22. BÖLÜM

1421 Kelimeler
Begonvil sanki yıllardır uyuyormuş gibi bir huzurla gözlerini aralamak istedi. Böyle güzel nasıl uyuyabilmişti günler sonra?  Çenesinin altında kalan kolunu ileriye atıp, gerneşmek istedi gözlerini açmadan. Fakat üzerinde hissettiği ağırlıkla ne olduğunu anlamaya çalıştı bir kaç saniye. Tekrar kolunu oynatmaya çalışırken, bu arada gözlerini de aralamayı başarmıştı. Gözlerini açar açmaz karşılaştığı manzara geniş kaslı bir göğüs oldu. Ümit Asım'ın neredeyse içine girmiş bir şekilde uyuyordu, üstelik genç adımın ağırlığının yarısı Begonvil'in üzerindeydi ve genç kız şimdiye kadar nasıl nefessizlikten ölmediğini düşündü. Ümit Asım'ın sağ eli genç kadının belini sımsıkı kavramış, diğer eli ise Begonvil'in başının altından geçmiş, kızı mengene gibi sarmalamıştı. Kaç saattir bu pozisyondalardı acaba?  Genç adamın kokusu Begonvil'in içine çekmesine sebep oldu çok kısa bir an. Ardından toparlanıp önce belindeki elinden kurtuldu, ardından genç adamın kolları arasından tamamen çıktığında yatakta doğrulmayı başarmıştı. Derin bir nefes alıp dün olanları düşündü. Başına gelenleri, bir daha asla kalkamam dediği o buz gibi yerden nasıl kalktığı üstelik yanında Ümit Asım'ın desteğiyle. Kafasını çevirip hala aynı pozisyonda uyuyan genç adamın yüzüne baktı tebessümle. İçinden geçen karmaşanın önünde nasıl duracaktı şimdi? Dün o adam çok büyük sözler vermişti genç kıza.. Peki bundan sonra ne olacaktı?  "Fazla mı daldın yakışıklı suratıma?" Ahh Ümit Asım. Begonvil duyduğu sesle daldığı yerden hızla çıkıp irkildi. Genç adamın sesi onu kendine getirmişti, yine ve yeniden. Ayağa kalkmak için hareketlendi Begonvil, şaşırsa da yüzündeki tebessümü bozmadan. "Uyumuyor muydun sen?" diye sordu hızla. Ümit Asım uyku sersemi aldığı cevapla kollarını geriye doğru açarak gerneşti. Sırıtarak "Ne o," dedi sesinde bariz bir alayla "Yine mi koyup kaçacaktın?" Begonvil'in aldığı cevapla yüzündeki gülümseme soldu. Ellerini bacaklarının yanlarından geçirerek yatağa yasladı. O günü hatırladı anında. Hoş zaten unutamıyordu ya. Birbirlerinin dudaklarında aldıkları nefesleri daha dün gibi hissediyordu kendi dudaklarında. Peki Ümit Asım da hatırlıyor muydu? Rahat bir tavırla "Hatırlıyor musun ya sen o.." "Beni öpmeni mi?" Ümit Asım anın verdiği heyecanla kızın sözlerini kesti ama bilmiyordu ki kendi idam ipini de kesmişti. Begonvil genç adamın bu sözüyle hızla Ümit Asım'a döndü. Ateş çıkan gözlerini tam avına sabitleyip "Ahlaksız," dedi sertçe "Onu mı soruyorum ben?" Begonvil konuştukça Ümit Asım'ın keyfi daha da yerine geliyordu. Ellerini başının altına koyup genç kıza yattığı yerden bakmaya devam ederken "Ha yani sen beni öptüğünü kabul ediyorsun?" "Ne?!" "Yalan mı Begonvil? Hadi aksini iddia et." rahatından asla ödün vermedi Ümit Asım. Sinirleri gittikce zıplıyordu Begonvil'in. "Asıl sen beni öptün be," dedi azarlar gibi "Sen öpünce karşılık verdim sadece."  hadi ama, yapma Begonvil. Genç adam duraksadı. Elbette o da unutamıyordu o günü. O kıpkırmızı dudakların her çizgisi beynine kazılıydı, sanki yıllardır öpüyormuş gibi. Bu sefer derin bir nefes alıp konuşan Ümit Asım oldu. "Evet, çok güzel karşılık verdin hemde." dedi  o efsunlu sesiyle. Begonvil kalk yataktan, hiç iyi şeyler olmayacak. Genç kadın afalladı. Anında ayağa kalktı kekeleyerek. "Hm, şey," tabi panikle ayağa kalkınca Begonvil gece dönüp durmaktan elbisesinin kalçasının bitiş çizgisine kadar çıkabildiğini hesaba katamadı. Bu durumdan habersiz karşısında duran boy aynısının önüne ilerlerken utana sıkıla "Banyonu kullanabilir miyim?" diye sordu. Buralar fazla mı sıcak oldu ne?  Aynanın karşısından geçerken, benliği takıldı gözüne. Gözlerinin altında son bir haftadır oluşan göz torbalarının sanki bugün biraz kaybolduğunu gördü. Sevinerek aynaya biraz daha yaklaştı, ardından yüzünü inceledi dikkatle. Rimeli biraz akmış, göz kalemi biraz da sıvışmış olsa da yine de çok iyiydi. Kız güzeldi, haddinden fazla güzeldi hemde. "Baksana," dedi arkasına dönmeden Ümit Asımla aynadan göz teması kurmaya çalışarak "Duşunu da kull.. " ardından gördüğüyle dikkati dağıldı. "Nereye bakıyorsun ya sen?" ahh işte doğru soru bu. Çünkü Ümit Asım yaklaşık bir dakikadır Begonvil'in eteğinin kalçalarına kadar sıvrılıp, açıkta bıraktığı bacaklarının röntgenini çekiyordu. Kafası eş zamanlı olarak Ümit Asım'ın baktığı yere yöneldiğinde kısa bir şok geçirip sıyrılan eteğini aşağıya indirmeye çalıştı. "Sapık mısın sen?" diye sordu sinirle. "Uyarmıyorsun da." adam gözlerini şenlendiriyor, niye bozsun bunu? Ümit Asım'ın yutkunuşu Begonvil'i daha da gerdiğinde genç adam yatakta doğruldu. "Kendimle iddiaya girdim," dedi yarı ciddi yarı alaylı bir sesle "Bacak boyun kaç?" ardından ekledi. "Ayrıca güzel anlarımın katili mi olacaksın sen hep böyle?" yataktan çıkarak ayağa kalktı. Ardından saniyeler içinde soluğu genç kızın yanında alan Ümit Asım tam önünde durduğunda Begonvil'i tanıdığından beri utandığına hiç şahit olmadığını hatırladı. Şimdi ise karşısında pancara dönen kadının hayal mi gerçek mi olduğunu kafasında tartmaya çalışıyordu. Çok kısa bakıştılar, daha sonra Begonvil söyleyecek bir şeyinin olmadığını hissederek banyoya yönelmek istedi. Fakat Ümit Asım buna izin vermeyip genç kadının bileğinden yakaladı. Şimdi Begonvil yere, Ümit Asım dikkatle kıza bakıyordu. "Görmek istiyorum." dedi kendinden beklenmedik bir sesle. Hoş bunu ne kendisi, ne de karşısındaki kadın bekliyordu ya.. Begonvil yerine çivilenmiş gibi kaldığında ne yapacağını bilemeyerek bocaladı. Bileğini tutan el o kadar gevşekti ki, her an çekip gidebilirsin diye avaz avaz bağırıyordu sanki. Her an vazgeçebilirsin.. Zaten Ümit Asım da bunu ona zorla yaptıracak biri değildi. Fakat sence de artık bir şeylerin üzerine gitmenin, yaralarının üzerindeki kabukları bir anda acımasızca çekip atmanın zamanı gelmedi mi? Yüzünü tamamen Ümit Asım'a döndü Begonvil. Belki de konuşmasalar her şey daha kolay olacaktı. Kendisi bu denli susarken, acıları yine ona ihanet edip seslerini duyuracaklardı belki. Ama olacaktı. Artık kaçmak yoktu. Bileğinin üzerinde duran gevşek eli aşağıya indirdi. Ardından gözlerini Ümit Asım'ın gözlerinin içine mıhlayıp elbisenin yanında olan fermuara uzandı usulca. Elleri titriyordu ama bunu şimdi yapmazsa belki bir daha şu an ki cesareti bulup yapamayacaktı. Fermuar aşağıya indikçe içindeki patlamaya hazır mayınlarınbir bir patlamaya başladığını da hissediyordu. Gözlerini birbirinden asla ayırmayan ikili sonucunda ne olursa olsun asla birbirlerini bırakmayacaklarını da aşılıyordu birbirlerine. Fermuar tamamen aşağıya indiğinde, bu kez sol elini omzunda duran askıya getirdi usulca. Aşağıya doğru indirdi. Ardından diğer tarafındaki askıyı da indirdiğinde mayınların sayıları da azalıyordu sanki. Tek atımlık canının kalmasına son bir kaç mayın. İçine derin bir nefes çekip, gözlerini karşısındaki adamdan ayırmadan bir çırpıda elbiseyi omuzlarından indirip özgür bıraktığında, aynı anda elbise ayaklarıyla buluştu. Şimdi zangır zangır titreyen vücuduyla, buz gibi yağmurların altında, içinde patlayan mayınların ateşini söndürmeye çalışacaktı, biliyordu. Ümit Asım'ın gözleri genç kadının gözlerinden ayrılıp usul usul Begonvil'in bedeninde mıhlanan mezarlığı buldu eliyle koymuş gibi. Ardından önünde küçük bir kız çocuğu gibi titreyen bedenden bir adım geriye gitti. Aynı anda elleriyle genç kadının çıplak kollarını kavradı. Bu titrememesi, ben burdayım demek içindi. Ardından elleri genç kadının kollarından yavaş yavaş inerek elleriyle buluştuğunda, ellerini sımsıkı kavradı. Bu da avuç içlerim bundan sonra hep ellerinin arasında duracak demekti. Ümit Asım'ın elleri durmuyordu, genç kızın ellerini geçip elleri bu sefer belini buldu. Bunları yaparken genç adam yavaş yavaş genç kadının önünde diz çöküyordu aynı zamanda. Önünde eğiliyordu genç kadının tüm yaralarının. En son ellerinin son durağı genç kadının karnı olduğunda duraksadı. Artık tamamen dizlerinin üzerindeydi ve bundan zerre gocunmuyordu. Peki şimdi Ümit Asım bu, açık hâlâ kapanmamış yarayı nasıl tutacaktı ellerinin arasında. Nasıl iyileştirecekti orayı? Begonvil'in kasığının üzerinde biraz aşağıya doğru kayan tam on yedi tane dikiş izi vardı. Bir daha çocuğu olmayacaktı ya hani, işte onun emareleriydi bunlar. Soğuk, acımasız, yakıcı.. Ümit Asım genç kadının külodunun altından da gözüken dikiş izlerine dokunmak istedi. Onu ellerinin arasına alıp, ona belki canımı veririm sonunda, ama iyileştiririm demek istedi. Begonvil'in hayattaki en büyük yarasını alıp, kendi karnının üzerine yapıştırmak istedi ama mümkün değildi değil mi öyle bir şey?  Asla mümkün olmazdı. O ana kadar Ümit Asım da ellerinin titrediğini bilmiyordu. Sağ elini kaldırdığında anladı ancak bunu. Titreyen elini yavaşça genç kadının bedenindeki en büyük emarenin üzerine koymak için kaldırdı. Bunu anlayan Begonvil bir adım geri kaçmak istedi. Çünkü o yara yıllardır kilitli bir sandığın içindeydi ve anahtarını da içinin en kuytu köşesine atmıştı. Şimdi ise Ümit Asım kendi yarattığı anahtarla o sandığın kilidini açmaya çalışacak, eğer başarısız olursa sonunda ikisi de o kuytu köşede can verecekti. Kafasını kaldırıp kendinden bir adım uzaklaşıp, elini havada bırakan genç kadına baktığında, onun gözleri sımsıkı kapalıyken, yanaklarından boynuna doğru akan gözyaşlarını gördü Ümit Asım. İçi sızladı. "Açma gözlerini," dedi kısık sesle, ama sesindeki çaresizlik tüm cihanının umutlarını söndürebilirdi. "Yaralarına bir tek ben bakayım, izin ver." Begonvil böyle bir şeyi beklemediğinden afallasa da sonunda Ümit Asım'a izin verdi. Ümit Asım korkusuzca sağ elini kaldırıp, Begonvil'in dikiş izlerinin sadece bir kısmının gözüktüğü yere sürttü sakince. Her dokunuşundan şefkat oluk oluk akıyor, Begonvil'in içinde bir bir patlayan mayınların yangınlarını söndürmeyi başarıyordu. Ümit Asım elini genç kadının külodunun üzerinde de gezdirdi. Ardından biraz eğildi. Ve biraz daha. Tam elinin altında can bulan Begonvil'in, yaralarının hâlâ atmaya çalışan kalbini öperek, o kalbin damarlarını bir bir keserek çok uzaklara savurdu. Acımadan, şefkatle, en can alıcı şekilde.. Genç kadın put gibi kalırken, aslında üzerine yağan buz gibi yağmurların varlığının da çekildiğini hissetti. Şimdi her yer güllük güneşlikti. Her yerde misler gibi ilkbahar havası, zehrini tamamiyle akıtan bir yılanın çaresizliği vardı. "Senin yaralarında pencere inşa ederim Begonvil, seni yine orada bırakmam."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE