7. BÖLÜM

1204 Kelimeler
Buket nefret ettiği ortama bir kez daha arkadaşı tarafından zorla getirilmişti ve şu an oflamaktan yanakları ağrımaya başlamıştı. Kitaplardan ve şiirlerden nefret eden Buket ne zaman buraya gelse içine bir huzursuzluk çökerdi.Çünkü gizemli kişi tarafından hatıra defterine yazılan o satırlarda şöyle yazıyordu; "Beni, bu satırları okuduktan sonra belki de şiirlerde arayacaksın. Her mısrada karşına çıkacağım ama sen beni çıkartamayacaksın. Şimdi şiirleri sevmediğin gibi, ilerde de sevmeyeceksin belki ama okuduğunda ruhuna ilmek ilmek işlenecek bu satılar. Sen beni okumadığın dizelerde bulacaksın Buket. Senin ruhunu en çok şiirler iyi edecek ama sen yine beni bilemeyeceksin." İşte tam da bu yüzden nefret ediyordu Buket kütüphanelerden. Milyonlarca kitabın içinden nasıl bulacaktı bu gizemli kişiyi? Derin bir nefes alıp, yana yakıla istediği kitabı arayan arkadaşına dönüp "Aleyna yemin ederim seni bırakıp gideceğim şimdi ya! Kızım hadisene yarım saattir bulamadın aradığını!" dedi. Aleyna söylenen arkadaşına gözlerini devirerek, elindeki kitabı rafa bıraktı "Sen bulabildin mi yıllardır aradığını?" diye alayla sorarak arkadaşını kızdırmayı başarmıştı. Buket bu sefer hüzünlü bir nefes alarak , arkadaşının söylediğine, bakışlarını başka tarafa çevirdi. Haklıydı o satırları yazan. Buket hiç sevmiyordu şiirleri, kitapları. Bu yadırgadığı bir şey değildi de, onu asıl düşündüren o satırları yazanın söylediği şeylerin gerçeklik payı. Asıl kafasını kurcalayan nokta buydu. Onu bu kadar iyi tanıyan, onu bu kadar iyi tanıyabilecek. Geniş bir koltuğun kolçaklarından tutunarak oturdu Buket. Düşünmek istemiyordu artık hiçbir şeyi. Ama bu çaresizlikte bırakmıyordu yakasını. Kalbi kor gibi olmuştu yine. Tıpkı ilk kez o satırları okuduğu zamanki gibi. İlk defa lise bir de farketmişti, hatıra defterinin son sayfasına, kıyıya köşeye yazılmış o satırları.. Çok saçma diye düşündü genç kız. İnsanın görmediği birine bu denli alışması çok saçma dedi. Ayrıca çokta anlamlı şeyler yazmıyordu o satırlarda. Öyle değil mi? Yazıyor muydu? Yazıyordu tabi aptal, diye söylendi içinden kendi kendine. 'Keşke' dedi 'keşke bulabilsem. Onunla satırlarda sussak.' Derin düşüncelere gömülen genç kız çıt çıkmayan kütüphanede kendini yalnız hissetti. Zaten hepte öyle hissetmiyor muydu? Onlarca kitabın, onlarca kitabın içindeki insanların arasında yapayalnız. Keşke herhangi bir kitap seçse şimdi, kitabın ana karakterini çekip alsa satırlardan. Sonsuza kadar arkadaş olsalar. Sıkıntıyla nefes alıp, yüzünü avucuna yaslayıp dirseğini de dizinde sabitledi. Tam önünde masanın üzerinde duran bir kitabın açık sayfasında bir şiir çarptı gözüne. Yaklaşıp mırındanmaya başladı. Bu Nazım Hikmet'in şiiriydi ; O, yalnız ağaran tanyerini görüyor ben, geceyi de Sen, yalnız geceyi görüyorsun, ben ağaran tanyerinide. Gözlerini sımsıkı yumdu Buket, şiiri mırıldandıktan sonra." Neredesin ?" diye söylendi. "Şimdi nerelerde aynı şiirlerde gözlerimizi kapatıp, sen o hatıra defterin sahibini bende, o mısraları kalbime görünmeden nakşedeni düşünüyoruz?" Doğruluğunu tarttı kafasında. Aralarında belki de ülkeler kıtalar vardı. İçi sızladı genç kızın. Hiç görmediği ama o satırlarda kendisini çok iyi tanıyan insanı çok merak ediyordu. Tam da o anda böyle hissederken bir şarkının nakaratını duydu Buket iki raf ardından. Yumduğu gözlerini açıp etrafa bakınmaya başladı. Sesi çok kısıktı ama bu onu düşüncelerinden bir anda çekip çıkartmaya yetmişti. Afalladı. Ne kadar sevmese de bu ortamı, burada sessizliğin baki olduğunu bilirdi. "Ben hala dolaşıyorum avare Hani görsen enikonu divane Ne yaptıysam olmadı, ne çare Unutamadım gitti.." Buket etrafında şarkı başlar başlamaz, insanların uyarıcı uğultularını da duymaya başladı. İki raf ötesinden gelen ses, nakarat biterken aynı hızla uzaklaşmaya başladı şimdi. Sanki Buketin hisleri de gidiyordu o sesle, o şarkıyla. Ayağa kalkıp sesin geldiği yöne doğru rafları geçip, şarkıyı açanı merak etti. Yürüdü, biraz daha yürüdü. Ama kimse yoktu. Tam da o an kütüphanenin kapısı hızla örtüldü. O tarafa doğru bakmak için kafasını çevirdi ama gördüğü büyük bir boşluktu. Kendisini bundan sonra teskin edemeyeceği dolu dolu bir boşluk... * "Demet bir daha mor kazağımı alırsan, o sarı saçlarını sen uyurken mora boyarım," diyerek bağıran Buket'i kim takıyordu ki. Kendi kendine söyleniyordu anca. Odadan ses gelmeyince biraz daha kapıya yaklaşarak "Duydun mu beni allahın çirozu," diye azarladığında elindeki pantolonu dolabına savurdu. Ne giyecekti? Şu an tek düşündüğü aslında buydu. Akşam üniversiteden iyi anlaştığı bir arkadaşının doğum günü partisi vardı ve on beş dakikaya kadar hazır olmazsa arkadaşları onu almadan gidecekti. Oflayarak yerinden doğrulduğu anda elinde deminden beri başrolde olan mor kazakla kapıdan içeriye giren ikizini gördüğünde sevinçle bir çığlık attı genç kız. Demet kardeşinin çığlığına gözlerini devirip yüzünü buruşturdu. "Bu kadar sevineceğini bilseydim, daha önceden getirirdim demeyeceğim çünkü çığlığın kulağımı deldi." Elindeki kazağı bir anda kardeşinin kafasına atarak "Al," dedi ellerini göğsünde birleştirip "O kızıl Selin cadısına çok bile ama şimdi sen benim ikizimsin. Paçoz paçoz gitmene gönlüm razı gelmedi." dedi. Buket başına geçirilen kazağı bıkkınlıkla alarak üzerine giydi. Bir yandan da kardeşine söyleniyordu. "Bir türlü sevemedin şu kızı. Ne yaptı sana ?" Demet kardeşinin ciddiyetle sorduğu bu soruyu elbette cevaplayacaktı. "Daha ne yapsın be, beni düşmanıma fişleklemiş. Ayrıca sen nasıl dost oluyorsun bu şeytanla. Dostumun düşmanı, düşmanımdır taktiği pek geçerli olmuyor sanırım sende." diyerek alayla dudaklarını kıvırdı genç kız. Buket tam ağzını açıp bir şey diyecekti ki aşağıdan gelen korna sesiyle geri yuttu söyleyeceklerini. Pencerenin önüne gidip, perdesini sıyırarak gelenleri teyit etmek istedi. Ve evet gelenler onu alıp partiye götürecek arkadaşlarıydı. "Çekil Demet. Seninle uğraşamayacağım. Gece on ikiden önce evde olurum, babamı idare et." Demet'in aklına bir şeyler gelmişcesine hin hin sırıttı. "Tamam kül kedisi. Sen rahat rahat, gezdir kıymetlini. Ayakkabını filan da sütü bozukların arasında unutma sakın." Buket gözlerini devirerek, kardeşinin yanından geçti. Son kez boy aynasından kendisine bakarak odadan çıktı. Mutfağa doğru ilerleyip, annesine gideceğini söyleyecekti fakat annesinin sürprizinden habersizdi. Hızla mutfağa girdiğinde annesinin elinde saklama kaplarını gördüğünde kaşlarını çattı. Şu an annesinin elinde beş tane ayrı ayrı saklama kabı vardı ve hepsini özenle siyah bir poşete koyuyordu. "Hayırdır sultanım, mahalleyi mi doyuracaksın?" Annesi Filiz hanım kızının sesini duymasıyla, arkasını dönüp "Hah gel Buket, bende seni bekliyordum." dedi. Allah allah partiye yemek mi götürecekti. Ne komik olurdu ama partiye elinde saklama kaplarıyla girseydi. 'Buyrun gençler, müesseseden' deyip salonun hak ortasına koysaydı. Buket düşündükleriyle sesli bir kahkaha attı. Onu gören annesi kaşlarını çatıp "Deli misin kız sen?  Ne gülüyorsun kendi kendine?  Valla evde kalacaksın sen, bu kız deli almayalım bunu diyecekler." diyerek saklama kabı dolu poşeti kızına uzattı. Buket gülüşüne bir anda keserek ciddileşti. "Çok komik anne, gece hatırlat geldiğimde güleyim." Annesi Filiz hanım gözlerini devirdi. "Al şunları, karşı bakkal Hayri'nin üst katına yeni kiracılar taşınmış. Aşağı ineceksin, şunlarıda ver kızım. Sevaptır, koşuşturmadan yemek yapamamışlardır." diyerek elindeki poşeti kızın eline tutuşturdu. "Anne-" Buket'in bir şeye demesine fırsat vermeyen Filiz hanım, mutfağı terketti. Çünkü biliyordu başka türlü Buket o poşeti hayatta kimseye götürmezdi. Genç kız oflayarak başka çarenin olmadığını kabullendiğinde hızla mutfaktan çıkıp sokak kapısını aralamayı başardı. Kapıda farları yanık arabayı gördüğünde, el işaretiyle 'bir saniye' diyerek yolun karşısına geçti. Zaten karşı karşıyaydı evle, bakkal Hayri'nin evi.  Bir kaç merdiven çıkarak, zile dokundı genç kız. Beklemeye başladı. Aradan on beş saniye sonra kapı aralandı ve içeriden ellili yaşlarında hafif şişman, baş örtülü bir kadın çıktı. "İyi akşamlar efendim, ben karşı apartmanda oturuyorum. Siz yeni taşınmışsınız sanırım." diyerek elindeki poşeti kadına uzattı. "Bunları annem gönderdi." Kadın gülümseyerek karşısında parıl parıl bakan kıza "Sağol yavrum. Allah razı olsun. Zahmet etmişsiniz." deyip elindeki poşete uzandı. Bukette gülümseyerek karşısında tatlı tatlı gülümseyen kadına baktı. "Afiyet olsun." diyerek arkasını dönüp yürüyecekti ki bir ses durdurdu onu. "Bu ses," diye mırıldandı. Arkasındaki kapı henüz örtülmemişti ve o sesin bu evin içinden geldiğinden adının Buket olduğu kadar emindi. Bu ses, sabah kütüphanede duyduğu o şarkının sesiydi. Parçanın aynı yeriden, ve aynı kişinin sesinden. Tam da sabah dinlediği o muazzam nakarattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE