ın. Sanırım geçen ki olaydan sonra aklında daha fazla kötü bir yer edinmek istemediği içindi. Yeterince rezil olmamış mıydı?
Sinan duyduğu cevapla gözleri parladı sanki. Rahat bir nefes alıp, oturduğu yerde dikleşti. "Bir kız kardeşin mi var?" diye sordu kızın hakkında her şeyi öğrenmek istercesine.
Genç kız aklına gelenlerle gülümsedi. Demet'in o şapşik halleri gözünün önüne geliyordu. Buket'in o tavırları. Begonvil'in sakin sağduyulu halleri..
Kardeşleri onun için birer hazineydi. Çok kıymetli birer hazine.
Gülümseyerek "Aslında üç," dedi. "Benden üç yaş büyük bir ablam var. Benden bir kaç yaş küçükte ikiz kız kardeşlerim."
Sinan kendisinden bir parça bir şey söyleyen kıza dikkatle baktı. Bu dünyaya Sarmaşık gibi üç kız daha diye düşündü. Acaba hepsi de böyle miydi? Böylesine güzel, böylesine naif..
Tabi bilmiyordu ki ikizlerin naiflikten anlayışlarını. O Sarmaşık'a has bir özellikti. Değilse ikizler naifliğin yanından geçemezlerdi.
Sinan aklına bir şey gelmişcesine durdu. Kıza daha dikkatle bakarak "Tanışmayı çok isterdim. Yani..." diye geveledi. Nasıl diyecekti ki beni sana çeken bir şeyler var ve ben senin her şeyini bilmek istiyorum diye.
Sarmaşık karşısında konuşmaktan çekinen adama baktı uzun uzun. Bir şeyler oluyordu.. Genç kızın daha önce başına hiç gelmediği şimdi ise çok fazla bocaladığı bir şeyler.. Kaburgalarının altında kalan bir şey, bu aralar fazla mı mesaiye kalıyordu acaba?
Sinan sıkıntıyla nefes verdi. Cümlesini tamamlamalıydı. Bu duygular elbette ona yabancıydı ama bunlar bana çok fazla, gerisine lüzum yok diyecek cesareti de bulamıyordu kendinde. Çünkü karşısında ona çipil çipil bakan bu kızın gözleri çok güzeldi ve çekilmesi an meselesiydi. Boğazını temizledi tok bir sesle. Madem bir cümleye başlamıştı, devamını yalan da olsa getirmeliydi. Aşkta her yolda mübahtı öyle değil mi?
"Yani asistanlarımın ailelerini bilmek gibi bir prensibim vardır benim." gerçekten altında hiçbir şey aranmayacak bir cümle kurmuştu Sinan. Çok yaratıcıydı da üstelik. Kimin aklına gelirdi ki böyle bir savunma?
Sarmaşık karşısındaki dağ gibi duran adamın şekilden şekle giren yüz ifadesine kıkırdamamak için kendini zor tuttu. Kalbinin bir şeylere daha dayanamayacağını anladığında oturduğu yerden kalkarak kapıya doğru yöneldi. Tam çıkacakken taşikardisine rağmen arkasını dönüp "Belki bir gün tanışırsınız." diyerek kapıyı açarak çıktı.